Türk Düşmanları Neden Özalcı

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek

! Türk Düşmanları Neden Özalcı

Mesaj tarafından İlteriş Kağan Bir Çarş. 5 Ocak 2011 - 9:37

Türk medyasına baktığımızda bırakalım medyayı, devleti yönetenlerden tutunda devlete sızmış “sahte dinci-bölücü-batıcı” şeytan üçgeninin ortak bir özelliği var. Hepside sıkı birer Özal hayranı.



“Söz konusu Türklük ve Atatürk düşmanlığı olduğu zaman en sağdaki ile en soldakini hangi güç bir araya getiriyor?” Söz konusu özal olunca neden herkes bir şekilde “Özalcı” olupta esip gürlüyor?

Geçenlerde adının önüne bilmem ne unvanı gelmiş bir “fetocu” zibidi, Erdoğan Tayyip'e akıl veriyor. “Özal olsaydı bunları görevden alırdı” diye? Tabi Erdoğan Tayyip'te bunu düşünmemiş değil ama, cesaret edememiş şimdilik.

Tabi bu başka bir yazının konusu. Biz gelelim asıl meseleye? Bütün bu Türk düşmanları neden “Özalcı”? Özal'ın ne gibi bir özelliği var ki bütün bu hainleri aynı potada eritebiliyor? Ya da bu hainleri aynı potada eriten Özal mı? Yoksa Özal'ında içinde bulunduğu ve, ABD başkanının söylemi ile Amerikalılardan daha fazla çıkarını düşündüğü ABD mi?

Şöyle tarih sayfalarını karıştırdığımızda “Özalcıların” neden “özalcı” oldukları ve bu “özalcıların” maskelerini ortaya döküyor.ÖZAL'IN İÇ YÜZÜ

Bütün dünyanın emperyalizme karşı ayaklandığı bir zaman da ülkemizde de “6. Filo” ile Türkiye'ye gelen ABD askerleri “Türk kadınlarını daha iyi becerebilsin” diye, Ülkemizdeki genel evlerini boyatma görevini başarı ile yerine getirmişti.

Ve bu görevini yerine getirmesinin ödülü olarak 12 Eylül barbarlığı sayesinde bu ülkenin başına geçirildi.

Özal bu ödülün altında kalmadı. Hemen 24 Ocak “Türk Milletine” tecavüz yasalarını meclisten geçirdi. Daha önce “Türk kadınlarını” Amerikan askerlerine hazırlayan Özal, artık bütün bir milleti hazırlamaya başladı.

Özal'ın marifeti sadece bunlar mı? Tabi ki değil.

Ermenistan'ın, Azerbaycan'ı işgali sırasında Azeriler için “onlar şii biz sünniyiz” deyip Ermenistan'a malzeme satmaya devam ederek nasıl bir Türk düşmanı nakşibendi ırkçısı olduğunu ortaya koyanda Özal dı.

PKK ile üçbeş çapulcu diye mücadele etmeyen de?

Talabani- Barzani'ye pasaport vererek Kürdistan'ın temellerini atanda.

Türk ordusunu küçük düşürmek için don paça ordu denetleyende.

“Devlet laik olabilir ama ben değilim” diyerek milleti mezhepsel ayrılığa gark edende. Ve siyasi yasakların kalkmaması içi propaganda yapanda “damokrat özal(!)” dı. Gerçekten de Özal iyice incelenirse, nasıl bir “Türk Düşmanı” olduğu ortaya çıkacaktır.

Şimdi anladınız mı? Türk düşmanları neden Özalcı? Çünkü onların arayıpta bulamadığı tüm fırsatları, Özal sermiştir ayaklarının altına. Ve bunlar bu günkü saltanatlarını Özal'a borçlular.










En son İlteriş Kağan tarafından Salı 22 Mart 2011 - 0:02 tarihinde değiştirildi, toplamda 5 kere değiştirildi


Türkdeğil Gürcüyüm Eşimde arap , şehide kelle anmaya yaygara diyen adamı, Türk Devletine Başbakan yapıp, Real Madrid'e Çukurca saldırısını siyah kol bandı taktırıp protesto ettiren Mesut'u, Alman vatandaşı olup, Alman milli takımına gittiği için hain ilan eden bir miletiz. Harikayız lan biz.Kanla alınan yurtları oyla sattık. İşgâl ordusunda aşçı olamayacak adamları, Türk yurdunda başbakan yaptık. ANLAYANA

"İslam'da ırkçılık yok" diyerek güya Türkçülüğü yermeye çalışanlar, aynı ırkın evlatlarını mezhep kavgasıyla birbirine kestiren dinci enternasyonellerdir.

[b]"Şu devletin başına Ulu bir Hakan geçtiği gün Diyarbakır'dan girip Tebriz'den çıkıcaz, sonra devlet güneydoğuya deniz getirdi diyeceksiniz, kan denizi.[/b]"
avatar
İlteriş Kağan
Yazışmalık Yöneticisi


Yazışmalık Yöneticisi





Yaş Yaş : 36
Cinsiyet Cinsiyet : Erkek
Nerden Nerden : Turan
Lakap Lakap : ©ﻕΞתς яΞiS
Doğum Tarihi Doğum Tarihi : 01/10/81
 Atsız´ın hangi kitaplarını okudunuz? Atsız´ın hangi kitaplarını okudunuz? : Hepsini Okudum
İletiler: İletiler: : 5396
Üyelik Tarihi Üyelik Tarihi : 06/01/09






Kullanıcı profilini gör http://ilteris.forum.st

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

! özal dönemi - açıklamalar

Mesaj tarafından İlteriş Kağan Bir Çarş. 5 Ocak 2011 - 9:38

(1)- Biz eskiden DÜNYA BANKASI gibi ULUSLARARASI kuruluşlarda görev yapan TÜRKLER'i "üstün vasıflar"ından dolayı BATILI yöneticiler tarafından seçildiğini zannederdik. Sonradan öğrendik mi, bu örgütlere üye olan her ülkenin katkısıyla "orantılı", daha doğrusu orantısız, belirli sayıda kontenjanı varmış!..Her ülke bu kadroları kendi istediği elemanları tayin edermiş... Bu meyanda TÜRKİYE'nin BİRLEŞMİŞ MİLLETLER, DÜNYA BANKASI, İMF gibi kuruluşlardaki toplam kontenjanı 70 kadarmış!

Ne yazık ki, TÜRKİYE konuya önem vermediğinden bu kadrolara ya torpilli kişileri tayin edermiş, ya da YABANCI kuruluşlara "SİZ SEÇİN" dermiş!.. GAVUR bu, fırsatı kaçırır mı?.. Onlar da TÜRKİYE'nin kontenjanına hep RUM, ERMENİ, YAHUDİ, LEVANTEN asıllı vatandaşlarımızdan seçer, tayin ederlermiş!..

MASAL sıgasıyla anlattık, ama tamamı GERÇEK!.. Mesela bizim konuyu incelediğimiz 1996 yılında TÜRKİYE'nin ULUSLARARASI KURULUŞLAR'daki 70 kontenjanından 13'ünde ÖZ-BE-ÖZ TÜRK vatandaşımız vardı, 17 tanesi BOŞ idi, geri kalanı da GAYRIMÜSLİM AZINLIKLAR'dan oluşuyordu!..

Daha önce söyledik... Bizim kendini TÜRK sayan, TÜRKİYE'den başka VATAN ve DEVLET tanımıyan sadık azınlık vatandaşlarımıza bir diyeceğimiz yok!.. Ama oranları %1 nisbetinde olduğu için DEVLET kadro ve İŞ hayatında o oranda temsil edilmelerini isteriz. Buna göre 70 kişiden birinin bile GAYRIMÜSLİM AZINLIKLAR'dan olması, TÜRKLER'e haksızlık olur!..

Biz yurt dışında bulunduğumuz süre içinde, sadece TÜRKİYE için değil, bütün diğer MAZLUM ülkeler için KORKUNÇ bir oyun oynandığını gördük, ve kimsenin üzerinde durmamasına hayret ettik!

Tesbitimiz şudur: Bütün ULUSLARARASI kuruluşlar, dünyada 179 DEVLET olmasına rağmen, hiç DEMOKRATİK olmayan bir şekilde başta ABD ve İNGİLTERE olmak üzere, FRANSA, ALMANYA, JAPONYA, İTALYA, HOLLANDA, BELÇİKA, DANİMARKA, KANADA, İSVİÇRE ve İSRAİL'in kontrolündedir. İsrail, çünkü hemen her ülkede yahudi vardır, ve maalesef B. MİLLETLER kadroları hep yahudilerle doludur. RUSYA ve ÇİN sadece BİRLEŞMİŞ MİLLETLER'de VETO hakkıyla etkilidir. Sair devletlerin en ufak bir SÖZ HAKKI yoktur!

1990'dan önce SOVYETLER BİRLİĞİ güçlü olduğu için BİRLEŞMİŞ MİLLETLER Genel Kurulu'ndaki bağlantısız ülkeleri etkiliyor ve BATILI devletleri sıkıştırıyor, bu suretle diğer ULUSLARARASI kuruluşlarda da belirli ölçüde etkili oluyordu. Ama sonra öyle bir etkisi kalmadı, kendisi DÜNYA BANKASI'na, İMF'ye muhtaç hale düştü ve bu bir on yıl kadar sürdü... Ne var ki, Puutin'in başa geçmesinden sonra Rusya tekrar önem kazandı. Çin, Hindistan ve Orta Asya ülkeleriyle birlikte hareket edince, hele bir de yanına ABD'nin rakibi Almanya ve Fransa'yı alınca Amerikan hegemonyasını kıracak güce ulaştı. Ama B. MİLLETLER teşkilatı hâlâ Batılıların kontrolünde!..

Peki OYUN nedir?.. BATILI ülkeler, bilhassa AMERİKA, görmesi çok kolay olan bu gerçeği gözlerden gizlemek için bazı pozisyonlara PAKİSTANLI, HİNTLİ, AFRİKALI, ARAP kişileri tayin eder... Ama bu kişilerin ufak bir "kusur"u vardır, bunlar aslında ABD, İngiliz, Hollanda gibi BATI ülkesi vatandaşlarıdır!..

Mesela 1995 yılında ÖZBEKİSTAN'daki BİRLEŞMİŞ MİLLETLER temsilcisi aslen PAKİSTANLI'ydı, MÜSLÜMAN'dı; ama ABD vatandaşıydı!.. Üstelik tam bir AMERİKALI olan yardımcısının sözünden çıkamazdı!.. KIRGIZİSTAN temsilcisi ise TÜRK asıllıydı; ama hayret, o da ABD vatandaşıydı! Görevlendirdiği kimselerin çoğu TÜRKİYE TÜRKÜ değil de; ABD ve KANADA'ya yerleşmiş bize artık yabancılaşmış "türk" müsveddeleriydi!

Neden böyle diyoruz?.. Çünkü bu kişileri "TÜRK" sayıp sohbet etmek istedik. ÇİFT PASAPORTLU olmalarını, oradaki hayatlarını kolaylaştırıcı bir tercih diye düşündük, saflığımızdan... Ama bu zibidiler daha biz sormadan "Ben KANADA vatandaşıyım, ben AMERİKAN vatandaşıyım" diye kasılmaya kalkmazlar mı?..Hani şöyle bir hatırlatalım dedik: "Yani TÜRK VATANDAŞISINIZ da, AMERİKAN PASAPORTU'nuz var!..Diğer ülkelerin çift pasaportluları, kendilerini öyle tanımlar da!" ..."Yok," dediler ısrarla, "biz hem "türk" hem AMERİKAN vatandaşıyız!" Hele lûtfettiğini sanan 25 yaşlarındaki bir densiz, "Ben "türk" olmakla övündüğüm kadar KANADALI olmakla da övünüyorum!" demez mi?.. Hem de 2-3 yıl önce Kanada pasaportu almasına rağmen!... Suratına tükürecektik ama, tükürüğümüze acıdık!

Diğer ülkelerde rastladığımız pek çok AFRİKALI, HİNTLİ, hatta GÜNEY ASYALI kişinin gene böyle "çift pasaportlu" benliğini kaybetmiş insanlar olduğunu gördük. Bunlar sadece o ULUSLARARASI kuruluşların görüntüsü kurtarmaya yararlar, yoksa kendi ülkelerine hizmet etmek için bir faaliyet göstermezler.

Tesbiti çok kolay bir hususu daha dile getirelim: Bu kuruluşların TÜRKİYE temsilciliklerinde çalışan yerli personelin de önemli bir miktarı GAYRIMÜSLİM AZINLIKLAR'dandır. Bu da ARTNİYET'in bir başka tezahürüdür.

Aslında biz söze Özal'ın DÜNYA BANKASI'nda hakettiği için değil, TORPİLLİ olduğu için TÜRKİYE kontenjanından görevlendirildiğini, bu arada İNGİLİZCE öğrenip AMERİKAN hayranı olduğunu söylemek için başlamıştık. Nerelere geldik! Ama hakkını(!) yemeyelim... Özal kardeşler ve oğulları Dünya Bankası, İMF gibi kuruluşlardaki görevleri TÜRKİYE kontenjanından, ama DEVLET torpili ile değil; TURGUT ÖZAL'ın DPT Müsteşarı iken edindiği, ayaklarına kadar gittiği, hatta yaltaklandığı AMERİKALI ve YAHUDİ dostları sayesinde elde etmişlerdir.

(2)- Solcuların,özellikle onların yurt dışındaki borazanları TKP'NİN SESİ ve BİZİM RADYO'nun (her ikisi de ayrı radyo imiş gibi ad taşır ama aynı frekanstan, Doğu Berlin'den yayın yaparlardı) POLONYA'DAKİ bu ASKERÎ DARBE'yi değerlenlendirmeleri çok ibret vericidir.

O dönemde sık sık dinlediğimiz bu radyolar, her gün 12 Eylül Harekatı'nı yapan TÜRK generalleri yerden yere vururlar, sür'atle "demokrasi"ye dönülmesi için halkı ayaklanmaya kışkırtırlardı!

Ancak aynı radyolar, POLONYA'da MOSKOVA güdümlü ASKERİ DARBE olup ta General Jaruzelski işbaşına gelince (ki, bizim darbeden 5 ay sonradır) o darbeyi övmeye başladılar!..Ve son derece komik bir duruma düştüler. Çünkü yayınladıkları bir yorumda "TÜRKİYE'de askerlerin idareye el koyduğunu, bunun Helsinki bildirgesine, bilmemne moratoryumuna aykırı olduğunu" söylüyorlar; hemen arkasındaki yorumda da "POLONYA'daki ASKERİ İDARE'in nasıl karışıklığa son vermek üzere geldiğini ve başarılarını" övüyorlardı!.. Şu bizim solcular ne uşak tabiatlı, ne kadar durgun zekâlı oluyorlar! Zaten çoğu sonradan döndü, Çetin Altan ve oğulları gibi!...

Söz RADYO'dan açılmışken bir başka gerçeği daha dile getirelim: Berlin sadece SOSYALİST DOĞU BLOĞU ve EMPERYALİST BATI arasında bölünmekle kalmamış, bu iki kesimin propoganda merkezi olmuştu... SOVYETLER 1950'li yıllardan itibaren TÜRKİYE'ye yönelik BİZİM RADYO yayınları yaparken, 1970'lerde buna bir de TÜRKİYE KOMÜNİST PARTİSİ'NİN SESİ yayınlarını eklemişti. Zaten TKP üyeleri yurt dışına kaçınca Rusya'ya gider (Sovyetler'e değil, RUSYA'ya... Hiç biri Orta Asya TÜRK Cumhuriyetleri'ni tanımaz), orada eğitim görür, uşaklaşır, sonra da RUS parası ile Doğu Berlin'de faaliyet gösterirlerdi.

SOVYETLER böyle TÜRKİYE'yi kendi safına çekmeye çalışırken, ABD de boş durmazdı!..O da DOĞU AVRUPA, ORTA ASYA ve diğer MÜSLÜMAN TÜRK CUMHURİYETLERİ için ÖZGÜRLÜK RADYOSU, AZADLIK RADYOSU adları ile Tatarca, Azerice, Kırgızca, ve pek çok dilde yayın yaparak bu halkları SOVYETLER'e karşı kışkırtırlardı!

İşin enteresanı, SOVYET yapısı radyolar sadece belli frekansları alabildiği için halkın çoğu bu yayınları dinleyemezdi!.. Aynı şekilde TKP ve Bizim Radyo yayınları da kısa dalgadan çok zayıf şekilde TÜRKİYE'ye ulaşırdı. Yani iki grup ta sanki bu yayınlar ile halkın çoğuna değil de, kendi ajanlarına yayın yapıyor gibiydiler!.. ALLAH bilir, yayınlar içinde bizim anlıyamadığımız GİZLİ EMİR ve TALİMATLAR verilmekte idi.

TKP ve BİZİM RADYO kapandı... Ancak ÖZGÜRLÜK RADYOSU hala yayınlarına devam ediyor, ve TÜRK CUMHURİYETLERİ'ne bu sefer EMPERYALİST KAPİTALİST HIRİSTİYAN BATI melanetleri saçıyor!.. ORTA ASYA'da iken artık bollaşan yabancı radyolar ile, ve belki de ülke içinden yapılan bu yayınları izliyen pek çok KIRGIZ, KAZAK gördük, üzüldük.

TÜRKİYE'nin en kısa zamanda TV yayınlarını bir düzene koyup bu menfi propoganda ile mücadele edecek seviveye getirmesi, ve gerekirse özel radyolardan yararlanarak o bölgeye TÜRKÇE RADYO yayınlarına başlaması gerekir.

Ayrıca TÜRKİYE'NİN SESİ radyosu yayınını güçlendirip ESKİ DOĞU BLOĞU ülkelerine kendi dillerinde HABER ve DOSTLUK mesajları ulaştırmalıdır. TÜRKÇE anlamıyanlara RUSCA, MACARCA, ROMENCE, yayınların sürekli olması bir yana; KIRGIZCA, TACİKÇE, vs. dilde yapacağı yayınlar TÜRKÇE yayın iyice benimseninceye kadar devam etmelidir.

(3)- MEHMET ALİ AĞCA hep azılı bir terörist olarak kabul edilmiş, bu kişinin eylemleri üzerinde Deniz Gezmiş'in, veya Mahir Çayan'ın bölücü faaliyetlerine getirilen romantik yorumlar kadar bile durulmamıştır.

Elbette ki, insanların eline silah alıp mahkum edilmemiş kimseleri öldürmeleri hiç bir zaman hoş görülemez. Ama yüzlerce insanın ölümüne sebep olan örgütlerin kurucusu Deniz Gezmiş filan için "Darağacında Üç Fidan" gibi destanlar döşenenler, PKK lideri Artin APO için partileşmesini tavsiye edenler, bu kadar büyük bir suikastte kalkışan MEHMET ALİ AĞCA'nın ARDINDAKİ örgütleri araştırmakla yetinmişler, ama onun KENDİ amacı ve hedefi üzerinde hiç durmamışlardır.

Biz, YANLIŞ anlaşılacağımızı bile bile, bu konuya açıklık getirmek istiyoruz.

Bir defa AĞCA, hiç bir zaman aptal, başkalarının yularına bağlı piyon militanlardan değildi!..Bunu, KGB, CİA, Bulgar ajanlarıyla işbirliği yapmasına rağmen SAĞ kalmasıyla ispatlamıştır. Halbuki, Kennedy'i vuran Oswald, onu vuran Ruby hep öldürülmüşlerdi.

AĞCA neden rastgele bir politikacıyı değil de, gazeteci ABDİ İPEKÇİ'yi vurmuştu?.. İpekçi, Çetin Altan kadar bile meşhur değildi ki!.. Üstelik öyle "solcu" da sayılmazdı. Ama ölümü BASIN dünyasında büyük yankı yapmıştı...Neden?..

Sebep çok AÇIK'tı, ama bizlerin gözleri TANZİMAT'tan beri KAPALI olduğu için göremiyorduk... İPEKÇİ, bütün İPEKÇİ soyadı taşıyanlar gibi DÖNME ve MASON idi!.. Yani aslen TÜRK değil, YAHUDİ idi. 1600'lerden sonra Sabatay Levi'nin mesih olduğuna inanan bir kısım Yahudiler'e, dıştan MÜSLÜMAN görünüp TÜRK adı almalarına rağmen, içten YAHUDİ kaldıkları için DÖNME denirdi.

DÖNMELER, TANZİMAT ve MEŞRUTİYET döneminde olduğu gibi CUMHURİYET döneminde etkili olmuşlar, hem TİCARET hem de YAYIN organlarını ellerinde tutmuşlardı. Mesela İzmir suikastından sonra asılan eski Maliye Bakanı Cavit Bey, bunlardan biri idi.

Bizim, kendini bu ülkenin vatandaşı sayan, biz TÜRKLER'den ayırmayan ERMENİ, RUM, LEVANTEN, YAHUDİ ve DÖNMELER'e bir diyeceğimiz yok! Ama şunu da kabul etmek gerekir ki, bunlar DIŞ MİHRAKLAR'ın etkisine daha kolay girerler. Hem DİN, hem IRK bakımından kendilerini AVRUPA'ya daha yakın görürler. Bu yüzden BATILILAR ile, sözde bizi kurtarmak için, bazı yakın ilişkilere girmekte beis görmezler.

MASONLAR'a gelince; ATATÜRK SİYASET, BÜROKRASİ ve ORDU ile bağlantılı kişilerin MASONLUK'la ilişkisinin derhal kesilmesini, daha 1909 yılında söylemişti!.. 1935'de de MASON derneklerini kapatmıştı. Çünkü MASON dernekleri hem İDEOLOJİ, hem İDARE bakımından dışa bağımlıdırlar. Ayrıca her MASON locasında yerli veya yabancı bir GAYRIMÜSLİM ve bir YAHUDİ bulunması mecburidir...MASON localarını tekrar açan, kendisi de DİNSİZ bir BEYNELMİLEL MASON olan MANDACI İSMET'tir!

İşte ABDİ İPEKÇİ hem DÖNME hem de MASON idi!.. AĞCA onu vurarak, bu memleket aleyhine, iyi niyetle de olsa BATILILAR ile işbirliği içinde olanlara gözdağı vermek istedi. Oldukça da başarılı oldu. Bütün diğer dönmelerin, masonların gözü korktu! DÖNMELER'in kontrolündeki BASIN'ın onca feryadı, bu yüzdendi!

Gelelim PAPA'ya... PAPALIK müessesesinin temsil ettiği HIRİSTİYAN BATI, 1096 yılından beri TÜRK ve MÜSLÜMANLAR'ın başına bela olmuştu. Bütün arzuları bizi AVRUPA'dan, ANADOLU'dan ve MUKADDES TOPRAKLAR'dan atmak olan bu HAÇLI ZİHNİYETİ bir türlü sönmemiştir. Sönmediğini, hatta şimdilerde ORTA ASYA'ya kadar uzandığını görmemek için kör olmak gerekir. 1990 sonrası gerçekleşen IRAK, AZERBEYCAN, BOSNA-HERSEK, SOMALİ, KOSOVA, AFGANİSTAN saldırı ve işgalleri ortadadır.

İşte AĞCA, FATİH'in hayatını kaybettiği son seferinden bu yana ZULMÜN KAYNAĞI'na yönelen ilk kişidir!..PAPA'yı vuruşu, HIRİSTİYAN EMPERYALİST KAPİTALİST BATI DÜNYASI'na bir ikazdı. Büyük cesaret istiyen, çok iyi planlama gerektiren bir operasyondu.

Açıkçası biz bu değerlendirmeyi yapınca, AĞCA'yı adi bir terörist gibi göremiyoruz... Hele olaya karışan yabancı İSTİHBARAT ÖRGÜTLERİ'ni değerlendirmeye katınca, bu delikanlının bir DAHİ olduğunu bile öne sürebiliriz.

Bir düşünün... KGB, Polonya'yı karıştıran KATOLİK PAPA'yı vurdurup puan kazanmak istiyor. Bunun Rusya'ya bir zararı yok, çünkü RUSYA zaten ORTODOKS! PAPA'yı sevmez...Ama kendini temize çıkarmak için araya uydu BULGARİSTAN'ı sokuyor. AĞCA'yı tutan, saklıyan, para veren BULGARİSTAN örgütleri...PAPA ölürse, RUSYA paçayı kurtaracak... Ayrıca herkes bunu MÜSLÜMAN SAĞCI bir militanın yaptığını düşünecek ve RUSYA bir puan daha kazanacak... 12 Eylül ihtilali ile SOL'a darbe vurup bölünmeyi engelliyen TÜRKİYE de olaydan yara alacak...

CİA'ya gelince, PAPA fonksiyonunu tamamlamış, KOMÜNİZM'in çöküşünü başlatmıştır. PROTESTAN ABD'nin PAPA'nın kim olduğu pek umurunda değildir... Ama PAPA'yı SOVYETLER'in tuttuğu bir MÜSLÜMAN ajanın vurması durumunda hem KOMÜNİZM'e, hem de İSLAM'a karşı puan kazanacak, hatta AVRUPA'da durumu güçlenecek...

İşte bu sonsuz ve birbirine karşıt ilişkiler sonucu PAPA SUİKASTİ hem RUSYA, hem AMERİKA tarafından desteklendi, BULGARİSTAN taşaronluğu üstlendi. AĞCA'nın İTALYA'ya nasıl girdiği ise meçhul... İşe VATİKAN'ın ve İTALYAN gizli servislerinin, hatta MAFYA'nın da karıştığı söyleniyor... (Bu konuda Oral Çelik'in kitabı SIRR'IN SIRRI'nda geniş bilgi var.)

Bunların hepsi, olayı yıllar boyu inceleyen Uğur Mumcu'nun aklını karıştırdı. Bir türlü aynı olaya hem RUSYA'nın hem de AMERİKA'nın karışmasını anlıyamıyordu! Hele bir sağcı militanın solcu RUSYA tarafından desteklenmesini aklı almıyordu!..

Mumcu'nun içinden çıkamadığı bu olayı aslında AĞCA çok iyi kavramış, o da kendi planını yapmıştı. Eğer PAPA'yı öldürse, hem bütün bu örgütlerin işine yarıyacak, HEM TÜRKİYE'ye zarar verecek; hem de kendi canı tehlikeye düşecekti!.. O da PAPA'yı öldürmedi, yaraladı... AĞCA'nın çok keskin nişancı olmasına, yakından ateş etmesine rağmen PAPA'nın sadece yaralanmasının, başka bir izahı yoktur!.

Böylece hem yabancı örgütleri birbirine düşürdü, hem de BATI'ya kendi istediği mesajı ulaştırmış oldu. Bütün bunları da sanki başkalarının maşası imiş gibi görünerek, ama aslında onları kendi amacı için kullanarak yaptı!.. AĞCA gerçekten şeytana pabucu ters giydirecek bir adamdı!

İş burada bitmedi... Kendi canını kurtarabilmek için her gün bir başkasını suçlayan ifadeler verdi. Böylece her örgüt ertesi gün karşı taraf müşgül durumda kalacak diye düşünerek ona dokunmadı. Suçlamalarda ölçüyü kaçırmadığı için kimse intikam almaya da kalkmadı. Sonunda adamın DELİ olduğuna karar verip ömür boyu hapse mahkum ettiler!

Bitmedi... AĞCA hapiste de boş durmadı. İTALYANCA öğrendi. PAPA'ya görüşmek istediğini bildirdi. Ve dünyada NAPOLYON'dan sonra PAPA'yı ayağına getirten ikinci kişi oldu! Ama onun durumu NAPOLYON'dan çok üstündü. Çünkü NAPOLYON Avrupa'yı titreten bir İMPARATOR idi, PAPA'yı saraya çağırmıştı. AĞCA ise, koca PAPA'yı önce vurdu, sonra hücresine getirtti, sonra da elini öpüp kulağına bir şeyler fısıldadı! Herkes AĞCA PAPA'dan af diledi, diye düşünürken o, bir başka planı tatbike koyuyordu!

AĞCA, 1985 yılında mahkemeye çıkarıldığı zanan, İTALYANCA olarak:

"Ben İSA'yım! MESİH'im! Kıyametin kopması yakındır!.. Sizi uyarmaya geldim!. VATİKAN her şeyi biliyor. İnanmazsanız sorun, size açıklasınlar. FATIMA olayının 3. SIRRI'nı ben biliyorum. PAPA'ya da söyledim!.."

deyince, herkes dondu kaldı!.. Çünkü Hıristiyanların %90'ı FATIMA olayının ne olduğunu bilmezken, açıklanmamış 3.SIR da VATİKAN'da gizli kasalarda tutulurken; bir MÜSLÜMAN TÜRK'ün bunu dile getirmesi, hem de PAPA'ya fısıldadığını ima etmesi; hele PAPA da susunca, ortalığı karıştırdı. AĞCA PAPA'lığı bir kere daha vurmuş oldu!.. ( bakınız: FATIMA OLAYI)

Böylece MEHMET ALİ AĞCA, bütün HIRİSTİYAN DÜNYASI'na, değeri ilerde anlaşılacak bir ders verdi!.. Yüzyılların üstümüze yığdığı ÖLÜ TOPRAĞI'nı, bu HAÇLI GüRUHU'nun suratına saçmamızı sağladı. Az daha çalışsaydı, kimbilir, belki Hıristiyanlara PEYGAMBER bile olurdu!..

(4)- Aslında eski SOVYETLER dışında bu zat hakkında çok az bilinir. Sadece 15 aylık bir görev süresi olan ANDROPOV, hantal Brejnev idaresini, yaşından beklenmiyen bir enerji ile değiştirmeye girişti. Laçkalaşmış devlet ve eğitim-üretim kurumlarını sıkı bir denetime aldı. Kaytaranlar şiddetle cezalandırıldı.

Bir dostumuzdan dinlediğimize göre, günün beklenmedik bir saatinde SUM diye bilinen alış-veriş mağazalarının kapıları MİLİTZA tabir edilen güvenlik elemanlarınca kapatılıyor, içerde hüviyet kontrolü yapılıyor, memurlara niye işinin başında olmadığı, öğrencilere de niye derste olmadığı soruluyordu!

ANDROPOV belki her şeyi kısa zamanda rayına oturtacak, ve dağılışı önliyecekti ama ömrü yetmedi. Çünkü İLAHİ TAKDİR aksi yönde idi. Kendisinden sonra her şey eski tas eski hamam oldu. GORBAÇOV gelince de çözülme başladı.

(5)- İşin enteresanı bundan sonraki gelişmelerdi... Rüşvet talebiyle karşılaşan UĞUR MENGENECİOĞLU, dürüstlüğü ile meşhur ADNAN KAHVECİ'ye başvurmuş, o da ÖZDAĞLAR'ın yanına TEYP KAYIT CİHAZI ile gitmesini istemişti. Nitekim sesi tesbit edilince, ÖZDAĞLAR mahkum oldu.

Ancak MENGENECİOĞLU firması ondan sonra iflah olmadı. RÜŞVET ve SUİSTİMAL'e alışmış BÜROKRASİ, "Sen bizim ekmeğimize(!) mani olursun ha!" tavrıyla ondan sonra MENGENECİOĞLU'nun kalkıştığı bütün işlerde hep engellemeye girişti.

Benzer bir olay 2003 yılında yaşandı... Vatandaşın biri bedava ameliyat olması gereken SSK hastanesinde doktor "bıçak parası" olarak 150 m. isteyince, polise başvurdu. Doktor yakalandı, gözaltına alındı... sonra 5 milyar TL karşılığında bırakıldı.. Denizde kum biter, yiyici doktorda para bitmez!.. Tıkırt diye ödedi!.. Sonunda şikâyetçi vatandaş bin pişman oldu.. Topuğundan vurdular... etmediklerini kalmadı!..

Ee, Özal Efendi arkadaşı olduğu için ÖZDAĞLAR'ın rüşvet almasına sinirlenmişti ama, enflasyonun yarattığı geçim sıkıntısı hatırlatılınca, "Benim memurum işini bilir" diyerek RÜŞVET'i tavsiye etmemiş miydi?.

(6)- Hiç bir yerde BULGARİSTAN'ın durup dururken böyle bir teşebbüse kalkışmasının sebebini inceleyen bir yazı görmedik, bir tartışmaya rastlamadık. Halbuki konu son derece önemli!.. Hem TÜRKLER'i ilgilendiriyor, hem de DÜNYA'daki gelişmeleri!

BULGARİSTAN, SOVYETLER BİRLİĞİ'nin uydusu idi. Hiç bir şeyi tek başına yapmazdı. Hele böyle DOĞU BLOĞU'nun üstüne şimşekleri çekecek, şövenist, insan haklarına aykırı bir davranışı asla RUSLAR'dan izinsiz yapamazdı... Peki, RUSLAR niye böyle bir izni vermişti?..

Aslında sebep çok basitti... Bir süreden beri Prof. Beningsen gibi uzmanlar SOVYET halkı üzerine araştırmalar yapıyorlardı ve tesbitlerini yayınlamışlardı.

Mesela Prof. BENİNGSEN, "SOVYET MÜSLÜMANLARI" adlı kitabında SOVYETLER'de MÜSLÜMAN ve TÜRK kökenli grupların nüfusunun sür'atle artmakta olduğunu, halbuki RUSLAR'ın artış hızının düşük olduğunu, bu sebeple o tarihte %10 nisbetinde olan MÜSLÜMANLAR'ın 2000 yılında önemli bir konuma geleceğini belirtmişti. BENİNGSEN ayrıca şu soruyu sormuştu:

"Geçmişte büyük devletler kurmuş, engin bir yönetim tecrübesi olan TÜRKLER, 2000 yılında böyle etkili hale gelince, acaba ne yapacaklar?.."

İşte bu tesbitler, RUSLAR'ın gözünü korkutmuştu. Bu yüzden %10 TÜRK nüfusu olan BULGARİSTAN'ı LABORATUVAR gibi kullanıp bir deney yapmak istediler. BULGARİSTAN'ın TÜRK nüfusunu İSİM ve DİN değiştirerek 10 yılda eritebilirlerse; SOVYETLER'de de aynı uygulamaya girişeceklerdi!..

Ancak olay ters tepti. MİLLİYETÇİLİK duygusu zayıflayacağına güçlendi. 5 yıl sonra da DOĞU BLOĞU yıkıldı, SOVYETLER dağıldı. Yeni TÜRK DEVLETLERİ kuruldu.

İşte biz Özal'ı bu noktada suçlarız. İşin OY getirici, HAMASİ yanını bırakıp konunun özüne inecek araştırmalar yapsaydı; biz 1991'de kurulan yeni TÜRK DEVLETLERİ'ni karşılamaya hazır olurduk. 1988'deki ERMENİ-AZERİ çatışmalarında daha tutarlı biri tavır alırdık. Belki de ERMENİLER'in AZERBEYCAN'ı işgalini önlerdik.

(7)- 1.Cihan Harbi'nden sonra ?? TEALİ CEMİYETLERİ ile ERMENİ ÖRGÜTLERİ ANADOLU'da aynı topraklara sahip çıkmışlardı. Aslında ikisi de haklı değildi. Buna rağmen savaş sırasında da, sonrasında da birbirlerine saldırıp öldürdüler. Hele TEHCİR sırasında ölen ERMENİLER'in çoğu, OSMANLI askeri tarafından değil, yağma için saldıran ?? eşkiyalar tarafından katledilmişlerdi.

O tarihlerde bazı TÜRKLER, saldırılardan ve tehcirden kurtarmak için bazı ERMENİ çocuklarını evlat edinmişler, kızları ile de evlenmişlerdi. Bazı ERMENİLER de ad değiştirerek TÜRKLER'in arasına karışmıştı. İşte böyle bir aileden gelen ARTİN APO ÖC-ALAN, şimdi KÜRTLER'i öldürerek, ERMENİ'lerin intikamını alıyordu!

O bölgede ERMENİLER hiç bir zaman hiç bir ilde çoğunluk olmamışlardır. Zaten bütün tarihleri boyunca bağımsız değil, VASAL devletler halinde yaşamışlardır. BİZANSLILAR bunları oradan oraya sürmüşlerdir. ERMENİLER'in az nüfusuna rağmen çok yerde yaşamış görünmesinin sebebi budur.

KÜRTLER'e gelince, bölgeye 9. asırdan beri KÜRDİSTAN denmesine rağmen, bu ad "kalın kar tabakasıyla kaplı yerler" anlamına gelirdi. Tıpkı DAĞISTAN; REGİSTAN (KUMLU YER), GÜLİSTAN gibi...Çünkü eski TÜRKÇE'de ?? "kalın kar tabakası" demektir.

Dağ göçebelerine ?? denmesi, daha sonradır, hiç bir zaman bir milleti ifade etmez. Zaten KÜRTLER ile ilgili ilk tarifi yapan FİRDEVSİ (1100'ler) "aslı nesli belli olmayan, ALLAH tanımaz, şehir bilmez, dağda çölde çadırda yaşıyan kişiler" diyerek onların düzensiz göçebe niteliğini ortaya koymuştur. OSMANLI kaynaklarında rastlanan TÜRKMEN EKRADI tabiri DAĞ GÖÇEBELERİ'ne ?? denildiğini, dağda yaşıyan TÜRKMENLER'in de ?? sayıldığını ortaya koymaktadır.

Bunun somut delili de OSMANLI TÜRKLERİ'nin ilk aşiretlerinden olan KARAKEÇİLİ oymağının BURSA'ya göçen kısmının TÜRKMEN olması; SİİRT'te kalan kısmının ise TÜRKÇE'yi FARSÇA ile karıştırarak konuşması, yani "??"leşmesidir.

Çeşitli TÜRK aşiretlerinin ARAP ve FARSLAR ile karışarak meydana getirdiği ?? grupları DOĞU'da da, GÜNEYDOĞU'da da ÇOĞUNLUĞU teşkil etmez. Her iki bölgemizde de en büyük grup TÜRKLER'dir. Bu yüzdendir ki, ARTVİN'den SÜLEYMANİYE'ye kadar olan topraklar TÜRKİYE'nindir!

Son bir nokta: Eski SOVYETLER'in bir çok yerinde rastladığımız KÜRTLER'in KIRGIZ, KAZAK, TUVALAR'dan çok daha bize yakın bir TÜRKÇE konuştuklarını gördük. Hemen hepsi bize "TÜRK-?? bir" dedi. O zaman anladık ki, 15 kadar olan "?? lehçesi", aslında OĞUZ TÜRKÇESİ'nin FARS ve ARAP etkisiyle değişmesinden oluşmuştur. Zaten ZİYA GÖKALP te DİYARBAKIR'da bunu tesbit etmişti!

(8)-Bu ÇERNOBİL faciası, TÜRKİYE'de başka bir faciaya yol açtı. MEDYA birden bir "radyasyon histerisi"ne kapıldı. ÇAY ve FINDIK mahsulünün "radyasyonlu" olduğu öne sürüldü. İnsanlar ölesiye korkutuldu. Bu yaygaraya bazı cahil "bilim adamları" da katıldı!

Bir tek ALLAH'ın kulu çıkıp ta, "Yahu, şu radyasyon Ukrayna'dan kalkıp geldi de, sadece ÇAY yapraklarına, FINDIK dallarına mı kondu?.. Hiç mi KARADENİZLİ'nin yediği MISIR'a, KARA LAHANA'ya, HAMSİ'ye değmedi?.. İçtiği SULAR hiç mi etkilenmedi?.. Niye sadece ÇAY ve FINDIK üzerinde duruyorsunuz?" demedi!

Halbuki yaygaranın sebebi açıktı! ÇAY ve FINDIK bizim İHRAÇ ürünlerimizdi. Çamur atıldığı için, o yıl çok az ve düşük fiyattan satabildik. Böylece bu yaygarayı yabancıların kışkırttığı anlaşıldı... Üstelik gavur malı LİPTON, o yıl TÜRKİYE'ye girmişti. YERLİ ÇAY içilmezse, onun piyasa payını kapabilecekti!

İşin acı tarafı, bütün o yaygarayı koparan BASIN-YAYIN araçları ile sözde bilim adamları bu oyuna âlet olmuşlardı. Çoğu bunun için yüklü "teşvik" almıştı!

(9)- Bildiğiniz gibi HAC farizesi HARAM AYLAR'da yerine getirilir. Yani HAC AYLARI; SAVAŞMA'nın, ADAM ÖLDÜRME'nin yasak olduğu, seyyahatin TAM GÜVENLİK altında olduğu bir dönemdir. İş bununla da kalmaz. HAC sırasına İHRAMLI iken AVLANMAK yasaktır. Hatta böcek, sinek öldürmek dahi yasaktır, meğer ki akrep gibi öldürücü olsun!.. Daha da ilerisi, gereksiz yaprak koparmak bile yasaktır.

Çünkü HAC, sadece "KUTSAL bir MEKÂN'ı ziyaret" değildir! HACC'ın esas gayesi "KAİNAT'taki herşeyin HAK'tan olduğunu, BİR olduğunu" görmek ve hissetmektir. Kaldı ki MESCİD-İ HARAM bölgesi yani KÂBE civarı MUKADDES'tir, ve orada bulunan herkes GÜVENLİK içindedir!..

Hal böyle iken Şİİ militanların bu ulvi töreni SİYASİ bir gösteriye çevirmelerinin cezası, elbette ki ÖLÜM'dür.

(10)- Bu başvuru son derece yersizdi. Çünkü, Suat İlhan'ın belirttiği gibi (Bakınız: Gümrük Birliği veya Sömürge Anlaşması, Yeni Forum Dergisi sayı 308), TÜRKİYE'nin TAM ÜYE olması, zaten 1963'de kabul edilmişti!..Yapılması gereken BATILILAR'dan bunun uygulanmasını talep etmek, kabul etmedikleri takdirde BATI ile ilişkileri her yönden askıya almaktı. Hele IRAK-AMERİKA savaşı başlayınca, her dediğimizi kabul etmeleri işten değildi... Ama, dedik ya, bunların hepsi UŞAK'tır, ne MİLLİ MÜCADELE'yi, ne MÜDAFAA-YI HUKUK'u bilir!


Türkdeğil Gürcüyüm Eşimde arap , şehide kelle anmaya yaygara diyen adamı, Türk Devletine Başbakan yapıp, Real Madrid'e Çukurca saldırısını siyah kol bandı taktırıp protesto ettiren Mesut'u, Alman vatandaşı olup, Alman milli takımına gittiği için hain ilan eden bir miletiz. Harikayız lan biz.Kanla alınan yurtları oyla sattık. İşgâl ordusunda aşçı olamayacak adamları, Türk yurdunda başbakan yaptık. ANLAYANA

"İslam'da ırkçılık yok" diyerek güya Türkçülüğü yermeye çalışanlar, aynı ırkın evlatlarını mezhep kavgasıyla birbirine kestiren dinci enternasyonellerdir.

[b]"Şu devletin başına Ulu bir Hakan geçtiği gün Diyarbakır'dan girip Tebriz'den çıkıcaz, sonra devlet güneydoğuya deniz getirdi diyeceksiniz, kan denizi.[/b]"
avatar
İlteriş Kağan
Yazışmalık Yöneticisi


Yazışmalık Yöneticisi





Yaş Yaş : 36
Cinsiyet Cinsiyet : Erkek
Nerden Nerden : Turan
Lakap Lakap : ©ﻕΞתς яΞiS
Doğum Tarihi Doğum Tarihi : 01/10/81
 Atsız´ın hangi kitaplarını okudunuz? Atsız´ın hangi kitaplarını okudunuz? : Hepsini Okudum
İletiler: İletiler: : 5396
Üyelik Tarihi Üyelik Tarihi : 06/01/09






Kullanıcı profilini gör http://ilteris.forum.st

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

! özal dönemi - açıklamalar 2

Mesaj tarafından İlteriş Kağan Bir Çarş. 5 Ocak 2011 - 9:38

(11)- Bu BATI HUKUK SİSTEMİ bir acaiptir... Kişi DEVLET'i mahkemeye verir!.. Yahu, DEVLET eti-canı olan bir varlık değil ki, cezalandırasın!.. DEVLET adına kişiler iş görür. Eğer yapılan bir haksızlık varsa, o haksızlığın cereyan ettiği DEVLET kurumundaki SORUMLU kişilerin mahkemeye verilmesi ve onların cezalandırılması, tazminatı onların ödemesi gerekirken böyle yapılmaz. Neden?.. Çünkü o zaman memura, bürokrata kimse haksızlık yaptıramaz da ondan!..

Bundan 500 yıl önce, 1000 yıl önce dahi DEVLET değil; vezirler, hükümdarlar mahkemeye verilirdi. Eğer mahkum olurlarsa cezayı kendi ceplerinden öderlerdi...1400'lerde FATİH SULTAN MEHMED, ellerini kestirdiği bir Rum mimar tarafından şikayet edilmiş, önce KISAS'a, sonra mimarın DİYET istemesi üzerine de, hayat boyu ona kendi cebinden maaş ödemeye mahkum olmuştu!.. İSLAM ve TÜRK adaleti böyledir!

Zavallı koruması olmayan DEVLET'i mahkemeye verdin mi; veren de, onu savunan avukat ta, DEVLET'i savunması gereken avukat ta, kararı veren hakim de ziftlenir. Hele hakim, mümkün olduğu kadar büyük rakamları onaylar. Çünkü para onun cebinden çıkmıyor; aksine ne kadar fazla yazarsa, o kadar payı artıyor!

Bu iş ne zaman başladı?..Bizim tesbit edebildiğimiz kadarıyla KEBAN Barajı'nın inşaatıyla, Demirel döneminde... O zaman bazı açıkgöz avukatlar %20-50'sini almak kaydıyla toprakları su altında kalacağı için istimlak edilen köylüleri kışkırtmışlar, DEVLET aleyhine istimlak bedelini yükseltmek amacıyla dava açtırmışlardı. Davalı DEVLET... Onu savunan Hazine avukatı, hakim, köylü avukatı ortak şirket kurup istimlak bedellerini yükselttiler, aldıklarını bölüştüler. Bu yüzden Baraj olması gerekenin 2-3 katı fazlasına maloldu!

Bu iğrenç uygulamanın örneklerinden biri, Uğur Mumcu'nun öldürülmesinde "DEVLET'in sorumlu" bulunup, "ailesine 40 milyar TL. tazminat ödemeye mahkum" edilmesidir! Yahi, DEVLET kendi bekçi olup o herifin kapısına dikilecek değildi ya!..Sorumlu bekçi, onu göndermeyen karakol komiseri, emniyet müdürü, en son da İçişleri Bakanı!.. Bu heriflerden alsana bir hakkın varsa!.. Yok!..Sahipsiz DEVLET'i soymak dururken, niye başkasıyla uğraşsınlar ki?

Ne diyelim?.. Zaten HARAM ya, gözlerine dizlerine durur İNŞAALLAH!

(12)- Bu REFERANDUM'da TÜRK İNSANI'nın ne kadar büyük sağduyu sahibi olduğunu göstermiştir. Sonuç inanılmazdır. %50.27 EVET oyu, %49.73 HAYIR oyu çıkmıştır!

Yani TÜRK İNSANI bu kaşarlanmış politikacıları, o sonsuz müsamahası ile bağışlarken, ASLA geçmiş günahlarını affetmediğini; onları bir daha başında görmek istemediğini belirtmiştir. Onlara, "ben sizin yasaklanmış olmanız durumunuzu değiştiriyorum, artık kendiniz çekilin," demiştir.

Eğer bu heriflerde zerre kadar İZZET-İ NEFİS olsaydı, hepsi affedilmesine rağmen bir daha politika ile uğraşmaz, köşelerinde VİCDAN MÜHASEBESİ yapar, günahlarının affı için inzivaya çekilirdi.

Ama öyle olmamıştır. DEMİREL, ERBAKAN, ECEVİT, TÜRKEŞ bu sonucu "bir haksızlığın düzeltilmesi" şeklinde değerlendirmişler, hemen ortaya fırlamışlar, EMANETÇİ parti liderlerinden görevi devralmışlar ve eski tavırlarını sürdürmüşlerdir. Hele DEMİREL!.. Ahh o DEMİREL!..

(13)- Daha önce LOZAN BARIŞI yazımızda ve diğerlerinde anlattık... Biz BATILI SÖMÜRGECİ ZENGİN ülkelerin dünyanın geri kalan kısmını yeteri kadar soyduklarına inandığımızdan, onlara bir de TELİF, PATENT, KNOW-HOW, ROYALTY gibi bedellerin ödenmesine karşıyız.

Bu ZALİMLER hem FAKİR ülkeleri kalkındırmak istediklerini iddia ederler; hem de onları kalkındıracak BİLGİ'yi, TEKNOLOJİ'yi hatta salgın hastalıklardan koruyacak İLAÇ'ı pahalı pahalı satarak büsbütün SEFALET'e mahkum ederler!..O yüzdendir ki, son 50 yıldır ZENGİNLER daha ZENGİN, FAKİRLER daha FAKİR olup gitmiştir... İlk ve TEK ÇARE öyle sahte "yardım", kredi filan değil; ilikleri sömüren bu TELİF ve PATENT, vs. ÖDEMELERİ'ne son vermektir!

(14)- Biz hep söyleriz. BATI tarzı KAPİTALİST sözde SERBEST PAZAR EKONOMİSİ, KAĞITTAN KULE'dir. Bir üflemeyle yıkılır! Çünkü ekonomi KREDİLER ve HİSSE SENETLERİ üzerine kurulmuştur. KREDİLER ekonomiyi olduğundan bir kaç kat büyük gösterir. Ama ortada gerçek SOMUT DEĞERLER değil, bir takım ÇEK, SENET, BONOLAR döner. En ufak bir kriz anında herkes elindeki o boş kâğıtları NAKİT'e çevirmek istedi mi, iflaslar başlar.

Öte yandan HİSSE SENETLERİ çeşitli SPEKÜLASYONLAR ile elden ele dolaşır. Hiç biri ait olduğu kurumun gerçek FİNANS durumunu yansıtmaz. Yine en ufak bir kriz anında herkes bu kağıt parçalarından kurtulup NAKİT elde etmek istediğinden şirketler, hatta dev holdingler bir kaç gün içinde çöker gider.

Biz EKONOMİ'de (Hangi sistem olursa olsun; ister SOSYALİST, ister KAPİTALİST, isterse bizim savunduğumuz İSLAMİ ESASLARA DAYANAN DEVLETÇİLİK) herkesin AYAĞINI YORGANINA GÖRE UZATMASI'nı isteriz. Elbette İŞLER KAPİTAL(SERMAYE) ile görülecek; ancak SADECE gerçek SERMAYE'si olanlar, yani harcayabildiğinden fazla MALI-MÜLKÜ, PARASI olanlar yatırım yapacak. KREDİ elbette olacak; ancak bir yerlerde mutlaka KARŞILIĞI bulunacak!.. Böyle bir EKONOMİ batmaz!

Biz beş parası olmayan açıkgözlerin onun bunun parasını toplıyarak "işadamlığı"na soyunmasını, DOLANDIRICILIK olarak görürüz. Bu, "ekonomik özgürlük, girişim serbestisi" filan değil; düpedüz ENAYİ sayılan MAL-MÜLK sahiplerinin üçkağıtçılar tarafından dolandırılmasıdır. Hele bazı kişilerin işe yaramaz gayrımenkulleri "ipotek" ettirerek özellikle DEVLET bankalarından kredi çekip batırmalarını İDAMLIK suç olarak değerlendiririz. Çünkü o paralarda, DEMİREL'in pek sevdiği ama uymadığı İSLAMİ tabirle, "tüyü bitmemiş YETİMİN HAKKI" vardır!

Yine aynı şekilde kazandığı paralar ile MAL-MÜLK alıp karısının, kızının üzerine geçiren ve sonra HİLELİ İFLAS ile yine saf vatandaşları ve DEVLET'i dolandıran namussuzları, ailece donuna kadar soymak gerektiğini düşünürüz... Hiç bir ŞİRKET, FİRMA, HOLDİNG gerek TÜZEL KİŞİLİK olarak, gerekse sahiplerinin HAKİKİ KİŞİLİK olarak sahip oldukları malın yarısından fazlasını KREDİ olarak kullanamaz!.. Hiç kimse SINIRLI SORUMLU kavramının arkasına sığınıp, İFLAS ettiğini açıklayıp sonra KRALLAR gibi yaşamaya devam edemez!.. Herkes harcadığından TAM SORUMLU'dur!

KASTELLİ namussuzunun iki kere İFLAS etmesine rağmen VİLLA'da oturup keyf sürmesi, 30'a yakın bankayı hortumlayan bir kaç yüz kişinin 45 milyar dolar götürmesi; MANDACI İSMET hükümetinin ATATÜRK döneminde ÜÇKÂĞITÇILAR ülkesi İSVİÇRE'den TİCARET ve BORÇLAR HUKUKU kanununu aynen kopya etmesindendir!.. Cezalar da MAFYACI İTALYA'dan kotarılmıştır.

MAFYACI'nın KANUNU hiç MAZLUM'u korur mu?. Hiç HAKK'a, HUKUK'a riayet eder mi?.. Şimdiki CEZA KANUNU'nda "göz çıkaran"a 5 yıl, "gözlük kıran"a 7 yıl hapis cezası vardır... İki cam parçasının bir gözden daha önemli sayılması bir yana, her iki halde de "mağdur"un zararı telafi edilmez!.. Halbuki 1400 yıl önceki İSLAM, "gözün diyeti"ni kaza ise 1000, kasıt varsa 2000 Cumhuriyet altını karşılığı olarak tesbit etmişti. Yani 7 milyarla 14 milyar TÜRK LİRASI!..

Biz bu MAFYACI kanunlarının TAMAMEN değiştirilip kendi bünyemize uygun bir hale getirilmesini isteriz! Bunu sadece biz söylemiyoruz, 1996 yılında YARGITAY Genel Kurulu Başkanı Mehmet Uygur "CEZA KANUNU tümden yeniden yazılsın," diye açıklama yaptı!

(15)- Daima TÜRKLER'in yaşamış olduğu KARABAĞ bölgesi SELÇUKLULAR, İLHANLILAR, AKKOYUNLULAR ve SAFEVİLER'den sonra 3. Murad döneminde OSMANLI toprağına katıldı. 1735 Gence Anlaşması ile İran'a bırakıldı. 1905 yılında Rusya tarafından işgal edildi. 1917 İhtilali'nden sonra Ermeniler'in KARABAĞ'da hak iddia etmeleri üzerine TÜRK ORDUSU bölgeye girdi. Mütareke anında orada idi!... Yani NAHCİVAN, KARABAĞ, BAKÜ'ye kadar AZERBEYCAN MİSAK-I MİLLİ'ye dahıldir.

İngilizler AZERBEYCAN'ı işgal edip KARABAĞ'ı oraya bağladılar. 1920'de tüm bölge RUS işgaline uğradı ve 1921 SOVYET-TÜRK anlaşması ile SOVYETLER'e bırakıldı.

4400 km. karelik bölge 1923'e kadar ERMENİSTAN'ın bir parçası sayıldı. Sonra STALİN sınırları yeniden çizerken, NAHCİVAN'ı ve KARABAĞ'ı AZERBEYCAN'a bağladı, ancak araya ERMENİSTAN'ın o kopası dilini soktu, TÜRKİYE ile irtibatını kesti.

(16)- 1996 yılında ERBAKAN'ın LİBYA gezisi sırasında iki ülke "ABD ve İSRAİL'in TERÖRİST olduğu" na dair bir belge imzaladılar. TÜRKİYE'de kıyamet koptu!..

Yanlış mı?..İşte görüyorsunuz, ABD nasıl 1987'den beri LİBYA'yı, IRAK ve İRAN'ı taciz ediyor!.. GRENADA'yı, PANAMA'yı işgal ediyor, NİKARAGUA'yı karıştırıyor!..İnsanların kemiklerini kıran, durup dururken IRAK'ın nükleer santralini bombalıyan İSRAİL'i nasıl destekliyor!.. SURİYE ile sürtüşmemiz devam etsin de, bu ülke İSRAİL ile uğraşamasın diye nasıl PKK'yı besliyor!.. Bunlar yalan mı?.. Bunlardan sadece bir kısmını SURİYE yapınca TERÖRİST oluyor da, ABD niye TERÖRİST sayılmıyor? Hele selamsız sabahsız, uyduruk belge ve bahanelerle AFGANİSTAN (2001) ve IRAK'a (2003) saldırdıktan sonra!...

(17)- Biz SANAT bahsinde açıkladık. ŞİİR, EDEBİYAT, ROMAN, hatta MÜZİK kaabiliyeti, bir silahtır!..Kötüye kullanılırsa, ZARAR'ı TOP ve TÜFEK'ten büyük olur! Onun içindir ki, ATATÜRK; "fikirlerin top ve tüfekle yok edilemiyeceğini" söylemiştir!

Biz FİKİR ve ESERLER'in ancak TOPLUM'a bir HİZMET götürdüğü takdirde yararlı olacağına inanırız. Kötü amaçlı yapılmış bütün eserleri, yazılmış bütün yazıların da yasaklanması, ortadan kaldırılması taraftarıyız!

"Fikir özgürlüğü" ve "düşüncenin ifadesi" sayılabilecek kişiye HAKARET bile, gerektiğinde ağır para tazminatı ile cezalandırılırken; 1 milyar MÜSLÜMAN'a HAKARET eden, İNANÇLAR'ıyla ALAY eden bir kişinin yaptığının yanına kâr kalmasını, biz de hazmetmeyiz! Bu yüzden HÜMEYNİ'nin bu kararını, kendisini hiç sevmememize rağmen, yerinde buluruz.

Kaldı ki, aynı CEZA'nın, kitap HZ. İSA veya HZ. MUSA hakkında yazılmış olsa dahi UYGUN olduğunu düşünürüz. Biz İNANÇ SERBESTİYETİ'nin gerçek savunucusuyuz. Hangi inançtan olursa olsun, insanların DİNLER'ine söğülmesine müsamaha etmeyiz!

(18)- Bu "koruma" konusuna artık bir ciddiyet getirilmesi gerekir... Ülkede terör olması, elbette bazı önemli hizmetlerde bulunmuş kişilerin intikam saldırılarından korunmasını gerektirmektedir. Ama şu ana kadar koruması olup ta, uğradığı saldırıdan koruması sayesinde kurtulan bir tek kişi olmamıştır!

Bir dostumuzun dediği gibi; CUMHURBAŞKANI bile MUHAFIZ ALAYI'na sahip olmasına rağmen, bugüne kadar olan ASKERİ DARBELER'de MUHAFIZ ALAYI korumak yerine, CUMHURBAŞKANI'nı gözaltına almaktan başka bir işe yaramamıştır!

Öte yandan POLİS gücünün önemli bir kısmı BAKANLAR'ı, bazı MİLLETVEKİLLERİ'ni, VALİLER'i, eski KOMUTANLAR'ı, HAKİM ve SAVCILAR'ı korumakla görevlendirildiğinden esas görevlerini yapamaz hale gelmişlerdir.

Özal olayında görüldüğü gibi GERÇEK bir KORUMA görevi yapması gerekenler, ÖZEL olarak eğitilmedikleri ve itina ile seçilmedikleri için; her şeyden önce kendi canlarını korumayı düşünmekte, suçluyu tesbit edememekte ve halka rastgele "taciz" ateşi açarak saldırganı caydırmaya çalışmaktadır.

Halbuki AMERİKAN, bilhassa İSRAİL korumaları, KENDİLERİNİ HEDEF KİŞİNİN ÜSTÜNE ATARAK kurşunları göğüslemeye çalışırlar! 1970'li yıllarda AMERİKA'ya giden ECEVİT'i vurmak isteyen ERMENİ'yi, ECEVİT'in zenci koruması kürsüden adeta uçarak, adamın üstüne atlamak suretiyle yakalamıştı. Bu sırada adam bir kere daha ateş edebilseydi, bu korumanın ölmesi işten bile değildi!

Zaman zaman BAKAN KORUMALARI'nın bile aşiret reisi milletvekillerinin fedaileri ile başa çıkamadıklarını, hatta BAKAN'la görüşmek isteyen vatandaşlardan dayak yediğini; sonradan tarafların karakolda "barıştırıldıkları"nı gazetelerden okuyoruz.(1996) Bizce bu tam bir rezalettir... Eğer KORUMALAR olmaları gereken nitelikte olsa, o fedailer derdest edilip götürülür ve hapislerde süründürülürdü. KORUMA HALK'la sürtüşmez, ona ateş açmaz; ama HALK'tan da dayak yemez!

Bütün bu olayların altında SALDIRGANLAR'ın tam anlamıyla cezalandırılmaması yatmaktadır. Siz BAŞBAKAN NİHAT ERİM'i vuranı, ORDU KOMUTANI'nı, KESKİN NİŞANCI'yı vuran teröristi yakalamanıza rağmen hemen yargılayıp İDAM etmezseniz; SALDIRGAN'ı adeta mükafatlandırmış olursunuz... Nitekim Özal'a SUİKAST yapan da, DEMİREL'e SUİKAST yapan da paçayı kurtarmışlardır.

(19)- İşte onun içindir ki biz DEMOKRASİ , ÇOK PARTİLİ SİSTEM gibi palavralara inanmayız!.. BATI tipi DEMOKRASİ tamamen MİLLET'in kamplara bölünüp birbirini düşman gibi görmesi, birbirinden lokma kapmaya uğraşmasıdır. Ne kadar çok parti varsa, bu bölünme o kadar artar!.. DEMOKRASİ isteyip te İÇ SAVAŞ yaşamamış ülke yok gibidir. Biz de 1980'de İÇ SAVAŞ'ın eşiğine gelmiştik.

(20)- 12 Eylül'den sonra ASKERİ İDARE hiç bir şekilde sokak gösterilerine, yürüyüşe, slogan atmaya izin vermediği için; bu kendini "aydın" sayan takım , tuhaf protesto usülleri geliştirmişti. Mesela yürüyüşe kalktıklarında polis kendilerine engel olunca, bağırıp çağırmak yerine alkışlıyorlardı. Sosyalizm'i sembolize eden kırmızı karanfiller takarak ortaya çıkıyorlardı.

Özal'ın BATI'ya şirin görünmek için göz yumduğu sokak gösterileri yaygınlaşınca, slogan atma, pankart açma, hatta sopalı, molotof kokteyli saldırılar arttı, ama alkışlı protestodan vazgeçilmedi. Hatta bir acaip cenaze töreni haline geldi. Aziz Nesin'in filan cenazesi hep alkışlar ile kaldırılır oldu!..

(21)- Nasreddin Hoca'ya sormuşlar, "Eski ayları ne yaparlar?" diye... "Kırpıp kırpıp yıldız yaparlar," demiş!..

Bizde de başarısız başbakanları CUMHURBAŞKANI yapıyorlar!.. Böyle bir "terfi" mekanizası, sadece bizde var.

Gözümüz kaldı sanılmasın. Hayır!.. Endişemiz şu ki, başarısız milletvekilleri için BAKAN koltuğu icat etmek mümkün. Ama CUMHURBAŞKANLIĞI makamı bir tane!.. Bu kadar başarısız PARTİ LİDERİ, BAŞBAKAN için bir koltuk yetmez ki!.. Başka çare bulmak lazım.

Biz deriz ki, en iyisi hepsini ÇÖPE ATMAK!..

Şaka bir yana, 12 Eylül darbesi ile DEVLET BAŞKANI olan EVREN'in 1982'de başlıyan 7 yıllık döneminin sona ermesi ve kendisinin MARMARİS'e çekilip ortalığı tamamen "sivil"lere bırakması, bizce erken olmuştur. Bir dönem daha başta kalıp sivil politikacıların bu kadar laçkalaşmasını önliyebilirdi!

(22)- EMPERYALİST BATI ülkelerinin DÜNYA'yı NÜFUZ BÖLGELERİ'ne ayırmaları 1500'lerde başlar... PAPA, o tarihlerde yeni keşfedilmeye başlıyan AMERİKA ve AFRİKA kıtalarını İSPANYA ve PORTEKİZ arasında paylaştırmıştı!.. Sonra devreye İNGİLTERE, FRANSA ve diğerleri girdi... DÜNYA son olarak 2. CİHAN HARBİ'nin hemen ardından YALTA KONFERANSI'nda BATI ve SOVYET RUSYA arasında paylaşılmıştı!.. O yüzdendir ki, AMERİKA ve BATI AVRUPA, Ruslar'ın MACARİSTAN, ve ÇEKOSLOVAKYA işgallerinde parmaklarını dahi kımıldatmamışlardır... İlk sorun, Ruslar'ın ABD'nin burnunun dibindeki KÜBA'yı silahlardırması ile çıktı.

MALTA buluşması, KOMÜNİZM'in yıkılmasını ve SOVYETLER'in dağılmasını kolaylaştırmıştır. Bu yüzden pek çok eski SOVYET vatandaşı, RUS olsun veya olmasın, GORBAÇOV'u VATANA İHANET'le suçlar!

Biz bu anlaşmada AMERİKA'nın kalleşlik ettiği, SOVYETLER'e yardım ve destek vereceğini söylemesine rağmen, bu ülkeyi tamamen dağıtmayı, DOĞU AVRUPA, ORTA ASYA, KAFKASLAR ve bütün RUSYA'yı; AFRİKA ve ORTA DOĞU ülkeleri gibi kendine tabi "uydu" devletler haline getirme çabasına girdiği düşüncasindeyiz.

AMERİKA, dünyada TEK SÜPER GÜÇ olarak kaldığını görerek her istediğini yapabileceği zehabına kapılmıştır. Hele IRAK Savaşı'ndan sonra burnu iyice büyümüştür.

Ama biz MAO'nun dediği gibi, AMERİKA'nın KÂĞITTAN KAPLAN olduğuna inananlardanız. Öyle olmasa, GRANADA'da neredeyse yenilmezdi!.. Öyle olmasa, SADDAM "höt" deyince askerlerini IRAK'tan kaçırmazdı!.. (1991) Öyle olmasa 21 günde girdiği Irak'ta her gün 3-5 kayıp vermekten ve yenilmekten kurlulurdu. (2003) Öyle olmasa, kendi ülkesinin teröristleri ile başa çıkabilirdi!..

AMERİKA'nın pili bitmiştir... Bizce en fazla 10 yıllık bir ömrü vardır. Ondan sonra RUSYA'nın bugünkü haline düşecektir!

AMERİKA'nın çökmesi demek, BATI'nın çokmesi demektir! Zaten BATI AVRUPA BİRLİĞİ falan bunun için kuruluyor, çökmeyi geciktirmek için!.. NATO'nun cesedi bunun için CANLI gösterilmeye çalışılıyor!

İşte bunun için biz, TÜRKİYE'nin geleceğini BATI'ya bağlamayı çok tehlikeli buluruz!.. BATI'yla birlik olursak, o yıkılınca biz de altında kalırız. Halbuki biz hem SOVYETLER'in, hem de BATI'nın MİRAS'ına konacak bir mevkideyiz. İkisiyle de ilişkileri iyi götürmek, ama onların cazibesine kapılmamak gerekiyor!

(23)- KÖRFEZ SAVAŞI (1991) diye yutturulmak istenen bu savaş, aslında IRAK-AMERİKA SAVAŞIDIR!.. Körfez'de başka ülke savaşmadı ki! Diğer devşirme ülkeler sembolik mahiyette katıldılar. Bölge ülkelerinden SUUDİ ARABİSTAN, KUVEYT, İRAN da savaşmadı!

Kaldı ki, SADDAM'ın bu savaş için kullandığı "SAVAŞLARIN ANASI" tabiri çok yerindedir... İkinci Amerikan saldırı için de doğrudur!.. (2003) Bu savaş, ATATÜRK'ün önderlik ettiği TÜRK MİLLİ MÜCADELESİ'nden sonra, bölgede EMPERYALİST BATI'ya karşı ilk başkaldırıdır... SADDAM için ne söylense belki doğrudur, ama kabul etmek gerekir ki, günümüzde AMERİKA ve BATI'ya silahla direnen TEK LİDER'dir!.. Ne yazık ki biz bu sefer ZALİMLER safında yer aldık, ATATÜRK'ün belirlediği gibi MAZLUMLAR'ın değil!..

SADDAM'dan başka BATI'dan yılmayan ikinci LİDER de KADDAFİ'dir!.. Bu kişilerin DELİ diye vasıflandırılmasının sebebi; herhalde bizim korkak, pısırık, şahsiyetsiz politikacıların gösteremediği CESARET'i göstermeleridir!.. Biliyorsunuz, Rusya'nın süper güç konumuna gelmesini sağlıyan prensiplerin sahibi Çar Büyük Petro'ya biz hâlâ "Deli Petro" deriz!.. Böyle "deliler" ülkeleri için "akıllılar"dan daha makbuldür!

Gelelim 1991'deki SAVAŞ'ın değerlendirmesine... Bu savaşta görülmüştür ki, VİYETNAM, GRANADA hezimetlerinden sonra HAVA HARBİ TEKNOLOJİSİ'ni son derece geliştirmiştir AMERİKA!..

Bilgisayarla uzaktan hedefe sıfırlandığı için AKILLI diye adlandırılan roketler, radara yakalanmıyan uçaklar, düşman radarlarını gelen şualardan tesbit ve imha teknikleri, uzay fotoğrafları ile hava savunma sistemlerini, düşman birliklerini belirleyip yok etme taktiği ABD'yi GALİB kılmıştır.

Bu TEKNOLOJİK SAVAŞ ÜSTÜNLÜĞÜ, SOVYETLER'in de gözünü korkutmuştur. Her ne kadar NÜKLEER bir SAVAŞ'ta ne olacağı belli olmazsa da, KONVENSİYONEL sayılan HAVA SAVAŞLARI'nda ABD ile başedemiyeceği ortaya çıkmıştır. Sanırız 15 CUMHURİYET'in 1991'de SOVYETLER'den kopması, bu olayla kolaylaşmıştır.

KISSADAN HİSSE almak gerekir... BATI AVRUPA ve AMERİKA bizim EZELİ ve EBEDİ DÜŞMAN'ımızdır! En kısa zamanda sanki saldırıya IRAK değil de, biz uğramışız gibi, bu tarz bir muharebeye hazırlanmak, mukabil teknolojiler geliştirmek gerekir!.. Yani radara yakalanmıyan uçakları yakalıyacak sistemler; radarları bozan cihazları engelliyen, çalıştırmayan cihazlar; akıllı füzeleri havada vuran füzeler; veya onları geri çevirip atana yollıyan sistemler; düşman radarlarını aldatan sistemler; düşman saldırısına direnecek, uzaydan tesbiti imkansız sığınaklar; uyduları yanıltıp fotoğraf çekmesini engelliyen cihazlar icat etmemiz, ve casus uyduları vurup yok edecek roketler edinmemiz şart!

TAM BAĞIMSIZLIK ve MİLLİ HAKİMİYET'in korunması ancak sadece KENDİNE GÜVENEREK, KENDİ GÜCÜYLE ayakta durarak olur. ATATÜRK boşuna "TÜRK!.. ÖĞÜN, ÇALIŞ, GÜVEN!" dememiş!

(24)- Bu rakam çok önemlidir. ?? BÖLÜCÜLER ve BATILI destekçileri Irak'taki 2.000.000 TÜRKMEN'i yok sayıp, 4.000.000 ?? olduğunu öne sürerler!.. IRAK'ın kuzeyindeki bütün KÜRTLER tası tarağı toplayıp İRAN'a ve TÜRKİYE'ye kaçtıklarına göre, gerçek sayıları ortaya çıkmıştır!..

İltica edenlerin arasında en az 200.000 TÜRKMEN ve muhalif ARAP olmasını da göz önünde tutsanız, 17 milyonluk IRAK'taki ?? sayısı, bir milyon bile değildir!.. Üstelik bunların hemen hepsi cahil, AŞİRET seviyesinde yaşıyan, başlıca GORANİ ve SORANİ diye İKİ DÜŞMAN ve birbirini ANLAMAZ kampa bölünmüş haldedir.

Bunların birleşip bir DEVLET kurmaları mümkün değlldir. Daha sonra çıkan çatışmalar ortadadır. Her ikisi de AMERİKAN UŞAĞI BARZANİ ve TALABANİ'nin ABD'nin bütün gayretlerine rağmen anlaşamaması, bu dediğimizi doğrulamaktadır.

İşin en acısı bu "MİLLİYETÇİ, MUKADDESATÇI, MÜSLÜMAN" bozuntusu Özal'ın, abisi BUŞT istemedi diye TÜRKMEN adını ağzına almaması, BARZANİ ve TALABANİ'ye, yaptıkları hainlikleri unutup KIRMIZI DİPLOMATİK TÜRK PASAPORTU vermesi, ve bu eşkiya gruplarına TEMSİLCİLİK açmasıdır!.. Yahu, Brezilya ormanlarındaki kabileler bile böyle liderlerle idare edilmiyor!

(25)- Şu bizim MEDYA ve "aydın" takımı çok enteresandır... SURİYE uçağımızı düşürdü, üzerinde durmadılar... FRANSIZ YÜZBAŞI, densizlik edip KAYMAKAM'ımızı tokatladı, geçiştirdiler... Tatbikat yaparken AMERİKALI denizciler gemimize füze atıp batırdı, subaylarımızı öldürdü, "kazadır" dediler... BATILI devletler, İMF, ULUSLARARASI AF ÖRGÜTÜ müfettiş gönderip hakaret etti, hapishaneleri, MALİYE'yi teftiş etti, ses çıkarmadılar... AVRUPA KONSEYİ ikide birde aleyhimize karar aldı, "Kürtler'e toprak verin" diye, duymamazlıktan geldiler... HABİTAT'ta İSTANBUL'a gavur bayrağı çekildi, GALİ, "TÜRKİYE FEDERE DEVLETİ" dedi, çıt yok!..

Ama ne zamanki KADDAFİ "TÜRKİYE işgal altındadır, TARİH'ini, İLAHİ MİSYON'unu unuttu," dedi, Kürtler'in devlet kurmasını istedi; kıyametler koptu!..Birden TÜRKİYE'nin "bağımsız" olduğu hatırlandı, "haysiyet, şeref"ten bahsedilmeye "bize kimse karışamaz" denmeye başlandı!..(Ekim 1996)

Biraz müstehcen ama, tam buraya oturan bir kıssa vardır. Anlatalım:

Hükümdarın birinin kervanları devamlı olarak HARAMİLER tarafından soyuluyormuş. Ne yapsa, ne tedbir alsa başa çıkamıyormuş... Demişler ki, "Falanca yerde BABAYİĞİT, KABADAYI biri vardır, tek başına bütün haramilerin hakkından gelir!".. Hükümdar adamı çağırtmış, hakikaten kalıp kıyafet yerinde, taşı sıksa suyunu çıkarır cinsten...Hükümdar, "Becerebilir misin?" diye sormuş, adam, "Hiç şüpheniz olmasın!" demiş...

Kervan hazırlanmış, adamla birlikte yola koyulmuş... Bir süre sonra haramiler gene saldırmış!.. Kervanbaşı hemen koşup bizim KABADAYI muhafıza gelmiş, "Aman ağam, saldırıyorlar!" demiş, adamın kılı kıpırdamamış!.. Haramiler kervanı her zamankinden daha kolay, bir güzel soymuşlar, Sonra neden böyle muhafızsız olduğunu sormuşlar. KABADAYI gene hareketsiz!.. Kervanbaşı anlatmış. "Şu herif ben haramilere tek başıma yeterim, dedi, hükümdar da inandı, ondan muhafız vermedi," demiş...

Haramilerin reisi bunu duyunca sinirlenmiş, "Yaa öyle mi?. Erkeklik taslarsın ha?.. Düzün ulan şu herifi!" diye emir vermiş... Haramiler yatırmışlar KABADAYI'yı başlamışlar sıradan geçmeye!... Adam da gene "çıt" yok!.. Bir, üç, beş, on... Yok, adam sakin!.. Yirmi, otuz... gene ses yok!... Derken Reis seslenmiş, "Amma dayandın ha, karı bozuntusu!.. Şu da düzünce tam 40 kişi olacak!"..

Bizim KABADAYI birden silkinmiş, "Ne!.. Kırk kişi mi oldu?" deyip yeri göğü inleten bir nara atmış, oradan bir kılıç kapıp girişmiş haramilere!.. Bir girişmiş, adam kalmamış karşısında!.. Hepsini temizleyip kervanı kurtarmış, sağ salim gidecekleri yere ulaşmışlar...

Dönüşte Hükümdar olayı dinlemiş, adama parasını verip "Tamam" demiş... Bizim KABADAYI şaşırmış, "Ama niye Hükümdarım, kervanı kurtarmadım mı?" diye hayretle sormuş. Hükümdar gülerek cevap vermiş:

- "Kurtarmasına kurtardın da, ben her seferinde seni düzecek 40 KİŞİ'yi nereden bulayım!"

İşte bizim MEDYA ve "aydın"lara da galiba KADDAFİ 40. kişi gibi geldi!.. Üstelik onlar, HARAMİLER'e kılıç çekmediler daha!

(26)- ERBAB'ı bilir... Son 100 yılın EKONOMİ tarihi incelendiğinde de kolayca görülür...Dünyanın bütün GELİŞMİŞ ÜLKELER'i ZOR ZAMANLAR'da SERBEST PAZAR kurallarını bir kenara bırakır, sıkı DEVLETÇİ TEDBİRLER alırlar... Bu EKONOMİK ZORLUKLAR döneminde de böyledir, SAVAŞ dönemlerinde de!.. AMERİKA, ALMANYA, SOVYETLER, İNGİLTERE, İTALYA hep böyle yapmışlardır. UZAK DOĞU ülkelerini inceleyen Cem KOZLU da istemeden de olsa, JAPONYA, GÜNEY KORE, MALEZYA, SİNGAPUR'un DİKTATÖR'ce tedbirler ile kalkınabildiği itiraf eder. (Bakınız: Cem Kozlu, Vizyon Arayışları)

Hal böyle iken, bizim enayilerin işler kötüye gittikçe "daha fazla serbest ekonomi" demelerini anlamıyoruz!.. Daha doğrusu ARTNİYET'e yoruyoruz. Çünkü her SERBEST EKONOMİ isteyen, ülkeyi biraz daha BATI'ya teslim ediyor, biraz daha batırıyor!

ZOR ZAMANLAR'da EKONOMİ'yi SERBEST'leştirmek; freni tutmayan otomobili kendi haline bırakmaya benzer! Hızı daha da artar, gittikçe daha çok kontrolden çıkar!.. Yapılması gereken gaz kesmek, vites düşürmek, DİREKSİYON'u daha SIKI kavramak ve EL FRENİ'ni çekmektir!.. Bunların hepsi KONTROLÜN ARTMASI anlamına gelir!

ÜLKE EKONOMİSİ güç durumda ise; DEVLET'in, İTHALAT ve İHRACAT'ı, FAİZLER'i, GELİR ve SERVETLER'i, ÜRETİM'i, TÜKETİM'i, YATIRIMLAR'ı, REKLAMLAR'ı ve tabii YOLSUZLUKLAR'ı çok SIKI DENETİM altında tutması gerekir!

(27)- KADIN'ın DEVLET idare etmesiyle, DEVLET BAŞKANI olan kocasının işine karışması birbirinden tamamen ayrı iki durumdur. Eski TÜRK DEVLETLERİ'nde kadın hükümdarlar vardır. Bizim THATCHER, ÇİLLER, BUTTO, GANDİ, GOLDA MAYER gibi kadın liderlere hiç itirazımız yoktur.

Ama kendisinin yetkisi yokken, sadece kocasının mevkiinden dolayı DEVLET işine karışmaya kalkan karılar, bizce sopalanması gereken yaratıklardır. OSMANLI tarihinde HÜRREM SULTAN, KÖSEM SULTAN, SAFİYE SULTAN gibi böyle DEVLET'i müşgül durumlara sokmuş kadınlar olduğu gibi; günümüzde de SEMRA, RAHŞAN gibileri devamlı kocalarını hata yapmaya sevkedenler çoktur.

Varsa bir özelliğin kendin çık ortaya!.. Nitekim SEMRA çıktı, bir halt edemedi. Sözümüz RAHŞAN'a da!.. Bırak kocanın yakasını, kendin gir MECLİS'e, ne söyliyeceksen söyle... Evde kocanı fitne fücur ile doldurup durma!.. Bunamış kocanı kandırıp onbinlerce suçluyu sokağa saldın, bari bundan sonra mutfağa kapan!..

SEMRA kocasının gölgesinden istifade ederek TÜRK KADINI bilmemne VAKFI kurdu. Yararlı işler yapmadı değil. Bilhassa imam nikahlı kadınlara resmi nikah sağlıyarak epey hayır işledi. Ancak "türk kadını" diye çizdiği, tombalak, pürolu, mama kılıklı imaj, etrafına benzer tiplerin toplanmasına sebep oldu. Bunlar olur olmaz işlere karışmaya başladılar. At sineği gibi rahatsız edici davranışlara girdiler. Neyse ki, Özal öldü, bunlar da dağılıp gitti... Ama bu karı hâlâ uslanmadı, zaman zaman batakhanelerde Fatih Ürek gibi nonoşlarla görünmeyi marifet sanıyor!.

ÖZAL KARDEŞLER'in politikadaki en büyük talihsizliği HAFİZE HANIM gibi OTORİTER bir annenin elinde yetişmeleridir. Her ne kadar ÖĞRETMEN olan bu kadın, onların hepsine iyi bir eğitim sağlamış, AMERİKA'ya gitme imkanı hazırlamış ise de; DESPOT tavrı üç kardeşin de karısına mahkum bir psikolojiye girmesine yol açmıştır.

TURGUT ÖZAL çok sevdiği annesini, bulunduğu mevkii suistimal ederek 2. MAHMUD türbesine gömdürdü. Neymiş?.. Hatunun bağlı olduğu şeyh de, nasıl yapılmışsa oraya gömülmüş!.. Halbuki bu gibi eski PADİŞAH ve CAMİ mezarlıklarına ancak Bakanlar Kurulu kararı ile girmek mümkündü. Her ikisi de bunu başarmıştı!

Unutulan bir şey vardı!.. Mezarlıklar hem iyi, hem de kötü şahısların yattığı yerlerdir... Bu küçük mezarlıkta da DEVLET'e çok zararı dokunmuş 2. MAHMUD'un yanısıra, ABDÜLAZİZ'i şehit eden kaatil SÜLEYMAN PAŞA ile HÜSEYİN AVNİ PAŞA da yatmaktaydı!

TURGUT ÖZAL, mâlûm, SEMRA'nın sözünden çıkamazdı. YUSUF ÖZAL, karısı ALMAN olmasına rağmen; karşısında ezilmiş, İSLAM'da MEKRUH sayılan "evde köpek besleme" olayına bile rıza göstermişti. ALLAH bilir, geçirdiği beyin rahatsızlığı köpek kılındandır...En tutarlı görünen KORKUT ÖZAL bile bu etkinin altında, çocuklarına istediği tarzda bir eğitim verememiştir. 3 oğlu, 2 kızının hepsi eşinden boşanmıştır! Doğru dürüst bir aile hayatları yoktur.

TURGUT ÖZAL'ın çocukları ise, malum. EFE ile ZEYNEP'in marifetleri gazete sütunlarından hiç düşmedi. Suratında meymenet bile olmayan AHMET ÖZAL ise, bütün iddialı davranışlarına rağmen, ancak babasının arkasına sığınarak işini sürdürebildi, sonunda iltimasla aldığı kredileri batırdı, yurt dışına kaçtı. Hâlâ da borçlarını ödemedi... Ama Malatya'dan milletvekili olmayı başardı!...

YUSUF ÖZAL'ın çocukları pek MEDYA diline düşmüyor. Bunu iyiye işaret sayıyoruz. Hani onlar da kötü olsa, "Ne aileymiş YARABBİ!" demek durumunda kalacaktık.

Şaka bir yana, SEMRA'nın yanına AHMET'i alıp MAFYA MAMALIĞI'na soyunması; ÖZAL AİLESİ'nin yüzkarasıdır!.. AHMET Efendi, "annem evlenirse, reddederim" diyeceğine, anasını önce RÜŞVET, SUİSTİMAL, ADAM VURDURTMA gibi MAFYA faaliyetlerinden uzak tutsaydı! Veya AİLE bu ikisini reddetseydi, çok daha iyi bir iş yapmış olurlardı!

Bizce TURGUT ÖZAL iktidara geldiği günlerde karısını boşamış olsaydı, yaptığı hatalardan en az yarısını yapmıyacaktı.

(28)- Bu olay BATILI ülkelerin "demokrasi"den ne anladığını çok açık gösterir. Aslında onların tarifine göre DEMOKRASİ "SEÇİMLE GELİP, SEÇİMLE GİTMEK"tir.

Ama bu hususiyet dahi, ancak onların istediği tarzda bir idare için söz konusudur. CEZAYİR'deki gibi İSLAMİ bir parti, veya ŞİLİ'deki gibi SOSYALİST bir parti gelirse, veya AVUSTURYA'da Haider gibi bir nazi iktidara gelirse; ilk işleri ya iktidarı vermemek, ya da devirmektir!.. Bu yüzden rahmetli NEYZEN TEVFİK, DEMOKRASİ'ye BOMBOKRASİ derdi!

Öte yandan BATI, öyle her ülkede "demokrasi" falan istemez!.. ARABİSTAN yarımadasındaki ŞERİAT uygulayan DİKTATÖR KRALLIK ve ŞEYHLİKLER'e, AFRİKA'da "söz dinleyen" DİKTATÖRLER'e hiç bize yaptığı gibi "demokrasi, insan hakları" filan telkin etmez, ambargo uygulamaz. Hatta AFGANİSTAN'da olduğu gibi YOBAZ TALİBAN örgütünü, PANAMA'da olduğu gibi uyuşturucu kralı NORİEGA'yı destekliyebilir!.. Yeter ki ipler kendi elinde olsun!

(29)- Bu ve benzeri olaylar ibret vericidir. Hiç bir KURUM ve KİŞİ'nin DEVLET'ten güçlü olmasına izin verilemez!.. Eğer verilirse, o kişi veya kuruluş, maddi imkanı az, savunmasız DEVLET memurlarını ya satın alır, ya da tehditle korkutup istediğini yaptırır.

Bizim anlayışımız kaynağı belli olmayan bütün SERVET'e DEVLET'çe EL KONMASI'dır! Bir kişinin YOLSUZLUK'tan, HIRSIZLIK'tan, RÜŞVET'ten, ZİMMET'ten, HORTUMCULUK'tan ve UYUŞTURUCU TİCARETİ'nden mahkum olup ta donuna kadar soyulmamasını, hem kendinin hem de ailesinin BEYLER gibi yaşamaya devam etmesini, hele hapishanede adeta kendine bir SARAY kurmasını anlamak, mümkün değildir!

Biz ayrıca açık açık milleti dolandırdığını, kabadayılıkla haraç aldığını ilan edenlerin, fedailerine adam vurdurtacağını söyleyip vurdurtanın öyle "masum sade bir vatandaş" gibi aylarca avukatlar ordusu ile yargılanmasına da karşıyız!.. Bu kişiler DİVAN-I HARB veya İSTİKLAL MAHKEMESİ tarzı bir yargılama ile derhal mahkum edilmeli ve hüküm hemen uygulanmalıdır!

Nedir o DEVLET GÜVENLİK MAHKEMELERİ'nin hali?.. Sanki HAKİMLER, SAVCILAR suçlu da; CANİLER, SOYGUNCULAR, AVUKATLAR idareci gibi bir havası var!.. DGM'lerde yargılama TUTUKLAMA ile başlamalı, ve bütün deliller en geç bir hafta içinde MAHKEME'ye ulaşmalı, DURUŞMALAR sürekli olmalı ve ŞAHİTLER cebren getirilmeli, ve TEMYİZ olmamalıdır. Bu mahkemelerin "delil yetersizliğinden beraat" kararı verme hakkı olmamalıdır!.. Aksi takdirde boşanma davasına bakan mahkemelerden farkı kalmaz. Şimdiki halleri öyledir zaten!

Öte yandan "1 milyon liralık AĞIR PARA CEZASI" veya "3 yıl AĞIR HAPİS" gibi komik cezalardan, ÜÇ yılın BİR yılını yatınca mahkumu salıveren "İNFAZ YASASI"ndan vazgeçilmelidir. AĞIR PARA CEZASI dediğimiz gibi insanı donuna kadar soyacak cinsten olmalıdır... AĞIR HAPİS cezası, lüks otel odasında çekilmez. HÜCRE'de, ve TAŞ KIRMA, YOL YAPMA gibi AĞIR İŞ ile ve MİNUMUM GIDA ile çekilir... Ki, HAFİF HAPİS cezasından farkı olsun!..

Hemen ekliyelim ki, insanları UYUŞTURUCU ile eziyet ederek öldürmeyi meslek edinmiş bu kişiler kendilerine uymayan DEVLET memurlarını, rakiplerini, sade vatandaşları silahla öldürmekten de kaçınmazlar. Bu eylemlerde bulunanları hapse atmanın bir anlamı olmadığı inancındayız. ADAM ÖLDÜREN'in cezası ÖLÜM'dür!..Ki, CAYDIRICI olsun.

Bundan 1400 yıl önceki İSLAM uygulamasında dahi, istemeden ölüme sebep olanın cezası 2000 koyun idi, maktulün ailesine verilmek üzere alınırdı. (Yani 4000 cumhuriyet altını!) Kasten adam öldüren ÖLÜM'e mahkum edilir, eğer maktülün ailesi bağışlarsa, bunun iki katı, yani 8000 cumhuriyet altını DİYET öderdi!.. Bu, bugünün parası ile 600.000 dolar=180 MİLYAR TL.dır. (1998 kuru)

Böyle bir DİYET bütün cinayetleri, ve trafik kazalarını önlemeye yeter! Ayrıca İNSAN HAYATI'na verilen GERÇEK DEĞER'in göstergesidir...

Halbuki şimdi "idam cezalarını kaldırma"yı HÜMANİZM sananlar var. Bu sadece CANİ'nin HAYATI'na verilen DEĞER'i gösterir!.. Biz ise SUÇLU ile MASUM'u hiç bir zaman aynı kefeye koymayız, MAZLUM'u bırakıp ZALİM'i "insan" saymayız!

HAPİS cezasına gelince, sadece mağduriyeti ortadan kaldıracak miktarda DİYET'i ödeyemeyen kişiye, ve TOPLUM içinde yaşaması zararlı kişinin tedrici amacıyla uygulanır. Yoksa DEVLET'e ek masraf çıkarmaktan, suçluların birbirini kötü eğitmesinden başka bir şeye yaramaz.

(30)- İşte biz bunu anlamıyoruz... Hani biz "demokrasi" budalası değiliz ama, ağızlarından DEMOKRASİ düşürmeyenlerin GÜMRÜK BİRLİĞİ gibi tartışmalı bir anlaşmayı, AVRUPA BİRLİĞİ'ne giriş gibi geleceğimizi İPOTEK eden bir kararı REFERANDUM'a sunmamasını, ARTNİYETLİ buluyoruz!.. Halkın ikisini de reddedeceği açık!.. E, o zaman bu nasıl bir "demokrasi"dir ki, halkın istemediğini uygulamaya kalkar?..

(31)- Ölünün arkasından kötü konuşmak İSLAM'da makbul sayılmaz... Doğrudur... Ancak ölen kişi TÜRKİYE'nin kaderini 13 yıl elinde tutmuşsa, FAHİŞ hatalar yapmışsa, bunun TARİH açısından değerlendirilmesi ve İBRET alınması şarttır.

Hal böyle iken, bazılarının çıkıp bu kişiye "anıt mezar" yapması, yere göğe koyamaması, "ÖZAL RUHU"nu diriltmeye kalkması, yine bazı kişilerin "Ah ÖZAL olsaydı, bunlar başımıza gelmezdi," diye dövünmesi bizim tüylerimizi diken diken ediyor!

Ne zaman TEBBET SURESİ'nin "EBU LEHEB'in İKİ EL'i kurusun! Kendisi de kurudu gitti! Ne malı, ne kazandığı ona yaramıyacak! Alevli ateşe atılacak! Karısı da boynunda ip, odun taşıyacak!" mealindeki ayetleri okunsa; her nedense aklımıza bu kişi ve karısı geliyor!

İşte o yüzden "varsa günahı vebali söyletenlerin boynuna" deyip biz bildiklerimizi, gözlerden saklananları ortaya dökmeyi, bu kişiyi hakettiği seviyeye indirmeyi görev kabul ediyoruz. Yazının başından beri bunu yaptık. Zaman zaman da kendimizi tutamayıp şahsiyata girdik, affola!

Özal'ın ahirete intikali de, son günleri gibi rezilane olmuştur. Ancak bu da hem ailesi, hem de doktorları tarafından gözlerden saklanmıştır.

Gene "günahı anlatanların boynuna"; bizim Özal Efendi, son AMERİKA seyyahatinde prostat ameliyatı filan diye, kendine "mutluluk çubuğu" taktırmış!.. Görünüşte hiç bir rahatsızlığı olmayan Özal, öldüğü sabah Semra Hanım'la ilişkiye girmiş. Ancak kalbi dayanmamış, yatakta kalmış!..

Tabii Semra Hanım'da şafak atmış. Nasıl atmasın?.. Özal'ın "mutluluk çubuğu" bayrak direği gibi ayakta!.. Ne yıkamaya uygun, ne de kefene sığar!.. Hemen kalp doktorları ile birlikte cerrahlar da çağrılmış... Bunlar bir süre uğraşıp çubuğu almışlar. Sonra ölümü açıklamışlar...

Sabah 10'da KÖŞK'e alelacele doktorlar çağrılmasına ve ölümün doktorlar gelmeden vuku bulduğunun açıklanmasına rağmen; ölüm saatinin bir doktor tarafında 12 diye, bir diğeri tarafından da 13:30 gibi ilan edilmesinin, arada 3 küsur saat fark olmasının hikmeti buymuş!

(32)- Demirel Efendi'nin desteksiz vaadleri arasında olduğu için 1991'de MEMUR SENDİKALARI kurulmaya başladı. Bunların her biri bir partiye, hatta fraksiyona bağlı olduğu için MEMURLAR tekrar bölündü. 12 Eylül öncesini hatırlatır iş bırakmalar, yürüyüşler, hatta terörist eylemler tekrar yaşanır oldu.

Zaten Demirel ne zaman iktidara gelse, ANARŞİ ve TERÖR peşinden hortlar! Bu adamın bu memlekete ettiği kötülük saymakla bitmez. Bir kısmını DEMİREL DÖNEMİ yazımızda anlattık.

Biz DEVLET güvencesine sahip MEMUR ve İŞÇİLER'in sendika kurmasına, grev yapmasına karşıyız. DEVLET dairelerine POLİTİKA girmesine de karşıyız. Sendikalı işte çalışmak isteyen ÖZEL SEKTÖR'e geçsin! POLİTİKA yapmak isteyen partiye girsin. Ama MİLLET'in işini görürken kendini düşünmek olmaz!

Peki, memurun hakkını kim koruyacak, derseniz... elbetteki DEVLET!.. Kendi memurunu korumayana zaten DEVLET denmez!..

(33)- Şu SSK talihsiz bir kurumdur. DYP-SHP döneminde başına Bakan olarak MEHMET MOĞOLTAY adlı soysuz geldi. Bu herif, adı MOĞOL(TÜRK) olmasına rağmen, ??çülük ve alevi mezhepçiliği yaptı! SSK'da daire başkanından odacıya kadar herkesi görevden alıp yerine cahil ??çüleri getirdi. Kendi adamlarını doldurdu. SSK kaynaklarını çar-çur etti. Tabii işler de yürümediğinden 3 yılda SSK iflasın eşiğine geldi.

Halen SSK'da 60.000 personel vardır. Bunca insanın sadece çalışanların hastane, emeklilik gibi yan hizmetini gördüğünü düşünürseniz, meselenin vehameti ortaya çıkar. Neredeyse bir işçinin emeklilik kaydını bir başka görevli tutmaktadır. Adamın ödediği prim, o görevlinin maaşına bile yetmez!

Bu MEHMET MOĞOLTAY, daha sonra SSK'daki başarısından dolayı(!) SHP tarafından mükafat olarak ADALET BAKANI yapıldı!.. Bu sefer hapishane görevlilerini değiştirdi. İçerdekiler kadar suçlu teröristleri, göreve getirdi... Kısacası asılacak, leşi sokaklarda sürüklenecek adamdır!

(34)- Başımızdakiler bir süre sonra "30 milyar zarar" dan söz etmeye başladılar.(1996) Bu yıllık 6 milyar dolarlık bir kayıp demektir. Ama TÜRKİYE'nin uğradığı zarar bundan çok büyüktür. Sığınmacıların tahrip ettiği ormanlar, verdikleri zarar, onlara yapılan masraflar, onlarla birlikte artan terör dolayısiyle uğranan kayıplar, terörü önlemek için yapılan masraflar, tesisleri ve kişileri korumak için alınan tedbirler, şehit ve yaralılara ödenen tazminatlar, ölenlerin can bedeli, petrol hattının eskimesi, IRAK TÜRKMENLERİ'nin çektiği sıkıntılar, ticaret kaybı, iş kaybı, dış itibarın sarsılması, bizim hesabımıza göre en az 200 milyar dolarlık bir zarara yol açmıştır.(2003)

Bu zararı mutlaka BATI AVRUPA, AMERİKA ve JAPONYA'nın ödemesi gerekir!.. Çünkü IRAK-AMERİKA savaşından onlar karlı çıkmışlardır. IRAK'a uygulanan ambargoda onların menfaati vardır.

Bizim teklifimiz şudur: PETROL BORU HATTI açılması ve IRAK'a AMBARGO ve BASKI'nın kalkması, yani KUZEY IRAK'ta IRAK HÜKÜMETİ'nin hakim olması kaydıyla, bu 200 milyar dolar BATI tarafından 10 yıl süreyle 10 milyar BORÇ SİLİNMESİ ve ayrıca 10 milyar dolar elden ödenmesi şeklinde tazmin edilmelidir!

Eğer AMBARGO kalkmaz ise, TÜRKİYE zarara girmeye devam edeceğinden, BATI her yıl 10 milyar dolar tazminat ödemelidir!

ABD'li yöneticilerin yüzsüzlük edip "Zararınızın sebebi SADDAM'dır" demelerine izin verilmemelidir!.. BATI bizim taleplerimizi karşılamadığı takdirde, TÜRKİYE hem NATO, hem AVRUPA BİRLİĞİ, hem de BİRLEŞMİŞ MİLLETLER'e karşı olan taahhütlerini askıya aldığını, katkısını gittikçe azaltacağını ve kendi başının çaresine bakacağını açıklamalıdır.

BATI'dan uzaklaşırsak, batarmışız!.. Kendimizi BATI'nın kucağına bıraktık ta, ne oldu?.. Biz zaten İSMET PAŞA MUAMMASI, MENDERES, DEMİREL, ÖZAL yazılarımızla ATATÜRKÇÜLÜK'ten ne kadar uzaklaştığımızı, İSMET'le birlikte BATI'ya yamandığımızı, ama işe yaramadığını göstermeye çalıştık. Şu anda bütçemizin 2 katı dış borcumuz, bir katı kadar da iç borcumuz var. Yani İFLAS etmiş durumdayız!.. BATI kurtarıcı olsa, 50 yılda kurtarırdı, şimdiki gibi batırmazdı!


Türkdeğil Gürcüyüm Eşimde arap , şehide kelle anmaya yaygara diyen adamı, Türk Devletine Başbakan yapıp, Real Madrid'e Çukurca saldırısını siyah kol bandı taktırıp protesto ettiren Mesut'u, Alman vatandaşı olup, Alman milli takımına gittiği için hain ilan eden bir miletiz. Harikayız lan biz.Kanla alınan yurtları oyla sattık. İşgâl ordusunda aşçı olamayacak adamları, Türk yurdunda başbakan yaptık. ANLAYANA

"İslam'da ırkçılık yok" diyerek güya Türkçülüğü yermeye çalışanlar, aynı ırkın evlatlarını mezhep kavgasıyla birbirine kestiren dinci enternasyonellerdir.

[b]"Şu devletin başına Ulu bir Hakan geçtiği gün Diyarbakır'dan girip Tebriz'den çıkıcaz, sonra devlet güneydoğuya deniz getirdi diyeceksiniz, kan denizi.[/b]"
avatar
İlteriş Kağan
Yazışmalık Yöneticisi


Yazışmalık Yöneticisi





Yaş Yaş : 36
Cinsiyet Cinsiyet : Erkek
Nerden Nerden : Turan
Lakap Lakap : ©ﻕΞתς яΞiS
Doğum Tarihi Doğum Tarihi : 01/10/81
 Atsız´ın hangi kitaplarını okudunuz? Atsız´ın hangi kitaplarını okudunuz? : Hepsini Okudum
İletiler: İletiler: : 5396
Üyelik Tarihi Üyelik Tarihi : 06/01/09






Kullanıcı profilini gör http://ilteris.forum.st

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

! özal sonrası karmaşası

Mesaj tarafından İlteriş Kağan Bir Çarş. 5 Ocak 2011 - 9:39

Aslında burada dile getireceğimiz olayların bir kısımını ÖZAL DÖNEMİ ve DEMİREL DÖNEMİ yazılarımızda daha detaylı verdik. Bazılarını 2-3 kere tekrarlamak durumunda kaldık.

Ancak her bir bölüm ayrı olduğu için, bütünlüğü korumak zorunda idik... Sıkıcı olduysa, özür dileriz.

ÖZAL SONRASI KARMAŞASI'nı anlatmadan önce, kısa bir değerlendirme yapmak istiyoruz.

CUMHURİYET DÖNEMİ'nde, hiç birini o mevkilere lâyık görmememize rağmen,

İSMET PAŞA 30 yıla yakın BAŞBAKANLIK ve CUMHURBAŞKANLIĞI,

MENDERES 10 yıl BAŞBAKANLIK,

BAYAR 10 yıl CUMHURBAŞKANLIĞI,

DEMİREL 17 yıl BAŞBAKANLIK ve CUMHURBAŞKANLIĞI,

ÖZAL 10 yıl BAŞBAKANLIK ve CUMHURBAŞKANLIĞI yapmışlardır!..

Bu ne demektir, biliyor musunuz?..

1839-1923 arasındaki 84 yılda 6 PADİŞAH hüküm sürmüş ve yetkilerini asıl SADRAZAMLAR kullanmış iken; 75 yıllık CUMHURİYET tarihinde bu 5 kişi birer DİKTATÖR olarak SALTANAT sürmüşlerdir!.

Yani biz SALTANAT'ı "laf"ta kaldırmış olduk!

Üstelik bunların hiç birisi 36 OSMANLI PADİŞAHI'ndan iyi ve üstün nitelikli insanlar değildi!..

Daha çocukken tahta çıkan 4. MEHMED (6 yaşında), 4. MURAD (11), 1. AHMED (18), SULTAN GENÇ OSMAN (14), ABDÜLMECİD (17) dönemlerini inceleyiniz...

Henüz "oy verme" yaşına girmiş, şimdiki sistemimize göre "seçilme hakkını bile elde etmemiş"ken PADİŞAH olan 2. MURAD (21), FATİH SULTAN MEHMED (19), KANUNİ SULTAN SÜLEYMAN (24), 2. MAHMUD (24) dömemlerini inceleyiniz.

SARHOŞ (2.) SELİM, DELİ İBRAHİM, DELİ MUSTAFA, dönemlerini inceleyiniz. MÜSTEBİD "KIZIL" SULTAN diye tanıtılmaya çalışılan 2. ABDÜLHAMİD, HAİN denilen VAHDEDDİN dönemlerine bakınız... Yukardaki 5 kişi kadar CAHİL, MÜSRİF, BECERİKSİZ, KENDİNİ BEĞENMİŞ, DİKTATÖR, ÜLKEYE ZARARLI, YABANCI UŞAĞI, hatta HAİN olmadıklarını göreceksiniz!..

Sözün kısası, CUMHURİYET döneminde ATATÜRK dışında, ister CUMHURBAŞKANI olsun, isterse gelmiş geçmiş 59 HÜKÜMET'in BAŞBAKAN'ı veya BAKANLAR'ı olsun, isterse MİLLETVEKİLLERİ olsun; OSMANLI PADİŞAHLARI'ndan, OSMANLI SADRAZAMLARI'ndan, OSMANLI VEZİR ve NAZIRLARI'ndan üstün nitelik sergiliyebilen KİŞİ sayısı, iki elin parmaklarını geçmez!..Hele bazıları MUSTAFA REŞİT PAŞA'dan HAİN, FERİT PAŞA'dan daha fazla YABANCI UŞAĞI'dır!..

Aynı KALİTE DÜŞÜKLÜĞÜ maalesef daha alt kademelere, BÜROKRAT, DEVLET MEMURU, ASKER, İŞADAMLARI, hatta ÖĞRENCİLER'e de bulaşmıştır!..

OSMANLI DÖNEMİ'nde YURT DIŞI'na kaçan olmuştur... Ama DEVLETİN PARASI'nı, hatta KENDİ SERVETİ'ni dahi kaçıran olmamıştır!..

Yurt dışında EĞİTİM gören olmuştur... Ama TÜRKİYE'yi terkedip GAVUR DİYARI'na gidip onların vatandaşı olma alçaklığını gösteren, onlara hizmet sunan hiç çıkmamıştır!.. TEVFİK FİKRET'İN OĞLUNUN DIŞINDA!

MİLLİ MÜCADELE sırasında, adam öldürmekten İDAM'a mahkum edilen, ancak kendisini "vatandaş" saydıkları için gelip kurtarmaya kalkan İTALYAN HEYETİ'nin teklifini reddedip,

- "Sizin vatandaşınız olup yaşamaktansa, bu memleketin insanı olup asılmayı tercih ederim,"

diyen kabadayı ADALI HÜSEYİN'in hikayesini daha önce anlatmıştık. (Bakınız: MİLLİ MÜCADELE ve LOZAN BARIŞI)

Bu tip olaylar ATATÜRK DÖNEMİ'nde (1923-1938) de yoktu!.. TÜRKİYE'yi terkedenler kendini TÜRK saymıyan GAYRIMÜSLİMLER idi... Bir tek istisna İSMET'in dirayetsizliği ile YUNAN'a sığınan ÇERKES ETHEM'dir!

İşte gördünüz mü, biz ATATÜRK'ten sonra ATATÜRKÇÜLÜK kalmadı, derken haksız mıymışız?

Bir bunlara bakın, bir de "ben bu vatanı iki kadın memesine satarım" diyen hain Ahmet Altan'a bakın!.. Değerli diplomat Kâmuran İnan'ın söylediğine göre bu ülkede 70.000 Ahmet Altan misali hain oluşmuştur ATATÜRK'ten bu yana!..

Neyse... Sizin de sinirinizi fazla bozmadan konumuza dönelim.

1993 yılının önemli olayı ÖZAL'ın ölmesi idi... 17 Nisan'da öldü, 21 Nisan'da toprağa verildi.

Demirel de Özal'ın ölümü üzerine onu taklit edip, "düzeltirim" iddiasıyla geldiği İKTİDAR'ı bırakıp SORUMSUZ Cumhurbaşkanlığı makamına kaçtı. Yerini Tansu Çiller'e bıraktı, "BABA" sıfatıyla "Baş Köşe"ye kuruldu. Geçmiş günahları her nedense hemen en sert muhalifleri tarafından bile unutuldu. Üstelik bir de yılmaz "atatürkçü ve laik" kesildi başımıza!.. Ama bundan sonraki gelişmelerdeki sorumluluğu ortadan kalkmadı...Bizce kalkmayacak!.. Ta ki, DEVLET'in yakasını bırakıncaya kadar!..

Çiller’in devam ettiği DYP-SHP koalisyonu 1994, 5 Nisan’ında büyük bir devalüasyona gitmek Zorunda kaldı. Bu aslında, Demirel’in 1980 hükümetinde Özal’la birlikte aldığı 24 Ocak Kararları’nın Bir işe yaramadığının delili idi!.. Ayrıca 1987'den itibaren sık sık uygulanan "seçim ekonomisi"nin (aslında israfının) etkisi büyüktü!

Dönüp dolaşıp 14 yıl sonra başladığımız yere gelmiştik. Hem de çok daha kötü bir durumda!..

O tarihte mevcut olan ve 1987'den beri artarak gelen ENFLASYON, YATIRIMLARIN DURMASI, YOLSUZLUK, DIŞA BAĞIMLILIK, FAİZ, NÜKLEER SANTRAL, DOĞAL GAZ, KIBRIS, EGE, IRAK, ÇEKİÇ GÜÇ, MÜSLÜMAN ÜLKELERLE İLİŞKİLER gibi son derece önemli konular yeni hükümetlerin başına kaldı. (1)

Bütün bu haltları karıştırmış sorumlulardan ÖZAL mezarında hesap verip kıvranırken, henüz o aşamaya gelmemiş DEMİREL, Cumhurbaşkanı olmanın verdiği rehavetle bol bol geriniyor, bol bol iç ve dış seyyahate çıkıyordu!...

Hırslı Ispartalı'nın bir tek amacı vardı: GÜNDEMDEN DÜŞMEMEK!..

Adını unutturmamak için olur olmaz yerlerde temel atma törenlerine, açılışlara katılıyor, kendine has o bozuk TÜRKÇE'si ile sözüm ona vecizeler yumurtluyordu!.. Herif neredeyse alafranga helâ açılışı bile yapacak, orada bile nutuk atacaktı!..

Biz Demirel Efendi’nin serüvenini 32 KISIM TEKMİLİ BİRDEN başka bir yazımızda anlattığımız için, burada ÖZAL sonrası ile ve DYP’nin İKTİDAR ortağı SÜREKLİ HIRSIZLIKLAR PARTİSİ'nin akıllara durgunluk veren maceralarıyla devam edelim...

Efendim, ECEVİT'in "hizipçi" diye ilişkisini kestiği DENİZ BAYKAL denen adam, CHP'nin açılmasına izin verilmesinden yararlanarak kendi gibi hizipçi bir grupla SHP'den ayrıldı. CHP'nin başına geçti. Böylece sözde "sol"u temsil eden üç parti oldu!.. Bundan sonra da bitmez tükenmez "birleşme" görüşmeleri başladı.

1993 Belediye Seçimleri RP'nin zaferi oldu. İSTANBUL, ANKARA başta olmak üzere pek çok il ve ilçede seçimi RP adayları kazandı. Herkesin "gerici" sandığı RP, bütün diğer partilerden daha organize, disiplinli ve modern metotlarla bir seçim çalışması ile seçmene ulaşmış, onları ikna etmiş ve birinci sıraya gelmişti. Üstelik RP'li belediyeler kısa zamanda yolsuzlukları önlemiş, gelirleri arttırmış, acil hizmetleri vermeye başlamış, halkın desteğini kazanmıştı.

Erbakan 1970'lerde yaptığı hataları yapmıyor, halkı "müslüman-müslüman değil" diye ikiye bölmüyor, hizmet götürürken "bana oy veren-vermiyen" ayırımı yapmıyor, tam tersine kendine oy vermemiş yerlerin de sempatisini kazanmaya çalışıyordu.

1989'dan beri büyük şehir belediyelerini ve pek çok il ve ilçede belediye başkanlıklarını elinde tutan SHP, başta NURETTİN SÖZEN, MURAT KARAYALÇIN olmak üzere inanılmaz yolsuzluklara karışmışlar, üstelik bir de BELEDİYELER'e ??ÇÜLÜK ve ALEVİLİK sokmuşlardı!... Halk bunlardan "illallah!" demişti!.

Bu arada BATI güdümlü MEDYA ve sözde "aydın"lar, kuyruğu yanmış it gibi feryat ediyor, "sol"da ve "sağ"da birleşme istiyordu. Buna göre ANAP'la DYP birleşecek, "sağ"da güçlü bir parti olacak; SHP, CHP ve DSP birleşecek, "sol"da güçlü bir parti olacaktı!..Niye?.. Çünkü RP, MHP ve BBP partisinin oyları her seçimde biraz daha artıyor, bunlar önlenemez bir şekilde İKTİDAR'a yaklaşıyordu!

Belediye seçimleri, kamuoyu yoklamaları SHP ve CHP'nin silinip gitmek üzere olduğunu gösterince, bunlarda şafak attı, iki parti uzun çekişmelerden sonra bir araya geldiler, ve partinin adı CHP oldu. CHP'nin başına Demirel Hükümeti'nin Dışişleri Bakanı Hikmet Çetin geçti. bu kişi ?? asıllı olmasına rağmen, Türk asıllı bazı soysuz SHP'liler gibi zamanını ??çülükle geçirmeyen, olumlu bir şahsiyetti.

Böylece hiç bir vasfı olmayan Karayalçın, bir anda yükseldiği SHP Genel Başkanlığı'nı ve Başbakan Yardımcılığı'nı kaybetti, üstelik Ankara Belediye Başkanlığı'ndan da oldu!

Ancak bu adı gibi kendi de KARA olan herifin yaptığı bir şey vardı ki, kendi gitse de kötü bir "yadigâr" olarak kalacaktı!.

SHP-DYP hükümeti, bir matah sandığı GÜMRÜK BİRLİĞİ'ne girebilmek için ne tavizler vermişti, neler!.. Bunlar bir tanesi de bu KARAÇALI'nın altına imza attığı "KIBRIS meselesinin 2004 yılına kadar çözüleceği, çözülemezse EGE sorunuyla birlikte LAHEY Adalet Divanı'na götürüleceği" anlaşması idi!..

Hizipçi Baykal, allem edip kallem edip ilk kurultayda CHP Genel Başkanı oldu. Böylece başbakan yardımcılığını da elde etti. Durmadan değişen hükümetlerde SHP-CHP'nin 60 civarındaki beş para etmez milletvekillerinden çoğu, bakan olup ömür boyu yüksek emekli maaşına kavuştu! (2)

SHP-CHP iktidar ortağı olarak hükümete en "kaliteli" elemanlarını vermeyi asla düşünmüyor, tek amaç olarak daha fazla milletvekilinin bakanlık koltuğunun tadına bakmasını amaçlıyordu. Bu yüzden oturduğunuz sokağa çöpçü, yaşadığınız binaya kapıcı olarak bile almıyacağınız kişiler BAKAN olup kasım kasım kasılıyorlardı!

Çiller ise SHP ortaklığı ve MHP desteği ile devraldığı iktidarı sürüklemeye çalıştı... Ne var ki, DEVLET mekanizması 1987'den beri çürümüş, EKONOMİ tamamen bozulmuş; hele 1991'den sonraki inanılmaz boyutlara ulaşan yolsuzluk ve partizanlık ile ÇÖKME noktasına gelinmişti.

Çiller EKONOMİ profesörüydü, ama ŞİRKET yönetiminden başka bir işe yaramıyan MİKRO yaklaşımdan, FRIEDMAN tarzı MONETER tedbirlerden başkasını bilmezdi!.. Üstelik DEVLET İDARESİ'nde, SİYASET'te, BÜROKRASİ'de son derece etecrübesizdi. Ayrıca TARİH, DİPLOMASI, SOSYOLOJİ, DİN, hatta TÜRKÇE konusunda tamamen cahildi. Ağzını her açışta bir ÇAM deviriyor, her gittiği yerde bir POT kırıyordu!

Onun için 1994 yılı 5 NİSAN kararları ÜLKE GERÇEKLERİ göz önünde tutulmadan, MİKRO anlayışla MONETER tarzda oldu. Doları 15.000 TL'den 30.000 TL'ye çıkarmakla, yüksek faizle hazine bonosu ihraç etmekle işe başladı. Bir takım istikrar tedbirleri aldı, özelleştirme girişimlerinde bulundu, ama bunlar gidişi o anda frenlemekten öteye gidemedi.

Tam tersine ülke istenmiyen bir BORÇ FASİT DAİRESİ içine girdi. Bundan sonraki yıllarda DEVLET halktan yüksek faizle borç alıyor, bu aldığı borçla hemen bir önceki borcun faizini ödüyor, sonra gene işini borçla sürdürüyordu.

Yüksek faiz dedikse, BATI standartları ile anlaşılmaya!.. BATI ülkelerinde %5'in üzerindeki faiz yüksek, %10'a ulaşan faiz ise çok yüksektir. TÜRKİYE'de o yıl mevduat ve bono faizleri %200-400 arası idi. Sonraki yıllarda %150'nin altına düşmesi başarı sayıldı!.. Ama Çiller'in bu rekorunu Ecevit-Yılmaz-Bahçeli triosu kıracak, 2001 yılında gecelik faiz %7000'e fırlayacaktı!..

EKONOMİ'den MAHALLE BAKKALI kadar anlıyanlar bile bilir, hiç bir kurum %100 faizle ayakta kalamaz!.. Bir de dış borçlar devreye girince, yani kredi alma zorlaşıp BORÇ ve FAİZ ödeme durumunda kalınca, ülkenin perişan hali iyice ortaya çıktı. Bu sefer yüksek faizle dışardan döviz toplanmaya başlandı. Çiller bütün ümidini GÜMRÜK BİRLİĞİ'ne bağlamıştı. Eğer GB'ye girebilirsek AVRUPA BİRLİĞİ'nin vereceği 3.5 milyar dolar kadar yardım ile ekonomiyi düzeltebileceğini umuyordu!.. Sarışın kadının pembe hayalleri!..

Ne var ki, BATILILAR öyle insanı yalvartmadan, diz çöktürtmeden zırnık koklatmazdı!.. Bizden istedikleri de öyle önemli şeyler değildi canım!..

Güneydoğu Anadolu'yu Kürtler'e vermeli, Kıbrıs'tan vazgeçmeli, İstanbul'da bir Fener Ortodoks Federe Devleti kurmalı idik!... Haa, bir de Terör Yasası'nın 8. Maddesi'ni kaldırıp her türlü ırkçı ve hıristiyan akımlara propoganda imkanı tanımamızı istiyorlardı!..

8. Maddenin kalkması, cezaevlerindeki 200 kadar TÜRKLÜK'le alakası kalmamış sözde "aydın"ın serbest kalması demekti!.. Bunlar orada BATI'ya HİZMET sunmakta güçlük çekiyorlardı!

İşte MEMLEKET bunlarla uğraşırken, 1995 Kurban Bayramı'ndan 2 gün önce çok enteresan bir olay oldu... DEMİREL 32. Gün programında: "Gümrük Birliği'ne karşı olduğunu, Batı'nın aslında Türkiye'yi bölmek istediğini, Terörle Mücadele Kanunu'nun 8. Maddesinin kaldırılmasına karşı olduğunu, bunun arkasında Sevr'i yeniden hortlatma isteğinin bulunduğunu" söyledi!..

DEMİREL bunu rüyasında görmemişti... Gökten ilham da gelmemişti... Peki ne olmuştu da, yılların BATICI DEMİREL'i bunları söyliyecek hale elmişti?..

DEMİREL bu kanaate dönemin Fransa Dışişleri bakanı Allain Juppe ile yaptığı görüşmelerde varmıştı!.. Tutanakları açıkladı ve "Ben bu görüşmeden BATI'nın TÜRKİYE'yi bölmeyi hedeflediğini çıkardım" dedi!..(Aksiyon 20-26 Mayıs, 1995)

Ne var ki yalancı çobana doğruyu söyleyince de inanmazmışlar ya, Çoban Sülü'yü de bizim gibi bir kaç kişiden başka ciddiye alan çıkmadı!... BATI güdümlü basın ise GÜMRÜK BİRLİĞİ'ne angaje olduğu için DEMİREL'i epey eleştirdi. Hoş, DEMİREL de bir süre sonra olayın etkisinden kurtuldu. Gene her kademede AMERİKA HAYRANLIĞI, BATI UŞAKLIĞI, AVRUPA TOPLULUĞU ÖZLEMİ bütün hızıyla sürdü gitti.

1995 yılı seçimlerinde MİLLET gene SAĞDUYU'sunu gösterdi. En çok konuşan üç partiyi %21(RP), %19(DYP), %18(ANAP) peşpeşe sıraladı. Bununla "Benim aslında hiç birinize güvenim yok. Aklını başına toplıyanı bir dahaki sefere desteklerim!" demek istemişti... (Bakınız: Açıklamalar, 3) Aklına başına toplıyan RP oldu. Seçim öncesi bütün sürtüşmeleri bırakıp bütün partilere ortaklık ve ülkenin sorunlarını halletmeyi teklif etti.

Ama ne Yılmaz, ne Ecevit, ne Baykal, ne de Çiller bu gerçeği gördü... Hepsi bir "yanlışlık" olduğunu, RP'nin kaza ile öne geçtiğini, birleşirlerse onu altedip halkı kendilerine çekeceklerini sanıyordu!.. Bu yüzden hedef "REFAH'ı iktidara getirmemek" olarak belirlendi.

Aslında hırsa kapılan MHP, 50 milletvekili istemiş, 40'a razı olmamış; böylece seçime tek başına girip %9'la barajı aşamamıştı... Aslında aşardı. Ama kendini koyu "türkçü" sanan eski başsavcı MHP'yi girdiği gün "EZAN'I Türkçeleştirmek" ten söz edince, parti en az %2 oy kaybetti!.. TÜRKEŞ,ORTA ASYA'da hâlâ "başbuğ" kabul ediliyordu ama, AT'cı, GÜMRÜK BİRLİKÇİ, bazen de AMERİKANCI, ama her zaman MENFAATÇİ tavrıyla ülke içinde sempatisini iyice yitirmiş, MECLİS dışı kalmıştı!

Ebleğ Erdal'ın ??çü SHP'si Baykal'ın elinde CHP olmuş, hatta Baykal bir ara "Çok şükür İstanbul'da TÜRK ve SÜNNİ bir il başkanı seçildi" diyerek duruma teşhis koymuşsa da, halk nazarındaki kötü imajını silememişti... Bu yüzden %11 oyu son anda yakalıyarak barajı aşmıştı.

Bu salak adam 1996 mahalli ara seçimlerde iktidar partileri %60 oy toplamış, kendisi %8'lere düşmüşken, ne dese beğenirsiniz?.. "Millet kurtuluşun Sosyal Demokrasi'de olduğunu görmüştür!"...

Uzun görüşmeler sonunda DYP-ANAP koalisyonu kuruldu. Başbakanlık Pontus Rum kırması olup ta Laz bölücülüğü yapan Mesut YILMAZ'a verildi... Bu adamın ülkeyi sıkıntıdan kurtarmak hizmet etmek gibi bir amacı yoktu. Aklınca kısa zamanda ANAP'ı ön plana geçirecek, böylece DYP'nin ANAP'a katılmasını sağlıyacak ve tek başına iktidar olacaktı.

Bu yüzden işi gücü bırakıp Çiller ile uğraştı. Sanki adam İKTİDAR ortağı değil, MUHALEFET idi. Her gün bir beyanat veriyor, Çiller'i yolsuzlukla itham ediyordu!.. Madem o kadar şaibeli, ne diye ortak oldun be adam?

Hayatında bir kere bile "TÜRK" dememiş Pontus kırması, LAZ BÖLÜCÜSÜ olan MESUT YILMAZ, ANAP'ın yönetici kadrosuna Lazlar'ı doldurduğu gibi, kendi seçim bölgesi RİZE'de yaptığı konuşmada, "Ben Başbakan oldukça size karada ölüm yok!" diyebilecek kadar İHANET çukuruna yuvarlanmıştı!.. Yani "TÜRKİYE'nin geri kalanı isterse ölsün, umurumda değil, ben sizi kurtarmaya bakarım" demek istemişti!

Bu CUMHURİYET TARİHİ'nde başka hiç bir BAŞBAKAN'ın ağzından duyulmamış olan bir BÖLÜCÜLÜK ifadesi idi!..Herif sanki TÜRKİYE'nin değil "Rize Cumhuriyeti"nin başbakanı idi!..Bizce bu adamın suçu İDAMLIK'tır. Hem de her türlü BÖLÜCÜ'ye ibret olsun diye günlerce ipte sallandırmacasına!..

ÇİLLER bu duruma 3 ay dayandı. Sonra koalisyon bozuldu. Kısa bir süre sonra ERBAKAN'la yeni hükümeti kurdu. Diğer partiler daha uyanamamış, MİLLET'in ne istediğini farketmemişti!.. Hala sanıyorlardı ki, bu bir kâbus... gözlerini açıp yataktan kalktıkları zaman ortada REFAH diye bir şey olmayacak... kendileri de o eski "atatürkçülük, demokrasi, insan hakları" teraneleri ile parsayı toplıyacaklar!

Halbuki durum hiç te öyle değildi!... TÜRK MİLLETİ 57 yıldır ilk defa tercihini TÜRK'TEN YANA, İSLAM'DAN YANA, DOĞU'DAN YANA koymuştu!.. Ne AT, ne GB, ne AMERİKA istiyordu!.. Artık ŞAHSİYETLİ bir DIŞ SİYASET, GERÇEK KALKINMA ve AHLAKLI TOPLUM istiyordu. DEVLET'ine sahip çıkmıştı ve bundan vazgeçmek niyetinde değildi. (4)

Ama olanlar olmuş, TÜRKİYE bu arada GÜMRÜK BİRLİĞİ'ne girmişti. BATICILAR'ın bütün propogandalarına rağmen günler aylar geçiyor, o mucizevi düzelme olmuyordu!.. BATILILAR her gün bir şey bahane ederek hem AVRUPA KONSEYİ'nden, AVRUPA PARLAMENTOSU'ndan, BİRLEŞMİŞ MİLLETLER'den aleyhimize yıkıcı kararlar çıkartıyorlar, hem de vermeleri gereken yardımı vermiyorlardı!.. Son olarak ta önümüzdeki 15 yıl içinde AB'ye alınacaklar listesinde adımıza yer vermediler!

Bu arada korkunç şeyler cereyan etti. HABİTAT 2 için TÜRKİYE'ye gelen gavurlar, İSTANBUL'da "TÜRKLER giremez" dedikleri bölgeler tayin ettiler... TÜRK BAYRAĞI gönderden törenle indirilip yerine yabancı bayrak çekildi!.. DOMUZLAR DİKTATORYASI'nın PATRON'u BUTROS GALİ denen herif, DEMİREL'in, ÇİLLER'in, bakanların, bütün yetkililerin gözünün içine baka baka bir yerde TÜRKİYE FEDERE DEVLETİ, başka bir yerde de İSTANBUL FEDERE DEVLETİ dedi de, kimse kalkıp suratına tükürmedi!... Kıçına tekmeyi vurup kovmadı!..

"Ucuzluk gelecek" diye halkın kandırıldığı GÜMRÜK BİRLİĞİ'ne girdikten bir yıl sonra, sadece GÜMRÜK VERGİSİ olarak 3 milyar dolar zarar etmiştik!.. Üstelik İTHALAT hızla artmış, İHRACAT'ta değişiklik olmamış, vaadedilen 3.5 milyar dolar yardımdan zırnık koklatılmamış, tam tersine AB'ye giriş çıkmaz ayın son çarşambasına kalmıştı!..(5)

İşte MİLLET bunlara isyan ediyordu!.. Bunları ortadan kaldıracak bir hükümet istiyordu. DYP-RP koalisyonu halktan destek alırken "aydın"lar ve tabii yabancılar kurulmasın, yıkılsın diye ellerinden geleni yapıyorlardı.



devam edecek!


Türkdeğil Gürcüyüm Eşimde arap , şehide kelle anmaya yaygara diyen adamı, Türk Devletine Başbakan yapıp, Real Madrid'e Çukurca saldırısını siyah kol bandı taktırıp protesto ettiren Mesut'u, Alman vatandaşı olup, Alman milli takımına gittiği için hain ilan eden bir miletiz. Harikayız lan biz.Kanla alınan yurtları oyla sattık. İşgâl ordusunda aşçı olamayacak adamları, Türk yurdunda başbakan yaptık. ANLAYANA

"İslam'da ırkçılık yok" diyerek güya Türkçülüğü yermeye çalışanlar, aynı ırkın evlatlarını mezhep kavgasıyla birbirine kestiren dinci enternasyonellerdir.

[b]"Şu devletin başına Ulu bir Hakan geçtiği gün Diyarbakır'dan girip Tebriz'den çıkıcaz, sonra devlet güneydoğuya deniz getirdi diyeceksiniz, kan denizi.[/b]"
avatar
İlteriş Kağan
Yazışmalık Yöneticisi


Yazışmalık Yöneticisi





Yaş Yaş : 36
Cinsiyet Cinsiyet : Erkek
Nerden Nerden : Turan
Lakap Lakap : ©ﻕΞתς яΞiS
Doğum Tarihi Doğum Tarihi : 01/10/81
 Atsız´ın hangi kitaplarını okudunuz? Atsız´ın hangi kitaplarını okudunuz? : Hepsini Okudum
İletiler: İletiler: : 5396
Üyelik Tarihi Üyelik Tarihi : 06/01/09






Kullanıcı profilini gör http://ilteris.forum.st

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

! özal dönemi - 3

Mesaj tarafından İlteriş Kağan Bir Çarş. 5 Ocak 2011 - 9:39

ÖZAL'ın Müsteşar oluşundan Cumhurbaşkanlığı'na kadarki olayları bundan önceki bölümlerde gözden geçirmiştik. Şimdi burada ÖZAL'ın SEVAP ve GÜNAHLAR'ının, yani ülkeye getirdiği YARAR ve ZARAR'ın toptan bir değerlendirmesini yapmak istiyoruz.

Bizce ÖZAL DÖNEMİ aslında 1980 yılı 24 Ocak'ta onun ZİHNİYET’i başlar, 1993 yılı 21 Nisan'da biter... Dört devreye ayrılır. Bunların hiç birisi ATATÜRKÇÜ değildir, CUMHURİYETÇİ değildir, TÜRKÇÜ değildir, İSLAMCI değildir. ANTİEMPARYALİST hiç değildir. Hatta DEMOKRAT bile değildir!..

Zaman zaman MÜSBET çıkışlar vardır ama, bunlar birer SAMAN ALEVİ gibi parlar, söner!.. Eh, öyle çıkışlar MANDACI İSMET, AMERİKANCI MENDERES, BATICI DEMİREL zamanında da olmuştur. Hepsinin tarafsız bir gözle ele alınıp, getirdiği ve götürdüğünün tesbit edilmesi gerekir.

Hatırlanacağı üzere DEMİREL, kurduğu son MC hükümetinde eski DPT Müsteşarı TURGUT ÖZAL'ı Başbakanlık Müsteşarlığı'na getirmiş, EKONOMİ'yi ona teslim etmişti.

Ülke İFLAS ve İSYAN noktasında idi. Enflasyon %135, tezgahlar boş, dış kredimiz sıfır, borç ödemeler kapıda, dövize çevrilir mevduat faizleri ufukta, kasalar tamtakırdı. İşte bu noktada Özal son derece radikal 24 OCAK kararlarını alarak EKONOMİ'yi düzeltmeye girişti.

Ancak bu tedbirlerin hepsini kendi buldu, hepsi ülkeye yararlıydı sanılmasın!.. Özal kararların hepsini İMF heyetinin baskıları sonucu almıştı. Hatta Emin Çölaşan'a göre, İMF %50 devalüasyon istemişken, ÖZAL "erkeklik bende kalsın" diyerek %100 yapmış, doları 16.50 TL'dan 35 TL'ye çıkarmıştı!

Doğrusunu söylemek gerekirse, Özal'ın EKONOMİK PAKETİ'nin başarı şansı hiç yoktu!.. Çünkü paket ORTA TABAKA'yı, MEMUR'ı, İŞÇİ'yi KÖYLÜ'yü EZECEK TEDBİRLER kapsıyordu. Bunların o dönemde uygulanması ise mümkün değildi. SENDİKALAR en güçlü dönemlerini yaşıyorlardı, Ülkeyi adeta İŞÇİ AĞALARI idare ediyordu! MEMURLAR çalışmak yerine işyerlerinde FORUMLAR, MİTİNGLER düzenliyorlardı. BÖLÜCÜ SLOGANLAR'ın atıldığı, yumrukların sıkıldığı toplantıları, DEVLET DAİRELERİ'nin yemekhanelerinde yapıyorlardı! (32)

POLİSLER, ÖĞRENCİLER, ÖĞRETMENLER, DOKTORLAR, hatta ASKERLER kendi aralarında bölünmüşlerdi! Sokaklarda hava karardıktan sonra gezmek, haraç vermeden dükkan açmak, eve gelen 15 yaşındaki delikanlının zorla sattığı uyduruk dergileri almamak, hatta istediğin gazeteyi okumak mümkün değildi!..Bu durumda TAKUNYALI MÜSTEŞAR'ın tedbirlerini kim takardı ki?...

Bu sebeple 1. DEVRE diye adlandırdığımız 24 Ocak-12 Eylül 1980 arasında Özal Efendi'nin hiç bir başarısı yoktur. Sadece pahalılıktan talep azaldığı, İMF desteği ile İTHALAT sağlandığı için, bazı mallarda KUYRUK, SIRA kalktı!

İşte ASKERİ MÜDAHALE tam bu zamanda geldi ve herkes rahat bir nefes aldı. O kadar ki, şimdi 12 Eylül liderlerinin yargılanmasını isteyenler, o dönemde "ŞANLI ORDUMUZA ŞÜKRANLAR"ını sunmadan hiç bir toplantıya başlamıyorlardı!..

Terör durdu, sendikaların çoğu, derneklerin hepsi kapatıldı. Meslek kuruluşlarının sesi kısıldı. İşe yaramaz politikacıların çoğu içeri tıkıldı. Grevler, yürüyüşler, haraç, tehdit ortadan kalktı. Ozal'ın tedbirleri işte böyle bir ortamda rahatça uygulandı ve tabii inkâr edilmez bir istikrar ve üretim artışı sağlandı.

Ülke hızla kalkınmaya, insanlarımız canını dişine takarak çalışmaya başladı. Çekilen sıkıntıların ilerde huzura dönüşeceği umudu, en kötü durumda olanların bile şikâyet etmesini önlemeye yetiyordu. TÜRK insanı zor günlerde kendini YENİLMEZ kılan RUH'unu harekete geçirdi.

İşte bizce TURGUT ÖZAL'ın en büyük ve en önemli BAŞARI'sı, TÜRK İNSANI'ndaki bu RUH'u uyandırmasıdır! Bunu ATATÜRK, MİLLİ MÜCADELE'de yapmıştı, ondan sonra bir tek TURGUT ÖZAL yaptı. Bu yüzden de ATATÜRK'ten sonra MİLLET'ten en büyük desteği alan kişi oldu. Ondan sonra 13 yıl ile en uzun İKTİDAR'da kalan ve sözünü geçiren KİŞİ oldu. HALK onu gözü kapalı destekledi. Tüm ümidini ona bağladı.

Özal bu RUH'la ATILIM yaptı. Ne zamana kadar?.. 1983 seçimlerine, ve ASKERLER'in çekildiği güne kadar!..

O ivmeyle de 1985'e kadar BAŞARI GRAFİĞİ yukarı doğru devam etti... Biz bu 12 Eylül 1980-1985 arasındaki döneme 2. DEVRE diyoruz. Ondan sonra BAŞAŞAĞI gitmeye başladı.

GRAFİK düştükçe Özal'ın KİŞİSEL ve AİLESEL hırsı arttı. Her başarısızlığında biraz daha hırçınlaştı, ve daha ÜST bir MAKAM'a ve MEVKİ'ye göz dikti. %46'lar ile başlayan oy oranı 1989'da %20'lere düştüğünde, CUMHURBAŞKANI oldu! Ondan sonra da kendisine BİRLEŞMİŞ MİLLETLER GENEL SEKRETERLİĞİ makamını uygun görmüş, yakınlarına bu ifadeyi fırsat buldukça telaffuz etmelerini tembihlemişti!..

Bir ara "HANEDAN"la idare edilen ülkelerin daha başarılı olduğunu söyleyip kendi "hanedan"ını ortaya atacak kadar küstahlaştı. IRAK-AMERİKA harbinden sonra, popülaritesini iyice kaybedince de, KUZEY IRAK'taki TÜRK TOPRAKLARI'nda bir "?? devleti" kurup, onun başına geçmeyi düşünecek kadar hainleşti! "Ben galiba biraz Kürd'üm!" gibi lâflar ederek kendine dışarda da destekçi bulmaya çalıştı.

1985-1987 arasına biz 3. devre diyoruz. Bir bocalama, ne yaptığını bilmeme dönemidir. Kötüye gidiş vardır ama büyük boyutta değildir, hani sineye çekilebilir...

Bütün bu SİYASİ GELİŞMELER'i görmek için ENFLASYON tablosuna bakmak yeter.

Mesela, 1960-1970 arası en yüksek enflasyon %10'dur. Hele 1969'da %4'lere kadar düşmüştür... Ne var ki, 1971'de %15'e çıkınca, 12 MART MÜDAHALESİ gelir. Hemen %12'lere düşer... Sonra KIBRIS HAREKATI, AMBARGO derken %20'lerde dolaşır... 1977'de DEMİREL'in tekrar hükümet kurmasıyla %27'e fırlar ve 1980'de bir hesaba göre %135, bir hesaba göre de %110'a çıkar, 12 EYLÜL DARBESİ gelir. Derhal %35'e düşer... Sonra %30'a iner. ASKERLER'in ayrılması ile %48'e fırlar!.. ÖZAL, ikinci defa 24 OCAK KARARLARI benzeri tedbirler alır, 1987'e kadar %40-30 arasında gider!

İşte ne olduysa ondan sonra, Özal'ın ameliyatından sonra oldu. Özal kelimenin tam anlamıyla sapıttı!... Seçim kazanmak, iktidarda kalmak için her şeyi yapabileceğini gösterdi. "Seçim Yatırımı" denilen İSRAF'I inanılmaz boyutlara ulaştırdı. 1987'de erken seçime giderek oy kaybına rağmen iktidarda kaldı ama, enflasyon 1988'de %75 oldu!

Gene "istikrar tedbirleri", "ekonomik paketler" açıklandı. Yani "Özal mücizesi" 3. defa kayaya toslamıştı! Bütün gayretler enflasyonu ancak %60'lara düşürdü.

Ama arkasından 1989 Mahalli Seçimleri geldi. Özal bu seçimleri asla kaybetmek istemiyordu! Kendi belediyelerine olmadık yatırımlar yaptı. Toprak üstüne asfalt döktürdü. 4 ilçeyi İL yaptı, ama ancak birinde seçimi kazanabildi!.. TÜRK MİLLETİ aptal değildi! ÖZAL'a 2 dönem fırsat tanımış, ancak onun da FOS çıktığını görünce bırakmıştı. Öyle asfalt dökmekle, bitmeyen fabrika temeli atmakla artık halkı kandırmak mümkün değildi. Değil ilçeyi, KÖY'ü İL yapsa faydası yoktu!

Seçim mağlubiyetinin bunalttığı Özal'ı, EVREN'in süresinin bitmesi kurtardı. Kendini CUMHURBAŞKANI ilan ettirip iğneli fıçıdan çıktı. Ama gözü kör olası hırs, bir türlü yakasını bırakmıyordu... Özal, davul başkasının boynunda, tokmak kendi elinde olsun istiyordu. Yani kararları kendi alacak; ama tepkiyi zavallı, onun sözünden çıkamıyan YILDIRIM AKBULUT çekecekti. Öyle de oldu. Hadi, bir İSRAF daha! Hem nasıl bir İSRAF!.. Mesela ZONGULDAK'ta seçimleri kazanabilmek için "özelleştireceğini" söylediği kömür işletmelerine bir misli daha personel alarak!..

Ama yine faydası olmadı. Seçimi 1970'lerin "çoban sülü"sü, 1990'ların "baba"sı DEMİREL kazandı, Kendi çocuğu olmayan Demirel, koca TÜRK MİLLETİ'ne "baba" olma küstahlığını epey sürdürdü.

ÖZAL DÖNEMİ'nin 4. devresi diyebileceğimiz bu 1987-1991 arası tam bir FELAKET DÖNEMİ'dir!.. Bütün dengeler bozuldu, dış itibarımız tamamen sarsıldı. Yanlış DIŞ POLİTİKA tercihleri ile ülkeyi uzun yıllar sıkıntıya sokan kararlar alındı. Özal'ın bu dönemdeki uygulamaları, gerçek anlamıyla İDAMLIK'tır!

1991'den 1993'e kadar HÜKÜMET Demirel'dedir, ancak Özal'ın son dört yıllık İCRAATI sanki bir HABİS RUH gibi yeni hükümeti etkiler. Hoş, "her şeyi 500 günde düzelteceğini" öne sürerek, ve kuyruğuna Ebleğ Erdal'ın ??ÇÜ SHP'sini takarak iktidara gelen Demirel'in yapabileceği bir şey yoktur ama; devraldığı çürük binanın yıkılması aslında Özal'ın marifetidir. Bu yüzden 1991-1993 arası da ÖZAL'a aittir.

ÖZAL DÖNEMİ hatalı uygulamalarının en bariz etkisi, TOPLUM üzerinde olmuştur. "TAKUNYALI" namıyla maruf "milliyetçi, mukaddesatçı, tarikatçı" Özal'ın, 12 Eylül öncesi Demirel döneminde "faizi kaldırmaktan" bahsederken, 12 Eylül'den sonra yaptığı ilk iş, DİNEN HARAM olan TEFECİLİĞİ ve FAİZİ DEVLET ELİYLE MAKBUL hale getirmek oldu, BANKER FACİASI'nı yarattı. BANKALAR batırdı.

Sonra, KUMAR'ı otellerde serbestçe oynanır hale getirdi. Önce Sait Halim Paşa yalısını KUMARHANE'ye çevirdi. Sonra tüm ÜLKE'yi LAS VEGAS'a benzetecek bir uygulamayla yurt dışından "TEK KOLLU CANAVARLAR" diye bilinen KUMAR MAKİNELERİ ithal etti! TÜRKİYE'nin KALKINMA'ya, MAKİNALAŞMA'ya ihtiyacı yok muydu?..İşte "bey"imiz en âlâsı getirtmişti!

FERDİYETÇİLİĞİ, KÖŞE DÖNMEYİ alabildiğince teşvik etti. Hatta, aldığı tedbirler "ORTA DİREK" adını verdiği SABİT GELİRLİLER'i bunalttığı zaman, "Benim memurum işini bilir" diyerek RÜŞVET'e göz kırptı! Zaten Özal 1987'den sonra ORTA DİREK tabirini hiç kullanmadı, unuttu! Hatta "Ben zengini severim" diye hangi kesimin uşağı olduğunu ortaya koydu.

Yine İSLAM'a çok ters olan LÜKS TÜKETİM'i ve İSRAF'ı, her türlü malın İTHAL edilmesine, her köşede satılmasına imkan tanıyarak körükledi. Kendisi de İSRAF'tan, MİRASYEDİLİK'ten geri kalmadı. Yoksulun, yetimin DEVLET'teki parasını har vurup harman savurdu. Ziyafetler, özel uçaklar, gereksiz seyyahatler ile kendinden önceki hiç bir TÜRK DEVLET ADAMI'nın, hatta HÜKÜMDAR'ın yapmadığı sarfiyatı yaptı! ALLAH bilir, bunu hakettiğine inanıyordu!..

Burada bir GERÇEK OLAY'ı nakletmemizde yarar var:

Hakkında fıkralar uydurulmuş olan merhum CUMHURBAŞKANI CEVDET SUNAY'a, bir gün eşi, KÖŞK'teki eskilikten kumaşı erimiş koltukları göstererek:

- "Paşam," der, "Yabancı konuklarımıza ayıp oluyor. Şu koltukların yüzlerini yenilesek!"

SUNAY, itiraz kabul etmez bir ifadeyle cevap verir:

- "Hanım, bu memlekette bunca fakir varken, ben DEVLET'in parasını gösterişe yatıramam!"

Merhum SUNAY'ın bu tavrı, bütün diğer kusurlarını silmeye yeter!

Bir yandan ENFLASYON, bir yandan da TÜKETİM HIRSI, FUHUŞ'un inanılmaz boyutlara varmasına sebep oldu. Eskiden utanarak müşteri arıyan FAHİŞELER, HOMOSEKSÜELLER gece gündüz sokaklarda aileleri bile rahatsız eder hale geldi!

Özal, AVRUPA TOPLULUĞU'na şirin görünmek için 1983 seçiminden hemen sonra İDAMLAR'ı durdurdu! Çok yanlış bir zaman seçmişti. Çünkü BEYNELMİLEL TERÖRİZM merkezleri 1984 yılından itibaren ERMENİLER'i geri çekip yerine KÜRTLER'i sürmeye karar vermişti!

İDAM CEZALARI'nın infazının durmasından hemen sonra, PKK adlı TERÖR ÖRGÜTÜ sınırda ÇUKURCA'da köy basıp kadın-erkek, genç-ihtiyar, çoluk-çocuk demeden 14 kişiyi öldürdü. Bu sadece bir başlangıçtı!

Böylece 12 Eylül'den hemen sonra, çöp variline saklanıp bir jandarma erini arkadan vurarak şehit etmekten mahkum ERDAL EREN'in idamıyla durmuş olan terör, gün geçtikçe tırmanmaya başladı. OZAL'ın durduğu bu İDAMLAR hala uygulanmaya konmadığı için de azalacağı da yok! Çünkü CAN ALMAYA AZMETMİŞ KİŞİ'nin tek korkacağın şey, KENDİ CANININ ALINMASI'DIR!.. HAPİS onun gözünü korkutmaz, Her an kaçma ihtimali vardır.

Bu arada satılmış "aydın" bozuntuları, BATI'dan gelen işaretlere uyup hapisteki canilerin anaları için ağlamaya başladılar! Halbuki esas ağlanacak olan, o canilerin katlettiği MASUM İNSANLARIN ANALARI olmalıydı. Yazar-çizer takımı ve sözde insan hakları savunucuları, bu tutumları ile hapistekilerin kaçmasına zemin hazırlıyorlardı!

Üstelik bizim teröristlerin kaçmasına da pek gerek kalmadı!. Rüyasında görmüş olmalı ki, ÖZAL bir gün, hem de SOVYETLER BİRLİĞİ'nde seyyahatte iken, mahkumlara af vaadetti!. Onun her dediğinde keramet var sanan ANAPLILAR da İnfaz yasasını değiştirerek dolaylı af çıkarıp 70.000 suçluyu sokaklara saldılar.

4 çocuğa tecavüzden hüküm giymiş bir mahkum, çıktıktan iki gün sonra bir başka çocuğu kirletti... 8 kişiyi öldürmüş bir başkası, kendisine ters davranan bir genci öldürdükten sonra, "Ben öldürmeden duramam," diye ifade verdi!.. Bütün anarşistler örgütlerine döndüler ve cinayetlerine devam ettiler!..

Özal bu kararı alırken, İSLAM dininde MAZLUM'a ait olan "AF" ve "BAĞIŞLAMA" hakkını gasbettiğini düşünmedi ama, çok kimsenin de ahını aldı... Dileriz, ahırette bütün o affettiklerinin cezasını, onlarla birlikte çeker!

Bu konuda GERÇEK bir olayı daha nakletmek istiyoruz:

Genç bir bayan yolda yürürken birden şaşkınlıktan donakalır... Karşıdan üç erkek gelmektedir ve bunlar bir süre önce kendisini kaçırıp zorla ve defalarca tecavüz eden kişilerdir!.. Sonradan yakalanmış ve uzun süre hapse mahkum olmuşlardır. Ama şimdi dışardadırlar!..Bayan dayanamaz, yaklaşır sorar:

- Afedersiniz, merak ettim, siz hapiste değil miydiniz?

Üç erkekten biri, yılışık bir edayla cevap verir:

- Öyleydik, ama DEVLET af çıkardı, serbest bıraktı.

Genç bayanın üzüntüden gözleri dolar:

-"İyi ama", der, "Siz DEVLET'in değil, benim ırzıma geçmiştiniz. DEVLET sizi nasıl, ne hakla affedebilir ki?.."

EVET!.. Bunlar geçmemişlerdi ama DEVLET'in ırzına geçenler de vardı!.. ÖZAL namussuzu, "Bir defa ANAYASA'yı ihlal etmekle bir şey olmaz," demiş, aklına eseni yapmıştı!..

Ayrıca İNFAZ yasasında yaptığı değişiklikle CEZALAR'ı adeta uygulanamaz hale getirdi. 30 yıl hapis cezası yiyen biri 8 yıl yattı mı, çıkabiliyordu. MADDİ suçlardan HAPİS cezasını kaldırdı. PARA cezasını uygulayacak maddeler koymadığı için de ÇALAN, ÇIRPAN, SOYAN'ın yaptığı yanına kâr kaldı.

Bu olaydan ders almayan Ecevit 2000'li yıllarda kaşalot karısına uyup bir af çıkartacak, yine onbinlerce suçluyu sokağa salacaktı!.. Bu öyle bir aftı ki, sözüm ona "namus" diye ırza geçenleri içerde tutmuş, ama ırza geçip öldürenleri serbest bırakmıştı!..

Özal'ın DEVLET'in ırzına geçmesi, TÜRK PARASINI KORUMA kanununu kaldırmasıyla başlar...Bu kanunun ne kadar yerinde olduğu; zaman geçtikçe anlaşıldı. TÜRK LİRASI ilk 60 yılda 17 kat değer kaybetmiş iken; 1980'den sonraki 16 yılda tam 6000 kat değer kaybetti.

Bu kanunda değişiklik yapılabilir, döviz taşınması kolaylaştırılabilirdi. Ama PARA, tıpkı BAYRAK ve MİLLİ MARŞ gibi bir MİLLET'in İSTİKLÂL'inin, HAYSİYET ve ŞEREF'inin ifadesidir. Geçmişte bir topluluğun İSTİKLÂL'e kavuştuğu ve DEVLET kurduğu SANCAĞI ve PARA BASTIRMASI ile belgelenirdi. Bu hâlâ da böyledir.

İşte Özal bu hareketiyle DEVLET'in de, MİLLET'in de, VATAN'ın da yüzüne tükürmüş oldu!.. Sırf bunun için, onu affetmemiz mümkün değildir.

1983'de ilk iktidara geldiği zaman DEVLET'te REORGANİZASYON gerekli olduğunu söyleyip, bazı genel müdürlükleri kaldırdı, bazılarını da birleştirdi... Esasta haklı idi. Ancak birleştirdikleri arasında KÖYİŞLERİ ve KÖY YOLLARI gibi çok büyük genel müdürlükler de vardı. Bunları uzun süre unuttu. Birleşen genel müdürlükte iki tane genel müdür görev yapmak durumunda kaldı. İşler uzun süre aksadı. Hâlâ da çoğu toparlanmış değildir.

EKONOMİ konusunda FRIEDMAN'ın tek kitabı dışında bir şey bilmeyen Özal, DEVLET İDARESİ gibi MAKRO bir konuyu, ŞİRKET idaresi gibi MİKRO düzeyde götürebileceğini sandı! Her kurumu kendi KÂR-ZARAR-ÜRETİM işleri ile yalnız bıraktı. Sandı ki, bu kurumlar fiyatları kendi tesbit eder, ve KÂR gösterirse, EKONOMİ düzelecek!

Halbuki tersi oldu. KİT'ler fahiş fiyatlar ile halkı bunaltırken, kendi masraflarını kısmaya yönelmediler. Tam tersine Özal'a özenip israfa daldılar. LOJMAN, SOSYAL TESİS, UÇAK, SEYYAHAT, TEMSİL masrafları arttı. Mâliyet, kalite üzerinde hiç bir çalışma yapılmadı.

Üstüne üstlük her seçimde Özal bu kurumlara adam doldurdu. Sözümona hepsini kâra geçirip özel sektöre devredecekti ya, zarar sokup batırma yoluna gitti... Özal'ın bu konuda da DEVLET TEŞKİLATI'na verdiği zarar affedilmezdir.

Bitmedi... Özal "belediyeleri güçlendiriyorum" diye bazı vergileri onlara aktardı! İlk yıl belediyeler astronomik gelirler elde ettiler. Ancak bu herifler de Özal'a özendiği ve diğer tedbirler alınmadığı, düzenlemeler yapılmadığı için, ÇEMİŞKEZEK Belediye Başkanı bile altına MERCEDES araba çekti. Odasını tefriş etti. Ziyafetler verdi...Mirasyedi gibi hepsi paraları harcayıp bitirdiler. Hiç biri o dönemde doğru dürüst belediye hizmetinde artış sağlamadı.

Özal'ın DEVLET İDARESİ'ndeki taktiği, ÜÇKÂĞITÇI BAKKAL zihniyetinden öteye gitmezdi! Bu anlayış bütün DEVLET KURUMLARI'na, BELEDİYELER'e yansıdı. Hepsi HALK'ı kazıklıyarak GELİR elde etmeyi marifet sandılar. Zaten ÖZEL SEKTÖR hep böyle hareket ederdi, şimdi DEVLET te ÖZEL SEKTÖR'e benzemiş oldu, ama sadece bu yönden!..

DEVLET'ine BABA diyen bir MİLLET'e, böyle bir davranışın reva görülmesi; bizim bu Özal denen cibilliyetsize duyduğumuz kinin temel sebebidir. Ömrümüz boyunca affetmeyiz, ahırette de iki elimiz yakasındadır!

Özal, DEVLET hiyerarşisini bozmak için gavurlardan fazla çalıştı. YÖNETİCİ olmak için şart olan "15 yıl DEVLET'te çalışmak olmak" kuralını kaldırdı!..Sanki AMERİKA'da yaşamak bir meziyetmiş gibi, orada çalışan Türkler'i yurda getirip MERKEZ BANKASI, ZIRAAT BANKASI, DEVLET PLANLAMA gibi çok önemli kurumların başına geçirdi. Bunlar sonradan ÖZAL'IN PRENSLERİ diye anılır oldu... Pek azı başarılı oldu, genelde vasat sonuçlar elde ettiler. Ama Özal'ın yerli TÜRK İNSANI'na güvenmediği, onu aşağıladığı bir kere daha ortaya çıktı!

Özal bu uygulamayı suistimal ederek SSK gibi bir kurumun başına sadece 9 ay memurluk yapmış birini getirdi. Adam ancak 9 ay dayanabildi. Bu arada tabii bütün işler ters gitti. (33)

RED KİT okuyup ATERİ oynamaya meraklı Ozal, silahı da oyuncak zannetmiş olacak ki, KOYBOYCULUK hevesine kapıldı, günün birinde SİLAH almayı ve taşımayı serbest bıraktı. Sözüm ona bununla silahları pahalı satıp DEVLET'e GELİR getirme gibi "ULVİ" bir amaç güdüyordu!

Eğer bu mantık doğru olsa, DEVLET'in ESRAR-EROİN satması ve RANDEVU EVLERİ işletmesi daha çok para getirebilirdi!.. Böyle PEZEVENK zihniyetli insanlardan, işte ancak böyle PUŞTÇA tedbirler çıkar!

Milyonlarca dolarlık dövizimiz yurt dışına aktı... Tabii silahı parası olan, ensesi kalın, sırtını sağlam yere dayamış olanlar alabildi ve bunlar hakimiyetlerini bir de silahla güçlendirdiler. O tarihten sonra ülkemizde ateşli silahla soygun, yaralama ve cinayet sayısı süratle arttı.(34) Teröristlerin şehir içi faaliyetlerinde silah bulmaları, son derece kolaylaştı. Ozal yine kaş yapayım derken, göz çıkartmıştı!..

Halbuki 12 EYLÜL HAREKATI'nın TERÖR'ü kısa zamanda bastırması ve 4 yıl çok sıkı kontrol altında tutmasının sebeplerinden biri de, yurt çapında bir silah toplama faaliyetine girişmesiydi. Bu uygulamanın sonucu 1.000.000'dan fazla ve çoğu otomatik TÜFEK ve TABANCA; 15.000.000'dan fazla da MERMİ toplanmıştı. Ayrıca ROKETATAR, HAVAN TOPU gibi ordu silahları da ele geçmişti.

Yani ülkeye zaten kaçak olarak pek çok silah giriyordu. Üstelik KARADENİZ bölgesinde, KONYA'da silâh üreten tezgahlar vardı... Burada yapılması gereken her isteyene SİLÂH satmak değil; TERÖR'ün arttığı dönemlerde görevini yapmakta zorluk çeken, devamlı tehdit altında olan ve hatta öldürülen DEVLET GÖREVLİLERİ'ne, MEMURLAR'a ve ÖĞRETMENLER'e kendilerini koruyabilmeleri için ÜCRETSİZ SİLÂH ve MERMİ verilmesi, hatta bunların kısa süreli ATIŞ ve SAVUNMA TÂLİMLERİ'ne tabi tutulması idi! Ama Özal her doğrunun tersini yapmayı âdet haline getirmişti.

Zaten bozulmuş olan DIŞ POLİTİKA'yı iyice dejenere etti. "?? meselesini mutlaka çözeceğini" iddia ederek ortaya atıldı ve ?? AYIRIMCILAR'a ülke içinde ve dışında geri dönülmesi zor tavizler verdi... PKK'ya kolay silâh versinler diye IRAK sınırımıza GAVUR ASKERLERİ'ni yerleştirdi... AVRUPA TOPLULUĞU'na girebilmek için neredeyse GÜNEYDOĞU'dan ve KIBRIS'tan vazgeçebileceğini ima eden ifadeler kullandı... KERKÜK ve MUSUL'un TÜRK TOPRAĞI olduğunu unutup, TALABANİLER'e BARZANİLER'e peşkeş çekti!.. AŞİRET REİSİ olmaktan başka bir özelliği olmayan bu heriflere TÜRK DİPLOMATİK PASAPORTU verdi, TEMSİLCİLİKLER açtırdı!..Bu arada KUZEY IRAK'ın gerçek sahibi TÜRKMENLER'in adını bir kere bile ağzına almadı!

ÖZAL, sanki kendi başka bir IRK'tanmış gibi, KIBRISLILAR'a sırtını döndü, "Çok konuşmayın, bana yılda 200 milyona mal oluyorsunuz," diye tehditler savurdu!.. Halbuki on yıl içinde sadece kendi keyfi için en az bu kadar para harcamıştı! Üstelik her ikisi de kendi cebinden değil, MİLLETİN KASASI'ndan çıkıyordu. İkisi için de esas HAK SAHİBİ'ne danışmadan nasıl laf edebilirdi ki?..

Gözleri TÜRKİYE'den başkasını görmeyen AZERİLER'i, "Onlar Şİİ'dirler, bizden çok İRAN'a yakındırlar," diyerek hayal kırıklığına uğrattı. Kısacası, bildiği, bilmediği her konuda geveze bir spiker gibi devamlı konuşarak kırmadığı pot, devirmediği çam, vermediği taviz kalmadı.

Hele IRAK-AMERİKA savaşı sırasında ÖZAL, bir mahalle kavgasında abisinin arkasına saklanıp rakibine küfürler yağdıran HAŞARI ÇOCUK görünümündeydi. Bazen beyanatıyla BUSH'a akıl veriyor, bazen SADDAM'ın kulağını çekiyor, ama her gün değişik bir ihtimal hesabı yapıyordu. Mesela bir gün "%99 savaş çıkmaz" derken, ertesi gün "Savaş çıkma ihtimali %30" diyordu!..Böylece iki hafta içinde hemen bütün ihtimalleri bitirdi ve sonunda "Ben dememiş miydim???" deme imkanını elde etti.

Yine aynı dönemde ÖZAL, "Bir koyup ÜÇ alma" gibi BARBUTÇU ağzıyla yaptığı TÜRKİYE'nin DIŞ POLİTİKA(!) açıklaması bir yana; SADDAM'ın gideceğinden emin olarak öyle şeyler söyledi ki, hiç gereği yokken IRAK'la aramızın düzelmesine ilerde bile engel teşkil edecek bir duvar örüldü iki ülke arasına!...

Mısır 16 milyar dolar dış borcunu sildirirken, bizimki AMERİKA seyyahatinde "Biz erkek adamız, borcumuzu öderiz" şeklinde bir beyanat verdi! Buna AMERİKALI senatörlerden birisinin tepkisi şu oldu:

-"Mutlaka tercümede bir hata olmuştur. Yoksa hiç bir DEVLET ADAMI'nın böyle bir imkanı tepecek kadar DELİ olduğunu sanmıyorum!"

O sanmasın, ama bizimkinin gerçekten ZIRDELİ ve KENDİNİ BEĞENMİŞ bir BUDALA olduğu muhakkaktı!.. 1996 yılına gelindiğinde IRAK-AMERİKA savaşından sonra uğradığımız zarar 75 milyar dolara çıkmıştı!..(27)

ÖZAL'ın TÜRKİYE'nin AVRUPA TOPLULUĞU'nun hizmetçiliğine bile razı olduğunu gösterir bir tavır takınmasını, IRAK-AMERİKA savaşında AMERİKA'nın gönüllü sözcüsü durumuna gelmesini, son derece HAYSİYET kırıcı işler yapmasını bir türlü hazmedemiyoruz, ve hazmetmiyeceğiz! Ne var ki, bunların unutulup ta, ERBAKAN'ın LİBYA gezisinde KADDAFİ'nin biraz PATAVATSIZ'ca dile getirdiği gerçeklerin hakaret sayılmasını; bizim politikacıların BATI UŞAKLIĞI'na veriyoruz!..

Öyle ya, BATILI abiler yüzüne tükürse, sırıtıyorlar...KADDAFİ, SADDAM gibi ne pahasına olursa olsun BATI'ya kafa tutanlar "dost acı söyler" kabilinden nasihat etse, hindi gibi kabarıyorlar!..

ÖZAL’ın affedemediğimiz ve dünya durdukça affetmiyeceğimiz suçlarından biri belki de İDAMLIK olanı VATAN TOPRAĞI’nı YABANCILAR’a satma imkanı tanıyan kanunu çıkartmasıdır!.. Önce zengin Araplar’ın Boğaz’da kat-villa almasına yönelik bu uygulama kısa bir sürede bütün sahillerimizde en güzel yerlerin GAVURLAR’ın eline geçmesine, GAP’ın verimli topraklarının SURİYE ve İSRAİL ajanları tarafından satın alınmasına yol açtı!.. Hem de neredeyse yok pahasına!..

Halbuki o müstebit diye bilinen SULTAN ABDÜLHAMİD, kendisine gelen YAHUDİLER’in "FİLİSTİN’de ufak bir toprak parçası karşılığı bütün OSMANLI BORÇLARI’nı ödeme" teklifini "Toprak benim değil, MİLLET’indir," diyerek geri çevirmişti... Yuh olsun ÖZAL senin ervâhına!.. Gelmişine geçmişine!.. Ne demiştik?.. TOPRAK SATMAK, VATAN’I SATMAK DEMEKTİR!.. Biz TOPRAK SATMA’yı karısını satmaktan, PEZEVENKLİK’ten beter görürüz!.. Bu adam o sıfata bile lâyık değil!..

Geriye İSLÂMİYET'e aykırı olup ta OZAL'ın yapmadığı bir tek şey kalmıştı: DEVLETİN YIKILMASI VE ÜLKENİN BÖLÜNMESİ!.. ÖZAL onu da CUMHURBAŞKANLIĞI'nda forsunu kaybetmeye başladığı günlerde gerçekleştirdi... Önce sık sık "DEVLET'i küçültmek"strong> ten söz etti, "DEVLET'e BABA demeyin, sonra alır sopayı döver," diyerek, TÜRK MİLLETİ'nin onbin yıldar ayakta kalmasını sağlıyan "DEVLETE GÜVEN" duygusunu sarstı!.. Cumhurbaşkanlığı sırasında popülaritesini iyice kaybettiği sırada IRAK'ta bir ?? DEVLETİ kurup onun başına geçmeyi düşünecek kadar hainleşti!.. Zaten "?? meselesini mutlaka çözeceğim" derken, bunu kastediyordu.

ÖZAL bütün bu HATA, KUSUR, GÜNAHLAR'ının yanısıra, ülkede büyük gelişme sağlıyan şeyler de yapmadı değil, hakkını yemeyelim... Bir defa istenirse her şeyin düzelebileceğini halka gösterdi. kişilerin kendine güvenini arttırdı... DEVLET'ten ümidini kesen DENİZLİ, YOZGAT gibi iller ve bazı ilçeler kendi başlarının çaresine bakıp KALKINMA çabasına girdiler. YOLSUZLUK, AHLAKSIZLIK arttı ama, TÜRKİYE yılların geri kalmışlığını terkedip bir SIÇRAMA da yaptı. İLETİŞİM alanında bizi çoğu AVRUPA ülkesinin önüne geçiren gelişmeler oldu... Yani insanların durumu kötüye giderken, ülkenin tümü İLERLEME gösterdi. ÖZAL bunun için büyük MANEVİ DESTEK gördü... Ve ÖZAL ötekilerden farklı olarak, uzun süre gerçekten ALTERNATİFSİZ kaldı. Bu kendisinin "aşılmaz" olmasından değil; ötekilerin "boş" adamlar olmasındandı!


Türkdeğil Gürcüyüm Eşimde arap , şehide kelle anmaya yaygara diyen adamı, Türk Devletine Başbakan yapıp, Real Madrid'e Çukurca saldırısını siyah kol bandı taktırıp protesto ettiren Mesut'u, Alman vatandaşı olup, Alman milli takımına gittiği için hain ilan eden bir miletiz. Harikayız lan biz.Kanla alınan yurtları oyla sattık. İşgâl ordusunda aşçı olamayacak adamları, Türk yurdunda başbakan yaptık. ANLAYANA

"İslam'da ırkçılık yok" diyerek güya Türkçülüğü yermeye çalışanlar, aynı ırkın evlatlarını mezhep kavgasıyla birbirine kestiren dinci enternasyonellerdir.

[b]"Şu devletin başına Ulu bir Hakan geçtiği gün Diyarbakır'dan girip Tebriz'den çıkıcaz, sonra devlet güneydoğuya deniz getirdi diyeceksiniz, kan denizi.[/b]"
avatar
İlteriş Kağan
Yazışmalık Yöneticisi


Yazışmalık Yöneticisi





Yaş Yaş : 36
Cinsiyet Cinsiyet : Erkek
Nerden Nerden : Turan
Lakap Lakap : ©ﻕΞתς яΞiS
Doğum Tarihi Doğum Tarihi : 01/10/81
 Atsız´ın hangi kitaplarını okudunuz? Atsız´ın hangi kitaplarını okudunuz? : Hepsini Okudum
İletiler: İletiler: : 5396
Üyelik Tarihi Üyelik Tarihi : 06/01/09






Kullanıcı profilini gör http://ilteris.forum.st

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

! özal dönemi

Mesaj tarafından İlteriş Kağan Bir Çarş. 5 Ocak 2011 - 9:40

Yazı dizimizin bu bölümünde ÖZAL DÖNEMİ'nin önemli olaylarını inceliyerek bunların ATATÜRKÇÜLÜK'le alakasının olmadığını göstereceğiz.

TURGUT OZAL'ın POLİTİK hayatı DEMİREL'in "okul arkadaşı" olmasıyla başlar. Zaten DEMİREL'in çevresi hep "okul arkadaşları" ile doludur. Özal üniversiteyi bitirince Elektrik Etüd İdaresi'nde işe başlar. Bu kuruluş tarafından Amerika'ya gönderilir.

ÖZAL bir süre DÜNYA BANKASI'nda görevlendirilir. (1) Aslında bütün Özal biraderler bir süre Amerika'da bulunmuş, ya Dünya Bankası'nda ya da İMF'de çalışmıştır. Ahmet Özal da buna dahildir.

Ancak, sonradan öğrendik ki, bu tarz görevler bir nevi "arpalık"mış... Uluslararası kuruluşlara üye olan olan devletlerin o kuruluşlarda kontenjanı varmış. İktidardaki partiler bu kontenjanlara kendi yakınlarını tayin ederlermiş...

Ayrıca o kuruluşlardaki cafcaflı ünvanların da beş para etmediğini öğrendik... Mesela, Kemal Derwish efendinin Dünya Bankası Başkan Yardımcısı oluşunun, dış kapının mandalı kadar bile değeri yokmuş...Çünkü, aslında tamamen ABD'nin kontrolünde olan Dünya Bankası'nın üye ülkelerden oluşan 140 kadar "başkan yardımcısı" varmış!...

Turgut Özal, her nedense TÜRKİYE'de "dalalet" içinde iken, AMERİKA'da "hidayet"e ermiştir!..İçkiyi, gece hayatını bu sayede bırakmış; namaza, niyaza başlamıştır... Hatta DPT'de iken lavobada abdest alıp namaz kıldığı için, TAKUNYALI diye anılırdı... İlk önemli görevi DEVLET PLANLAMA TEŞKİLATI'nın başına getirilmesidir...

Özal sonradan MSP'ye yakınlaştı, o partiden aday oldu. Kazanamadı.

Turgut Özal ODTÜ'nün hoca kıtlığı çektiği dönemlerde Korkut Özal ve Demirel gibi ODTÜ'de ders vermiş, MESS Başkanı olmuş, 1975-1979 arasında ticaretle uğraşmıştır. Emin Çölaşan'a göre ne iyi bir hocadır, ne de iyi bir iş adamı... Bütün kurduğu, katıldığı firmalar dara düşmüş batmıştır. Ama bunlar yükselmesine engel olmamıştır.

1979'da hükümeti kuran Demirel, Özal'ı hatırladı, onu EKONOMİ'den sorumlu mevkiye getirdi. Özal bir süre sonra meşhur 24 Ocak Kararları'nı aldı. Ama geçmiş 15 yılın büyük kısmına damgasını vurmuş olan DEMİREL ZİHNİYETİ'nin tahribatını düzeltmek kolay değildi!

Mart 1980'de Cumhurbaşkanı Korutürk'ün görev süresi bitti. Bütün ikazlara, anarşiye, memleketin içinde bulunduğu ekonomik sıkıntıya, yukarda anlattığımız bölünme tehlikesine rağmen; partiler bir araya gelip tarafsız bir CUMHURBAŞKANI üzerinde anlaşamadı!.. Her gün her biri ipe sapa gelmez demeçler veriyor, radyo ve televizyonda birbirini suçluyor, ama meselelere çözüm bulmaya yanaşmıyordu!..Bütün bu olayları DEMİREL DÖNEMİ yazımızda anlattığımız için tekrarlamıyacağız.

Nihayet 12 Eylül 1980'de SİLAHLI KUVVETLER idareye el koydu. Bütün ülkede SIKIYÖNETİM ilan edildi. Bütün politik liderler ve sivri politikacılar, yazarlar tutuklandı. Ülkenin her köşesinde ASKERLER işbaşına getirildi. KENAN EVREN, DEVLET BAŞKANI oldu.

Demirel bu sefer şapkasını alıp gidecek fırsat bulamadı! Kös kös diğerleri gibi hapishanenin yolunu tuttu. Ama sinsi sinsi, tekrar "demokrasi"ye dönülüp te itibar göreceği günleri bekledi.

Terörist gruplar bir süre durumun değişmiyeceğini sandılar...Ancak askerlerin tavrı kesindi!.. Önce hapishanelerdeki sağcı-solcu ayırımını ortadan kaldırdılar. Mahkumları bir araya koydular. Bir de görüldü ki, birbirinin gırtlağına sarılacağı sanılan bu kişiler kucaklaşıp öpüşmekteler!.. Yani, anarşiden herkes bezmişti!

Teröristlerin kontrolündekiler hariç herkes silahı, kavgayı bıraktı. Sokaklar eski huzurlu haline döndü. Gık diyen kendini içerde bulacağından, kimse halkın karşısına doğrudan çıkma cesaretini bulamıyordu.

Askerler bir de İDAM cezalarını hemen uygulamaya koydular... İlk asılan da bir subayın oğlu olan ERDAL EREN adlı TERÖRİST oldu.

Bu oğlan Ankara'da, Hoşdere Caddesi'nde afiş asarken jandarmalar tarafından kovalanmış, bir çöp kutusunu saklanarak bir jandarma erini ARKADAN vurup ŞEHİT etmişti... Suçu sabit olduğu için İKİ defa İDAM'a mahkum olmuş, ancak dosyası İKİ defa YARGITAY'da bozulmuştu...3. defa İDAM'a mahkum olunca, ceza hemen uygulandı!.. Ve görüldü ki, KARARLI tutum ANARŞİ'yi bıçakla kesilmiş gibi durdurur!..

O tarihten sonra bir kaç münferit çıkış dışında, hiç bir saldırı ve soygun olayına rastlanmadı!... Terör-tedhiş, yani insanları dehşete düşürerek, gözünü korkutarak hükmünü sürdürme devri kapandı. Ta ki, ÖZAL iktidara gelip, AVRUPA'ya şirin görünmek için İDAM cezalarını durduruncaya kadar!..(1984)

EKONOMİ konusuna gelince, askerler çok GERÇEKÇİ davranarak, başlamış bir uygulamayı kesmediler. Bülent Ulusu hükümetinde Turgul Özal'a görev verdiler. Almış olduğu 24 Ocak kararlarının sonuçlarını göstermesini istediler. Özal dört ayak üzerine düşmüş oldu!...

Daha önce en ufak bir etkisi bile görülmeyen bu kararlar, ASKERİ İDARE'nin getirdiği İSTİKRAR ve HUZUR ortamı içinde işe yaradı. İşçi ve öğrenci hareketleri durduğu, grevler ortadan kalktığı ve astronomik isçi zamları olmadığı için, ÜRETİM hızla arttı. Esnafın yüzü güldü. vatandaş aradığını bulur hale geldi. Can güvenliği de olunca Demirel zamanından kalan dayanılmaz pahalılık bile şikayet konusu olmadı.

1980 yılının enflasyon oranı %135 idi!.. Bu rakam, Demirel zibidisinin kötü rekorlar listesine bir ibret nümunesi olarak girdi. Hemen ertesi yıl enflasyon %35'e düşmüştü!

Özal'ın bu dönemde de tutarsız davranışları vardı...Bir gün müslümanlığı aklına gelir, FAİZ'i kaldırmaya karar verir, ertesi gün ise BANKERLER'I ortalığa salardı!..

Tabii faizi kaldıramadı ama, iki yıl içinde halkın tasarruflarını güvenli bankalardan pamuk ipliğine bağlı bankerlerin eline geçmesine sebep oldu. 1982'de bankerler batmaya başlayınca, Özal'a da yol göründü. İstifa edip ayrıldı!.. Arkadan bankaların iflası geldi...Gene de bu dönemde bazı hizmetleri olduğunu kabul etmek gerekir. Hiç değilse bazı konularda Demirel'den iyiydi!

Bu arada yurt dışında önemli olaylar olmakta idi. 1980'de TİTO öldü. YOGOSLAVYA birliğini uzun süre koruyan bu lideri kaybettikten sonra, kendini toparlıyamadı... İRAN Şahı ülkesine dönmenin hayalini kurarken kanserden ölüp gitti... NİKARAGUA eski diktatörü Somoza bir suikastle öldürüldü... IRAK aniden, karışık olduğuna inandığı İRAN'ın körfezdeki petrol tesislerine saldırdı... ABD'de eski aktör Ronald REAGAN Cumhurbaşkanı seçildi.

80'li yıllar AFRİKA'nın açlık yılları oldu. UGANDA, SOMALİ, SUDAN, ETOPYA'da yüzbinlerce insan açlıktan öldü!..Bunlar hep 150 yıllık BATI sömürgeciliğinin kıtanın hem tabiat yapısını, hem de kabilelerin sosyal yapısını bozması sonucu idi.

Bu açlık uzun yıllar sürdü. BATILILAR açlık çeken ülkelerden Etopya'ya yardım ederken, SOMALİ'yi göz ardı ettiler. Çünkü birincisi Hıristiyan, ikincisi MÜSLÜMAN idi.

1981 yılı, yurt dışında önemli bir olayla başladı. POLONYA'da Dayanışma Sendikası'nın kışkırttığı olayları önliyemeyen Joseph Pinskowski görevden alındı, yerine RUSLAR'ın desteklediği General JARUZELSKİ getirildi.(2) JARUZELSKİ bir süre sonra sıkıyönetim ilan etti.

Ülke içinde teröristler birer birer yakalanıp yargılanır ve azılıları asılırken, Mayıs 1981'de bütün dünyayı sarsan bir olay oldu. Biri çıkıp Polonya'yı ayaklandıran PAPA 2. John Paul'u vurdu!.. Bu kişinin MEHMET ALİ AĞCA olduğu anlaşıldı...(3) Enver SEDAT öldürüldü, MUBAREK Mısır Cumhurbaşkanı oldu.

Askerler bir Danışma Meclisi kurdular. Yeni bir Anayasa hazırlamaya başladılar. Partiler kapatıldı. Tutuklanan politikacı, sendikacı ve teröristlerin duruşmaları başladı. Ancak EVREN, dışardan tepki göreceği endişesi ile, politikacılara 27 Mayısçılar kadar dahi sert davranmadı... DEMİREL; MENDERES'in on katı daha ülkeye zarar vermiş olmasına, daha pek çok politikacı kirli işlere bulaşmış olmasına rağmen, sadece TUTUKLU kaldılar. Haklarında doğru dürüst dava bile açılmadı. Bu da tabii onların ilerde tekrar eski partilerini başka adlarla kurmalarına, politikaya tekrar başlamalarına ve MİLLET'in başına yine DERT olmalarına sebep oldu.

1982 yılı da önemli yurt dışı olaylarla başladı. Arjantin, EMPERYALİST İNGİLTERE'nin sahip çıktığı Güney Kutbu yakınlarındaki FALKLAND adalarının kendisine ait olduğunu savunarak işgal etti. İNGİLTERE donanma göndererek adaları geri aldı. MISIR'la anlaşmış olan İSRAİL Sina yarımadasını geri verdi. Ancak FİLİSTİNLİLER'i sindirmek için LÜBNAN'ı işgal etti. Bu işgal sırasında TERÖRİST FİLİSTİNLİLER'in baskısından ve haracından yılmış olan LÜBNANLILAR'ın MÜSLÜMAN-HIRİSTİYAN diye ayrılmadan, İSRAİL askerlerini sevinçle karşılamaları ise ibret verici bir olaydı...

İRAN-IRAK savaşı bütün şiddetiyle sürdü. Ve SOVYETLER'in 18 yıllık lideri BREJNEV 76 yaşında öldü. Yerine Yuri ANDROPOV geldi.(4) FRANSA ÇAD'a asker gönderdi.

ABD'ye yakın bir ada olan GRENADA Devlet Başkanı Bishop, sosyalist olmasına rağmen, başka bir sosyalist grup tarafından devrildi. Amerika bir süre sonra, aslında İNGİLİZ sömürgesi olan adaya asker çıkardı, ancak bir avuç GRENADALI'ya az kalsın karada yeniliyordu!.. Üstüne üstlük, BEYRUT'ta AMERİKAN ve FRANSIZ askerlerinin bulunduğu binanın önüne terkedilen bir kamyondaki bomba 299 kişiyi öldürünce; AMERİKA LÜBNAN'dan tasını tarağını toplayıp çekildi!..Herhalde bir süre sonra vizyona giren RAMBO filmleri, bu iki utanç verici olayın meydana getirdiği moral bozukluğu üzerine yapıldı.

TÜRKİYE'de ise, BANKER skandalını yaratan Özal, fikirdaşı Maliye bakanı Kaya Erdem ile birlikte Hükümet'ten çekildi. Önce haketmiş gibi Side'de uzun bir tatil yaptı. Bir süre sonra da selefi Demirel gibi bir AMERİKA seyyahatine çıktı! Orada kimbilir kimlerle irtibat kurup, ne talimat aldı! Çünkü o tarihten sonra Özal Efendi AMERİKA'nın "azat kabul etmez" kölesi oldu!

Özal, AMERİKA dönüşü bir parti kurdu. Karşısında MANDACI İSMET'in özel kalem müdürü Necdet Calp'ın kurduğu HALKÇI PARTİ ile Emekli General Sunalp'ın kurduğu MİLLİYETÇİ DEMOKRASİ PARTİSİ vardı. İSMET'in ebleğ oğlu ERDAL Efendi'nin, oy getireceği düşüncesine başına geçirildiği SOSYAL DEMOKRASİ PARTİSİ ise askerlerce seçime sokulmadı... Adamlar bu herifin ??çü vatan hainleri ile işbirliği yapacağını o günden görmüşlerdi herhalde!..Yasaklı Demirel'in kurdurttuğu BÜYÜK TÜRKİYE PARTİSİ de kapatıldı.

Ancak bir süre sonra Demirel, kendine benziyen bir tip olan Hüsamettin Cindoruk'a DOĞRU YOL PARTİSİ'ni kurdurttu, başına geçeceği günleri beklemeye başladı!.. O günlerde Demirel'in adının bile geçmesi tepki yarattığından, bizim hırslı Ispartalı "bir bilen" diye anılırdı. Sanki bildiği bir halt varmış gibi!..

Refendumla hem Anayasa'yı hem de kendi cumhurbaşkanlığını oylatan ve %92 halk desteği ile başa gelen EVREN'in, dümenci Özal'a hiç kanı ısınmamıştı!. Bu yüzden açıkça Sunalp'ın partisini tuttu.

Ama TÜRK İNSANI'nın çok değerli bir vasfı vardı. Emre itaat eder, ancak kendisine bir HAK olarak verilmiş SEÇİM'de, herhangi birinin EMPOZE edilmesini kabul etmezdi!

Bu yüzden ANARŞİ'yi kaldırdığı, memlekete HUZUR getirdiği için %92 oyla desteklediği EVREN'e rağmen, Sunalp'a oy vermedi. Sunalp ve Calp ta kırdıkları potlar ile Özal'ın seçim kazanmasına yardımcı oldular.

Böylece Özal'ın ANAVATAN PARTİSİ %45 oyla seçimi kazandı. HP %30.5, MDP ise %23 oy alabilmişti. Yeni ANAYASA'ya göre 300 üyesi olan MECLİS'te çoğunluğu elde ettiği için, hükümeti Özal kurdu.

Aynı günlerde değerli DEVLET ADAMI RAUF DENKTAŞ, ULUSLARARASI konjektürün uygun olduğunu görünce, K. KIBRIS TÜRK CUMHURİYETİ'ni ilan ediverdi! Bu konuda pek TÜRKİYE'ye danışmamıştı. Danışsaydı, mutlaka Özal "hayır" derdi. Çünkü, AMERİKA'da iken KIBRIS meselesini halledeceğine dair verdiği sözden dolayı olsa gerek, memnun olmak bir yana; hoşnutsuzluğunu belli etmekten kaçınmadı.

Özal bundan sonra defalarca KIBRIS TÜRK CUMHURİYETİ'ni müşgül durumda bırakacak tavırlara girdi. Ülkeyi kendisi tanıdı, ama tanımak için fikir danışanlara, mesela PAKİSTAN'a "bekleyin" dedi!..Kimbilir ne hesapları vardı!

1984 yılında dünyada gene önemli olaylar oldu. NİJERYA'da askeri darbe oldu MÜSLÜMAN general BUHARİ idareye el koydu... EMPERYALİST İNGİLTERE'nin sömürgelerinden BRUNAY SULTANLIĞI bağımsızlığı kazandı!..8 Şubat'ta değerli SOVYET lideri ANDROPOV öldü, yerine yine yaşlılardan ÇERNENKO geldi. ABD, LAHEY adalet Divanı'nın "Nikaragua'daki harekatı durdurması" yolunda aldığı kararı tanımadığını, uymayacağını açıkladı!

Bu olay, BATILI EMPERYALİST DEVLETLER'in kendi kurallarına göre kurdukları ULUSLARARASI TEŞEKKÜLLER'in kararlarına, işlerine geldiği zaman uyduklarını, işlerine gelmezse uymadıklarının binlerce örneğinden biridir.

Öte yandan THATCHER'in özelleştirme ve kapatma politikası MADEN İŞÇİLERİ'ni greve sevketti. THATCHER belki bu madenlerin "verimsiz çalıştığı" konusunda haklı idi. Maden işçileri de "ekmek parası" yüzünden haklı idi... Ama MADEN İŞÇİLERİ SENDİKASI'nın grevi sürdürmek ve İNGİLTERE'yi müşgül durumda bırakmak için SOVYETLER BİRLİĞİ'nden gizlice PARA alması, kabul edilemez bir tavır olarak, SENDİKACILARI'ın YÜZKARASI olarak TARİH'e geçti!

Ekim ayında HİNDİSTAN Başbakanı İndra GANDİ kendi Sih muhafızları tarafından öldürüldü. Aktör REAGAN ikinci kere ABD Cumhurbaşkanı seçildi.

1984 yılı TÜRKİYE için de önemli değişikliklerin yaşandığı bir yıldı. Prof. TÜRKKAYA ATAÖV bulduğu bir belgeyi açıkladı. Buna göre Ermeni komutanlardan BOGOS NUBAR PAŞA, 18.12.1918 yılında Fransa Büyükelçisi Gout'a yazdığı bir mektupta o günlerde "TÜRKİYE'de 600-700 bin ERMENİ olduğunu, bunların 390 bininin başka ülkelere göç ettiğini" belirtiyordu. BOGOS NUBAR PAŞA'nın 1924'de gene PARİS'te toplanan bir konferansa gönderdiği mektupta "SAVAŞ sırasındaki TEHCİR olayları sırasında 250.000 ERMENİ'nin öldüğünü" öne sürmüştü!..

Bu sayı çok enteresandır!.. Çünkü 1974 KIBRIS HAREKATI'ndan sonra başlıyan ERMENİ TERÖRÜ, bir yandan DIŞ TEMSİLCİLİKLERİMİZ'de çalışan personeli öldürüp yaralarken, bir yandan da SÖZDE ERMENİ KATLİAMI'nın sayısını sürekli artırıyordu. Mesela bu rakam 1975'de 500.000; 1980'de 1.000.000; 1984'de ise 1.500.000 olmuştu!..

Halbuki SÖZDE KATLİAM'dan on yıl bile geçmeden konuyu inceleyen komisyona sunulan raporda (1924), şişirilmiş olmasına rağmen sayı 250.000 idi!.. Nitekim 1991'de ERMENİSTAN bağımsız olunca, TÜRKİYE ile ilişkileri düzeltmek isteyen Cumhurbaşkanı PETROSYAN, "500.000'e razı olduklarını" açıklıyacaktı!

O yıl başında TAHRAN'da iki, VİYANA'da bir saldırı oldu. Elçilik mensuplarımıza saldıran ERMENİ TERÖRİSLER idi!..

Ancak bu olaylar son oldu. HIRİSTİYAN BATI DÜNYASI, HIRİSTİYAN ERMENİ toplumunun DÜNYA KAMUOYU'nda yeterince yıprandığı düşünerek onları geri çektiler. ERMENİ TERÖRÜ bıçakla kesilmiş gibi, şıp diye durdu. Ancak ABD yönetimi bir kere daha EZELİ DÜŞMAN'lığını gösterip 24 Nisan'I ERMENİ SOYKIRIM GÜNÜ olarak kabul etti!

1997 yılında ortaya çıkan yeni belgeler, aslında Askeri İdare'nin olaya el koyduğunu, gözü pek ülkücü gençleri ASALA teröristlerinin üzerine sürdüğünü ortaya çıkardı. Yani, ERMENİLER sadece prestij kurtarmak için geri çekilmemişlerdi, gözleri korkmuştu.

Ama TÜRKİYE'nin gene karıştırılması gerekiyordu. Yeni bir terörist gruba ihtiyaç vardı. İşte BATI'ya bu fırsatı; İDAMLAR'ı durdurarak Özal verdi!..

12 Eylül 1980'den 6 Kasım 1983 seçimlerine kadar 70 kadar TERÖRİST asılmış, bundan gözü yılan örgütler de ya sinmişler, ya da dağılmışlardı. Ama AVRUPA TOPLULUĞU'na girmek için yırtınan Özal, şirin görünmek için, 250 kişinin sırada beklemesine rağmen, İDAMLAR'I durdurduğunu açıklayınca, Ağustos 1984'de TERÖR hortladı!

PARTİYA KERKERAN-I KÜRDİSTAN, yani ABDULLAH ÖCALAN'ın örgütü PKK, Çukurca'ya saldırarak masum vatandaşları ve hiç bir şeyden habersiz askerleri öldürdü. TÜRKİYE CUMHURİYETİ'ne adeta HARP ilan etti!..

Yapılması gereken, derhal o TERÖRİSTLER'in yakalanması ve içerdekilerle birlikte asılması idi! Ama dedik ya, Özal bir kere BATI'ya kapılanmıştı, vazgeçemezdi!

1984'ün en önemli olaylarından biri de, Özal'ın "yabancılara TÜRKİYE'de MÜLK satınalma hakkı"nı veren kanunu çıkartmasıdır. Biz bu tarz kanunları VATANA İHANET sayarız, cezası ağırdır!

1985'in başında Özal'ın bakanlarından İsmail Özdağlar, rüşvet suçundan yargılandı ve mahkum oldu. Aslında zavallı, 25 milyon TL. gibi küçük bir paraya kurban gitmişti!(5)

Yine aynı yıl BULGARİSTAN birdenbire tavır değiştirdi. Orada yaşıyan TÜRKLER'in AD'ını, DİN'ini, hatta MEZAR TAŞI'nı değiştirmeye kalktı!.. Okullardaki TÜRKÇE ve DİN dersleri kalktı, TÜRKÇE gazeteler kapatıldı, sokakta bile TÜRKÇE konuşmak yasaklandı.

Tabii TÜRKLER'in büyük kısmı bunu kabullenmediler. Saldırı, dayak, hapis, sürgün, tecavüz, hatta öldürmeler bile bunu sağlıyamadı. (6)

Bu arada SOVYETLER BİRLİĞİ'nde ÇERNENKO öldü, yerine genç biri, MİHAİL GORBAÇOV geçti. GORBAÇOV göreve BATI'yla ilişkileri överek ve silah indirimi istiyerek başladı.

Terör bütün dünyada arttı. İRLANDA'ya gitmekte olan bir uçakta bomba patlaması sonucu 325 yolcu öldü. Sonradan bu olayı gerçekleştiren teröristlerin LİBYA'da saklandığı öne sürüldü ve Libya'ya ambargo kondu. Bir İTALYAN yolcu gemisi kaçırıldı. Teröristler VİYANA ve ROMA havalanlarında saldırılarda bulundu.

TÜRKİYE'de de terör hızla artmaya başladı. 12 Eylül 1980'den 1986 başına kadar 8.183 olay meydana gelmiş, 1014 kişi ölüp, 994 kişinin yaralanmıştı. Bunların çoğu 1984 yılından sonrasına aitti. 1986'dan sonra hemen her yıl bu kadar insan ölüp yaralanmaya başladı.

TÜRKLER'e saldırı görevini BÖLÜCÜ ?? örgütlerine devreden ERMENİ ASALA örgütü, 1975-85 yılları arasında TÜRKİYE'ye karşı 300 saldırı gerçekleştirdiğini ilan ederek, geri plana çekildi. bu tarihten sonraki cinayetlerin çoğunu asıl adı ARTİN AGOPYAN olup, ÖCALAN soyadını taşıyan herif üstlendi. ARTİN APO yaptığı ropörtajlarda "ERMENİLER ile bir arada yaşamış olduğunu, onlara yakınlık duyduğunu" itiraf etti.

"Aydın"larımızdan DOĞU PERİNÇEK, YALÇIN KÜÇÜK gidip bu eşkiya ile görüşmeler yaptılar, onun ne kadar "yumuşak" biri olduğuna halkı inandırmaya çalıştılar. Ama ARTİN APO'nun neden TÜRK'ten fazla ?? öldürdüğünü bir türlü izah demediler. (7) Çok şükür ki, Doğu Perinçek sonradan bu tarz ?? bölücülüğünden ve PKK savunmasından vazgeçti.

1986 yılı da TERÖR yılı oldu. İSVEÇ Başbakanı Olaf PALME bir sinema dönüşü evine giderken öldürüldü. Cinayeti işliyenin PKK mensubu olduğu öne sürüldü. PARİS'te Reneault şirketinin genel müdürü öldürüldü. BERLİN'de Amerikan askerlerinin gittiği bir diskotek bombalandı. AMERİKA LİBYA'yı teröristleri koruduğu bahanesiyle bombaladı. FİLİPİNLER'de ihtilal oldu, diktatör MARCOS kaçmak zorunda kaldı.

SOVYETLER'de ÇERNOBİL nükleer santraline yangın çıktı, etrafa radyasyon yayıldı. (8)

TÜRKİYE'de Kırıkkale MKE cephane fabrikasında patlama oldu. İstanbul'da bir sinagoga saldırı oldu. 22 yahudi vatandaşımız öldürüldü. Özal SOVYETLER BİRLİĞİ'ne gitti ama GORBAÇOV'la görüşemeden döndü. Celal Bayar 103 yaşında öldü. Avustralya'daki olimpiyatlarda 6 madalya kazanan BULGARİSTAN doğumlu NAİM SÜLEYMANOĞLU kaçırılarak TÜRKİYE'ye gelmesi sağlandı.

TRT-2 o yıl yayına başladı. Böylece İLETİŞİM'de bir atılım başladı. Arkasından TELEFON, FAKS, ÇAĞRI CİHAZI gibi cihazların kullanımı hızla arttı. Ancak her yapılan iyi işte mutlaka bir çapanoğlu hilesi oluyordu. Mesela TELEFON sisteminin otomatikleşmesi sağlanıp abone sayısı artırılırken, PTT Genel Müdürü Sermet BİLGE adındaki namussuz, telefon faturası hazırlıyan memurlara "Faturaları şişirin, benim yatırım yapmam lazım" diyebiliyordu!

1987 yılında GORBAÇOV, PERESTROYKA (yeniden yapılanma) ve GLASTNOST (açıklık) politikalarını başlattı. ÇİN'de reform isteyen öğrenciler gösteri yapınca, hükümet değişti. Ancak 90'ına yaklaşan DENG ŞİAO-PİNG'in etkisi sürmeye devam etti.

Margret Thatcher 3. defa başbakan oldu. LÜBNAN'da Başbakan Raşid Kerami öldürüldü. Hâlâ savaşmakta olan İRAN'la IRAK çevreyi de zarara sokmaya başladı. TÜRKİYE ilk defa IRAK'ın kuzeyindeki terörist kamplarını bombaladı. İranlı militanlar HAC sırasında olay çıkarmaya kalkışınca, öldürüldüler.(9) ABD kendi gemilerine saldırıda bulunan İRAN'a ait petrol platformlarını bombaladı.

Aslında İRAN'ın yaptığı çok basitti. Lastik botlara füze taşıyan 3-5 asker bindiriyor, bunları koca gemilerin üzerine gönderiyordu. Biraz daha eğitimli olsalar, ellerindeki füzeler biraz daha güçlü olsa; radara yakalanmıyan bu botlarla AMERİKAN UÇAK GEMİSİ'ni bile batırmaları işten değildi! Nitekim daha sonra Yemen'de bir grup militan bir Amerikan uçak gemisini böyle tahrip etti.

TÜRKİYE, AVRUPA TOPLULUĞU'na girmek için resmen bu yıl başvurdu.(10) Özal bunu sağlamak için gavurların hazırladığı İnsan Hakları Beyannamesi'ni tanıdı, gavur mahkemelerine ferdi başvuru kuralını kabul etti.

Böylece sütü bozuklara "kendi DEVLET'ini yabancılara şikayet etme" hakkı tanınmış oldu!..Adımız kötüye çıkmasın diye her yıl milyarlarca lira tazminat ödemek durumunda kaldık! (11)

6 Eylül'de POLİTİKACI AFFI için REFERANDUM yapıldı. İktidardaki ÖZAL, hem halkın gözünde "affeden kişi" olarak görünmek istiyor, hem de kendisine rakip olacak DEMİREL, ECEVİT, ERBAKAN gibi politikacıların sahneye çıkmasını istemiyordu. Bunun için son ana kadar açıkça "HAYIR deyin" diye bir mesaj vermedi ama, akla hayale gelmedik cinlikler uyguladı.

Mesela normalde EVET oyları BEYAZ, HAYIR oyları KIRMIZI'dır ya; bizim Özal, "Bunlar TÜRK BAYRAĞI renkleridir, halk şaşırır" diyerek EVET'I MAVİ, HAYIR oyunu KAVUNİÇİ yaptı!..

Arkasından elinde bulunan BELEDİYELER'de temizlik isçilerinin üniformalarını değiştirdi, KAVUNİÇİ yaptı!..Son konuşmasında da "istikrar bozulmasın" gibi sözlerle üstü kapalı olarak HAYIR oyu verilmesini istedi. REFERANDUM sonunda çok az bir farkla eski çirkef politikacılar affedildi, yenilerine katıldı. Tekrar ortaya çıkıp partilerinin başına geçtiler. (12)

Özal'ın bu dönemdeki en büyük hatalarından biri film ve müzik için TELİF kanunu çıkarmasıdır. Böylece bütün yabancı eserlere astronomik bedeller ödemeye başladık. O tarihe kadar "serbest piyasa ekonomisi" kurallarına göre faaliyet gösteren pek çok vidyo kaset şirketi iflas etti. Kasetlere bandrol yapıştırılmaya başladı. Fiyatlar aşırı derece yükseldi. İki parça yapan "pop"çu zengin olurken, kaset firmaları milyonları vurdu. (13)

19 Ekim 1987 günü, Dünya Ekonomi Tarihi'ne KARA PAZARTESİ olarak geçti. KAPİTALİST BATI EKONOMİLERİ için 1929 EKONOMİK BUNALIMI'ndan bu yana yaşanan en kötü gün oldu. Bütün önemli borsalarda bir panik yaşandı. Hisse senetleri çılgınca satışa arzedildi. Tabii fiyatları düştü! New York borsasındaki 30 hisse senedinin ortalamasıdan oluşan DOW-JONES endeksi bir günde 508 puan gerileyerek 1739'a düştü. %22.5'luk bu oran, 1929 yılındaki günlük %12.9 puanlık düşüşten çok yüksek olduğu için, BATI'yı çok korkuttu!

Aynı tarz bir panik Tokyo borsasında da yaşandı. Nikkei endeksi açılışından bir saat sonra 700 puan kaybetti. Hong Kong borsasının bütün hafta kapalı olacağı açıklandı. Londra borsasında Financial Times endeksi de %10 düşüş gösterdi. (14)

Kasım 1987'de erken seçim yapıldı. ÖZAL milletvekillerinin desteğini kaybetmemek için MECLİS'teki sandalya sayısını 450'ye çıkarmıştı. Sanki 300 tane beceriksize maaş ödemek yetmezmiş gibi!.. Bu seçime yasakları kalkmış politikacılar da girdiler. Ancak ECEVİT, ERBAKAN ve TÜRKEŞ barajı aşamadı. ANAP %36 oyla 292, SHP %25 oyla 99, DYP %19 oyla 59 milletvekili çıkardı.

1988 yılı önemli gelişmelerle başladı. BULGARİSTAN'dan sonra YUNANİSTAN da TÜRK ve MÜSLÜMAN azınlığa eziyete başladı. Çıkarılan bir kanunla bütün TÜRK dernekleri kapatıldı... İsimler sür'atle değiştirildi. Karşı koyanlar dövüldü, hatta öldürüldü. Türkler akın akın Türkiye'ye göç etmeye başladılar.

İSRAİL'de ayaklanan FİLİSTİNLİLER'in öldürülmesinin yarattığı tepki üzerine Rabin, "öldürmeyin, dayak atın" talimatı verdi. Bunun üzerine İSRAİL askerleri Araplar'ın kollarını, kemiklerini kırmaya başladılar.

GARBOÇOV, DOĞU AVRUPA ülkeleri üzerindeki kontrolünü azaltmaya başladı... Aynı yıl SOVYETLER içinde etnik karışıklıklar başladı.Önce ERMENİSTAN'daki AZERİLER saldırıya uğradı, öldürüldü, kovuldu. Sonra AZERBEYCAN'da benzer olaylar meydana geldi, ERMENİLER saldırıya uğradı. Bunun üzerine ERMENİLER ayaklanarak KARABAĞ'ın kendilerine verilmesini istediler. (15)

Aralık ayında ERMENİSTAN'da müthiş bir deprem oldu, 100.000 kişi öldü. 500.000 kişi evsiz kaldı. Gerçek bir felaket oldu. Dünyanın dört bir yanından ERMENİLER'e yardım gelmeye başladı... Bir süre sonra bu yardımların önemli bir kısmının, ERMENİLER'i AZERİLER'e karşı silahlandırmak amacına yönelik olduğu görüldü. ERMENİLER bu silah ve mühimmatla saldırıp KARABAĞ'ı ve ERMENİSTAN'la KARABAĞ arasında kalan toprakları işgal ettiler!

Bu arada SOVYETLER AFGANİSTAN'dan çekilmeye başladı. 10 yıllık macera böylece bitmiş oldu... PAKİSTAN Devlet Başkanı Ziya-ül Hak şüpheli bir uçak kazasında öldü. ŞİLİ'de diktatör PİNOŞET halk oylamasında %40 oy aldığı için iktidarı bırakıp Genel Kurmay Başkanlığı'na çekildi... Aslında PİNOŞET'in 15 yıl sonra giderken aldığı oy, devirdiği SALVADOR ALLENDE'nin iktidara gelirken aldığı %36 oydan bile fazlaydı!

AMERİKA'da seçimleri REAGAN'ın yardımcısı GEORGE BUSH kazandı... Fare suratlı, sinsi tabiatlı YASER ARAFAT kendi kendine gelin-güvey olup topladığı "Filistin Parlamentosu"nda FİLİSTİN DEVLETİ'ni ilan etti!.. Böylece dünyada VATAN'ı ve MİLLET'i olmayan ilk DEVLET kurulmuş oldu! (Bilindiği gibi eskiden o bölgede yaşayıp da sağa sola dağılmış olan Araplar, MİLLET değildir, FİLİSTİN HALKI olarak adlandırılır.)

Pakistan'da seçimleri ZİYA-ÜL HAKK'ın idam ettiği BUTTO'nun kızı BENAZİR BUTTO kazandı.

17 Kasım 1988'de SOVYETLER'deki ilk çözülme görüldü. ESTONYA bir "hükümranlık bildirisi" yayınladı! Böylece SLAV olmıyan Sovyet Cumhuriyetleri'nin RUSYA'dan kopacağı anlaşıldı.

ABD, devam etmekte olan İRAN-IRAK savaşında Körfez'e mayın döşeyen İRAN'a misilleme olarak petrol platformlarına saldırdı, bir İRAN yolcu uçağını düşürdü, 286 kişi öldü...

Nihayet 8 Ağustos 1988 günü İRAN ile IRAK arasında ateşkes anlaşması imzalandı ve 1 milyon insanın canına mal olan 8 yıllık savaş sona erdi. SADDAM, savaşın son döneminde VATAN'ına ihanet edip İRAN'la işbirliğine giren KÜRTLER'in üzerine yürüdü. Kısa zamanda KUZEY IRAK'I gene kontrolüne aldı. Bu arada HALEPÇE'de kimyasal silah kullandı, kadın ve çocuklar da öldü... BATILILAR, terörist PKK'nın öldürdüğü kat kat fazla kadın ve çocuğu unutup, HALEPÇE katliamını dillerine doladılar.

SADDAM'dan kaçan KÜRTLER TÜRKİYE'ye sığındı. MEDYA, yanlış olarak bunlara PEŞMERGE adının taktı. Halbuki peşmerge milis anlamına gelir. Bunların çoğu ailesiyle gelmişti. Bunlar en az BULGARİSTAN TÜRKLERİ kadar ilgi ve yakınlık görmelerine rağmen, bize de hainlik etmekten çekinmediler.

2. Boğaz Köprüsü bu yıl açıldı... MASONLAR ile uğraşan ADNAN HOCA "deli" diye tımarhaneye tıkılmak istendi, olmadı. İki yıl hapse mahkum edildi. Halbuki pek çok tarikat şeyhi, üfürükçü, muskacı serbestçe dini propoganda yapıyor, hatta icra-yı sanat ile dinden para kazanıyordu. Ama onlara dokunan yoktu, çünkü onlar MASONLAR'la uğraşmıyorlardı.

8 yıldır FAİZ'i, KUMAR'ı tırmandırmış olan Özal, gelen şikayetler üzerine oyun salonlarına TÜRK vatandaşlarının alınmasını yasakladı, ama bu kuralın uygulanması, RÜŞVET'i mubah gören Özal zihniyetiyle pek te mümkün olmadı!

Özal, NOBEL Barış Ödülü'ne özenerek, DAVOS'da YUNANİSTAN'la anlaşmaya çalıştı, ama nafile!..AZERBEYCAN'a yardım söz konusu olunca, bizim Özal "AZERİLER Şİİ'dir, bizden çok İRAN'a yakındır," diyerek onları yalnız bıraktı.

1989 yılı başında ABD durup dururken iki LİBYA jetini düşürdü, kendini savunduğunu iddia etti. (16)

İngiltere'de yaşıyan HİNT asıllı sözde müslüman SELMAN RÜŞDİ adlı namussuz, ŞEYTAN AYETLERİ adlı bir kitap yazdı. Bu kitapta PEYGAMBERİMİZ'in eşlerinin adını taşıyan kadınlar genelevde gösteriliyor, daha nice hakaretler ile hem PEYGAMBER, hem KUR'AN karalanıyordu!..

Kitap DÜNYA MÜSLÜMANLARI arasında öyle büyük bir tepki gördü ki, İNGİLTERE bile kitabın satışını durdurduğunu açıklamak zorunda kaldı. İRAN lideri HÜMEYNİ, SELMAN RÜŞDİ için ÖLÜM fermanı verdi. (17)

Bütün bu gelişmelere rağmen, BATI'dan fazla BATICI olan AZİZ NESİN, herhalde MİZAH ilhamı kesildiği için, işi gücü bırakıp bu kitabın TÜRKÇE'ye tercümesi işine kalkıştı!..Pek çok olaylara ve SİVAS'ta 35 kişinin ölmesine sebep oldu. (1995)

18 Haziran 1988 günü Özal, ANAP kongresinde silahlı saldırıya uğradı. Halk arasındaki eğitimli terörist KARTAL DEMİRAĞ kendisini kurtarırken, Özal'ın sözde koruma polisleri silahlarını çekerek rastgele ateşe başladılar. Halk içinden 13 kişiyi vurdular. (18) Özal, başparmağının ucundan son derece hafif olarak yaralandı... ALLAH, bu adamın kurtulmasını istemişti!

Ne var ki, Özal yaklaşan belediye seçimlerde büyük propoganda olacağı düşüncesiyle, bütün kolunu omuzuna kadar sardırttı, askıya aldırttı!... Ama sağ kolu olduğu için, 2 gün sonra sıkılıp hepsini attı.

Aynı yıl, MECLİS içinde dahi kovboy gibi silahlı dolaşan milletvekillerinden İdris Arıkan, Zeki Çelikel ile kavga ederken tabancasını çekti ve araya giren Abdürrezzak Ceylan'ı vurdu, öldürdü... Sanırız bu olay, TOPAL OSMAN'ın Ahmet Şükrü'yü vurmasından sonra ilk olaydı. Ama arkası geldi. Daha sonra 1996 yılında MECLİS'e alınan hanım sekreterleri metres gözüyle görüp kullanan iki milletvekili, kandırılmış bir sekreter tarafından kurşunlandı.

Mart 1989'da yapılan mahalli seçimlerde hindi gibi kabarıp kasılan Özal'ın hezimeti büyük oldu. Oy oranı %22'ye düştü. DYP %26'ya yükselirken, SHP %28 gibi yüksek bir oranı tutturdu... Bu değişikliğin sebebi halkın artık Özal'ın 1985'den beri aynı zırvaları tekrarlamasından bıkması, enflasyonun ve yolsuzlukların gene sür'atle artması, terörün önlenememesi idi!


Türkdeğil Gürcüyüm Eşimde arap , şehide kelle anmaya yaygara diyen adamı, Türk Devletine Başbakan yapıp, Real Madrid'e Çukurca saldırısını siyah kol bandı taktırıp protesto ettiren Mesut'u, Alman vatandaşı olup, Alman milli takımına gittiği için hain ilan eden bir miletiz. Harikayız lan biz.Kanla alınan yurtları oyla sattık. İşgâl ordusunda aşçı olamayacak adamları, Türk yurdunda başbakan yaptık. ANLAYANA

"İslam'da ırkçılık yok" diyerek güya Türkçülüğü yermeye çalışanlar, aynı ırkın evlatlarını mezhep kavgasıyla birbirine kestiren dinci enternasyonellerdir.

[b]"Şu devletin başına Ulu bir Hakan geçtiği gün Diyarbakır'dan girip Tebriz'den çıkıcaz, sonra devlet güneydoğuya deniz getirdi diyeceksiniz, kan denizi.[/b]"
avatar
İlteriş Kağan
Yazışmalık Yöneticisi


Yazışmalık Yöneticisi





Yaş Yaş : 36
Cinsiyet Cinsiyet : Erkek
Nerden Nerden : Turan
Lakap Lakap : ©ﻕΞתς яΞiS
Doğum Tarihi Doğum Tarihi : 01/10/81
 Atsız´ın hangi kitaplarını okudunuz? Atsız´ın hangi kitaplarını okudunuz? : Hepsini Okudum
İletiler: İletiler: : 5396
Üyelik Tarihi Üyelik Tarihi : 06/01/09






Kullanıcı profilini gör http://ilteris.forum.st

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

! Geri: Türk Düşmanları Neden Özalcı

Mesaj tarafından İlteriş Kağan Bir Çarş. 5 Ocak 2011 - 9:40

1989 seçimlerinin Özal için hezimetle sonuçlandığını belirtmiştik… Halbuki Özal, bu seçimlerde olmadık teknik ve taktiklere başvurmuştu. Mesela elleri ayakları bağlı bir adamın görüldüğü resmi, gazete ilanı olarak vermiş, altına şöyle yazmıştı:"Böyle bir Belediye Başkanı istemiyorsanız ANAP'a oy verin!"..

Sonra gazetecilere "Elbette kendi partimizin belediyelerine daha fazla para vereceğiz" diye açıklama yapmıştı!.. Böylece partilerin vatandaşı "bizden-bizden değil" diye ikiye ayırması, yani MİLLET'e değil, PARTİ'ye hizmet ettiğinin ilk defa açıkça ifade edildiğini duymuş olduk!.. Bu tarihten sonra bu ayırım hızla arttı. (19)

Ama nedense TÜRK seçmeni bu sefer yanlış ata oynamıştı!.. Kurtarıcı diye öne çıkardığı SHP, bu seçimde ele geçirdiği belediyelerde hem inanılmaz yolsuzluklara girişecek, hem de ??ÇÜLÜK-ALEVİCİLİK güderek halkı ikiyi bölecekti!.. MANDACI, SOYU BELİRSİZ İSMET'in EBLEĞ oğlu ERDAL da ??ÇÜ olup çıkacaktı!..Aynı yıl 1 Mayıs gösterisi düzenlenmeye kalkışılacak ve teröristler şehir sokaklarında boy göstermeye başlıyacaklardı. (20)

Yurt dışında ise önemli olaylar vardı... Çin'de öğrenciler UYGUR kökenli bir TÜRK'ün önderliğinde Tiannamen Meydanı'nda "daha fazla demokrasi" için gösterilere başladılar. 4 Haziran günü askerler öğrencilerin üzerine ateş açtılar. 2600 kişinin öldüğü, 10.000 kadar öğrencinin de yararlandığı belirtildi... Yine aynı günlerde ÖZBEKİSTAN'da MESKETLER saldırıya uğradı. 100 kişi öldü, 1000 kişi de yaralandı. Bu MESKETLER, STALİN tarafından 1944 yılında GÜRCİSTAN'daki yurtlarından buraya sürülmüşlerdi.

BULGARİSTAN, başa çıkamadığı TÜRKLER'e zorunlu pasaport vererek ve bütün malları ellerinden alarak TÜRKİYE'ye göndermeye başladı. Neticede TÜRKLER büyük gruplar halinde TÜRKİYE'ye göç etmeye başladılar. Yüzbinlerce TÜRK, sanki yeni bir BALKAN SAVAŞI ve BULGAR MEZALİMİ çıkmış gibi TÜRKİYE'ye aktı!.. Özal şaşırdı... Ama ALLAH'ı var, bir-iki boş söz gevelemesine rağmen, bu göç edenlere kucak açtı. Zaten açması gerekirdi ya, yine de davranışıyla puan topladı.

ALLAH ALLAH!.. Durup dururken Özal'daki bu tavır değişikliği niye, diye düşünmeden edemedik... Yani KIBRISLI TÜRKLER'e hava atarken, AZERİLER'e sırtını dönerken, BULGARİSTANLI TÜRKLER'e bu muhabbet nereden?..

Bir kısmının samimi olduğuna inanmakla beraber, büyük kısmının POPÜLİST bir OY toplama gösterisi olduğuna inanmamıza yol açan pek çok husus vardı. Mesela ÖZAL Efendi, önce "BULGARİSTAN'da ne kadar TÜRK varsa, hepsini alırız!" demesine rağmen, sonradan gelenlerin ardı arkasının kesilmediğini görünce, "E, yeter artık, gelmeyin" diye rest çekti! Bulgarlar'a, önce "Kodum mu kıç üstü oturturum!" diye posta atarken, sonra "2000 yılında 70 milyon olacağız" diyerek boks maçını ileri bir tarihe attı!.. Şu politikacıların çenesi ne kadar düşük oluyor YARABBİ!.. Dillerinin altına BAKLA koymak lâzım!

Bir süre sonra "TÜRKLER'i assimile etme" plânını uygulamaya koyan TUDOR JİSKOV, 35 yıldır yürüttüğü Devlet Başkanlığı görevinden alındı. Göçmen akışı durdu, hatta zaman içinde gelenlerden dönenler bile oldu.

4 Haziran'da HÜMEYNİ öldü... 10 yıl önce sürgünde bulunduğu FRANSA'dan, uzaktan kumandalı bir ayaklanmayı idare ederek ŞAH RIZA PEHLEVİ'nin kaçmasına sebep olan, İRAN'da bir MOLLALAR DEVLETİ kuran HÜMEYNİ'nin cenazesi de bir olay oldu. Kefeninden parça koparmak istiyenler hücum edince, ceset çırılçıplak yerlere yuvarlandı, bir rezalet oldu.

ARJANTİN'de EL-TURCO diye bilinen MENEM Devlet Başkanı seçildi. POLONYA'da ilk defa komünist olmayan biri, gazeteci TADEUSZ MAZOWİECKİ cumhurbaşkanı seçildi. MACARİSTAN sınırlarını açtı. 10 Ekim'de Macar komünist Partisi kendini feshetti. Hemen arkasından ÇEKOSLOVAKYA'da komünist yönetim toptan istifa edip, reform yapılmasını isteyenlere yer açtı. ROMANYA'yı 25 yıldır idare eden ÇAVUÇEŞKU son seçimi kazanmasından kısa bir süre sonra, halk ayaklanması ile devrildi ve karısı ile birlikte idam edildi... Yalnız sonradan öğrenildi ki, bu diktatörün düşürülmesinin arkasında Amerika vardır... Çünkü Romanya Batı'dan borç almayan ender ülkelerden biriydi!..

EVREN'in süresinin dolması üzerine Özal Cumhurbaşkanlığına aday oldu, ve 3. turda seçildi. (21) Yeni hükümeti onun sözünden çıkmayan Yıldırım AKBULUT kurdu.

1989 yılının Masım ayında önemli BERLİN DUVARI'nın yıkıldı... Bu olay aslında DOĞU BLOĞU'nun çöküşünü simgeliyordu. DOĞU BLOĞU'nun çökmesi demek, DÜNYA'da İKİ SÜPER GÜÇ üzerine kurulmuş olan DENGE'nin bozulması demekti. Bu da yeni KARIŞIKLIK ve ÇALKANTILAR'a yol açacaktı.

Aralık ayında son 50 yılın belki en önemli olayı cereyan etti. Ancak gözlerini sansasyonel olaylara dikmiş BASIN ile DÜNYA'dan habersiz POLİTİKACILAR gene farketmediler...ABD Başkanı BUSH ile SOVYET lideri GORBAÇOV, MALTA'da buluştu ve SOĞUK SAVAŞ'ın bittiğini ilan ettiler!.. Aslında GORBAÇOV toplantıda ABD'ye asla saldırmıyacağına dair teminat vermiş, DOĞU AVRUPA, KAFKASYA ve ORTA ASYA cumhuriyetleri üzerindeki baskıları kaldıracağını, ABD'nin kendi bölgesindeki faaliyetlerine karışmıyacağını belirtmiş; karşılığında RUSYA'da yapacağı reformlar için yardım sözü almıştı. AMERİKA'nın sözüne ne kadar güvenilirse!..(22)

Nitekim 10 gün sonra ABD PANAMA'yı işgal edip DEVLET BAŞKANI NORİEGA'yı yakalamaya çalıştı. Bir süre sonra bir elçiliğe sığınan NORİEGA'yı baskıyla aldı ve AMERİKA'ya kaçırdı. Kendisini uyuşturucu kaçakçılığından yargılayıp mahkum etti, hapse attı... Aslında önceleri Amerika'nın adamı olan Noriega, son zamanlarda efendisine fazla kafa tutmaya başlamıştı!.. Tıpkı ilerde Taliban örgütünün ve Bin Ladin'in yapacağı gibi!..

1990 yılında "yolsuzlukla mücadele" teraneleriyle ortaya çıkan SHP'nin asıl kendisinin HIRSIZ olduğu ortaya çıktı!.. İŞKİ skandalı ortalığı karıştırdı. S.H.P olan partinin adı SÜREKLİ HIRSIZLIKLAR PARTİSİ olarak anılmaya başladı.

SHP'nin ihaneti burada da bitmedi... İstanbul Belediye Başkanı, hem de profesör, Nurettin Sözen adlı soysuz, Hükümet'i sarsmak için işçileri adeta kışkırttı. Belediye başkanlarının desteğini alan çöpçüler İstanbul, greve gitti. Grevler diğer şehirlere de yayıldı... Böyle bir grevle TÜRKİYE 1980 yılından beri ilk defa karşılaşıyordu. Sözen, elinde yeterli para olmamasına rağmen, çöpçülere astronomik zamlar yaptı. Tabii diğer SHP'li belediyeler de aynı uygulamaya girdiler. Böylece bir çöpçü, BEYİN AMELİYATI yapan PROF. DOKTOR'dan daha fazla para alır oldu!... ASKERİ İDARE'nin 1980'de binbir zorlukla kurduğu MEMUR-İŞÇİ maaş-ücret dengesi bozuldu. Eğitimsizliğe, ehliyetsizliğe, vasıfsızlığa prim verilmiş oldu!..

Bu zam kıstas alındığı için bütün diğer DEVLET kurumları da benzer zamlar yapmak zorunda kaldılar. Ülkenin hem ekonomisi, hem de idari mekanizması tamiri zor şekilde zarar gördü.

1990 yılındaki en önemli olay İRAN'la ateşkes imzalayan IRAK'ın Ağustos ayında birdenbire KUVEYT'e saldırıp işgal etmesiydi... IRAK, OSMANLI döneminden beri KUVEYT'in IRAK'la bir bütün olduğunu ve kendisine ait olduğunu iddia ediyordu. Dediği doğruydu, ancak IRAK ta dahil olmak üzere bölge kendisine değil, TÜRKİYE'ye aitti!

1. Cihan Harbi'nden sonra ARABİSTAN'da kurulan bütün devletler gibi KUVEYT te "göstermelik" idi. Sözde bağımsız olmasına rağmen her bakımdan İNGİLTERE'ye bağlıydı. Elbette PETROL şirketleri vasıtasıyla ABD'nin de büyük menfaati vardı.

İşgale bütün dünya tepki gösterdi!.. Nedense AMERİKA'nın GRANADA, HONDURAS, NİKARAGUA ve PANAMA'ya müdahale ve işgallerine ses çıkarmayan "hür dünya", IRAK'ın uydu bir devleti işgalinde aslan kesilmişti!.. Tabii bu yaygaraya Özal da katıldı. Abisinin arkasına saklanıp mahallenin haşarı çocuklarına kafa tutan velet gibi, BUSH ne derse bizimki hemen ertesi günü daha sertini söylemeye başladı. Böylece durup dururken SADDAM gibi güçlü bir lideri TÜRKİYE'ye düşman etti!..

KUVEYT'in petrol zengini şeyhi tasını tarağını toplayıp daha ilk gün kaçmıştı. IRAK askerleri hemen bütün KUVEYT'i işgal ettiler. Bu arada sarayı, zengin konakları ve bankaları yağmaladılar. KUVEYT servetinin büyük bir kısmını IRAK'a naklettiler. KUVEYT'te çalışmakta olan bütün yabancılar perişan bir halde TÜRKİYE'ye sığındı. Buradan da ülkelerine gönderildi. Aslında tepki gösterilmesi gereken tek durum, bu idi. Özal,"Bu bir İnsanlık dramıdır" derken, haklıydı... Ancak ne o, ne de ondan sonra gelenler IRAK'a savaş sonrası uygulanan ambargoda milyonlarca çoluk-cocuk, genç-yaşlı, kadın-erkek ölmesine rağmen, bunu "insanlık dramı" olarak değerlendirmiyeceklerdi!

AMERİKA Suudi Arabistan'a asker ve silah yığmaya başladı. BATI ülkeleri ve ARAP devletleri de asker gönderdiler. Sadece LİBYA ve IRAK'tan çekinen ÜRDÜN, bu desteğin dışında kaldı. Kısa sürede bölgeye 500.000 asker ve yüzlerce uçak ile 2 uçak gemisi geldi. İki taraf ta saldırıya sıkı bir şekilde hazırlanmakta idi.

Bu sırada medya TÜRKİYE'de bir panik havası yaşattı. Savaşa girmeden savaş görmüş kadar milleti yıprattı. IRAK'ın füzelerinden, kimyevi silahlarından halkı öyle korkuttu ki, insanlar ANKARA'da bile rahat uyuyamaz oldu. Bu baskılar yüzünden Özal, çok istemesine rağmen KÖRFEZ'e asker gönderemedi.

Gönderseydik, iyi olurdu... Çünkü zaten IRAK'ı kendimize düşman etmiştik. Hiç değilse karşısında yer alır, BATILI ülkelerin bilhassa AMERİKA'nın son savaş teknolojisi hakkında bilgi edinirdik... Hatta kuzeyden girip sonradan başımıza dert olan Musul-Kerkük meselesini bile halledebilirdik.

Nihayet 17 Ocak 1991'de AMERİKAN uçakları IRAK'ı bombalamaya başladı...(23) Aslında Yılbaşı Günü DOLUNAY olmasaydı, IRAK saldıracaktı ve AMERİKAN askerlerini eğlenirken bastıracaktı!..Ama İLAHİ TAKDİR böyle tecelli etti, AMERİKA ayın küçülmesini bekledi ve 17 Ocak'ta saldırdı... IRAK üzerine tam 100.000 sorti yapıldı. 2. Dünya Harbi'nde ALMANYA'ya atılan bombalardan daha fazlası atıldı. 500.000 IRAKLI öldü en az 1.000.000 IRAKLI sakat kalacak şekilde yaralandı...

Bu savaşın bir enteresan yönü de, BAĞDAT ve SUUDİ ARABİSTAN'da tesisat kurmuş CNN televizyonu vasıtasıyla NAKLEN YAYINLANAN ilk SAVAŞ olmasıydı. Bu suretle uçakların iniş kalkışını, bombaların düşüşünü, yaralanan ölen insanları, teslim olan askerleri anında görme imkanını bulduk. Ancak rakamlar BATILILAR'ın gayreti ile MEDYA'dan gizlendi. SADDAM canavar, BUSH kurtarıcı melek olarak gösterildi.

Savaş sırasında AMERİKA'nın son derece üstün teknolojiye sahip HAVA KUVVETLERİ'ni ve ROKETLER'ini engelliyemeyen IRAK, iki enteresan girişimde bulundu. Birisi RUS yapısı füzelerini İSRAİL'e de atmasıydı... Amacı İSRAİL'i de savaşa sokmak ve böylece ARAP DEVLETLERİ'nin BATI'ya cephe almasını, hatta savaşa girmesini sağlamaktı. Ancak oyunu farkeden AMERİKA, İSRAİL'i savaş sonrasında memnun edeceğini söyliyerek yatıştırdı. YAHUDİLER 15 milyar dolara fit olup, dişlerini gıcırdatmakla yetindiler.

IRAK'ın ikinci girişimi, havalandıramadığı uçaklarını bombardımandan korumak için eski düşmanı İRAN'a göndermesiydi!..Buna hem İRAN, hem BATILILAR çok şaşırdılar, ama yapacak bir şey yoktu.

Aslında IRAK hatalı davranmıştı. Amacı eğer İSRAİL'i savaşa sokmak idiyse, yapması gereken uçaklarını İRAN'a değil, ÜRDÜN'e göndermekti!.. Böyle bir durum önce ÜRDÜN'ü savaş içine çekecek, sonra da bütün ARAP ülkeleri BATI'ya cephe alacaktı. Ama dedik ya, İLAHİ TAKDİR!

AMERİKA bütün bu bombardımana rağmen IRAK'ı yenemedi!.. Çünkü KARA SAVAŞI yapmaya korktu. KUVEYT'e girip oradaki IRAKLI askerleri esir aldıktan sonra IRAK sınırında durdu, ilerliyemedi. Bu arada IRAK'ın AMERİKA'yı BATI'dan aldığı ŞİŞME LASTİKTEN TANK, TOP gibi sahte silahlarla aldattığı ortaya çıktı. AMERİKA hiç bir zaman SADDAM'ın komuta merkezini bulamadı. Sarayını, bakanlıkları bombalamasına, hatta bazı sığınaklara tesir edecek bombalar atmasına rağmen, IRAK KOMUTA KADEMESİ ve MUHAFIZ ORDUSU hiç zarar görmedi.

AMERİKA KUVEYT'i ele geçirince harekatı durdurdu. Ancak BUSH, kendisine kafa tutan SADDAM'ı devirmeyi şahsi bir mesele haline getirmişti. Bunun için IRAK'ın kuzeyinde KÜRTLER'i ve güneyinde ŞİİLER'i SADDAM'a karşı ayaklandırdı!

O zaman görüldü ki, SADDAM dimdik ayakta!.. Fırsattan istifade edip bağımsız olacaklarını sanan KÜRTLER, bir haftada IRAK askerlerine yenildiler. Panik halinde TÜRKİYE ve İRAN'a sığındılar. Güneydeki ŞİİLER de aynı akıbete uğradı. Perişan halde kaçıp bataklıktaki adacıklarda toplandılar.

Bu olay TÜRKİYE'nin ikinci bir ?? göçüne maruz kalmasına yol açtı. Birincisinde ağzımız yanmıştı. Ama akıllanmamıştık. Dış politikada ne kadar "insancıl" olduğumuz propogandasını yapacağımızı düşünürken, içerde karşılaşacağımız sorunları düşünmemiştik!

TÜRKİYE'ye 300.000, İRAN'a 700.000 mülteci gittiği belirtildi. (24) Bu kişiler silahlarını sınıra gömerek girdiler. Aralarına TERÖRİSTLER de karıştı. Üstelik TÜRK yöneticiler, ilk göçten ders almadıkları için, aile reislerini muhatap aldılar. Böylece KÜRTLER kendi içlerinde aleyhimize teşkilatlanmış oldu! Halbuki yapılması gereken sivri, elebaşı gibi kişileri gruptan ayırıp her 50-100 kişinin başına bir TÜRK sorumlu vermekti. Böylece hem bu güruh disiplin altına alınmış olur, hem biraz edep-erkan-itaat öğrenir, hem de TÜRKİYE aleyhindeki faaliyetleri kontrol altına alınmış olurdu.

İşin ibret verici yanı da, dışardan sözde KÜRTLER'e yardım diye gelen hemen bütün yiyeceklerin "tarihi geçmiş" hatta bozulmuş olması idi!..BATILI ülkeler TÜRKİYE'yi çöplük gibi kullanıp bütün bu bozuk gıdaları göndermişler, biz de onları atamadığımız gibi bir de depolamak durumunda kalmıştık!..

O günlerde FRANSA Cumhurbaşkanı'nın karısı, bir ?? gencinin metresi Bayan MİTTERAND, TÜRKİYE'ye gelip sığınmacılarla gizli toplantılar yaptı. Onları TÜRKİYE aleyhine kışkırttı. Kıçını yıkamasını bilmeyen bu herifler de, sanki IRAK'taki hayatları çok daha iyi imiş gibi, TÜRKİYE'de yaşadıkları şartlardan şikayet ettiler.

Bu arada BATILI MEDYA ülkemizde fink atıyor, ve KIZILHAÇ'ın, uyduruk kuruluşların yardımlarını yayınlıyor, gariban KIZILAY'ın gerçek yardımlarını gözlerden saklıyordu!.. Yurt dışında TÜRKİYE'nin gösterdiği insanlık değil, Kürtler'in nankörlükleri yayınlandı. Üstüne üstlük kural tanımaz bu Kürtler'i yiyecek yardımında sıraya sokmak, yağmayı önlemek için biraz sert davranan askerlerimizin fotoğraflarını basılarak aleyhimize "barbar TÜRKLER" diye PROPOGANDA yapıyordu!..Ne Özal Efendi'nin, ne muhalefetin, ne de bürokratların bu iğrenç gelişmeye karşı aldığı bir tedbir yoktu.

Sadece bir kişi, evet, sadece ERTÜRK YÖNDEM yaptığı PERDE ARKASI programında BATILI KAPİTALİST ZALİMLER'in gönderdiği bozuk yiyecekleri teşhir ediyor, KIZILAY'ın yardımlarını ekrana getiriyor ve KÜRTLER'I tekmeleyen bir AMERİKALI askerin resmini yayınlıyarak asıl BARBARLAR'ın kim olduğunu ortaya koyuyordu!

Özal, geçirdiği "by-pass" ameliyatından sonra gerçekten sapıtmıştı!..Önce propoganda amacıyla kucak açtığı KÜRTLER başına dert olmaya başlayınca, bunları geri göndermenin yolunu aramaya başladı. Kendince çok zeki bir plan kurdu. Bunların güvenliğini sağlayacak, böylece geri gönderebilecekti!.. Hemen kalktı, TÜRKİYE'de yabancı askerlerden oluşan bir KORUMA GÜCÜ'nün kurulmasını teklif etti!..BATILI KÖR ZALİMLER'in istediği bir göz, Özal'ın verdiği ise iki göz, artı gözlüktü!.. BUŞT Efendi hemen teklifin üzerine atladı... Taa 2003 yılına kadar uuğraşıp ta kurtulamadığımız ÇEKİÇ GÜÇ İŞGAL ORDUSU, işte böyle baştaki GAFLET, DALALET VE HATTA HİYANET İÇİNDE BULUNANLAR eliyle VATANIN BAĞRINA HANÇER gibi saplandı!

Bu İŞGAL ORDUSU içinde gelen KÜSTAH bir FRANSIZ YÜZBAŞI, kendisini karşılamaya gelen KAYMAKAM'ı tokatladı!.. Hiç bir şey yapılmadı.(25) Aslında atılan tokat TÜRKİYE CUMHURİYETİ'ne idi ama ne ÖZAL, ne de diğer partiler konunun üzerinde durmadılar. BASIN ise olayı geçiştirdi.

Biz olsak, bir defa YÜZBAŞI'yı KAYMAKAM muhatabı olarak almazdık. Sonra bu gavurlar ile görüşürken hep yanımızda 2 KOMANDO er bulundururduk. O tokat atan yüzbaşıyı hemen tutuklar, karakolda anasından emdiği sütü burnundan getirir, "tokat öyle atılmaz, böyle atılır" diye bir daha elini bile kaldıracak hal bırakmazdık!.. Haa, "olaya FRANSIZ askerleri müdahale eder, çatışma çıkardı" diyenler olursa, cevabımız hazır!..

Birincisi biz demedik mi "bu İŞGAL GÜCÜ" diye?.. Demek ki doğruymuş!.. İkincisi onları İŞGAL GÜCÜ nasıl karşılanırsa öyle karşılardık! Yani, gavurun böyle bir şeye kalkışacağını düşünerek, karşılarına pürsilah çıkardık ki, kıllarını kımıldatsalar namluyu burunlarına sokalım diye!..

ATATÜRKÇÜ SİYASET budur!.. Kendini GAVUR'dan hiç bir zaman aşağı görmemek, ve her zaman onların KÜSTAHLIKLAR'ına hazır olmak!..

Bu tokat Kaymakam'ın değil, aslında Özal'ın ablak suratında patlamıştır! Ne var ki Özal Efendi'nin "dış politika"sı "kodum mu kıçüstü oturturum" palavrasından öteye gitmez! Değil yumruğu komak, yüzüne tokadı yer de kızarmaz bile!

IRAK SAVAŞI'ndan sonra, nedendir bilinmez, anarşi arttı ve askerlere yöneldi. Emekli Orgeneral Adnan Ersöz, Korgeneral İsmail Selen ile Hulusi Sayın, Jandarma Tümgeneral Temel Cingöz ile Memduh Ünlütürk uğradıkları saldırılarda hayatlarını kaybettiler... PKK teröristleri jandarma karakollarına saldırdı, turistleri kaçırdı... Ancak bu "kaçırıldığı" iddia edilen bazı turistlerin aslında "danışıklı döğüş" gittikleri, PKK mensupları ile ropörtaj yapıp, yardımda bulundukları, bazı kasetleri alıp yurt dışına çıkardıkları, yani kuryelik yaptıkları tesbit edildi. Yine de bu konuda hiç bir tedbir alınmadı.

Özal, sanki memlekette her şey yolunda imiş gibi Ceza Kanunu'nun 140, 141, 142, 163. maddelerini yürürlükten kaldırdı. Böylece 43.000 kişi tahliye oldu. Yerine yeni bir terör yasası getirdi ama onun da 8. Maddesini "Avrupa istiyor" diye ÇİLLER kaldırdı. (1995) Zaten bu maddeler de BATI'ya yaranmak için kalkmıştı.

Ekim ayında Rum Fener Patriği Dimitros geçirdiği bir kalp krizi sonucu öldü. Bu olay, AMERİKA'ya beklediği fırsatı verdi. RUS ve BALKAN ORTODOKSLARI'nı kontrol altında tutmak için AMERİKAN PASAPORTLU BARTALAMEOS, PATRİK seçildi... Bu herif sonra azıtıp FENER PATRİKHANESİ'ni İSTANBUL'un göbeğinde VATİKAN gibi müstakil bir DEVLET yapmaya çalışacak, bizim "müslüman" FETULLAH HOCA da "barış" terâneleri arasında PATRİK ile görüşüp herifin gündemde kalmasını sağlıyacaktı!.. YARABBİ, şu TÜRKLER'in akıllı olanları, hiç ortalıkta dolanmaz mı?..Meydan hep geri zekâlılara mı kalır?

1991 yılının en önemli olayı, elbette ki 19 Ağustos'ta GARBAÇOV tatilde iken bir ayaklanma olması, Rusya Cumhurbaşkanı YELTSİN'in tank üzerine çıkarak ayaklanmayı bastırması oldu. Ancak bu olay GORBAÇOV'a sandalyesini kaybettirdi. SOVYETLER dağıldı, 15 SOVYET CUMHURİYETİ'nin birer birer bağımsızlıklarını ilan ettiler. Ülke 22.5 milyon km. kareden 17.5 milyon km. kareye düştü. Bu kısma RUSYA FEDERASYONU dendi.

Burada hemen belirtelim: SOVYETLER BİRLİĞİ'nin dağılmasına küçük etnik cumhuriyetler değil, YELTSİN'in başında bulunduğu RUSYA CUMHURİYETİ sebep olmuştur!.. POLİTBÜRO'dan atıldığı için KOMÜNİST PARTİSİ'nden intikam almak isteyen YELTSİN, "RUSYA'nın SOVYETLER'den ayrılmak istediğini" açıklamıştı!.. Bunu duyan 15 cumhuriyet te birer birer koptu.

TÜRKİYE'de bazı "aydın"lar ilk defa KIRGIZİSTAN, KAZAKİSTAN, ÖZBEKİSTAN, TACİKİSTAN, TÜRKMENİSTAN adlarını duydular. Çoğu hâlâ LETONYA ve ESTONYA'nın birer TÜRK CUMHURİYETİ sayılacak kadar İGUR-TATAR nüfusu olduğunu bilmez. Çoğu "devlet adamı"mız TACİKİSTAN'ı, AFGANİSTAN'ı, MOĞOLİSTAN'ı TÜRK DEVLETİ saymaz. Halbuki TACİKLER, "Bizim dilimiz FARİSİ, özümüz TÜRKİ" derler. AFGANLAR RUSLAR'a karşı TÜRK BAYRAĞI altında savaştı. MOĞOLLAR feryat ediyor, "ÇİNLİLER ülkemizi sardı, ORHUN NEHRİ, ORHUN KİTABELERİ bizde, kandaşımız TÜRKLER nerede?" diye!..

Özal burada yerinde bir davranışla herkesten önce yeni bağımsız TÜRK cumhuriyetlerini tanıdı. Hepsinde elçilik açtı. Hatta yardımda bulundu. Ziyaretlerine gitti. Bilhassa BUHARA'da NAKŞİBENDİ'nin türbesini restore ettirmesi, çok puan topladı.

IRAK Savaşı'ndan sonra Bush Efendi "Yeni Dünya Düzeni" diye bir terane tutturdu!. SOĞUK SAVAŞ ta bitti ya, sözümona DÜNYA'ya BARIŞ ve HUZUR gelecek!.. Bizim enayiler buna hemen inandılar. TÜRKİYE'yi de bir "yükselen değerler" palavrası sardı. Buna göre "demokrasi, insan hakları, serbest pazar ekonomisi, özelleştirme, devlet fert için zihniyeti, barış" "yükselen değerler" idi, "sosyalizm, devletçilik, savaş" ise "alçalan değerler"!..

Bunun ne büyük palavra olduğu kısa zamanda görüldü. En başta terör bütün hızıyla devam etti. Hindistan Başbakanı Rajiv Gandi, anası gibi bir suikast sonucu öldü.

Daha önce dediğimiz gibi, Özal askerler sayesinde yolunda götürdüğü EKONOMİ'yi 1985'den sonra bozmuş, 1987 ve 1989 seçim yatırımları ile DEVLET'i iflas noktasına getirmişti... O, EVREN'in çekilmesiyle kendini CUMHURBAŞKANI ilan ettirip paçasını kurtardı. Olan MİLLET'e oldu. AKBULUT'a çok karıştığı için adamcağız bir şey yapamadı. Onun yerine gelen MESUT YILMAZ da, çareyi "erken seçim"de buldu!.. Yoksa yıkılan binanın altında kalacaktı!

Özal 1991 yılında bir de RUSYA seyyahati yaptı. Artık dilinin freni tutmuyordu. MOSKOVA'da iken bir "genel af" açıkladı. TÜRKİYE'deki hükümet ve partisi hemen buna uydu. Getirilen "infaz yasası" ile cezanın 2/5'ini yatan, yani 70.000 suçlu sokaklara salındı!.. Özal'ın sivri aklısıra bu kişilerin ve ailelerinin oyları ANAP'a akacaktı!

Halbuki TÜRKİYE'de 70.000 suçlu varsa, onların elinden zarar görmüş milyonlarca masum insan vardı. Bizim mühendisden bozma politikacı, bunların tepkisini hesaba katmamıştı!.. Nitekim Özal'ın oyu artacağına düştü.

Hep ÖZAL diyoruz, çünkü Özal tarafsız olması gereken CUMHURBAŞKANLIĞI makamında dahi, particilik yapmaktan vazgeçmemişti!.. Açık açık PARTİ tuttuğunu söylemesi bir yana, "bir defa ihlal etmekle bir şey olmaz" diyerek ANAYASA'nın ırzına geçmiş, aslında İDAMLIK suç işlemişti!

Bu arada Demirel Efendi de adamlarını, çıktığı yurt gezilerinde "Kurtar bizi BABAA!" bağırttıyor, kendini iktidara hazırlıyordu! Demirel neyi, kimi, ne zaman kurtarmıştı ki, şimdi gelip kurtarsın?.. Bu adamın iş başında kaldığı her beş yıl içinde EKONOMİ çöküş noktasına gelip, ihtilale yol açmamış mıydı?..

Ama MİLLET Özal'dan o kadar bıkmıştı ki, MENDERES'in tabiri ile yerine Demirel değil,"odun gelse seçecek"ti!.. Nitekim öyle oldu! Demirel "herkese iki anahtar, 20 yılda emeklilik, taban fiyat başkasınınkinden 5000 lira fazla" vaad ederek seçim propogandasını yürüttü. Ne var ki, bunlar DYP'yi 1.parti yaptı ama, tek başına iktidara yetmedi.

DYP %26, ANAP %21, SHP %18 oy aldı. RP, MÇP, İDP ittifak yaparak MECLİS'e girmeyi başardılar. Ecevit te DSP'yi 4. parti olarak MECLİS'e soktu.

Bu seçimlerde MANDACI İSMET'in ??ÇÜ oğlu ebleğ ERDAL da, PKK'nın gizli temsilcisi HEP ile ittifak yaparak, MECLİS'e 22 BÖLÜCÜ soktu. Bunlardan LEYLA ZANA ve HATİP DİCLE daha ilk gün ??ÇE yemin etmeye kalkarak olay çıkardılar. Bir başka bölücü, Şeyh Sait'in torunu Abdülkerim Fırat ise Demirel'in listesinden Meclis'e girmişti.

SHP'nin belediyelerdeki inanılmaz yolsuzluk ve ??çülüğü bu partinin sadece iki yıl önce olan %28 oyunu, 10 puan düşürmüştü!..Bir de bundan ??çülerin %3-4 oyunu düşün, "atatürk'ün partisi"nin gerçek halini görürsünüz.

Demirel, bütün bunlara rağmen SHP ile koalisyon kurdu. "500 günde düzeltiriz" dediği EKONOMİ'yi daha da kötüye götürdü. "3 ayda hallederiz" dediği anarşi daha da arttı... Zaten Hükümet'in ilk icraatı ESKİŞEHİR hapishanesindeki azılı teröristleri başka yerlere nakledip kaçmalarını sağlamak oldu!

Hükümetin kurulmasından hemen sonra özellikle SHP'li bakanlar bütün üst kademe yöneticileri değiştirdiler. SHP'li militanların o günlerde bakanlık ve genel müdürlüklere adeta İŞGAL gücü gibi fedaileriyle gidip ANAP dönemi yöneticileri kovar gibi makamlarından çıkarması ibret ve esef verici olaylardandı.

Hükümet "HESAP SORACAĞIZ" iddiasıyla sözde ANAP dönemindeki yolsuzlukları ortaya çıkaracak ve cezalandıracaktı!.. Bir tek olaya bile el atmadılar. Üstelik bu dönemde MİLLİ EĞİTİM VAKFI yolsuzluğunu yapmış olan namussuzlar beraat etti. Demirel namussuzu "Verdimse ben verdim, ne olmuş?" diyerek hırsızlara arka çıktı. Hele belediyelerde YOLSUZLUK İHTİSASI yapmış olan SHP'liler, BAKANLIK ve GENEL MÜDÜRLÜKLER'i de ele geçirince, gelen gideni arattı!

Demirel, seçime yanında bir bayan EKONOMİ profesörü ile, TANSU ÇİLLER ile girmişti. AMERİKAN PASAPORTLU bu hatunun kocası ÖZER Efendi, başında olduğu İSTANBUL Bankası'nı batırmakla, halkı ve DEVLET'i milyarlarca zarar sokmakla ünlüydü. Ne var ki, hatun alımlı mı alımlı, hem de tuttuğunu koparır cinstendi. Demirel EKONOMİ'yi kıvıramıyacağını bildiği için ona teslim etti. Tıpkı 1980'de Özal'a bıraktığı gibi!..

Ancak 1987'den beri üç seçim geçirmiş olan TÜRK EKONOMİSİ üç defa batmış durumdaydı. Öyle "serbest piyasa, serbest ithalat, serbest faiz" ile düzelecek gibi değildi!... Hele KİTABİ bilgilerle bir yere varmak mümkün değildi. Olsa, BATI ekonomileri kendi sıkıntılarını aşarlardı. (26)

Yenilen güreşe doymazmış... Bizim Özal seçim kaybettikçe, oyları sürekli düştükçe megalomanyaklaştı. Hem AKBULUT hem de YILMAZ'ın başbakanlığı sırasında, ikide birde "cumhurbaşkanlığını bırakıp partinin başına geçmek" ten söz etti!.. Sanki bir halt edecekmiş gibi!.. Oğlunu, hatta karısını politikaya sokmaya kalktı. SEMRA'yı ANAP İstanbul İl Başkanlığı'na seçtirdi. (27)

Parti 1993 belediye seçimlerine hazırlanırken, Özal, bir de "SEMRA Hanım İSTANBUL'a yakışır" deyip karıyı İSTANBUL BELEDİYE BAŞKANI yapmaya kalkmaz mı?.. Bizce bu genelev maması kılıklı PÜRO İÇEN kadın, olsa olsa GALATA'ya yakışırdı!

Demirel bu memlekete hep felaket getirmiştir!.. Bu son iktidarı da Özal'la çekişme halinde geçerek ülkenin üzerine KABUS gibi çöktü...1992 yılı ihmal ve tedbirsizlikler yüzünden ağır kayıplarla geçti. Güneydoğu'da düşünülmeden yapılmış karakollara çığ düşmesi sonucu 103 er, 2 subay öldü... Sakarya'da bir askeri birliğin içme suyuna siyanür karıştırıldığı için 700 er hastalandı, az daha ölüyordu. Diğer çığ vakalarında 200 vatandaş öldü... Zonguldak'ta grizu patlamasında 250 kişi öldü. Erzincan depreminde 500 kişi hayatını kaybetti. GALATA KÖPRÜSÜ yakıldı... Eski Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Kemal Kayacan öldürüldü... MİT servis aracı saldırıya uğradı, iki görevli öldü, yedisi yaralandı.

Yurt dışında NEO-NAZİLER TÜRKLER'e saldırılarına devam ettiler, ev ve dükkan yakıp insanlarımızı dövdüler, yaraladılar, öldürdüler. Siyasi ve idari hiç bir tedbir alınmadı. Biz olsak, TÜRK gençlerini teşkilatlandırır hem bu bu DAZLARLAR'a, hem de haraççı ?? BÖLÜCÜLER'e direnmelerini sağlardık. Elebaşlarını ajanlara vurdurur, merkezlerini "kaza"ya uğratırdık.

?? bölücüler NEVRUZ'u bahâne ederek Güneydoğu'da ayaklanma teşebbüsünde bulundular. Çıkan olaylarda 28 kişi öldü, 100 kişi yaralandı. ??çü militanlar arasından DEVLET dairelerinde çalışan memur ve işçiler çıktı.

Kısa bir süre önce SİİRT valisi MUSTAFA MALAY, "HÜKÜMET üyeleri arasında PKK militanlarının işe alınmasını istiyenler bulunduğunu" söyleyince, BAYINDIRLIK BAKANI ONUR KUMBARACIBAŞI tarafından "Ne biçim konuşuyorsun, terbiyesiz herif!" diye azarlanmıştı!.. Çünkü o hainleri Bakanlık teşkilâtına dolduran bu onursuz herif idi!

Ağustos ayında PKK bu sefer Şırnak iline topla tüfekle saldırdı, şehri bir süre işgal etti. 100'den fazla insan öldü. Bunun üzerine Kuzey Irak'ta harekat yapıldı. Eylül ayında PKK Şemdinli'ye saldırdı, ancak 210 kişi kayıp verdi.

Bu arada karakol ve köy saldırıları devam etti. Şırnak'ta 29 er şehit edildi. PKK Bitlis'te bir köyde 29, diğerinde 55 kişiyi öldürdü. IRAK'a giren ordumuz 700 terörist yakaladı, Kasım ayında ise IRAK'ta 1800 terörist öldürüldü, 4500 terörist ele geçti. Kalanlar Talabani'nin kontrolündeki kampa ve BİRLEŞMİŞ MİLLETLER'in sözde fakirler için kurduğu kampa sığındılar. Her ikisine de girilemedi.

Yurt dışındaki gelişmeler BUSH'un "yeni dünya düzeni"nin palavra olduğunu, BARIŞ ve HUZUR değil, DÜZENSİZLİK, SAVAŞ ve AÇLIK getirdiğini ortaya koydu! CEZAYİR'de seçimleri İSLAMİ SELAMET CEPHESİ KAZANDI, Ancak Fransa'nın baskısı ile yönetim seçimleri iptal etti. Bunun üzerine olaylar çıktı. Ülkede olağanüstü hal ilan edildi. Askerler idareye el koydu. (28) Ne varki, seçimi kazananlar pes etmediler. Silahlı mücadeleye başladılar. Devlet Başkanı BUDİAF bir süre sonra bir suikatle öldürüldü.

Eski YUGOSLAVYA parçalanmıştı. KATOLİK ve PROTESTAN olduğu için BATI, bilhassa ALMANYA, HIRVATİSTAN ve SLOVENYA'ya hemen sahip çıktı. Ancak SIRPLAR'ın BOSNA-HERSEK'i MÜSLÜMANLAR'dan temizleyip SIRBİSTAN'a katma teşebbüslerine ses çıkarmadılar. SIRPLAR, BOŞNAKLAR'a saldırdı. Bir gün önce komşu olan kişiler şimdi MÜSLÜMANLAR'ı öldürüyor, kadınların ırzına geçiyor, hatta onları SIRPLAR için genelevlerde topluyorlardı!..

Bu savaşta 200.000 MÜSLÜMAN kadın, çocuk, yaşlı demeden öldürüldü, toplu mezarlara gömüldü, sağ kalanlara işkence edildi, toplama kamplarında aç bırakıldı. BATILI ZALİMLER uzun süre sadece seyrettiler!

ERMENİLER önce KARABAĞ'a saldırdılar, sonra İRAN sınırına kadar inip iki bölgeyi birleştirdiler. Böylece AZERBEYCAN topraklarının %29'si ERMENİ işgali altına girdi. Sözde "müslüman" İRAN, bu savaşta ERMENİSTAN'I destekledi! Çünkü ELÇİBEY'in GÜNEY AZERBEYCAN dediği kendi bölgesinde 17 milyon AZERİ vardı. KUZEY İRAN'ın hemen tamamı TÜRK'tü!..Bölgenin kendisinden kopması ihtimali vardı!

AFGANİSTAN'da RUSLAR'ın çekilmesinden sonra birbirleriyle çatışmaya başlıyan mücahit grupların mücadelesi şiddetlendi. Devlet Başkanı NECİBULLAH istifa edip BİRLEŞMİŞ MİLLETLER binasına sığındı. 1996'da TALİBANLAR tarafından öldürülünceye kadar da orada hapis hayatı yaşadı.

BUSH'un "barış" hayalleri kendi ülkesinde bile varlığını sürdüremedi. Bir zenciyi öldüresiye dövmekten sanık 4 polis beraat edince, zenciler ayaklandılar. Los Angeles şehrini 3 gün süreyle yakıp yıkıp yağma ettiler, 9 kişi öldü, 138 kişi yaralandı. Olaylar diğer şehirlere de yayıldı, günlerce ABD'de anarşi ve terör hakim oldu, 30 kişi öldü, en az 100 kişi yaralandı. Milyarlarca dolarlık zarar meydana geldi.

SOMALİ'de Devlet Başkanı'nın kaçmasından sonra iki gruba bölünen halk birbiriyle vuruşmaya başladı. Ülkenin zaten çok zayıf olan ekonomisi tamamen çöktü. Hiç bir geçim yolu olmayan, maaş alamıyan insanlar ülkenin tesislerini söküp satmaya başladılar. Bu meyanda telefon direkleri, telleri bile söküldü, hurda olarak satıldı. Açlık inanılmaz boyutlara ulaştı. BİRLEŞMİŞ MİLLETLER, daha doğrusu AMERİKA, bu MÜSLÜMAN ülkeye de müdahale kararı aldı.

Müşterek bir ordu SOMALİ'ye çıktı, liderleri yakalamaya çalıştı, ancak AFRİKALI "VAHŞİLER" bir defa daha AMERİKA'ya mağlubiyeti tattırdılar. Sonunda birlikler SOMALİ'den çekildi. Ülke çeşitli BATILI ülkelerin desteklediği iki liderin eline, ve kaderine terkedildi.

ÇEKOSLOVAKYA devleti anlaşarak ÇEKYA ve SLOVAKYA diye ikiye bölündü. GÜRCİSTAN Devlet Başkanı Gamsakurdiya ülkeyi terketmek zorunda kaldı, bir süre sonra yerine Şverdnadze geldi. GÜRCİSTAN'da ABHAZYA, GÜNEY OSETYA ve ACARİSTAN bölgesindeki MÜSLÜMANLAR Gürcüler'den ayrılmak istediler. Ordu birlikleri ABAZALAR ile çatışmaya başladı. OSETYA'da da olaylar çıktı. HİNDİSTAN'da 400 yıllık bir camiye fanatik Hintliler'in saldırması üzerine çatışmalar çıktı, 50 kişi öldü, çok sayıda insan yaralandı. KOLOMBİYA'da UYUŞTURUCU MAFYASI lideri OSCOBAR 9 arkadaşı ile birlikte hapisten kaçtı. (29)

Burada özellikle belirtelim ki, "soğuk savaşın bittiği" ve "barış dolu serbest pazarlı yeni dünya düzeninin başladığı" söylenen 1990'dan sonra IRAK, SOMALİ, AZERBEYCAN, BOSNA-HERSEK, AFGANİSTAN ve CEZAYİR'de 2.000.000 MÜSLÜMAN öldü! En az 4.000.000 MÜSLÜMAN yaralandı, 50.000.000 milyon MÜSLÜMAN da daha önce hiç yaşamadığı AÇLIK, HASTALIK ve SEFALET ile karşı karşıya kaldı. Bu "yeni düzen" yüzünden 200.000.000 ORTODOKS (Rus, Ukraynalı, Beyaz Rus,vs.) ve 1.000.000.000 BUDİST Çinli SEFALET'e, SIKINTI'ya düştü. YENİ DÜZEN sadece KAPİTALİST, EMPERYALİST HIRİSTİYAN BATI'ya ve JAPONYA'ya yaradı!

TÜRKİYE için büyük ehemmiyet arzeden MAASTRİCHT ANLAŞMASI imzalandı. İmzalayan ülkelerde REFERANDUM'a sunuldu. AVRUPA TOPLULUĞU adını AVRUPA (SİYASİ) BİRLİĞİ'ne çeviren, ve böylece ülkelerin EGEMENLİK haklarını büyük ölçüde ellerinden alan bu anlaşmayı DANİMARKA halkı gururuna yediremedi ve imzalamadı. Eski düşmanı ALMANYA ile birlikte AVRUPA'ya hakim olmak isteyen FRANSA'da ise halk anlaşmayı kabul etti, ancak %50 ile!.. Yani orada bile halkın yarısı bu işe taraftar değildi! (30)

Bir önemli olay da 12 yıldır YÖK'ün başına çöreklenmiş olan İHSAN DOĞRAMACI'nın bu görevi kendiliğinden bırakmasıydı. Aslında bırakmasa onu kimse bu görevden alamazdı. Öyle ya, ÖZAL 1987 seçimlerini BİRİNCİ ancak MAĞLUP bitirince, İKİ HEDEF açıklamıştı: CUMHURBAŞKANLIĞI ve YÖK'TE DEĞİŞİKLİK!..

Adam kendini CUMHURBAŞKANI seçtirmişti de, 3 yıldır DOĞRAMACI'ya dokunamamıştı. Dokunamazdı!.. Çünkü o herif ve KIZILAY'ın kaşarlanmış başkanı KEMAL DEMİR denen namussuz, BEYNELMİLEL MASON idi!.. Sırtlarını yabancılara dayamışlardı! İkisi de yıllarca koltuklarında oturdular ve milletin malını har vurup harman savurdular.

1993 yılının önemli olayı ÖZAL'ın ölmesi idi. (31) 21 Nisan'da öldü, 24 Nisan'da toprağa verildi. Ondan sonra DEMİREL’in "BABA" kisvesiyle sürdürdüğü yarı "padişahlık" devri başladı... KARGAŞA ve İSTİKRARSIZLIK had safhaya ulaştı.


Türkdeğil Gürcüyüm Eşimde arap , şehide kelle anmaya yaygara diyen adamı, Türk Devletine Başbakan yapıp, Real Madrid'e Çukurca saldırısını siyah kol bandı taktırıp protesto ettiren Mesut'u, Alman vatandaşı olup, Alman milli takımına gittiği için hain ilan eden bir miletiz. Harikayız lan biz.Kanla alınan yurtları oyla sattık. İşgâl ordusunda aşçı olamayacak adamları, Türk yurdunda başbakan yaptık. ANLAYANA

"İslam'da ırkçılık yok" diyerek güya Türkçülüğü yermeye çalışanlar, aynı ırkın evlatlarını mezhep kavgasıyla birbirine kestiren dinci enternasyonellerdir.

[b]"Şu devletin başına Ulu bir Hakan geçtiği gün Diyarbakır'dan girip Tebriz'den çıkıcaz, sonra devlet güneydoğuya deniz getirdi diyeceksiniz, kan denizi.[/b]"
avatar
İlteriş Kağan
Yazışmalık Yöneticisi


Yazışmalık Yöneticisi





Yaş Yaş : 36
Cinsiyet Cinsiyet : Erkek
Nerden Nerden : Turan
Lakap Lakap : ©ﻕΞתς яΞiS
Doğum Tarihi Doğum Tarihi : 01/10/81
 Atsız´ın hangi kitaplarını okudunuz? Atsız´ın hangi kitaplarını okudunuz? : Hepsini Okudum
İletiler: İletiler: : 5396
Üyelik Tarihi Üyelik Tarihi : 06/01/09






Kullanıcı profilini gör http://ilteris.forum.st

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

! Geri: Türk Düşmanları Neden Özalcı

Mesaj tarafından İlteriş Kağan Bir Çarş. 5 Ocak 2011 - 9:41

ABD'ci Turgut Özal ASALA-PKK işbirliğini atağa kaldırır.Örgütte yarattığı iç çatışmalar sonucu örgüt,1991'de Sünni İslam Kürdistancılarının eline geçer. Ardından Özal'ın "bölücü" önerileri gelir.



Bu gün de sayın Hüsamettin Cindoruk yeni bir "muvazaa'ya" imza atmıştır.Bir kaç ay önce,Turgut ÖZAL'ın eşi Semra ÖZAL'ın,"dikili ağacı olmayan" ve T.ÖZAL'ın "bir kerecik delmekle Anayasa'ya bir şeycik olmaz" diyerek Star Tv'yi Cem Uzan ile birlikte kurmalarına izin verdiği oğlu Ahmet ÖZAL ile birlikte,Irak Erbil'de görüşmüştü.

T.ÖZAL'ın ABD lobilerine ve devlet adamlarına tanıttıktan sonra, II.Körfez harekatı sonucunda Kuzey Irak'ta yapılandırılan sözde Kürdistan Özerk Bölgesinin başına ABD'ce getirilen Mesut BARZANİ'den bu görüşmede destek istemişlerdi.

İşte o destek üç gün önce yapılan Demokrat Parti kongresinde,Ahmet ÖZAL'ın Hüsamettin CİNDORUK'un yardımcılığına getirilmesi olayı DP'nin Mesut Barzani'nin ülkemizdeki partilerine bir yenisini eklemiştitir.
Buna da "son muvazaa" demek herhalde yerinde bir ifade olacaktır.

• Profesör Oktay Sinanoğlu’nun yakın zamanlarda yaptığı bir değerlendirme ile sözüme son vermek istiyorum. Diyor




26.Ekm.1991 İşbirlikçi örgüt artık 500 kişilik gruplarla saldırıya geçmeye başlamıştır.Saldırıda,17 Mehmetçik,
40 kadar yaralı ve açıklanmayan sivil ölümlerinin yanında
sadece "5" terörist öldürülmüş.(!)
Cumhurbaşkanı,dönme Ermeni,T.ÖZAL,
Başbakan,"Diyarbakır AB'nin anahtarıdır" diyenRum Mesut Yılmaz,Genel Kurmay başkanı"Amerika bize körfez savaşında tank verdi" diye övünen, Dersim göçmeni dönme Ermenilerin yoğun yaşadığı Kilis'li Doğan Güreş.Ermeni,??-Rum işbirliği iktidarda.
İsmet paşanın oğlu Erdal İnönü'nün partisi SHP,
ASALA -??,Rum işbirliği olan PKK'nın temsilcisi olmuş.
Bu devlet,bu kadar işbirlikçiye rağmen halka ayaktaysa
bu emperyalizmin korumasından mı kaynaklanmaktadır acaba?



Türkdeğil Gürcüyüm Eşimde arap , şehide kelle anmaya yaygara diyen adamı, Türk Devletine Başbakan yapıp, Real Madrid'e Çukurca saldırısını siyah kol bandı taktırıp protesto ettiren Mesut'u, Alman vatandaşı olup, Alman milli takımına gittiği için hain ilan eden bir miletiz. Harikayız lan biz.Kanla alınan yurtları oyla sattık. İşgâl ordusunda aşçı olamayacak adamları, Türk yurdunda başbakan yaptık. ANLAYANA

"İslam'da ırkçılık yok" diyerek güya Türkçülüğü yermeye çalışanlar, aynı ırkın evlatlarını mezhep kavgasıyla birbirine kestiren dinci enternasyonellerdir.

[b]"Şu devletin başına Ulu bir Hakan geçtiği gün Diyarbakır'dan girip Tebriz'den çıkıcaz, sonra devlet güneydoğuya deniz getirdi diyeceksiniz, kan denizi.[/b]"
avatar
İlteriş Kağan
Yazışmalık Yöneticisi


Yazışmalık Yöneticisi





Yaş Yaş : 36
Cinsiyet Cinsiyet : Erkek
Nerden Nerden : Turan
Lakap Lakap : ©ﻕΞתς яΞiS
Doğum Tarihi Doğum Tarihi : 01/10/81
 Atsız´ın hangi kitaplarını okudunuz? Atsız´ın hangi kitaplarını okudunuz? : Hepsini Okudum
İletiler: İletiler: : 5396
Üyelik Tarihi Üyelik Tarihi : 06/01/09






Kullanıcı profilini gör http://ilteris.forum.st

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

! Geri: Türk Düşmanları Neden Özalcı

Mesaj tarafından İlteriş Kağan Bir Çarş. 5 Ocak 2011 - 9:41

ÖZAL'A HALA(!) METHİYE DÜZEN ZİHNİYET BUNLARI BİLİYOR MU ?..
İK MANOLYALAR: MALATYALI FAHİŞE KEZBAN !!!

ÇELİK MANOLYALAR'ın Notları
MALATYALI FAHİŞE KEZBAN !!!
...

Ah Kezban ah, eli öpülesi Kezban ..!!!
Belki de şimdi yaşamıyorsun.

Keşke yaşasaydın da görseydin, gerçek orospunun kim olduğunu.. !!!
Bu hikâye Malatya’da geçer.
Bu, bir tercüman eşliğinde eğlenmek için geneleve gelen iki Amerikalı coni ile genelevde çalışan Kezban’ın hikayesidir..!!!
Menderes’in Türkiye’yi ‘küçük Amerika’ yapmaya çalıştığı günlerde,
Yani 1955-1960′lı yıllarda yaşanmış gerçek bir hayat hikâyesidir…
Malatya’nın en canlı sokaklarından biri de, genelev sokağıdır…
Gündüz Cumhuriyet Bayramı kutlanmıştı..
Gece saat 12′ye yaklaştığı sırada içeriye ağızlarında pipo,
Sarı saçlı, uzun boylu iki kişi ile beraber şık giyinmiş şişman bir adam girdi.
Bu iki yabancı, ‘uzman’ sıfatıyla bir dost memleketten getirilmişlerdi…
Bir yıldır yakındaki 15.000 nüfuslu bir Anadolu kasabasındaydılar.
Kaymakam kasabada böyle bir şey olamayacağını, arzu ederlerse falanca yerdeki ‘Türk pavyon’una gitmelerini tavsiye etmişti… Bunun üzerine iki genç, tercümanlarını da yanlarına alarak önce Malatya’ya, sonra da faytoncunun rehberliğinde buraya gelmişlerdi…
Yani Malatya genelevi’ne..!!!
İlk dakikalarda yadırgadıkları bu yer, git gide hoşlarına gitmişti.
Akşamdan beri 25 müşteri savmış olan Kezban, gramofona oynak bir plâk koymuş, kırmızı mayosunun içinde dönüp duruyordu… Yabancılar Kezban’ı seyretmeye başladılar. Sonunda Kezban’ı işaret ederek, tercümanlarına bir şeyler dediler…
Tercüman çaça kadın’a :
- Mösyöler bayanı istiyor..!!!
Tercümanı duyan Kezban adamlara şöyle bir baktı…
Sonra :
- Müthiş yorgunum anne. Mazur görsünler..!!!
Cevap tercüme edilince, yabancılardan uzun boylusu sertleşen sesi ile :
- Ne demek..?!!!
- Böyle yerlerde müşteri reddedilmez ..!!! diye diklendi…
Kezban hiddetlenerek :
- Yorgunum efendim..!!!.. Lâftan anlamaz mısınız siz..?!!

!
Tercüman :
- Bu mösyölerin kim olduğunu bilmiyorsun galiba ..?!!!
Hem bir orospu müşterisinin arzusunu yerine getirmeye mecburdur..!!!
Kezban :
- Ben orospuyum..!!! Ama bu mösyöler kim olursa olsunlar, arzularını yerine getirmeyeceğim..!!!
Diğer kadınlar şaşkın şaşkın ona bakmaktaydılar…
Kezban’ı o güne kadar hep para canlısı olarak düşünmüşlerdi..!!!
Tercüman yediği hakareti hazmedememişti :
- Senin gibilerinin hakkından polis gelir..!!!
- Buyrun efendim, polis iki adımlık yerde..!!!
Şişman tercüman hışımla dışarı çıktı.
Biraz sonra yaşlıca bir polisle içeri girdi…
Ecnebilere karşı daima nazik olmayı, onlara kolaylık göstermeyi vazifesinin mühim bir düsturu sayan polis, Kezban’a :
- Mösyöler seni çiftetelli oynarken bulmuşlar…
Demek ki yorgunluk bahane… Şu halde sebep ne Kezban..?!!!
- Sadece istemiyorum..!!!
- Fakat vazifeni unutuyorsun. Sonra senin için fena olur..!!!
Genelevin dilberi Kezban, âdeta deliye döndü :
- Bana hiç bir şey olmaz, polis bey..!!!
Ben gavurlara orospuluk yapmam polis bey ..!!!!!!!!!!!
Beni nihayet buradan başka bir yere sürebilirsiniz…!!!
Fakat sürüleceğim yer gene Türk ili değil mi ..?!!!
Herkes susuyor, iki yabancı alık alık bakıyordu…
Kezban ise yumruklarını sallayarak söyleniyordu :
- Ben gavur orospusu değilim, polis bey..!!!!!!!!!!
- Ben Türk orospusuyum..!!!
Diğer kadınlar başlarını önlerine eğmişlerdi…
Yaşlı polis ise gözlerindeki ıslaklığı göstermemek için, ağır ağır bahçeye çıkarken Kezban hâlâ bağırıyordu :
- Ben gavurun altına yatmam, polis bey..!!!!!!!!!
- Ben Türklerin orospusuyum..!!!!!!!!!!!!!!!!
- Gâvurun değil..!!!!!!!!!!!!!!
Bu anlatılanlar, kaderin sillesini yemiş vesikalı Kezban’ın ; cılız öpülesi elleriyle ; ülkemizi işgal eden gâvurlara attığı yaman tokadın hikâyesidir…
İşte böyleee …
Bir kaç dolar kazanabilmek için, yabancıların önünde eğilen bütün politikacılarımıza…
İş adamlarımıza…
Bürokratlarımıza…
Medya mensuplarına…
Ve “keşke İngilizlerin idaresinde olsaydık ” diyebilen o çok namuslu ( !!! ) Hanım
kızlarımıza…
Velhâsıl, kadın – erkek bütün vesikasız orospularımıza
ithaf olunur ..!!!
Ve o şişman tercümanın adı neydi biliyor musunuz.. ?!!!
TURGUT ÖZAL ..!!!

Doç. Dr. Mehmet KAYA
Ondokuz Mayıs Üniversitesi
Veteriner Fakültesi Fizyoloji Ana Bilim Dalı
55139 – Kurupelit Samsun TURKİYE


Türkdeğil Gürcüyüm Eşimde arap , şehide kelle anmaya yaygara diyen adamı, Türk Devletine Başbakan yapıp, Real Madrid'e Çukurca saldırısını siyah kol bandı taktırıp protesto ettiren Mesut'u, Alman vatandaşı olup, Alman milli takımına gittiği için hain ilan eden bir miletiz. Harikayız lan biz.Kanla alınan yurtları oyla sattık. İşgâl ordusunda aşçı olamayacak adamları, Türk yurdunda başbakan yaptık. ANLAYANA

"İslam'da ırkçılık yok" diyerek güya Türkçülüğü yermeye çalışanlar, aynı ırkın evlatlarını mezhep kavgasıyla birbirine kestiren dinci enternasyonellerdir.

[b]"Şu devletin başına Ulu bir Hakan geçtiği gün Diyarbakır'dan girip Tebriz'den çıkıcaz, sonra devlet güneydoğuya deniz getirdi diyeceksiniz, kan denizi.[/b]"
avatar
İlteriş Kağan
Yazışmalık Yöneticisi


Yazışmalık Yöneticisi





Yaş Yaş : 36
Cinsiyet Cinsiyet : Erkek
Nerden Nerden : Turan
Lakap Lakap : ©ﻕΞתς яΞiS
Doğum Tarihi Doğum Tarihi : 01/10/81
 Atsız´ın hangi kitaplarını okudunuz? Atsız´ın hangi kitaplarını okudunuz? : Hepsini Okudum
İletiler: İletiler: : 5396
Üyelik Tarihi Üyelik Tarihi : 06/01/09






Kullanıcı profilini gör http://ilteris.forum.st

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

! Çivisi çıkmış bir ülke ve Özalgiller

Mesaj tarafından İlteriş Kağan Bir Perş. 3 Kas. 2011 - 22:39

13 Ekim akşamı yayınlanan Siyaset Meydanı izlencesinde Korkut Özal , Türk tarihi açısından ihanetin boyutunu gösteren çok çarpıcı bir açıklamada bulundu. Türkoğlu tarihin bu olaylarını özenle belleklerine kazımalıdır. Korkut Özal , ağabeyi Turgut Özal’ın Türkiye adını değiştirmeyi arzu ettiğini açıklamıştır. Korkut Özal , ağabeyinin Cumhurbaşkan’ı iken kendisi ile yaptığı özel sohbette kendisine Türkiye Devleti adının Anadolu Devleti olarak değiştirilmesi gerektiğinden , böylece kapsayıcı bir devlet olacağından bahsetmiştir. Korkut Özal, konuşmasına ağabeyinin ?? sorunu için somut adımlar attığı için öldürüldüğü iddia ederek konuşmasına devam etti. Turgut Özal’ın bu fikirlerini, her hangi bir ortamda söylenmiş siyasi söylem olmanın ötesinde kardeşi ile yapılmış dost sohbetinde söylemiş olması, yaşanan olayın vehametini açıkça ortaya koymuştur. Çünkü içtenlikle yapılan bu kardeş sohbeti Cumhurbaşkan’ının gerçek görüşlerine işaret etmektedir. Bu konuşma üzerine Sayın Altemur Kılıç , Turgut Özal ile olan bir anısını anlatmıştır. Turgut Özal , makamına çağırdığı Kılıç’a ; Kürdistan ile bölünmüş ve Irak’taki sözde Kürdistanla birleştirilmiş bir harita göstererek :



" Nasıl böyle bir konfederasyona gitsek güzel olur değil mi ? " diye fikrini sormuş. Bu soruya Sayın Altemur Kılıç olumsuz cevap vermiştir.

Yukarda yaşanılanlar Dünya’nın hiçbir aklı başında ülkesinde yaşanamaz çünkü aklı başındaki ülkelerde o ülkenin temel siyaseti güdülür ya da en azından o temele sahip insanlar iş başına gelir. Dünya’nın hangi ülkesinde o ülkenin adından rahatsız olan bir siyasetçi o ülkeyi yönetebilir? Bir ülkenin temel varlığından rahatsız olan bir siyasetçi ancak sömürge ülkelerde , dışardan tayin edilerek göreve gelir.

Anayasa’nın değişmesi dahi önerilemeyecek olan ilk üç maddesini de hiçe sayan bu fikre sahip siyasetçi , Türkiye’yi yıllarca yönetmiştir. Malesef halen de ülkemiz o siyasetçinin türevleri tarafından yönetilmektedir. Bunun en bariz örneği, Abdullah Gül'ün Turgut Özal fikir kulubünde yapmış olduğu konuşma örnek teşkil edebilir. Anayasa’nın temeli sayılan ilk üç maddeyi ortadan kaldırmak , Türkiye’yi tarihin sahnesine gömmek demektir. Bir devlete bunu ancak 'gücü yetebilen' bir düşman ordusu yapabilir.

Türk Milleti’nin savaşla o kadar rahat teslim alınamayacağı malumdur.Düşman ordusuna gerek kalmadan Türkiye adını değiştirmek ya da Türkiye'yi parçalamak nasıl gerçekleşebilir? Tabii ki içerden yetiştirilen truva atlarının , etki ajanlarının , kandırılmış kesin inançlı aşırıların ve işbirlikçilerin hakim olmasını sağlayarak , Türkiye'nin denetime sokulması hatta parçalanmasını sağlamak daha masrafsız olan yöntemdir.

Turgut Özal’ın bu tarz düşünceleri benimsemiş olmasına kızanlar, bu kızgınlıklarını Özal’ın şahsına indirgeme yanlışına düşmemelidir. Malesef Özalgiller Türkiye’de oldukça fazla oranda bulunmaktadır. Asıl önemli olan Özalgillerin bu fikirlerinin temelinde yatan düşüncenin kaynağını anlamak ve soruna doğru teşhis koymaktır. Bu tarz düşünceler, Cumhuriyet kurulduğundan bu yana , işbirlikçi karşı devrimciler tarafından halka çeşitli vesilelerle aşılanmıştır.


Özenle altını çizmekte fayda görüyorum ki ' Türkiye ' adı yerine ' Anadolu ' adını önermek çok büyük bir tarihsel cehalete ve siyasi garabete işarettir. Anadolu adı, Doğu Roma’nın Anatoliya eyaletinin Türkçe söylenmesinden ortaya çıkmıştır. Yani Bizans'ın bir eyaletinin adıdır. Anatolia eyaleti, 1071 yılında Selçuklu Türkleri’nin Malazgirt Meydan Muhaberesi’ni kazanması ile Rum olmaktan çıkıp Türkleşmeye başlamıştır. Anatoliya’daki Türk ilerleyişi devam etmiştir.Selçuklu Sultan’ı Süleyman Şah’ın 1075 yılında İznik’i fethetmesinden sonra varılan antlaşmada Bizans’tan Anatoliya eyaletinin tapusunu resmen almış ve Türkiye Selçuklu Devleti’ni kurmuştur. Türkiye adı devlet olarak ilk kez, 1075 yılında büyük sultan Süleyman Şah ile tarih sahnesine yazılmıştır. Türkiye adının yeniden ortaya çıkması , Mustafa Kemal Atatürk’ün ve Türkiye halkının Ankara’da Türkiye Cumhuriyet’i Devleti’ni kurması ile gerçekleşmiştir. ( Türkiye’de Roma öncesi uygarlıklardaki Türklük izleri ve Türklükle bağlantı olması tartışmaları konunun özüne aykırı olduğu için yazıya dahil edilmemiştir. )


Özal’ın soy olarak Türk olduğu bilinmektedir. Rumlar’a karşı yüzbinlerce şehit vererek Anatoliya’yı Türkiye yapan bir milletin torunun; Türkiye adı yerine Anadolu adı önermesi ancak tarihini bilmemek ve milli şuursuzlukla açıklanabilir. Özal’ın Anadolu adının ayrılıkçı Kürtleri tatmin edeceğine inanması da ayrı bir garabettir. Kendilerinin Mezapotamyalı Medler’e dayandığına inanan ??çüler, neden kökleri Rum medeniyetine dayanan bir adı kabul etsinler ? Teşbihte hata olmaz. Böyle bir adla Türkiye’deki ??çüleri ikna edeceğini sanmak , Müslümanla evlenmek istemeyen bir Hindu’ya : “peki , o halde Hıristiyanla evlen” demekten pek farklı değildir.

Malesef Türkiye’de Özalgiller göbelek (mantar) gibi türemiştir. Peki nasıl oldu da kendi milli benliğine düşman hatta kendi milli kimliğine yabancı insanlar ülkemizde çoğalabilmiştir? Göbeleklerin çoğalmasını için nasıl uygun iklim koşullarının sağlanması gerekiyorsa , kendi milli benliğinden sıkılan insanların bir ülkede çoğalması için o ülkenin koşullarının uygun olması gerekir. Özüne düşman ve milliyetine ihanet etmeye meyilli insanlar gayrı milli ortamlarda çoğalırlar. Milli duyguların yasak sayıldığı düşünce akımlarının bir toplumda çoğalması , o toplum için büyük tehlike arz eder. Çünkü bu tür toplumlarda gayrı milli düşünceler, oluşan düşünce boşluğunu doldurur. Sonuç olarak başka milletlerin oluşturduğu düşünce akımlarının, etkisinde kalmış yabancı olana hayranlık duyan özenti kitlesi oluşur.


Gayrı milli düşünceler bazen Marksizim , bazen siyasal İslam , bazen liberal sol , bazen de özünde “??çü masonluğu” olan nurculuk kılıfına bürünmüş ama hedefi herzaman aynı kalmıştır. O hedef , son Türk Devleti Türkiye Cumhuriyetidir. Türkiye Cumhuriyet’i yıkmanın en kestirme yolu da kurucusunu gözden düşürmek ve Türk Silahlı Kuvvetleri’ni yıpratmaktır.
Atatürk döneminde estirilen Türklük kasırgası , milli duygulara düşman fikir akımlarının gelişmesine fırsat vermemiştir. Bunun sonucu olarak, değişik siyasal akımlarla bölünmeyen çelik gibi bir halk oluşmuş, okuma yazma oranı artmış , hem milli kültürde hem de iktisadi yapıda büyük atılımlar gerçekleştirilmiştir. Atatürk’ün vefatı sonrası karşı devrim süreci, sömürgeciler ve onların yerli işbirlikçileri tarafından başlatılmıştır. Bu süreç, Özal gibi fikirleri olan siyasetçilerin Cumhurbaşkanlığı makamına çıkarılması noktasına kadar varmıştır. Milli temel üzerine kurulmuş olan Türkiye Cumhuriyeti’nde milliyetçiler , “Turanlık suçu” ile 1944 davasında yargılanarak baskı altına alınmıştır. Benzer şekilde 2006’da başlıyan ve halen “Ernegekon” adı altında yürütülen soruşturma ile birçok millici baskı altına alınmaktadır.

Özal’a dönersek ; Özal, ömrünün büyük çoğunluğu Amerika’da geçirmiş, adı şanı duyulmamış biriyken, Amerikancı 1980 darbesi ile iktidara getirilmiştir. Karşı devrim hamlelerinin en önemlileri Özal döneminde yapılmıştır. Tevhid-i tedrisat kanunu delinmiş böylece Amerikan özentisi gençlerin yetiştiği tarikat ve liboş özel okulları açılmıştır. Sömürge veya yarı sömürge ülkelerde görülen yabancı dille yani İngilizce ile eğitim başlatılmış , dilde ve kültürde yozlaşmaya ön ayak olunmuştur. Bizzat Özal’ın oğlu Ahmet Özal’ın açmış olduğu ilk özel tv kanalının adı ‘Magic Box’ , ve Ahmet Özal-Cem Uan ortaklığının açmış olduğu ikinci kanalın adı ‘Star tv’dir. Bu kanalların adının da İngilizce olması dikkat çekicidir. Bu kanallarda Amerikan dizileri ve geceleri sunulan cinsel içerikli yayınlar sayesinde ahlaki çöküşe ön ayak olunmuştur.

??çülüğün önü de Özal döneminde açılmıştır. Etnik temelde siyasetin tartışılmaya açılmasını ve sürekli gündemde tutulması sayesinde bölücülerin sesi daha çok kitlelere ulaşabilmiştir. PKK ile mücadele ‘birkaç çapulcu’ denilerek geciktirilirken, Barzani ve Talabani’ye kırmızı geçke (pasaport) verilerek , Irak’ın parçalanıp ?? devleti kurulasına dolaylı destek olunmuştur.

Dini atomize eden tarikatlar Özal zamanında güçlendirilmiş, Zaman güncesi bizzat Özal tarafından övülmüştür. Özal’ın da desteği ile Türkiye'de ve Türk Dünyası’nda açılan cemaat okullarında Atatürk düşmanı gençlerin yetiştirilmesi; laiklik karşıtı nurcu faliyetlerin yapılması, İngilizce eğitim verilip ve Amerikan casuslarının öğretmen olarak o okullarda görev yapmış olması da Türk Devletleri ile ilişkilerimizi sarsan siyasal yanlışlardan olmuştur.





Dış borçlanmanın doruklara çıktığı Özal döneminin ‘özelleştirme’ bayrağını birçok konuda olduğu gibi Akp devralmıştır. Türkiye ne yazık ki en önemli kurumlarını ve bankalarını özelleştirmiş , devlet küçültürülürlken küresel sermaye Türkiye’de söz sahibi hale getirilmiştir. Otoyollarla Türkiye, petrol endüstrisine bağımlı hale getirilirken ; demiryolu yapımına Özal ‘kominizmdir’ gibi yapay bir bahane ile karşı çıkmıştır. Halbuki çağdaş olan her ülke, demirağlarla örülmüştür. Böylece ulaşım hem kolaylaştırılmış hem de çok daha güvenli olmasından dolayı kazalar en aza indirilmiştir. Demiryolu ulaşımı için gerekli olan akım(elektirik) , demir , kömür ve işgücü Türkiye’de bulunmaktadır ama ne var ki otoyollar için gerekli olan hem herşey yurtdışından ihraç edilmektedir.


Özal’ın yapmış olduğu bazı önemli yanlışlara yukarda kısaca değindik. Şimdi size soruyorum; Özal’ın Türk Devleti’nin adını Anadolu yapmak istemesi de onun bu yanlışları arasında nasıl değerlendirilmelidir? Siyasi yetkinlikten uzak olmasından mı kaynaklanmaktadır, yoksa katıldığı Bilderberg ya da CRF toplantılarından mı feyz almıştır?

Türk milletinin bekasını doğrudan ilgilendiren Türkiye Cumhuriyet’inin bekası gayrı milii ellere bırakılamaz. Milli şuur eksikliği olan her yönetici, en basit çıkar karşılığında kolayca satınalınabilir ya da milli bilinçsizliğinden dolayı kandırılabilir. Türkiye’nin daha fazla yanlış yapmaya tahammülü yoktur. İşte bu sebeptendir ki gayrı milli düşüncelere karşı, Cumhuriyet değerleri özenle öğretilmelidir. Atatürk’ün vefatı ile yarıda kalan Türk Devrim’i asli temelleri doğrultusunda devam etmelidir.

17.11.2008

Tanrıkut


Türkdeğil Gürcüyüm Eşimde arap , şehide kelle anmaya yaygara diyen adamı, Türk Devletine Başbakan yapıp, Real Madrid'e Çukurca saldırısını siyah kol bandı taktırıp protesto ettiren Mesut'u, Alman vatandaşı olup, Alman milli takımına gittiği için hain ilan eden bir miletiz. Harikayız lan biz.Kanla alınan yurtları oyla sattık. İşgâl ordusunda aşçı olamayacak adamları, Türk yurdunda başbakan yaptık. ANLAYANA

"İslam'da ırkçılık yok" diyerek güya Türkçülüğü yermeye çalışanlar, aynı ırkın evlatlarını mezhep kavgasıyla birbirine kestiren dinci enternasyonellerdir.

[b]"Şu devletin başına Ulu bir Hakan geçtiği gün Diyarbakır'dan girip Tebriz'den çıkıcaz, sonra devlet güneydoğuya deniz getirdi diyeceksiniz, kan denizi.[/b]"
avatar
İlteriş Kağan
Yazışmalık Yöneticisi


Yazışmalık Yöneticisi





Yaş Yaş : 36
Cinsiyet Cinsiyet : Erkek
Nerden Nerden : Turan
Lakap Lakap : ©ﻕΞתς яΞiS
Doğum Tarihi Doğum Tarihi : 01/10/81
 Atsız´ın hangi kitaplarını okudunuz? Atsız´ın hangi kitaplarını okudunuz? : Hepsini Okudum
İletiler: İletiler: : 5396
Üyelik Tarihi Üyelik Tarihi : 06/01/09






Kullanıcı profilini gör http://ilteris.forum.st

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

! Tarih Tekerrürden ibaret derler. Yer yine Malatya!..

Mesaj tarafından İlteriş Kağan Bir Salı 16 Ekim 2012 - 4:24

Malatya Genelev Sokağı ve ABD ASKERİ MALATYA'YA YERLEŞTİ!
Malatyada Önce Füze Kalkanı , Şimdi ise Coninin Kalkanı !

Tarih Tekerrürden ibaret derler. Yer yine Malatya!..
Gelenler yine Amerikalı...!!!

Yeni bir şişman tercüman çıkar mı, Genelev rezaletleri yine yaşanırmı, tecavüzler yine gündem bulur mu, kahraman bir Kezban yine çıkıp "BEN GAVURLARA ******LUK YAPMAM POLİS BEY!.. BENİ NİHAYET BURADAN BAŞKA BİR YERE SÜREBİLİRSİNİZ..., FAKAT SÜRÜLECEĞİM YER GENE TÜRK MEMLEKETİ DEĞİL MI?" diyecek mi, işte orası bilinmiyor.

Onu da belki ilerde öğreneceğiz ama unutmaması gerekenleri biz hatırlatmaya devam edeceğiz.

ABD ASKERİ MALATYA'YA YERLEŞTİ !/27 Şubat 2012

Füze kalkanı, Amerikan askerinin Malatya’ya yerleşmesine de kalkan oldu.

ABD’li Korgeneral Hertling “Planladığımız gibi ilerliyoruz” dedi!

Malatya Kürecik’teki füze kalkanı radarı, AKP’nin baştan beri tersi yöndeki açıklamalarına rağmen, resmen ABD askerinin kontrolüne girdi. ABD Avrupa Ordusu ve 7. Ordu Komutanı Korgeneral Mark Hertling, “Askerlerimiz Türkiye’nin güneyindeki radar tesislerine yerleştirildi” diyerek fiili durumu teyit etti.

Tehlikeli gelişmeler...

Hertling’in “ABD Donanması ve Hava Kuvvetleri’yle koordinasyon halindeyiz. Ordu açısından konuşursak planladığımız gibi ilerliyoruz” ifadesi dikkat çekti. Türkiye’yi bölgedeki ileri karakolu olarak görmek isteyen ABD’nin “Suriye” planları öncesi Malatya’ya yerleşmesi, ülke güvenliği açısından endişe yarattı.

Daha önce Irak’a “Çekiç Güç” vasıtasıyla müdahale eden ve aynı planı Suriye’ye karşı devreye sokan ABD, Türkiye’nin en stratejik noktalarından biri olan Malatya’ya askerini yerleştirdi. Malatya Kürecik’te bulunan radar savunma üssüne ABD askerlerinin yerleştirilmeye başlandığını, ABD Avrupa Ordusu ve Yedinci Ordu Komutanı Korgeneral Mark Hertling açıkladı.

Böylece ilk kez resmi bir ağız füze kalkanının faaliyete geçtiğini de teyit etmiş oldu.

Hertling, Karadağ’ın başkenti Podgorica’da bulunan askeri üste Associated Press’e verdiği röportajda, “Askerlerimiz, Türkiye’nin güneyinde bulunan radar tesislerine yerleştirildi” diye konuştu.

Üst düzey ABD’li bir yetkili olarak İran ile Türkiye arasında gerginliğe yol açan NATO savunma kalkanı radarının birkaç haftadır faal durumda olduğunu açıklayan Hertling, şöyle konuştu: “Sadece karada bulunan hava savunma birimleriyle ilgili konuşabilirim.

Ancak size şunu söyleyeyim; ABD Donanması ve Hava Kuvvetleri’yle sürekli koordinasyon halindeyiz ve bence füze savunması konusunda doğru yolda ilerliyoruz. Ordu açısından konuşursak planladığımız gibi ilerliyoruz” dedi.

Malatya’nın Kürecik ilçesinde kurulan füze kalkanı, önümüzdeki 10 yılda Avrupa’nın çeşitli noktalarına yerleştirilecek diğer kara ve deniz radarlarından oluşacak füze savunma sisteminin temel unsuru. ABD, füze kalkanının İran’dan gelecek tehdide karşı kurulduğunu söylüyor. Türkiye’deki radarın yanı sıra Romanya ve Polonya’da durdurucu füzeler, İspanya’nın Rota şehrinde ise savunma kapasitesine sahip dört balistik füze bulunuyor. Operasyonun merkezi ise Almanya’da.

AKP yalanlamıştı

Hertling’in açıklamasının yer aldığı haberi ve ABD askerlerinin geleceğini yalanlayan Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, “Üste kontrol Amerikan askerlerinde değil, bizde olacak” demişti. Malatya’da konuşlandırılan radar, İsrail’i koruma anlamında daha fazla önem arz ediyor.

Füze kalkanı sistemi, Türkiye’ye NATO güdümünde ve şemsiyesi altında kuruldu. Ancak, ne Türkiye ne de Romanya ile imzalanan mutabakatlar sırasında NATO temsilcisi bulundu ve imza da koymadı.

Füze kalkanı mutabakat belgesi, Amerikan Büyükelçisi Francis Ricciardone ile Dışişleri Müsteşarı Feridun Sinirlioğlu tarafından 13 Eylül günü imzalandı. Türkiye’yi bölgedeki ileri karakolu olarak görmek isteyen ABD’nin “Suriye” planları öncesi Malatya’daki radarın başına askerlerini yerleştirmesi, ülke güvenliği açısından endişe yarattı.

Velhasıl ''vesikasız ******lar'' hala işbaşında...



Türkdeğil Gürcüyüm Eşimde arap , şehide kelle anmaya yaygara diyen adamı, Türk Devletine Başbakan yapıp, Real Madrid'e Çukurca saldırısını siyah kol bandı taktırıp protesto ettiren Mesut'u, Alman vatandaşı olup, Alman milli takımına gittiği için hain ilan eden bir miletiz. Harikayız lan biz.Kanla alınan yurtları oyla sattık. İşgâl ordusunda aşçı olamayacak adamları, Türk yurdunda başbakan yaptık. ANLAYANA

"İslam'da ırkçılık yok" diyerek güya Türkçülüğü yermeye çalışanlar, aynı ırkın evlatlarını mezhep kavgasıyla birbirine kestiren dinci enternasyonellerdir.

[b]"Şu devletin başına Ulu bir Hakan geçtiği gün Diyarbakır'dan girip Tebriz'den çıkıcaz, sonra devlet güneydoğuya deniz getirdi diyeceksiniz, kan denizi.[/b]"
avatar
İlteriş Kağan
Yazışmalık Yöneticisi


Yazışmalık Yöneticisi





Yaş Yaş : 36
Cinsiyet Cinsiyet : Erkek
Nerden Nerden : Turan
Lakap Lakap : ©ﻕΞתς яΞiS
Doğum Tarihi Doğum Tarihi : 01/10/81
 Atsız´ın hangi kitaplarını okudunuz? Atsız´ın hangi kitaplarını okudunuz? : Hepsini Okudum
İletiler: İletiler: : 5396
Üyelik Tarihi Üyelik Tarihi : 06/01/09






Kullanıcı profilini gör http://ilteris.forum.st

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

! Geri: Türk Düşmanları Neden Özalcı

Mesaj tarafından Sponsored content


Sponsored content


Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön


 
Bu forumun müsaadesi var:
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz