Doğu Türkistan...Zulüm ve Soykırım!!!

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek

kızgın Doğu Türkistan...Zulüm ve Soykırım!!!

Mesaj tarafından GökBörü Bir Cuma 17 Haz. 2011 - 9:52

DOĞU TÜRKİSTAN -
Komünist Çin Yönetimi'nin Gizlediği Büyük Zulüm



20. yüzyılda dünyaya dehşet saçan ideolojilerin başında komünizm gelmekteydi. Karl Marx ve Friedrich Engels isimli iki Alman felsefecinin fikirlerine dayanan bu ideolojinin, Lenin, Stalin, Mao gibi zalim liderler tarafından uygulanmaya konmasıyla, dünya tarihinin en büyük kıyım ve katliamları gerçekleştirildi.






[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]




Her ne kadar Sovyetler Birliği'nin dağılmasıyla komünizmin siyasi bir rejim olarak çöktüğü kabul edilse de, komünist ideoloji ve uygulamaları -gizli veya açık- hala devam etmektedir. Bugün Doğu Türkistan'da yaşayan Müslüman Türkler, hala Maocu Kızıl Çin rejiminin zulmü altında yaşamaktadırlar. Batılı ülkeler ise, Doğu Türkistan'daki insan hakları ihlallerini her zamanki gibi görmezlikten ve duymazlıktan gelmektedir.





Doğu Türkistan'da Çin Zulmü





Doğu Türkistanlı Müslüman Türkler, yaklaşık 250 yıldır Çin egemenliği altında yaşamaktalar. Çinliler, bir İslam toprağı olan Doğu Türkistan'a "kazanılmış topraklar" anlamına gelen "Sincang" adını koydular ve burayı kendi toprakları olarak tanımladılar. 1949 yılında Mao önderliğindeki komünistlerin Çin'in yönetimini ele geçirmelerinin ardından, Doğu Türkistan üzerindeki baskılar eskisine oranla daha da arttı. Komünist rejim, asimile olmayı reddeden Müslümanların fiziksel olarak imhasına yöneldi.




[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]



Katledilen Müslüman sayısı korkunç boyutlardaydı. 1949-1952 yılları arasında 2 milyon 800 bin; 1952-1957 arasında 3 milyon 509 bin; 1958-1960 yılları arasında 6 milyon 700 bin; 1961-1965 yılları arasında 13 milyon 300 bin kişi ya Çin ordusu tarafından katledildi ya da rejimin doğurduğu kıtlık sonucunda öldü.



Halkın hayatta kalabilen bölümü ise büyük baskı ve işkencelere maruz bırakıldı. Doğu Türkistan'ın uzun süre sürgünde yaşayan merhum lideri İsa Yusuf Alptekin, Türkiye'de yayınlanan Doğu Türkistan Davası ve Unutulan Vatan Doğu Türkistan adlı kitaplarında söz konusu baskı ve işkenceleri ayrıntılarıyla anlatır. Bu kitaplarda anlatıldığına göre, Doğu Türkistan'da halka uygulanan baskılar, Sırpların, Bosna'da Müslüman Boşnaklara veya Kosova'da Arnavut çoğunluğa uyguladıklarından farklı değildir.


[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]


Ülkedeki Çin mahkemelerinin "ceza" yöntemleri de son derece acımasız ve vahşicedir. Diri diri toprağa gömmek, öldüresiye dövülen bir insanı çıplak halde karlarda yatırmak, iki bacağı iki ayrı öküze bağlanan bir insanı ikiye bölmek gibi "ceza"lar uygulanmıştır.




Asimilasyon ve Köklü Bir Kültürü Yok Etmeye Yönelik Uygulamalar




Komünist rejim, 1949 yılından itibaren, bir yandan Müslümanları imha ederken bir yandan da bölgeye sistemli bir biçimde Çinli göçmen yerleştirdi. Çin hükümetinin 1953 yılında başlattığı bu kampanyanın etkisi son derece düşündürücüdür. 1953 yılında bölgede %75 Müslüman, %6 Çinli yaşarken bu oran 1982 yılında %53 Müslüman, %40 Çinli'ye yükseldi. 1990 yılında yapılan nüfus sayımında ulaşılan %40 Müslüman, %53 Çinli nüfus oranı bölgedeki etnik temizliğin boyutlarını göstermesi açısından son derece önemlidir.



Bugün ise Uygurlar köylerde oturmaya zorlanırken, Çinliler şehirlere yerleştirilmektedir. Bu sebeple bazı şehirlerde Çinli nüfus %80'lere çıkmaktadır. Hedef, şehirlerde Çinlileri çoğunluk haline getirmektir. Çin Hükümeti'nin Doğu Türkistanlıları Çinlilerle evlendirmek için uyguladığı yöntemler ise bu asimilasyon çalışmalarının bir parçasıdır. Bu arada Çin yönetimi, Doğu Türkistanlı Müslümanları nükleer denemelerinde kobay olarak kullanmıştır.





[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]




İlk olarak 16 Ekim 1964 tarihinde başlatılan nükleer denemelerin olumsuz etkileri yüzünden bölge insanı ölümcül hastalıklara yakalanmış, 20 bin özürlü çocuk dünyaya gelmiştir. Nükleer denemeler nedeniyle ölen Müslüman sayısının 210 bini bulduğu bilinmektedir. Binlerce insan ise ya sakat kalmış ya da kanser gibi hastalıklara yakalanmıştır.


Çin 1964'den günümüze kadar Doğu Türkistan topraklarında elliye yakın atom ve hidrojen bombası patlatmıştır. İsveçli uzmanlar, 1984 yılında yapılan yeraltı nükleer denemesinde kullanılan bombanın Richter ölçeğiyle 6.8 şiddetinde yer sarsıntısına sebebiyet verdiğini tespit etmişlerdir.




Zulmün Asıl Nedeni: İslam Düşmanlığı





Çin'in, Doğu Türkistan'daki halka uyguladığı zulmün en önemli nedeni halkın Müslüman olmasıdır. Çünkü komünist Çin, bölge üzerindeki hakimiyet ve sultasını kuvvetlendirmeye karşı en büyük engel olarak halkın İslami kimliğini görmektedir.



Halkı dininden vazgeçirmek için her türlü yıldırma ve baskı yöntemini kullanan Çin şovenizmi, en fanatik dönemini komünist diktatör Mao'nun 1966-1976 yılları arasında uygulattığı Kültür Devrimi esnasında yaşadı. Camiler yıkıldı, toplu ibadet yasaklandı, Kuran kursları kapatıldı ve bölgeye yerleştirilen Çinliler Müslümanları taciz etmek için her yolu denediler. Okullarda dinsizlik propagandası yapıldı. Ayrıca bütün iletişim araçları vasıtasıyla insanların dinden soğutulmaları için yoğun çaba harcandı. Dini ilimlerin öğrenilmesi ve dini bilgilere sahip öncü kişilerin halkı eğitmeleri ise tamamen yasaklandı. Buna rağmen halkın İslami kimliği yok edilemedi.21




[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]


Günümüzde Müslüman halka uygulanan sindirme ve baskı yöntemlerinden biri ise eğitim alanında kendini göstermektedir. Bölgedeki üniversitelerde eğitim Çince'dir. Bu üniversitelerde okumasına imkan tanınan Müslüman öğrencilerin oranı ise ancak %20'dir. Ekonomik güçlükler ise, Müslüman halkın eğitim seviyesini düşüren önemli bir etkendir. Çince eğitim yapan orta dereceli okullar gelişmiş imkanlara sahipken, Uygur okullarında sıra bile bulunmamaktadır. Okullarda din dersi programlarının esası ateizm üzerine bina edilmiştir.



Otuz yılda dört defa alfabelerinin değiştirilmiş olması da yine bölgedeki Müslümanlara yapılan asimilasyon uygulamalarının bir parçasıdır. Mao, kültür devrimine rağmen Çin alfabesine dokunmazken, Uygur alfabesini İslam harflerinden Kirilce'ye çevirmiştir. Bir müddet bu alfabe kullanıldıktan sonra Latin harflerine geçilmiş, ancak bu defa da Türkiye ile kültür köprüleri kurulmasın diye tekrar İslam harflerine dönülmüştür. Alfabe ile bu kadar sık oynamanın nesiller arası anlaşmayı ne kadar zor bir hale getireceği ise açıktır.




Komünist Çin'in Uzakdoğu'daki Anti-İslami Rolü





Doğu Türkistan'da Müslüman Türklere yönelik zulüm şiddetle devam etmektedir. Çin resmi görevlileri, Türk gençlerini potansiyel olarak rejim karşıtı görerek sebepsiz yere evlerinden toplamaktadır. Gençler ise, bu zulümden kurtulmak için dağlara veya çöle kaçmaktadır.

[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]



1996 yılından beri on binlerce Uygur Türkü, kamplarda tutulmaktadır ve bu kamplardakilere ağır işkenceler yapıldığı bilinmektedir. Bir insan hakları örgütünün resmi yazısında da belirtildiği gibi sanıklar, tek celsede biten davalarda ya kürek cezasına mahkum edilmekte ya da meydanlarda infaz mangaları tarafından kurşuna dizilmektedir. Çünkü mahkemeler, komünist partinin talimatı ile çalışmaktadır. En dehşet verici olansa hamile kadınların evlerinden alınarak gayrı sıhhi şartlarda kısırlaştırılmaları, sınırlama fazlası doğan bebeklerin ailelerine rağmen öldürülmeleridir.





1997 yılının Şubat ayında patlak veren olaylar sırasında yaşananlar ise, Çin zulmünün bir özeti niteliğindeydi.



[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]








Çin milis güçleri, 4 Şubat'a rastlayan Kadir gecesinde, Kandil nedeniyle bir mescitte toplanan 30'un üzerindeki kadını, Kuran okurlarken demir sopalarla dövdüler ve sürükleyerek emniyet merkezine götürdüler. Mahalle sakinleri ise merkeze giderek kadınların serbest bırakılmalarını istedi. Bunun üzerine işkence ile öldürülen 3 kadının cesedi önlerine atıldı ve galeyana gelen halk ile Çinliler arasında çatışmalar başladı. 4-7 Şubat arasında 200 Doğu Türkistanlı hayatını kaybederken, 3 500'den fazlası kamplara kapatıldı. 8 Şubat sabahında ise bayram namazı için camilerde toplanan halkın namaz kılması güvenlik güçlerince engellendi. Bunun üzerine çatışmalar tekrar alevlendi ve sonuç olarak Nisan-Aralık 1996 arasında 58 bin olan tutuklu sayısı, bir anda 70 bini geçti. 100 kadar genç meydanlarda kurşuna dizilirken, 5 bin Uygur Türkü çırılçıplak soyularak 50'şer kişilik gruplar halinde meydanlarda teşhir edildiler.






Batılı güçler ise her zamanki gibi tüm bu vahşete karşı tepkisiz kaldı.




[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]





Birleşmiş Milletler'in soykırım için yaptığı tanım, Çin işgali altındaki Doğu Türkistan'daki duruma tam olarak uymaktadır. Buna rağmen Doğu Türkistanlılar, Birleşmiş Milletler'in koruyucu şemsiyesi altına girememektedir. Birleşmiş Milletler'e yapılan tüm başvurular geri çevrilmektedir. 25 milyon Doğu Türkistanlı Müslüman, halen Çin baskısı altındadır ve dünya bu zulme göz yummaktadır. Binlerce siyasi tutuklu vardır ve bazıları hapishanelerde "kaybolmuş" durumdadır. Tutuklulara işkence yapılması ise artık sıradan bir olay haline gelmiştir.






Doğu Türkistan'daki bu vahşeti engellemek için, öncelikle Doğu Türkistan gerçeğini dünyaya duyurmak ve Çin'in bu konuda geri adım atmasını sağlayacak bir uluslararası yaptırım sağlamak gerekmektedir. Çünkü Doğu Türkistan'daki vahşetin en garip yönü, dünyada hemen hiç bilinmemesi ve anılmamasıdır. Çin, kapalı kapılar ardında katliam yapmaktadır ve mazlum Doğu Türkistan halkı dünyaya sesini duyurma imkanlarına sahip değildir. Dünya insanlarının elbirliğiyle Doğu Türkistan davasına sahip çıkması zorunludur.



[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]



Doğu Türkistan'da yaşanan bu vahşetin ve zulmün temelinde, komünist Çin'in sahip olduğu dinsiz felsefenin olduğu unutulmamalıdır. Savunmasız bir halka karşı yöneltilen bu insanlık dışı savaş, materyalist ve dinsiz komünist düşüncenin bir sonucudur. Komünizmin acımasız liderleri 20. yüzyılda, arkalarında kanlı bir ideoloji ve milyonlarca ölüyü bırakmış, vahşi katliamlara imza atmışlardır. Doğu Türkistan bu örneklerden sadece bir tanesidir. Bu belaların tekrar insanlığa zarar getirmelerini engellemenin tek yolu ise, komünizm gibi dinsiz ideolojilerle fikri mücadeleden geçmektedir. Komünist ideolojinin temel dayanaklarının ortadan kaldırılması, komünist zulme de dur demede ilk adım olacaktır.




[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]




Kitabın ilk bölümünde de vurguladığımız gibi, komünist ideolojinin temel dayanağı Darwinizm'dir. Marksist felsefenin kurucusu olan Karl Marx Das Kapital adlı yapıtını hayran olduğu Darwin'e ithaf etmiştir. Dünyaca ünlü Marksist-evrimci bilim adamı Stephen Jay Gould da Ever Since Darwin adlı kitabında şunları yazmıştır:






... Marx ile Darwin yazışırlardı ve Marx, Darwin'e büyük saygı gösterirdi... Aslında Darwin ... bir devrimciydi.22


Komünist Çin'in lideri Mao ise, bir söylevinde, "Çin sosyalizminin temeli, Darwin'e ve evrim teorisine dayanmaktadır" diyerek, uyguladığı vahşetin dayanağını açıkça ifade ediyordu.23


Marksizm bağlılarının bu sözleri, geçmişte Rusya, Çin gibi ülkelerde yaşanmış olan ve bugün Çeçenlere, Doğu Türkistan'daki Müslümanlara yapılan acımasız zulmün arkasında yatan ideolojinin Darwinizm olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Bu zulmün sona ermesi, dünyada barış ve huzurun hakim olması için Darwinist iddiaların geçersizliğinin ortaya konması gerekmektedir.
(ALINTI)


Notlar:
21- İsa Yusuf Alptekin, Unutulan Vatan Doğu Türkistan, Seha Yayınları, İstanbul 1999, s. 160
22- Stephen Jay Gould, Ever Since Darwin, W. W. Norton & Company, 1992, s. 26
23- K. Mehnert, Kampf um Mao's Erbe, Deutsche Verlags-Anstalt, 1977




[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]


En son GökBörü tarafından C.tesi 2 Tem. 2011 - 7:04 tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi
avatar
GökBörü
.::Tengri::.


.::Tengri::.





Yaş Yaş : 36
Cinsiyet Cinsiyet : Erkek
Nerden Nerden : Azerbaycan
Lakap Lakap : kaan
Doğum Tarihi Doğum Tarihi : 13/09/80
 Atsız´ın hangi kitaplarını okudunuz? Atsız´ın hangi kitaplarını okudunuz? : Türk Ülküsü
İletiler: İletiler: : 1035
Üyelik Tarihi Üyelik Tarihi : 16/06/11




Kullanıcı profilini gör http://ilteris.forum.st/

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

kızgın Geri: Doğu Türkistan...Zulüm ve Soykırım!!!

Mesaj tarafından GökBörü Bir Cuma 17 Haz. 2011 - 9:52

DOĞU TÜRKİSTAN'DA İŞKENCE
Hacı Yakub Yusufi Anad



İşkence, tanımca, bir kimseye maddi veya manevi olarak yapılan aşırı eziyet, manevi baskı veya düşüncelerini öğrenmek amacıyla uygulanan eziyet, . . , , gibi anlamlarıyla insan haklarının tersi olup, insan haklarının çiğnenmesi demektir.

İnsan hakları, insanın kişilik özgürlüğü ve başka demokratik haklarından ibarettir.

İnsan hakları önce İngiltere burjuva inkılabında ortaya atılan şiar olmuş, feodallerle teokratları karşısına hedef olarak almıştı.

Uzun süren mücadeleler sonunda İngiliz parlementosu 1679-1689 yıllarında "İnsanları muhafaza kanunu ve Haklar Kanunu Tasarısı'nı kabul etti.

XVIII asırda Fransız Rönesans devrinin düşünürlerinden biri, İnsan tabiî hakları teklifi teşebbüsünde bulundu.

1776 yılında Amerika Birleşik Devletleri kurulurken, İstiklal Bildirgesi ilan edildi.

1789 yılında Fransa'da, "Fransız İnsan Hakları Bildirgesi" ilan edildi.

Yukarıdaki belgelerin hepsi bu talimatların mücessemleşmesinin ifadesidir.

"Özgürlük Bildirgesinde: "Bütün insanlar özgürdür. Onların hepsi yaşama, hür, bahttan ibaret dokunulmaz tabiî, insan haklarına sahiptir" diye ilan edilmiştir.

"İnsan haklan bildirgesinde de: "insanlar hür doğarlar, eşit yaşarlar. Hürlük, güvenlik her türlü ezişe karşı durmak tabiî haktır,mülkiyet mukaddestir, dokunulmazdır!" diye ilan edilmiştir.

Birleşmiş Milletler Teşkilatı, "Dünya İnsan Haklan Bildirgesinin" 1948 yılında tasdikleşerek insan haklarının mazmunlarını şarhladı. Bazı cihetlerde batının geleneksel insan haklan düşüncesinden aşıp geçti. Cihan vaziyetinin gelişmesiyle insan hakları düşüncesi iç kanun dairesinden çıkıp uluslararası kanun dairesine girerek, yeni mazmunları içine almaktadır.

Dünyada insan haklarını çalıştırmak ve kontrol etmek için, Birleşmiş Milletler Teşkilatında özel İnsan Haklarını Koruma Komisyonu" kurarak, araştırmalara başlanmıştır.

İŞKENCE NEDİR?

İşkence insan haklarının çiğnenmesidir.

İşkence . bir kimseye bir şeyi söyletme ya da yaptırma amacıyla maddî ya da psikolojik yöntemlerle acı çektirilerek uygulanan baskı ya da eziyet türüdür.

Tarih boyunca çeşitli amaçlarla başvurulan işkencenin temel işlevi, soruşturma sürecinde sanığa suç işlediğini kabul ettirmek, kendisi ya da başkaları hakkında bilgi ve delil elde etmektir.

Totaliter ve otoriter rejimlerde muhalefeti bastırmak, kişileri yıldırmak ve başkalarına göz dağı vermek amacıyla bu yönteme başvurulur. Tarih boyunca "işkence" bir cezalandırma yöntemi olarak kullanılmıştır.

Yukarıda insan hakları ve işkence hakkında kısaca bir malumat verildi. Aşağıda Doğu Türkistan'daki insan haklarının ihlali ve işkenceler hakkında bildiğim kadarıyla malumat vereceğim:

Doğu Türkistan, Yakub Beki hakimiyctinin sona ermesinden sonra geçen asrın 10'lu yıllarından başlayarak Yang zeng sin. chin shu ren, sheng shi sai, milliyetçi Çin ve komünist Çin olup, beş hakimiyet devrini başından geçirdi ve geçirmektedir.

1949 yılına kadar yarı-feodal, yarı-sömürge olan Çin'in kendisi, emperyalistlerin zulüm ve ezişine duçar olmuştu. Çin'de "insan hakları" söz konusu bile değildi.

Sömürge hayatımız 1884 yılından 1949 yılı Çin komünistlerinin istilasına kadar geçen 65 yıl içerisinde sömürgenin bir alt sömürgesi durumuna gelen, Doğu Türkistan halklarının insan haklan ne olacaktı?

Bu dönemdeki zulüm, işkenceler hakkında konuşmaya toplantının zamanı müsait değildir. Burada Çin komünistleri istilasından son Çin hükümran dairelerinin Doğu Türkistan'da yürüttüğü zülüm-işkenceleri ve insan haklarını çiğnediği gerçekler hakkında malumat vereceğim.

Çin komünistleri, Doğu Türkistan'ı istila ettikten sonra yurdumuzda 20'den fazla büyük çapta hareket (operasyon) yürüttü. Memleket mikyasında on milyonlarca insan, Doğu Türkistan'da on binlerce, yüz binlerce insan hapislere atıldı, işkenceler gördü, idam edildi.

BU HAREKETLER:


1. Kiraları Azaltma Hareketi (1950-1951)

Doğu Türkistan'da çiftçiler nüfusun % 80'ini teşkil eder. Köylerde toprak sahipleri, az toprak sahipleri, ortakçılar, yıllıkçılar olur. Toprak sahipleri yerlerini, tohum ve çiftçilik aletlerini ortakçılara verir; ürün eşit taksim edilir. Az toprak sahipleri yerlerini kendileri eker. Yıllıkçılar topraksız olup, toprak sahiplerine çalışır, yıllık ücret alır. Komünistlerce bu "istismar" sayılır. Dolayısıyla kira haklarını ''azaltma hareketini yürütüp, çiftçilere verip, çok kısmını hazineye aldılar, yani "devlet istismarı" yaptılar. İşkencenin en büyüğü boğaz işkencesidir. Çin komünistleri, Doğu Türkistan'da ilk olarak boğaz (karın) işkencesi yaptılar. Karşı gelenleri hapse attılar, işkence yaptılar.

2. Karşı İnkılapçıları Bastırma Hareketi (1951)

Çin'de "kızıl devrim" hüküm sürdüğü için, Çinliler'e göre, rejim aleyhtarlarını komünistlerce temizlemek-yok etmek lazımdı. Bu hareket ile milyonlarca, on milyonlarca kişileri "rejim muhalifleri" adıyla hapse attılar, öldürdüler, ceza [toplama] kamplarına gönderdiler. Doğu Türkistan'da ise bu sayı yüz binlerin üstündeydi. Ben de bunların içindeydim-bir rejim muhalifi idim. Bu hareket sürdükçe çok sayıda insan öldürüldü. Öldürülenlerin arasında milliyetçilerden: Mes'ud Sebrî, Osman Batur, Canımhan Hacı, Abdulaziz Çingizhan, Kurban Kuday, Yıldırım Sabrî, Albay Abdulğufur Sabrî, Abdurrahim Kılıç, Fethidin Masum, Abdulhamid Damullam, Abdullah Semidî, Sidik zalıng, Zekeriye, Veli, Oraz bey, Seyid Ahmed Hoca, Zafer Hoca, Abdul Kadir Tahin, Hamut Hacı, Tursun Alî, Davud, Porbıcap, .... lar var idi. Bu yıllarda bir ilçenin komünist parti sekreterinin tasdik ettiği adam idam edilirdi. Kanun yok idi, ceza keyfiydi.

3-Üç ve Beş'e Karşı Hareket (1951)

Üç (rüşvet, israfçılık, bürokratçılık)'e, Beş (rüşvet, vergi hırsızlığı devlet mülkünü çalmak, iş vakti ve malzeme hırsızlığı, devletin ekonomik-endüstriyel bilgilerini satmak)'e karşı hareketlerde çok memurlar, ticaret adamları, san'atçılar, esnaflar tutuklandı. Bunlara karşı işkenceler yapılıp, yemedikleri rüşveti mecburî itiraf ettirerek 10000 yuan'dan fazla rüşvet alanlara "büyük pars"; 5 000 yuan'dan fazla rüşvet alanlara ise "küçük pars" şapkası giydirildi. Ellerinden paraları alındıktan sonra, hapse atıldı.

4. Toprak Reformu (Yer Islahatı) (1953)


Toprak reformu, Çin'de 2 yıldan fazla bir zaman sürdü. Komünistler rehberliğinde bir nice milyon personel bu hareketi yürüttü. Bütün toprak devlet ülküne alınıp, topraksız çiftçilere dağıtılıp verildi. 3 yıldan sonra kooperatifleşmek adına çiftçilerin elinden toprakları alındı. Kolektif Kölelik Rejimi yürürlüğe konuldu. Sabah namazı vaktinde işe çıkılır akşam namazında işten dönülürdü. Kadın-erkek; ihtiyar, genç, çocuk demeden çok geniş araziler üzerinde çalıştırıldı. Günde 12 saat civarında çalıştırılan insanlar çok yorgundu. Çoluk-çocuklardan, yaşlılardan haber alınamazdı.

5. Ticaret-Zanaatçılara Sosyalistik Reform Hareketi (1956)

Bu hareket ile ticaret zanaatının hepsi devlet tekeline alındı. Ticaret adamları, dükkan hadimleri, esnaf-zanaatçılar kendi fabrika-atölyelerinin işçi-hadimleri olarak maaşa bağlandı. Razı olmayanlar, muhalif olanlar hapse atıldı; bazıları ise idam edildi.

6. Kalıntı Karşı İnkılapçıları Temizleme Hareketi (1957)

Bu hareket aslında 1951 yılındaki harekette temizlenmeyenler için yapılmıştı. Bunlarda tutuklanıp, cezalandırıldı, öldürüldü. Ceza ve emek [toplama] kamplarına gönderildi. Burada yapı ise şöyleydi: 6 metre uzunluk, 5 metre genişlikteki koğuşa 41 mahkum sığdırılırdı. Düzeltme Hareketi (1958-1959) Çin komünistleri iki yıl devam eden (Çin'de İstil -düzeltme, Doğu Türkistan'da ise "milliyetçilere karşı koyma") bu hareket ile Doğu Türkistan'daki bütün milliyetçileri, milli hissiyatına sahip insanları kadın-erkek, genç-ihtiyar demeden temizlediler. Bunların tipik temsilcileri "kültür bakanı Ziya Semedî, ticaret bakanı Abdul Eziz Karı, Urumçi belediye başkanı Abdurrehim Seidî, Gulca valisi Abdurrehim İsa (intihar etmiştir) başlarında olmak üzere yüz binlerce Uygur, Kırgız, Kazak, Özbek, Tatar Türk aydınları-öğrencileri "milliyetçi" damgası vurularak hapislere, toplama kamplarına atıldı, öldürüldü.

7. Sağcılara Karşı Hareket (1960)


Geçen asrın 60'lı yıllarında Cin-Hindistan Sınır Savaşı ve Rusya ile Çin arasında fikir ihtilafları çıktı. Bu münasebetle parti (Çin Komünist Partisi) içinde, cemiyette, Çin Komünist partisine karşı fikirler, yeni yeni görüşler ortaya çıktı. Dolayısıyla Çin Komünist Partisi derhal tedbir alıp, hemen hareket başlattı. Bu fikirleri başlamadan "beşiğinde" yok etti. Yine on binlerce insan "sağcı-milliyetçi şapkası" ile hapse atıldı. Kurşuna dizildiler.

8. Komüna Kurma Hareketi (1959-1960)

Toprakları kooperatifleştirme merhalesinin sonunda, Çin Komünist Partisi bütün Çin'de "komünalaştırma hareketi" adı altında bir hareket yürüttü. Çin komünistlerince, "cennet" denilen bu "komüna" döneminde bütün insanlar aç bırakıldı. Çin kendini büyük, cömert devlet olarak gösterip, Arnavutluk, Vietnam, Laos, Kamboçya, Kuzey Kore, Küba, Tanzanya, gibi ülkelere tahıl yardımı yaptı. Halk kemer sıkmaya zorlandı. Bir nüfusa ayda 15 kilo tahıl, 100 gram yağ, 200 gram şeker verildi. Bir nüfusa yılda 10 metre kumaş satıp verilirdi. Pazarlarda bütün yemeklik maddeleri kontrol altında, her şey kuponlu, bütün cemiyet kuyruktaydı. Bu dönemde Doğu Türkistan'ın çoğu ilçesi, köylerinde insanlar açlıktan ölmeye başlamıştı. Örnek olarak Doğu Türkistan'ın en zengin ilçesi olan "Bay ilçesinde" 20 000'den fazla insan açlıktan kırıldı. Hükümet depolarında dolu dolu tahıllar varken, aç insanlara kendi elleriyle, kendi emekleriyle yetiştirdiği ürünler verilmedi. İnsan başka zulüm-işkencelere tahammül edebilir, ama "mide işkencesine" tahammül edemez. Bu dönem hapishanelerinde, kamplarında bir çok mahkum açlıktan öldü. Örneğin, Korla Savhu , Sayar Tarım , Maralbaşı Karakılçın, Altay Kaba , Sancı Şya bahu, Urumçi Bacyahu ve Dong gobi kamplarında on binlerce mahpus açlıktan ölmüştü.

Bu dönemdeki köylerde komünalarda kolektif yemekhaneler tesis kılınıp, hususî evlerde kazan kaynatıp, yemek yapmak men'î edilmişti. Bütün köylüler karavanaya bağlanmıştı; bütün çiftçi ve ahali boğazından ilinmişti, yarı aç kalmaya mecbur edildi. Köyler ve mahallelerde "baca casusları" koyulup, kimin evinin bacasından duman çıksa, o evin yemek malzemeleri müsadere kılınıp, sahipleri cezalandırılırdı.

9. Çelik Üretme Hareketi (1960-1961)


Rus-Çin münasebetleri bozulduktan sonra, Rusya'dan gelen zanaat mallan ve demir-çelik mamulleri kesilmişti. Buna çok kızan Mao ze dung efendi bütün Çin topraklarında bir "çelik üretme hareketi" başlatmıştı. Zanaatta 15 yıl sonunda İngiltere'yi, 30 yıl sonra da Amerika'yı geride bırakma şiarını ortaya atmıştı. Bu yıllarda günde 20 saat emek, 4 saat uyku programı uygulanırdı. Soğuk kışlarda yüz milyonlarca insan çelik üretme seferberliğine zorlandı. Hastalanan, ölen insanların sayısı bilinmiyordu. Bu eza ve cefaya dayanamayan bazı insanlar suç işleyerek hapse girdiler. Hapsi bu hayata tercih etmişlerdi. Bir iki sene süren bu harekette kömür olmayan bölgelerdeki bütün meyve ağaçları kesilerek, çelik üretiminde kullanıldı. Doğu Türkistan bir nice yıl meyve yokluğu çekti.

10. Medeniyet inkılabı (1966 - 1976)

Bu inkılabı Uygur Türkleri "vahşet inkılabı, 'meynet (pis) inkılabı" derler. Sözde bu medeniyet inkılabında Çin'de ve Doğu Türkistan'da tarihte hiç görülmemiş olaylar baş gösterdi:

A. Hükümet başkanları, bakanlar, valiler, kaymakamlar, idareciler, okul müdürleri, alimler, her milletten aydınlar. . . , burjuva unsurları, 'pis aydınlar' denilerek, yüzleri siyah boyalı bir şekilde şehir caddelerinde teşhir edilerek, elleri-kolları bağlı vuruldu, dövüldü, işkenceler yapıldı, bazıları linç edilerek öldürüldü.

B. Din alimleri görevden alınarak, çöllerdeki köylere sürgün edildi; hor işlerde kullanıldı, mesela domuz bakıcılığı yaptırıldı.

C. Camiler, medreseler, türbeler yıkıldı, harap ve virane bir şekle sokuldu. Yerlerine işletmeler, depolar, at haraları, ...., yapıldı.

D. Erkeklerin sakalları, kadınların saçları kesildi.

E.
Ceket burjuva, 'batı elbisesi' diye men'î edildi.

F. Millî musikiler men edilerek aletleri kırılıpdökülerek, yakılıp yok edildi. Millî şarkılar yasaklanırken, yerlerine Çin'in "inkılabî şiirleri" ve şarkılarını okuma zorunluluğu getirildi.

G. Uygur Türk ıstılahları yavaş yavaş çıkarılıp, Çin ıstılahları kullandırıldı. Örneğin, chung chung yang cheng chi chu yu nün hou bu wei yuan'ı (bu cümlenin içinde "nın" ile "i" eki Türkçe'dir) kullanıldı. . H. Mao ze dung üzündeleri mecburi ezberletildi. Ayetmiş, hadismiş gibi okutuldu.

I. Aydınlara, alimlere "pis aydınlar" denildi.

Kültür ihtilali yürütülen bu on yıllık dönemde fikrî, siyasî bloklar kurulup, silahlı çatışmalarda çok gençler öldürüldü. Bu inkılap gerçek anlamıyla bir "vahşet inkılabı" olmuştu.

11. Manevî Kirlenmeye Karşı Durma Hareketi (1983)

Çin'de Den şyao ping iktidara geldikten sonra (1997) gözle görülür bir serbestlik ve "demokrasi" oldu. Doğu Türkistan'da basın biraz gelişti, milliyetçilik, Türkçülük, "Türkçecilik" yeniden kendini gösterdi. Çin'de burjuvaca kültür gelişmesini engelleme hareketi olurken, Doğu Türkistan'da milliyetçilik, Türkçülük ve Türkçecilik hareketlerine karşı hareket yürütülmeye başlandı.

1983 yılı hükümetin bir numaralı hücceti beni tekşirme hücceti olarak çıkmıştı. Üniversitede beni ortaya alıp güreş kıldılar. Beni itirafa zorladılar, itiraf etmedim. Kendimi hapishaneye hazır görmüştüm, sonra o hareket de durdu. Sonuçta neticesiz kaldı.

12. Öğrenciler Hareketi (1989-1990)


Doğu Türkistan tarihinde 1989-1990 yıllarında ilk öğrenci hareketleri başladı. Doğu Türkistan üniversitesi öğrencilerinin önderliğinde bütün Doğu Türkistan öğrencileri sokağa döküldü. Hakimiyete, atom denemelerine, demokratik olmayan secime, kürtaja karşı ve özgürlük talep eden sloganlarla gösteri yaptılar. Gösteriden sonra bütün Türk öğrenciler cezalandırıldı ve işkence gördü.

13. Barın'ın İnkılabı (1989)

Köylerde çiftçilere olan türlü baskı, ağır vergi ve emek, kürtaj, işkenceler yüzünden Kaşgar vilayetine bağlı Aktu ilçesinin "Barın Köyü"nde Zeyniddin liderliğinde bir ihtilal oldu. Çinliler buraya 4-5 bin kadar asker gönderip ihtilali bastırdı. Zeyniddin ve arkadaşları kahramanca savaşarak şehit oldular. Çin ordusu 20. asırda da Barın köyünde yaşlı çocuk demeden katliam yaptı, bu köyün insanlarını tamamen kurşuna dizdi.

14-İli Olayı (1996)

İli'de bir türküm [bölüm] Uygur Türk kadınları bir camiye toplanıp, ibadet yapılan vakitte polisler müdahale etti. Hanımlar karşı çıktıkları için tutuklandılar; evdeki eşleri-çocukları gelip sorduklarında onları da tutukladılar ve öldürdüler.

Türkistan halkı Çinliler'in zulüm-işkencelerine her gün, her saatte maruz kalmaktadırlar. Doğu Türkistan'ın her vilayetinde, ilçesinde, köyünde olaysız gün geçmez. Doğu Türkistan'da olay demek -tutuklanma, cezalandırılma, işkenceye maruz kalma, ölüme mahkum edilme demektir. Uygur Türkleri vatan aşkına, istiklal yolunda aziz canlarını seve seve feda etmektedirler.

Doğu Türkistan hapishanelerinde uygulanan ceza ve işkence türleri:


1. Tırnak altına iğne batırma,

2. Erkek mahkumların cinsel organına çubuk sokma,

3. Mahpusları ağaç kazığa oturtma,

4. Sol elini masaya [metal çiviyle] çakıp, sağ eliyle itirafname yazdırma,

5. Çemberle kafatasını sıkıştırma,

6. "Gang'za"ya bastırma,

7. Buruna biber suyu akıtma,

8. Çıplak bedene kızdırılmış yağ saçma,

9. Aşık kemiği ezme,

10. Asil tendonunun kesilmesi,

11. Mahpusların ayak bileklerine (yıllarca) 10 kg ağırlığında pranga takma cezası.

12. Mahpusların ellerine kelepçe takma cezası. Bu cezalarda üç çeşit kelepçe
takılır:

a. Eller önde,
b. Eller arkada,
c. Bir el omuz üstünden, bir el omuz altından alınarak çapraz bir durumda bağlanma,

13. Su gölçekineçılaş (boğazına kadar soğuk suya sokma),

14. "Buz koğuşuna" koyup dondurma,

15. Sopalama,

16. Telle kaplanmış kamçılarla çıplak bedeni kırbaçlama,

17. Çivi çakılmış tahta [düzlem] üzerinde durdurma,

18. Küçük kömür ve cam parçaları üzerinde dizlendirme,

19. Boyu eni bir buçuk metre koğuşlara hapsetme cezası.

20. Aç bırakma cezası.

21.
Sert emek cezası.

22. Birinci bağlak cezası.

23. Asmak işkencesi. Üç çeşittir:

a. Eller yukarıda asılmak;
b. Eller arkadan bağlayarak asılmak (Filistin askısı)
c. Baş aşağı asılmak

24.Halk önünde sorgulama, ''Küreş kılmak". Binlerce insan önünde "küreş" kılınır, özeleştiri yapmaya zorlamak; bazen de aşağılık bir şekilde dövülmek.

25. Emek işkencesi: Kamplarda (yazın) 12 saat çalıştırılır. Bundan başka kişi başına 1000 kg gübre, 1000 kg yem-haşek(saman, ot), 500 kg iğde, 500 kg buya yıltizi toplama cezası verilir. Bütün bunlar iş vaktinin dışında yapılması zorunlu emeklerdir.

26. Uykusuz bırakarak, sorgulama işkencesi.

27. Gündüzleri koğuşlarda istirahat ettirmeden suçunu düşünmeye zorlama işkencesi.

28. Hastayı tedavi etmeme cezası.

29. Amburla [kerpeten] tırnak çekme işkencesi.

30. Kışları koğuşa sıcak hava vermeme cezası.

Benim 31 yıllık zindan hayatımda gördüğüm, işittiğim ceza-işkence türleri yukarıdakilerden ibarettir.

Şahsen ben kendim, çemberle kafatası sıkıştırma, "gan'za" işkencesi, kelepçe cezaları, birinci bağlak, "küreş" kılma işkencelerine maruz kaldım.

Bu işkencelere maruz kalanlar içinde sakat kalanlar, ölenlerin sayısı pek çoktur.

Sonsöz


Bu gün insan hakları, demokrasi, istiklal için mücadele vermekte olan Doğu Türkistanlılar, Çinlilerce "terörist" adlandırılarak, hapishanelere atılıp, insanlık dışı, vahşiyane, Orta Çağ işkencelerine maruz bırakılmaktadırlar. Bizim, Allah'tan başka hiçbir yardımcımız yoktur. Bize ne İsi,m devletlerindin ne de soydaşlarımızdan bir yardım gelmemektedir. Aksine dindaş, ırkdaş, kardeş dediklerimiz bize sırtlarını çevirdiler; bizi sattılar. Ama bu olanlar içinde Doğu Türkistan hiç de ümitsiz değildir. İnşallah Çin'inde parçalanacağı gün yakındır, gelecektir.
avatar
GökBörü
.::Tengri::.


.::Tengri::.





Yaş Yaş : 36
Cinsiyet Cinsiyet : Erkek
Nerden Nerden : Azerbaycan
Lakap Lakap : kaan
Doğum Tarihi Doğum Tarihi : 13/09/80
 Atsız´ın hangi kitaplarını okudunuz? Atsız´ın hangi kitaplarını okudunuz? : Türk Ülküsü
İletiler: İletiler: : 1035
Üyelik Tarihi Üyelik Tarihi : 16/06/11




Kullanıcı profilini gör http://ilteris.forum.st/

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

kızgın Geri: Doğu Türkistan...Zulüm ve Soykırım!!!

Mesaj tarafından GökBörü Bir Cuma 17 Haz. 2011 - 9:54

[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]





[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]




ESARET ALTINDAKİ TÜRK İSLAM ÜLKESİ


Dehşetin İçinden
Çinliler Tarafından Bir Uygur Türküne Yapılan İşkence



[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]
[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]
[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]
[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]
[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]
[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]

Gulca Katliami ( 5 Subat 1997)

Soğuk bir kış gecesiydi.Azatlık adına ne varsa Atayurdun bünyesinde doğada yankılanmaktaydı.Belli ki gece tüm kutluluğu ile her yana Hakkı fısıldıyor ve haklılığı haykırıyordu. Karla karışık yağan yağmur gecenin soğukluğunun zıddına yüreği manevi ateş ile kaplı insanların sıcaklığını bırakın soğutmayı, azaltmaya bile yetmiyordu. Kazakistan sınırındaki Doğu Türkistan’da İliderya vadisinde kurulu Gülca’daki Müslüman Türkler tarafından o an için her şey yolunda gidiyordu.

Müslümanların yaşadığı her Türk beldesinde olduğu gibi, Orta Asya Türk Cumhuriyetlerine açılan önemli ticaret merkezi konumundaki Gülca şehrinde de Müslüman Türkler için İslamiyet’in en önemli günlerinden biri eda edilmekteydi. Bir kandil gecesiydi ki, bu kandil apayrı bir önemi olan kandildi. Nitekim, bu gece Kuran-ı Kerim’in, indirilmeye başlandığı ‘Kadir Gecesi’ idi. Gülca’daki Müslüman Türkler, gecenin özelliğine yakışır bir şekilde hazırlıklar yapmaktaydılar.

Bu hazırlık çabasında olan isimlerden biri de “Nur Ahmet Tigin” di. Nur Ahmet Tigin, abdestini almış yatsı namazını eda etmiş ve biraz dinlendikten sonra nafile namazlar kılmaya başlamış bu arada da yer yer Kuran-ı Kerim okumaya başlamıştı. Ama o gecenin daha sıra dışı geçmesi için çeşitli hazırlıklar yapıyor; komşularına oğluyla haber yolluyor, onlarla bir araya gelip, sohbet etmek için can atıyordu.

Böylesine muhteşem geceyi soydaşlarıyla ve dindaşlarıyla geçirmek istiyordu. O ara ağabeyi Hasan, eşi ve çocuklarıyla içeri girdi. Nur Ahmet’in eşinin bayanların ibadet yapmak üzere toplandığı bir eve gittiğini öğrenince o da kızıyla oraya gitmek istedi. Nur Ahmet onları bayanların toplandığı eve götürmesi için oğlu Kasım’ı çağırdı.

Kasım yengelerini alıp, annesinin bulunduğu eve doğru dışarıya çıktı. Hava oldukça soğuk ve yağışlıydı. Toplanılan eve yaklaşan Kasım evin olduğu caddede ilerlerken 4–5 el silah sesi duydu. Daha sonra yoluna devam eden Kasım, bayanların toplandığı evin önünde Çin polisinin ve polis araçlarının olduğunu görünce yengesini ve amcasının kızını orada güvenli bir yerde bekletip, neler olduğunu öğrenmek üzere binanın önüne doğru ilerlemeye başladı.

Araçların yanına gelmişti ki toplanılan evden zorla çıkarılan kadınların olduğunu gördü. Bunun üzerine hemen yengelerinin yanına dönüp, olanları babasına ve amcalarına anlatmaları için onları yolladı. Yeniden olay yerine dönen Kasım hiç biri suçu olmayan bayanların kiminin çığlıklar atıp polisle gitmemek için direndiğini kiminin de çaresiz hıçkırıklar içinde polis aracına bindirildiğini gördü. O ara çığlık atanlardan birinin polis aracına zorla bindirilmek istenen annesini olduğunu görünce bağıra çağıra hemen oraya doğru yönelen Kasım’ı bir polis engellemeye çalıştı ama Kasım o polisi aşıp annesinin bindirilmek üzere olduğu araca tam yakınlaşmıştı ki bir polis onu ayak darbeleriyle yere düşürdü. Kendisi gibi orada olan birkaç Uygur gencinin yardımına yetişmesi Kasım’ın çamurlar içinde tekmeler yemesine engel olamadı.

Ağzı burnu kan içinde kalan Kasımla birlikte diğer gençlerde Çin polislerinden nasibini almıştı. O arada bütün bayanlar araçlara bindirilmiş ve polis merkezine götürülmeye başlanmıştı. Polisler kan içinde kalan Kasım ı ve çaresizlik içindeki diğer gençleri orada bırakıp ayrıldılar.

Bu arada tek tek Ahmet Tigin’in akrabaları ve arkadaşları olan bitenlerden habersiz, erkeklerin geceyi eda etmek için toplandığı bu eve gelmeye başlamıştı bile.

Herkes birbirinin kandilini kutluyor ve birbirine ikramlarda bulunuyordu. Bulundukları ortamda bir bayram havası vardı. Manevi soluklu bu havadan etkilenen insanlar o an dışarıda neler olduğundan habersiz ibadetlerine başlamışlardı ki o ara kapı hızlıca çalınmaya başlandı.

Merakla kapıya yönelen ev sahibi Nur Ahmet daha kapıyı açmadan gelenin oğlu Kasım olduğunu sanmıştı ama kapıyı açınca yanıldığını fark etti ve gelenlerin az önce Kasımla yolladığı yeğeni ve yengesi olduğunu görünce onların yüzündeki endişe belirtilerinden az da olsa tedirgin oldu.

Bu arada hıçkırıklar içinde kalan eşinin sesini duyan Nurahmet’in ağabeyi de kapıya gelmiş ve telaşla eşine neler olduğunu sormuştu.Kadın anlatmaya başladıkça içeride namaz kılanların dışındaki herkes tek tek kapıya yönelmeye başladı.Bu arada hemen dışarı çıkmaya başladılar. Kadınların toplandığı binanın önüne geldiklerinde ortalık ana baba günü gibiydi. O ara Nurahmet, oğlu Kasım’ı yerde yarı baygın halde gördü etrafında birkaç genç onunla ilgileniyor yaralarını sarıyordu.

Nurahmet oğlunun yanına yaklaştığında oğlu onların hemen polis merkezine gitmesini söyledi. Polislerin annesiyle birlikte bütün kadınları aldıklarını söylediğinde de gözlerinden inen yaşlara hâkim olamayan babası Nur Ahmet’i gören Kasım hıçkırıklara boğuldu. Küçük kardeşi Ömercan’ı Kasımla ilgilenmesi için orada gençlerin yanında bırakan Nurahmet ağabeyi ile birlikte polis merkezine doğru yol almaya başladı ki bu ara büyük bir kalabalığın da kendileriyle gelmeye başladıklarını fark ettiler.

Polis merkezi önüne geldiklerinde şehrin dört bir yanından insanların oraya akın ettiğine şahit oldular ki, hepsinin içinde öfke vardı. Nurahmet hemen kapıya yöneldi. Ancak olası bir ayaklanmaya karşı kapının kapatıldığını anlayınca kapıya vurmaya başladı. Bilinçsizce bağırmaya başlayan Nurahmet’i abisi biraz sakinleştirmeye çalıştı.Abisi aklından o kadar da kötü şeyler geçirmiyordu.Sonra bekleyişe koyuldular.bu arada Kasım’ı eve bırakan Ömercan da dönmüştü.Tam bu sırada içeriden otomatik silah sesleri geldi.Bunun üzerine nihayet kapı açıldı açılmasına ama o ara hengame koptu.Çünkü 3-4 Çin polisi bedeni kurşunla doldurulmuş iki tane Türk kadını kapıya bırakıp geri içeri dönmeye çalıştı ki o ara Ömercan ve beraberindeki on onbeş kişi o polislerin elindeki silahlara aldırmadan saldırmaya başladı.O ara içeriden otomatik silahlarla 4-5 Çin Polisi daha dışarıya çıkmayı başardı.

Ne olduysa o an oldu. Orada toplanan silahsız insanlara yaylım ateşi açan bu polisler özellikle baş sırada bulunan Ömercan ve yanındakilerin can vermesine neden oldular. Bu durumu gören Nurahmed ve ağabeyi tekbirlerle daha da büyük bir hiddete kapılıp etrafındaki insanların da desteği ile o polislerin elindeki silahı kapmayı başardı. Ancak bu arada onlarca Türk insanı şehit edildi.

Olaylar bu şekilde devam ederken ertesi gün Doğu Türkistan’ın birçok şehrinden gelen Uygur Türkleri büyük bir İstiklal Hareketi başlattı. Çin güçleri tarafından resmen tahrik edilmiş olunan Doğu Türkistanlıların tepkisi gitgide büyümüş ve kısa zamanda Doğu Türkistan’ın 80 ayrı bölgesinde Çinli işgalcilere karşı bir özgürlük savaşı başlatılmıştır.

Bu durumdan giderek kaygı ve korkuya kapılan işgalci Çin hükûmeti Çin’den Doğu Türkistan’a takviye askerî güçler getirmek zorunda kalmıştır. Çinliler, Doğu Türkistan halkına karşı tank ve benzeri ağır silahlarda kullanmışlardır. Çinli cellâtlar tarafından katledilen insanlar arasında çocuklar, yaşlılar, kadınlar büyük çoğunluktaydı. Yüzlerce, hatta binlerce Doğu Türkistanlı hunharca şehit edilmiş evler, yerleşim bölgeleri tanklarla yıkılmış yerle bir edilmiş, Doğu Türkistanlılar için artık silahsız olmanın hiçbir ehemmiyeti kalmamıştı.

Ellerine geçirebildikleri ilkel silahlarla ve çeşitli yollarla rüşvet yahut tehditle Çin güçlerinden elde ettikleri silahlarla haftalarca çatışmalar devam etti. Bu çatışmalar o günlerde, Türkiye ve dünya basınında geniş bir şekilde ye almasına rağmen, dünya kamuoyu tarafından işgalci Çin hükûmetine resmî yollarla bir tepki, bir kınama söz konusu olmamıştır. Elbette ki; Bağımsızlığa teşne durumdaki Doğu Türkistan halkı sözde hür olduklarını zanneden dünya devletleri tarafından yalnız bırakılsalar bile kalplerindeki özgür olma duygusunu asla köreltmeyecekti.

Kendi kaderi ile baş başa bırakılan Doğu Türkistan halkı millî mücadelesini yok denecek imkânlarla günümüze kadar sürdüre gelmektedir. Sürdürmeye de devam edecektir. Bir milletin bağımsızlığının yalnızca başka devletlerin yardımlarına muhtaç olarak ayakta durmayacağı da bilinen bir gerçektir. Bunun bilincinde olan kahraman Doğu Türkistan halkı sayısız şehitler vermek pahasına yarım asırdır millî mücadelesini dünyanın en fazla nüfusuna sahip en vahşi ordularını besleyen ve dünyada silah yatırımı en fazla olan Çin gibi bir emperyalist devlete karşı devam ettirmektedir.

Bir gün mutlaka bağımsız olacaklarına olan inançlarını kalplerinden bir gün olsun çıkartmayan Doğu Türkistanlıların sahip olduğu dinî, millî, kültürel ve ırkî yönden mukavemet göstermesi Çin hükûmetini her geçen gün daha fazla tedirgin etmekte ve bu sebeple de ellerine geçirdikleri her fırsatta yüzlerce, binlerce Müslüman Türk’ü çeşitli bahanelerle katletmektedirler. 5 Şubat 1997 Gulca olaylarının kanlı bir şekilde bastırılmasından sonra Habibullah , Abdusattar (Gulca) ve Nuriddin (Aksu Shayar) nahiyesinden 3 Uygur genci Kazakistan’a sığınmışlardır.

Bu ayaklanmalarda bizzat bulunan bu insanlar büyük bir mücadeleye imza atanlar arasındaydı. Bu gençlerden biri de NurAhmed’in oğlu Kasım’dı.Kasım Kazakistan’da akrabalarıyla iletişim kurmuş ve özellikle Yusuf Yabgu Tiginle görüşmeye başlamıştı.Kazakistan’ın Almata şehrinde yaşayan kendileri gibi Uygur Türk’ü olan bayanlarla evlenerek ikamet imkanı elde eden Kasım ve iki arkadaşları bu ülkede bir nebzecik de olsa rahatı bulmuştu ki Çin hükümetinin baskısı sonucunda Kazakistan hükümetince iade edilmeleri isteğini takiben Kasım’ın ailesiyle birlikte 3 aile can güvenliklerinin olmadığı gerekçesiyle 1998 yılında Pakistan’a sığındılar, bu ülkede 1998 -2005 yılına kadar çeşitli vilayetlerde sığınmacı olarak yaşadılar.

Bu 3 aile 1998 yılından itibaren BM teşkilatının Pakistan Mülteciler idaresi ve batı devletlerinin elçiliklerine siyasi iltica talebinde bulunduysalar da 7 yıl boyunca isteklerine cevap gelmedi. En son ise, 2004 yılında bu 3 aile Pakistan’ın Weziristan vilayeti Miranshang ilçesine yerleşmişlerdir.2004 yılının sonbahar aylarında bu vilayette yaşama imkanlarının olmadıklarını anlayınca tekrar başka bir yere göç kararı almışlardı. 2005 yılı Temmuz ayı içerisinde adı geçen bu 3 aile 23 kişilik bir kafile ile yeni bir güvenli yer aramak maksadıyla tekrar yola çıktılar.

Aralarında 60 yaşlarında bir yaşlı bayan ve 70 yaşını geçmiş bir bayan da vardı.5 erkek 6 bayan,6 aylık bir bebek ve 15 yaşını henüz bitirmiş 6 kız 5 erkek çocuk’ tan oluşan kafilede Gülca olaylarından dolayı aranan fertlerinden dolayı il il dolaşan 3 aile vardı. Bu 3 aile, Pakistan’ın Mirashan vilayetinden yeni bir umut için yola çıkmışlardı.

Mirashan - Veziristan kara yolunda bilinmeyen bir sebeple Pakistan güvenlik güçlerince durduruldu. Yolda niçin durdurulduğunu sormak için güvenlik güçlerinden bilgi almak isterlerken yaşları 60 ve 70 civarında olan bayanlar güvenlik güçlerince hakaret ve dipçik darbesi ile tartaklandı. Bu olaylara seyirci kalamayan aile fertlerinin araya girmesi ile olay büyümüş Pakistan güvenlik güçleri olayı yatıştıracağına bu 3 ailenin üzerine ateş açmışlar, en son kullandıkları araca roket atarak aile fertlerinden kimsenin sağ kurtulmasını istememişler ve aile fertlerinin hepsinin can vermesine sebep olmuşlardır.

Olay yerine gelen halk feci tablo karşısında şaşırmış bu masum ailelerin vahşice katledilme olayına seyirci kalmayarak yerel halk güvenlik güçlerine saldırmışlardır.
Bu olay sonrası Pakistan yönetiminden üst düzey bir yetkili halktan özür dileyerek olayın yanlış bir anlama sonucu meydana geldiğini söylemiştir. Hükümet yetkilileri ölen 23 kişinin cesedini toplayarak bilinmeyen bir yerde defin işlemini gerçekleştirmiştir.

Pakistan hükümetinin Çin devleti ile olan suçluları iadesi anlaşması gereği her yıl yüzlerce Doğu Türkistanlı Uygur suçlu veya suçsuz olsun Çin’e iade edilmekte veya böyle vahşice kendi dindaşları tarafından katledilmektedir. Bu gibi olaylar uluslar arası Af Örgütünün yıllık raporlarında belirtilmektedi
avatar
GökBörü
.::Tengri::.


.::Tengri::.





Yaş Yaş : 36
Cinsiyet Cinsiyet : Erkek
Nerden Nerden : Azerbaycan
Lakap Lakap : kaan
Doğum Tarihi Doğum Tarihi : 13/09/80
 Atsız´ın hangi kitaplarını okudunuz? Atsız´ın hangi kitaplarını okudunuz? : Türk Ülküsü
İletiler: İletiler: : 1035
Üyelik Tarihi Üyelik Tarihi : 16/06/11




Kullanıcı profilini gör http://ilteris.forum.st/

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

kızgın Geri: Doğu Türkistan...Zulüm ve Soykırım!!!

Mesaj tarafından GökBörü Bir Cuma 17 Haz. 2011 - 9:54

ETIC’in Beyanatı:
Guang Dong da ki Uygur-Çinli Çatışmasının Baş Sorumlusu Çin Hâkimiyetidir




[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]


Çin İnternet sitelerinin verdikleri haberlere göre, 26.06.2009 günü Çin’deki Guang Dong eyaletinin Şao Güan şehrindeki bir oyuncak fabrikasında, Çinli işçilerle Doğu Türkistan’dan bu fabrikaya zorbalıkla getirilen Uygur işçiler arasında geniş çapı kanlı çatışmalar meydana geldi.

Her ne kadar söz konusu çatışmada şimdiye kadar ölen ya da yaralananların gerçek sayısı hakkında kesin bir rakam bulunmuyorsa da, Şao Güan yerel hükümetinin durum hakkındaki raporunda belirtildiğine göre, toplam olarak 4 saat boyunca devam eden bu olaylarda 120 kişi yaralanmıştır. Bu yaralılardan 81 kişisi Uygur, geriye kalan 39 kişi ise Çinlidir. Bu olayda 2 Uygur’da hayatını kaybetmiştir.

Fakat dış ülkelerdeki bazı haber vasıtalarında belirtildiğine göre, olayda ölenlerin sayısı 18 kişi olup, bunların 12 kişisi Uygur, 6 kişi de Çinlidir. Bazı haberlerden anlaşıldığına göre çatışmayı önce Çinli işçiler başlatmış ve fabrikadaki Çinli işçilerden 200- 300 kişi kadarı ellerinde sopalarla Uygur işçilerin yatak binasına saldırmışlardır. Uygur işçiler de kendilerini korumak için sopalarla karşılık vermişlerdir.

Çin internet sitelerindeki haberlerden anlaşıldığına göre, çatışmanın başladığı ilk saatlerde fabrikanın güvenlik görevlileri ve polisler olaya müdahale etmeyip seyirci kalmışlardır. Birkaç kardeşinin Çinli işçiler tarafından dövülerek öldürüldüğünü gören Uygur işçiler, kendilerini müdafaa etmek için karşı saldırıya geçer geçmez polisler çatışmaya müdahale etmişlerir.

Olaydan sonra polis birimleri fabrikadaki 600 Uygur işçiyi başka yerlere nakletmişlerdir. Temizlik işçileri olay mahallindeki kan izlerini 2 saatlik bir sürede temizlemişlerdir.

Olay sonrasında merkezi hükümetin emniyet ve toplum güvenliği işleri sorumluları Cu Yungkang, Ming Jiyen ju gibi kişiler yerel hükümeti yönlendirerek, olayın yayılmasının önlenmesi için tedbir alınmasını istemişlerdir.

Bize göre bu olay kesinlikle tesadüfen ortaya çıkmamıştır. Onun belgeli siyasi arka görünüşü bulunmaktadır. Bu, Çin hâkimiyetinin Doğu Türkistan’da 2003 yılından bu yana yürütmekte olduğu “İşgücü fazlasını başka memleketlere yönlendirme” maskesi altında zoraki olarak yurtlarından kopartılarak Çin’in içeri eyaletlerine çalışmaya gönderilen Uygurların isyan ve feryatlarıdır!

Bu çatışmaların ortaya çıkmasının baş sorulusu ise, Uygur gençlerini(erkek ve kız) içeri eyaletlerdeki Çinli patronlara köle olarak teslim eden ve onları ağır derecede aşağılanmalara ve sömürülere mahkûm eden Çin hâkimiyetinin ta kendisidir..!

Çin hâkimiyeti Uygur halkının gelecekteki istikbali sayılan gençleri çok büyük bir Çin girdabı içerisinde asimile ederek yok etmek maksadıyla 2003 yılından itibaren sözde “İşgücü fazlasını başka memleketlere çalışmaya yönlendirmek” maskesi altında Uygur kız ve erkeklerini Çin’in içeri bölgelerine büyük çaplı olarak göndere gelmekteydiler.

Uluslar arası insan hakları teşkilatları Çin hâkimiyetinin Uygur kız ve erkeklerini içeri eyaletlere mecburi olarak çalışmaya gönderme politikasını ise, Uygurlara yöneltilen ırki temizlik hareketinin mühim bir parçası olarak görüp, Çin hâkimiyetini bu tür gayri insani eylemlerden vazgeçmeye çağıra gelmektedir.

Fakat Çin hâkimiyeti uluslar arası toplumun bu kadar kınamasına ve Uygurların çok büyük tepkilerini bile dikkate almaksızın, içeri eyaletlere sürgün edilmekte olan Uygur kızlarının sayılarını her geçen gün daha da arttırmaktadır.

Merkezimizin edindiği malumatlara göre günümüzde Çin’in içeri eyaletlerinde mecburi olarak çalıştırılmakta olan Uygur kız ve erkeklerinin sayıları tahmini olarak 500 binin üzerindedir. Çin basınında bu konuda yayımlanan bazı malumatlar da onların bu tahminlerinin temelde doğru olduğunu, hatta gerçek sayının bunun da üzerinde olduğunu ispatlamaktadır.

Uygurları Çin’in içeri eyaletlerine sürgün etme hareketi Çin merkezi hükümeti tarafından doğrudan başlatılmıştı. 2003 yılının Mart ayında Pekin’de yapılan Çin komünist partisinin 16. dönem temsilciler kurultayından sonra Çin hâkimiyeti Doğu Türkistan’da, “Güney bölgelerdeki işgücü fazlasını başka memleketlere giderek çalışmaya yönlendirme hizmetini 10. beş yıllık plânın önemli muhtevası haline getirmek gerekir” şeklinde ortaya koymuştu.

Merkezin bu çağrısına istinaden 2003 yılının ortalarından itibaren Doğu Türkistan’daki her dereceden emek ve halk işleri daireleri genel seferberlik başlatarak, Uygurların yoğun olarak yerleşik bulundukları Kaşgar, Artuş ve Hoten bölgelerindeki Uygur çiftçilerini, özellikle de Uygur kız ve erkeklerini Çin’in içeri eyaletlerine zorbalıkla nakletmektedir.

Çin’in önderlerinden Hu Jintao, Ju Rong Ji, Wen Jibao gibiler de bu dönemlerde Doğu Türkistan’ı ziyaret ettiklerinde şu anda çok sıkı bir şekilde yürütülmekte olan sözde “İşgücü fazlasını başka memleketlere yönlendirme” politikasını överek göklere çıkartmışlardı. Yine ayrıca “otonom bölge” deki her kademeden parti ve hükümet dairelerinden bu hizmeti devamlı şekilde ve derinlemesine yaygınlaştırılmasını istemişlerdi.

Bu politikanın sürdürülmeye başlanıldığı 2003 yılından beri Uygur çiftçilerinin geçiminde iyileşme bir yana, tam tersine bu politika sebebiyle milyonlarca Uygur çiftçileri yurtlarından, arazi ve topraklarından ayrılarak darmadağın oldular.

Çin hâkimiyeti bir taraftan güney bölgelerdeki Uygur çiftçilerini Çin’in içeri bölgelerine zoraki olarak nakletmeyi sürdürürken, diğer yandan da onlardan boşalan bölgelere içeri eyaletlerden gelen- getirilen Çinli göçmenleri ve Bing’li Çinlileri yerleştirmeye başladılar. Hal böyleyken bu Uygur kız ve erkekleri içeri eyaletlerde nasıl bir siyasi ve içtimai ortamda yaşamaktadırlar?

Tıpkı dış ülke medyasında ve hatta dış ülkelerdeki demokratik Çin medyasında çok defa haber yapıldığı gibi, Bugün Çin’in içeri eyaletlerinde Uygurları ırki cihetten aşağılama ve horlamalar en üst seviyelere çıkartılmış bulunuyor. Çin’in bütün eyaletleri ve şehirleri Doğu Türkistan’dan gelen Uygurlara otellerde yatak, kiralık ev ya da dükkân vermemeyi, onları istedikleri gibi dövmeyi, yitip-kakmayı, hiçbir yasal dayanağı olmadan onların mal-mülklerini müsadere etmeyi ve hatta diledikleri gibi tutuklayıp hapsederek işkence yapmayı alışkanlık haline getirmişlerdi.

Çin’in içeri eyaletlerinde normal Çin vatandaşları da bir Uygur gördüklerinde ona kin ve nefretle bakmaktadırlar. Polisler bir Uygur’a rastladıklarında durduk yere üst araması yaparak sorular sormaktadırlar. Bir dükkâna veya Pazara bir Uygur girecek olsa bütün Çinliler ona tıpkı bir hırsıza bakar gibi şüphe ile bakmaktadırlar. Hatta dükkân görevlileri mikrofondan “dükkânımıza Sinkianglı girdi ceplerinize dikkat edin” diyerek açıktan açığa bağırmaktadırlar. Taksiciler ve Otobüs şoförleri Uygur yolcuları almayı reddeder hale geldiler…

Bunlar ırki ayrımcılığın tipik ifadeleri olup, böyle bir durumun şekillenmesine tamamen Çin hâkimiyetinin Uygurlara yönelttikleri, “ terörist, katil, hırsız, haydut, bölücü, radikal İslamcı” gibi menfi propagandaları sebep olmaktadır. Çin hâkimiyeti, “devletimize en büyük tehlike Doğu Türkistan teröristlerinden gelir” diyerek vaveyla koparmak suretiyle, “Uygurlar ise ihtiyatlı olunması gereken, gözetlenmesi gereken düşman millettir” şeklinde faşist bakış açısını Çin vatandaşlarının beyinlerine yerleştirmişti.

Demek oluyor ki, yüz binlerce Uygur kızı ve yiğitlerini bekleyen ise, Çin medyasının propaganda yaptıkları gibi “gelişmeyi yakalamış, çağdaşlaşan, azınlık milletleri bağrına basan sıcak bir ortam” değil, olsa olsa, Uygurlara olan düşmanlık ve nefret duyguları zirveye çıkmış işte böyle faşist bir ortam idi.

Üstelikte şu anda içeri eyaletlerde Uygur kızları çalışmakta olan şirket, atölye ve fabrikaların hepsi de üretim durumu oldukça kötü, iş güvenliği ve sağlık sigortası bulunmayan, ücreti düşük ve aslen fiziki güç gerektiren, bu sebeple de bulunduğu yerde işgücü bulamayan küçük çaplı şahıs atölyeleri olup, normalde çalışma kamplarından farksızdı.

Yine, bu atölyelere getirilen Uygur kızlarının özgür hareket etmesinin ve fabrika bünyesinden ayrılmalarının sıkı biçimde yasaklandığı, günde 10 küsur saat boyunca ağır işlerde fiziki olarak çalıştırıldığı, hastalanan kızların memleketine dönmesine ya da anne-babasının gelip görmesine izin verilmediği biliniyor. Çalışan kızların ücretlerinin de kendi ellerine verilmeyip, onların ait oldukları nahiye veya köy yerel idarecilerine gönderilmekte olduğu, Çoğunlukla da fabrikaların temel anlaşmalarına aykırı davranarak kızların ücretlerini tam olarak ya da zamanında vermediklerine dair şimdiye kadar merkezimizde veya dış ülke basınında çok sayıda delil haber ve makaleler yayımlana gelmektedir.

Bu kızları gözetlemek için nahiye ve köy yönetimlerinden, karakollardan, kadınlar birliği ve barış komitelerinden özel yöneticilerde ilave edilerek gönderildiği, bu görevlilerin çoğunluğunun Çinli patronlarla işbirliği yaptıkları biliniyor. Uygur kızlarını iktisadi yönden yitip-kakmak, itiraz edenlere siyasi yönden tehditlerde bulunmak gibi uygulamalarda bulunuyorlar. Onları adeta suçluları yönetir gibi sıkı biçimde gözlem altına alarak bu fabrikaları adeta ceza kampına ya da hapishaneye dönüştürdükleri de bilinmektedir.

Demek oluyor ki, Guang Dong eyaletinde meydana gelen Uygur- Çinli çatışması kesinlikle tesadüfen ortaya çıkmış olan normal bir hadise değil, olsa, olsa ağır derecede horlanmalarla karşılaşmakta olan Uygurların haklı isyanı ve protestolarından ibarettir!

Bu olayın bütün sonuçlarından komünist Çin hâkimiyeti sorumlu olup, dünya kamuoyuna hesap vermesi gerekir!


“Doğu Türkistan Enformasyon Merkezi”nin Başkanı:
Abdulcelil Karakaş
27.06.2009


Uygur Türkçesinden Türkiye Türkçesine Uyarlayan: Mehmet Emin BATUR



[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]


En son GökBörü tarafından C.tesi 2 Tem. 2011 - 7:04 tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi
avatar
GökBörü
.::Tengri::.


.::Tengri::.





Yaş Yaş : 36
Cinsiyet Cinsiyet : Erkek
Nerden Nerden : Azerbaycan
Lakap Lakap : kaan
Doğum Tarihi Doğum Tarihi : 13/09/80
 Atsız´ın hangi kitaplarını okudunuz? Atsız´ın hangi kitaplarını okudunuz? : Türk Ülküsü
İletiler: İletiler: : 1035
Üyelik Tarihi Üyelik Tarihi : 16/06/11




Kullanıcı profilini gör http://ilteris.forum.st/

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

kızgın Geri: Doğu Türkistan...Zulüm ve Soykırım!!!

Mesaj tarafından GökBörü Bir Cuma 17 Haz. 2011 - 9:55

[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]

[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]







Doğu Türkistan İle İlgili Genel Bilgiler Aşağıdaki Gibidir.



Önsöz

Günümüzde Çin Halk Cumhuriyeti'nin yönetiminde bulunan; 1.828.418 km2 yüz ölçümü ile Asya'nin merkezinde yer alan Doğu Türkistan'da, 1990 yılında yapılan ilmi bir araştırmaya göre, 26 milyona yakın özbeöz Türk yaşamaktadır.
Doğu Türkistan'ın bu tarihi ve coğrafî adı; 1876'daki Çin-Mançu istilâsindan sonra müstevlilerce, 1884'de "Yeni Toprak" anlamına gelen "Sinkiang = Sincang" olarak değiştirilmiş, ve 1949' da vuku
bulan Kızıl Çin işgalinden sonra da 1955 yılında "Sinkiang Uygur Otonom Bölgesi" adıyla bugünkü idarî statusu kazandırılmıştır.
Doğu Türkistan'ın jeopolitik ve stratejik konumu, fizikî coğrafyası, tarihi geçmişi, etnik yapısı, kültürel değerleri ve dini inançlarıyla Türk-İslâm dünyasının ayrılmaz bir parçasıdır.

Sosyal Yapıdaki Eşitsizlikler

" Üretim ve İnşaat Ordusu ", " Güvenlik Birlikleri " gibi değişik isimler altında akın akın bölgeye getirilen Çinli göçmenler, ülkenin en verimli bölgelerine yerleştirilirken yerli halk da kurak bölgelere göçe
zorlanmaktadır.
Türkler, en ağır işlerde karın tokluğuna çalıştırılırken, Çinli
göçmenlere ise özel siyasî ve ekonomik imtiyazlar verilmektedir.
Türk halkı, kırsal kesimlerde ve kenar mahallelerde alt yapıdan yoksun harabe evlerde otururlarken, Çinli göçmenlere alt yapısı tamamlanmış modern yerleşim bölgeleri inşa edilmektedir.
Sosyal yapıdaki dengesizlik her bakımdan Türk halkının aleyhine gelişmektedir.

Din ve İnançlara Getirilen Kısıtlamalar

Mao'nun ölümünden sonra uygulanan " Açık Yumuşama " politikası, Doğu Türkistan Müslümanları'na bir ölçüde dini ve milli hoşgörü içinde yaşama imkânı vermiş olmasına rağmen, bilhassa İslâm dininin yayılmasını amaçlayan her türlü faaliyete kısıtlama getirilmiştir.
Dinsizlik propagandası ise teşvik edilmektedir.

Mecburi Kürtaj ve Doğum Kontrolu

1984 yılında Kızıl Çin' de yürürlüğe giren mevcut Kürtaj yasası, daha ağır yaptırımlar ile 1988 yılında Doğu Türkistan'da uygulanmaya başlanmıştır.
Yasaya göre, Çinli'lere bir çocuk sahibi olma hakkı tanınırken, azınlıklara iki çocuk sahibi olabilme hakkı verilmiştir.
1990 yılından sonra ise iki çocuk hakkı bir ile sınırlandırılırken, ikinci çocuk sahibi olmak isteyenlere agır cezai müeyedeler uygulanmaya başlanmıstır.
İlgili birimler tarafından, ikinci çocuğa hamile olan kadınların tesbiti halinde, hamilelik safhası 8 yada 9.ncu ayında bile olsa bu durumdaki kadınlar, Polis marifetiyle evlerinden alınarak, sağlıksız ve teknik donanımdan yoksun mahalle aralarındaki köhne, sözde sağlık merkezlerinde kürtaj edilmektedirler. Bunun neticesinde de birçok Uygur kadını hayatını kaybetmektedir.
Doğu Türkistan'da uygulanmakta olan insanlık dışı bu uygulamalar
neticesinde her gün, çocuk sahibi olmak dışında herhangi bir suçları
bulunmayan yüzlerce Uygur kadını hayatını kaybetmektedir. Kürtaj
bahanesiyle yapılan soykırıma bir kaç örnek.



  • 6 Mayıs 1986 Tarihinde,Turahan Ayşem isimli Uygur Türkü 29 yaşındaki bir kadın kendisine yapılan Kürtaj sonrası kan kaybından ölmüştür.
  • Agustos 1997 tarihinde, Doğu Türkistan'nın Toksu ilçesinde yaşayan Çolpanhan isimli bir hanım hamile olduğu için Kürtaj olmaya zorlanmış, ayrıca kocasıda 3000 yuven para cezasına çarptırılmıştır. Parayı ödemeye maddi gücü olmayan hanımın kocası evden kaçarak bölgeyi terketmiş ve kadını tek başına bırakmıştır. Bilahare, zorla evinden alınan kadın Kürtaja zorlanmıştır. Bir fırsatını bularak sağlık merkezinden kaçan kadın bir mezarlığa sığınarak kendi başına doğum yapmış ve bebeğinin göbeğini dişleriyle kesmiştir. Daha sonra başka bir şahıs tarafından mezarlıktan alınarak evine götürülen Çolpanhan isimli bayan bir ihbar üzerine yeniden yakalanmış ve götürüldüğü polis merkezinde bebeği sıcak suya batırılmak suretiyle katledilmiş bu acıya dayanamayan anne de ölmüştür.
  • Yukarıda verilen örnekler, Doğu Türkistan'da katledilen binlerce anne vebebekten sadece birkaçına örnek teşkil etmektedir.
Eğitim ve Kültürel Durum


Eğitim ve kültürel alanlarda da eşitsizlik vardır.
Üniversitede okuyanlarin % 20'si Türk, % 80'ni ise Çinlidir...
Türkologların ilim adamlarının Türk tarihi, Türk kültürü konularında bağımsız çalışmalarına, eser vermelerine izin verilmemekte, kırsal yörelerde çağ dışı şartlarda öğretim yapılmaktadır.
Çinli Göçmen Yerleştirilmesi
Ülkenin demografik yapısını değiştirmek amacıyla, sistemli olarak ülkeye Çinli göçmen yerleştirilmektedir.
Doğu Türkistan'ın işgal edildiği 1949 yılında % 5 olan Çinli nüfus oranı 1996 yılı itibarîyle % 40'lara ulaşmış durumdadır.
Büyük şehirlerde bu oran % 80'leri geçmiştir.
Asimilâsyon amacıyla bölgeye yerleştirilen Çinli göçmenler toplumun güvenliğini, huzurunu bozmakta, yerel ekonomiyi ve geleneksel sanayii yok etmektedir.

Nükleer Denemeler ve Çevre Meselesi

Çin'in "nükleer merkezi" ve "atom deneme alanı'' Doğu Türkistan'in
Lobnor bölgesindedir.
1964'den bu yana 11'i yer altı olmak üzere toplam 44 nükleer deneme, yapılmıştır. Hiçbir koruyucu tedbir almaksızın yapılan
bu denemeler sonucunda resmi kayıtlara göre 210 bin insan hayatını
kaybetmiştir.
Radyoaktif yayılma sonucu; çevre kirlenmekte, tabiat ve ürünler tahrip olmakta, başta kanser olmak üzere çeşitli hastalıklara
yakalanmakta, çocuklar ise sakat doğmakta veya ölmektedir.
Radyoaktif etkilerin görülmesi üzerine Batılı ülkelerin Çin'den ithal ettikleri Doğu Türkistan menşeli ürünleri satın aıinmasını durdurmuş olmaları, radyasyon oranının yayılma derecesini gösterir önemli bir kanıttır.

Netice

Ana hatları ile dile getirdiğimiz tüm bu meselelerin uluslararası arenada ele alıp ve kamuoyu oluşturulması için Bütün Dünyanın ilgi ve desteklerine ihtiyaç vardır.
Sizlerden; yok edilmeye çalışılan soydaşlarınızın dert ve davalarını bütün imkânlarınızla; resmi, gayri resmi bütün kurum kurululara
anlatılması, medya'ya aksettirilmesi için bize yardımcı olmasını arzu ve ümit ediyoruz.
Evrensel hukuk ve insan hakları çağında Doğu Türkistan
Türkleri'nin karşı karşıya bulunduğu meselelere diyalog yoluyla çözüm getirilmesi gerektiği inancındayız.

[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]
avatar
GökBörü
.::Tengri::.


.::Tengri::.





Yaş Yaş : 36
Cinsiyet Cinsiyet : Erkek
Nerden Nerden : Azerbaycan
Lakap Lakap : kaan
Doğum Tarihi Doğum Tarihi : 13/09/80
 Atsız´ın hangi kitaplarını okudunuz? Atsız´ın hangi kitaplarını okudunuz? : Türk Ülküsü
İletiler: İletiler: : 1035
Üyelik Tarihi Üyelik Tarihi : 16/06/11




Kullanıcı profilini gör http://ilteris.forum.st/

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

kızgın Geri: Doğu Türkistan...Zulüm ve Soykırım!!!

Mesaj tarafından GökBörü Bir Cuma 17 Haz. 2011 - 9:55

DOĞU TÜRKİSTAN'DAN KAN DAMLAR,BEN ÖLÜRÜM!


Devletimizin en tepesindeki Cumhurbaşkanımızdan tutunda, milletvekillerimizin, işadamlarımızın Çin'i ziyaretinin ardından daha bir hafta geçmeden Çin devletinin salyalı, kuduruk köpekleri gözlerimizin içine baka baka ve Türk dünyası ile alay ede ede Doğu Türkistanli soydaşlarımıza yani unutulmuş ''Türk Yurdu''na karşı katliam noktasında soykırımınına bir yenisini daha ekledi...

Türkiye Cumhuriyeti'nin çok yetkili (!) kişileri şen şakrak, güle oynaya gittikleri Çin'de, katil ülkenin eğlenceli davetinde çalgılı, sözlü, çilingir sofralı kurtlarını düşman çatlatırcasına dökmelerinin ardından olan olaylara bakar mısınız? Özellikle Türk bölgesi Urimci'de düzenlenen kepazeliklerle dolu eğlencenin Türkleri katletmenin bir ön çalışmasıydı sanırım? Çünkü; Türkiye Devletinin yetkili kişilerinin gelmesi ile zalimlerin zulmüne dur diyeceklerini umut eden gardaşlarımızın haksızlıklara karşı numayis düzenlemelerinin ardından katil Çin devletinin üniformalı katil sürülerinin kadın, çocuk, ihtiyar demeden saldırmalarının ardındaki gerçekleri çok iyi değerlendirmek ve irdelemek gerekmektedir. Peki kim yapacak bunu? Elbette devletimiz!

Çinlilerin zalimliklerini tarihin derin izlerinde aramak gerek! Türklerden korktukları kadar hiçbir millet yoktur! Bilge Kağan, İlteris Kağan, Bilge Tonyökük gibi Başbuğların önünde diz çöken fare tipli bu millet, hala ayakta duran ve büyük emeklerle inşa edilen ÇİN SEDDİ'ni kimler için yapmıştı? Biz Türk milletinden ödü patladığı için yaptırılmıştı dünyanın en uzun seddi! Tarihimizde de Çinlilerin oyunlarına, hediyelerine kanan milletimiz yurtsuz, barksız kalmış, ilini, töresini kaybederek, kızlarımız cariye, oğlanlarımız köle olmuşlardı... Kürşad ve 40 arkadaşı Çin sarayına baskın düzenleyerek şanlı tarihimize altın harflerle adımızı kazırken Türk'ün dirilişini göstermişti. Gafletlerimizi tarihin utanç sayfalarına gömerek yeniden dirilmiş ve Çinlilere gerekeni yapmıştı BOZKURT yürekli KÜRŞADLARIMIZ

O günlerin ışığında günümüze ve son asrın olaylarına baktığımızda tarihin yeniden tekerrür ettiğini görüyorum. Dün nasıl aldanmışsak, bugün de aynı aldanmışlık ve gaflet içindeyiz... Bir asırlık çile ve ızdırapları bitmeyen, her devirde katliamlara maruz kalan soydaşarımıza malesef yardım ellerimizi uzatamadık, ses getirebilecek, islam dünyasını harekete geçirebilecek etkili çalışmalarımız olmadı!

Sokaklarda yürürken biz bize bağırdık, haykırdık! Bir iki saatlik gösterişlerin ardından sonuç bekledik! Malesef sonuç alamadığımız gibi, yürüyüşlerimiz bile engellenmeye çalışıldı, sorumlular tutuklandı... Bu nasıl bir anlayış, bu nasıl bir ruh yapısı oluşturuldu ülkemizde? Başka ülkeler için Cuma namazlarından sonra büyük şehirlerimizi ayağa kaldıranlarımız şimdi neredeler? Ülküdaşlarımdan başka hiç bir merci sahiplenmeyecek mi bizlere yapılan zulüm ve adaletsizliklere karşı durmayı. Kıyamete kadar Türk hep böyle katledilip duracak mı gözlerimizin önünde? Yahu biz bitiriliyoruzda milletvekillerimiz dansöz gibi oynuyor Çin katillerine... Devletimin en tepesindekide alkış tutuyor? Kanımızın oluk oluk akıtılışına mı atılıyor bu arsız ve utanmaz göbekler?

Çıldırmamak elde değil! Dünyada akıtılan Türk'ün bir damla kanının hesabı sorulmazsa namerdiz topyekün!

Yazıklar olsun beni yöneten devletin kurumlarına...

Ben Türk'üm diyenlerin acilen birleşmeleri gerekmektedir. Çünkü; bu katliamların bin mislisi ülkemde yapılacak! Hazırlıklar son hızı ile devam ederken bizler hala uyutulmuşluk piskopozundan kurtulamadık, kurtulacağımızada inamıyorum...

Türk Dünyası, yaradılışından beri bu kadar gaflete düşmedi... Devletinin herşeyi satılıyor, devletimiz paramparça ediliyor, zil takıp oynuyoruz!

Yeter artık!

Allah'a, Bayrağa, Silaha yemin edenler BİRLEŞİN


En son GökBörü tarafından Cuma 17 Haz. 2011 - 10:06 tarihinde değiştirildi, toplamda 2 kere değiştirildi
avatar
GökBörü
.::Tengri::.


.::Tengri::.





Yaş Yaş : 36
Cinsiyet Cinsiyet : Erkek
Nerden Nerden : Azerbaycan
Lakap Lakap : kaan
Doğum Tarihi Doğum Tarihi : 13/09/80
 Atsız´ın hangi kitaplarını okudunuz? Atsız´ın hangi kitaplarını okudunuz? : Türk Ülküsü
İletiler: İletiler: : 1035
Üyelik Tarihi Üyelik Tarihi : 16/06/11




Kullanıcı profilini gör http://ilteris.forum.st/

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

kızgın Geri: Doğu Türkistan...Zulüm ve Soykırım!!!

Mesaj tarafından GökBörü Bir Cuma 17 Haz. 2011 - 9:56



Dünya tarihine “Gulca Katliamı” olarak geçen bu hadise, 1949 yılından beri işgalciKızıl Çin hükümetinin Müslüman Doğu Türkistan halkına karşı uygulaya geldiği insanlık dışı baskı, zulüm, işkence, asimilasyon, ekonomik sömürü ve ırki aşağılama siyasetine karşı Doğu Türkistan Türklerinin başlattığı millî İstiklâl Hareketinin 429. sunun adıdır.Tarih 4 Şubat 1997 Doğu Türkistan’ın Gulca vilayetinde Kadir gecesi Kur’an okumak üzere bir evde toplanan Doğu Türkistanlı kadınların Çinli polisler tarafından eve yapılan bir baskınla evden dışarı çıkarılması ve bu zorbalığa direnen kadınların üzerine ateş açmaları ile birkaç Doğu Türkistanlı kadınımızın şehid edilmeleri sonucunda patlak veren olaylar kısa sürede bütün Doğu Türkistan’a yayılmış ve bir “ millî İstiklâl ” hareketine dönüşmüştür. Netice itibariyle Doğu Türkistan halkı yüzlerce ve hatta Çin hükümetinin dünya kamuoyunun gözünden sakladıklarını da hesaba kattığımızda binlerle ifade edilebilecek sayıda evladını şehid vermiştir. O günlerde çifte standartçı bazı dünya haber kaynakları Çin’in ağzından aldıkları haberleri vermekle yetindiler. Dolayısıyla, böylesine eşine az rastlanır bir özgürlük savaşı ve uğrunda verilen sayısız şehid dünya kamuoyunun gözünden saklanmaya çalışıldı.4 Şubat olaylarından sonra Çin hükümeti sıradan bahanelerle bir tutuklama kampanyası başlatmış olup, gece baskınları ile evlerden Doğu Türkistanlı gençleri topladılar ve meçhul akıbete doğru götürdüler. Aylar sonra polis merkezlerine yakınlarından haber almaya gidenlere genellikle verdikleri cevap şu oldu.” Cezaevinden kaçmaya çalışırken vuruldu.” Şu anda sorgusuz sualsiz yıllardır çalışma kamplarında ve hapishanelerde ölüme terk edilen 80.000 Doğu Türkistanlı bulunmaktadır. Kendi gölgesinden bile korkan bu Çinli yöneticilerin bundan sonraki uygulaması ve hedefi bütün imkanlarını kullanarak ve dünyadaki bazı şer odaklarını ve ülkeleri de arkalarına alarak 40 Milyondan fazla nüfusa sahip Doğu Türkistan halkını tamamen asimile etme ve tarih sahnesinden silme çabasındadır. 4 Şubat 1997 Gulca katliamının üzerinden 4 yıl geçmiş ve 5. yılına girmiştir. Dünya insan hakları ihlallerinden bahsede dursun, Doğu Türkistan da tam bir insanlık suçu işlenmektedir.


[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.] [Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.][Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]


[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]




[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.][Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]

ÇİN DEVLETİ TARAFINDAN MİLYONLARCA DOĞU TÜRKİSTANLI KARDEŞLERİMİZİNİDAM GÖRÜNTÜLERİNDE YALNIZCA BİR KAÇI...


[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.][Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.][Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]


[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.][Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.][Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]


[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]


[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]


[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]


[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]

[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]


[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]


[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]
avatar
GökBörü
.::Tengri::.


.::Tengri::.





Yaş Yaş : 36
Cinsiyet Cinsiyet : Erkek
Nerden Nerden : Azerbaycan
Lakap Lakap : kaan
Doğum Tarihi Doğum Tarihi : 13/09/80
 Atsız´ın hangi kitaplarını okudunuz? Atsız´ın hangi kitaplarını okudunuz? : Türk Ülküsü
İletiler: İletiler: : 1035
Üyelik Tarihi Üyelik Tarihi : 16/06/11




Kullanıcı profilini gör http://ilteris.forum.st/

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

kızgın Geri: Doğu Türkistan...Zulüm ve Soykırım!!!

Mesaj tarafından GökBörü Bir Cuma 17 Haz. 2011 - 9:57

DOĞU TÜRKİSTAN'IN YETİŞTİRDİĞİ



DEVLET ADAMLARI



[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]


General Mahmut Muhitti
Doğu Türkistan İslam Cumhuriyeti'nin komutanlarından merhum General Mahmut Muhitti'nin ifadesi ile Çinlilerin kızılının da siyahının (Milliyetçi Çin)da bir farkı yoktur.
6 Ocak 1933'de Turfan'da halk Mahmut Muhitti ve kardeşleri Maksut ve Mevsul'un yönetiminde başlayan halk hareketini başlattı.. Turfan'ın fethinden sonra Aksu ve Kuçar şehirleri de Muhitti mücahitlerinin eline geçmiştir. Bu şekilde 12 Kasım 1933'te, Kâşgar'da "Şarkî Türkistan İslâm Cumhuriyeti" ilân edilir. Bu Cumhuriyetin Erkan-ı Harbiye Reisliğine getirilir.
Ülkeye hakim olan Çinli vali General Şing Şisay, 10 yıl ülkeyi terör ve talanla yönetmiş; Cumhurbaşkanı Hacı Niyaz Haci ve başkan Sabit Damolla başta olmak üzere 300.000 kişiyi tutuklayarak bunların çoğunu çeşitli işkencelerle öldürmüşlerdir. Hotan Emiri Mehmet Emin Buğra ve Başkomutan Mahmut Muhitti yurt dışına çıkarak mücadelelerini sürdürmüşlerdir.
Doğu Türkistan İslâm Cumhuriyeti'nin Genel Kurmay Başkanı Gn. Mahmut Muhuti kendisine Sovyetler'ce yapılan bir suikastları kurtularak General Mahmut Muhitti 4.4.1934 tarihinde sınırı geçer. 1937 yılında Hindistan'a iltica etti.
General Mhmut Muhitti'yi tanıyanlardan biri olan merhum Hacı Yakup Anat hatıralarında şöyle diyor:
"Doğu Türkistan'da savaşan Uygur komutanlardan kabiliyetli uyanık ve askeri bilgisi olanı şüphesiz ki Mahmut Muhitti'dir. Sheng Shih Sey'in tüm davetlerine rağmen Urumçi'ye görüşmeler için gelmemiş ve Hoca Niyaz'ı da birçok kez uyarıp: "Seni Doğu Türkistan'a maksatlı olarak vali yardımcısı yaptılar sakın gitme. Kaşgar'da yanımda kal. Benim 4000 askerim var birlikte Sheng Shih Sey'i yok edebiliriz. Rusya'ya gücümüz yetmez fakat Sheng Shih Sey'e gücümüz yeter" demiştir. Vali Yardımcısı olma tutkusu ağır bastı ve uyarıları dikkate almayarak Urumçi'ye gitti.
Mahmut Muhitti oldukça uyanık, uluslararası siyaseti yakından takip eden biriydi. Askerleri atlı ve düzenli birliklerden oluşmasının yanında çok iyi bir askeri danışman gurubu vardı. Rus general Rebalkin ve Türkiye'den gelen Mecidin Bek de askeri
danışmanlarındandı.
Merkezi Çin Hükümetinin oyunlarına gelmeyen Mahmut Muhitti'nin askerlerinden iki yüzbaşı aldatılarak Mahmut Muhitti'ye rakip olarak Urumçi'ye çağrıldı. Bu askerler siyasi ve askeri eğitim aldıktan sonra iki yıl sonra da bölgedeki faaliyetlerde kullanılmaya başlandı. Sheng Shih Sey'in esas amacı bağımsız hareket eden Mahmut Muhitti'yi etkisiz hale getirmek ve bölgeye tamamen hakim
olmaktı.
Urumçi'ye eğitim için gönderilenlerden biri olan Abdul Şükür milliyetçi düşüncelere sahip biriydi. Kaşgar'a gelir gelmez Mahmut Muhitti'yle gizlice görüşüp, Sheng Shih Sey'in suikast yapmak için bir ekip gönderdiğini , kendisini öldürtüp yerine başka birini geçireceğini söylemiş. Mahmut Muhitti de bu duyumdan sonra hazırlık yapıp suikast timini beklemeye başlamış. Çok geçmeden
de görüşme isteği gelmiş. Daha önceden hazırlık yapılan bir özel odada bunları kabul etmiş. Oda perdeyle ikiye bölünüp gerisine otomatik silahlı askerler yerleştirilmiş. Dışarıda silahları alınan suikastçılar görüşme esnasında çizmeleri içersine sakladığı silahlarını çıkarıp Mahmut Muhitti'yi öldürmek isterken perde gerisindeki askerlerce öldürülmüşler.
Mahmut Muhitti bölgede yalnız kalınca 1937'de çaresiz Hindistan'a kaçtı. Daha sonra da Japonya'yla işbirliği yaptı fakat düşüncelerini gerçekleştiremedi. Japonya ile ilişkilerini Uygur milli menfaatleri çerçevesinde sürdürdü.
Mahmut Muhitti'ye karşı özel bir saygım vardır. Bunun nedeni ise, Sheng Shih Sey'in:
'2000 den fazla asker bulundurmayacaksın uyarısına rağmen 4000 asker besleyip bölgedeki mücadeleyi sürdürmüştür. Askerlerine bakmakla zorlanınca da pamuk işleme tesislerini ve Turfan'daki Kariz'ini (sulama kuyusu) Hoca Niyaz'a satmıştır. Mahmut Muhitti'ye karşı saygı duymamın ikinci bir nedeni ise,savaştığı sürece hanımını karargahlarda, yanında bulundurmadı. Mahmut Muhitti'nin yeğeni, Erkanı Harp Başlığı Kurban Seyidi de aynı şekilde 1942 yılında Urumçi Cezaevinde öldürülmüştü.
Kurban Seyidi gözleri ve elleri bağlı bir şekilde boğazı kesilmek üzere götürülürken aniden iki cellat bıçaklarla boynuna saldırmış. Cellatlardan birisi bıçakla boynunu yaralamış. Buna rağmen ellerindeki ipi koparıp başını açıyor, cellatlardan birisini öldürüyor, diğeri kaçıyor. Kısa süre içersinde de kan kaybından oracıkta şehit oluyor. Buna şahit olan mahkum arkadaşlar aynı akşam olayı bana anlatmıştı."
18.5.1938 yılında Türkiye'yi ziyaret etmiştir. 06.01.1939 da Japonya'ya gitmiş, orada Doğu Türkistan'ı Rus ve Çin istilâsından kurtarmak için bir istiklal cemiyeti kurmuştur. Daha sonra Japonya işgalinde bulunan Pekin'e gitmiş ve 1944 de beyin kanamasından vefat etmiştir.

1-RUSYA VE ÇİN ARASINDA TÜRKİSTAN - Baymirza Hayıt
DOĞU TÜRKİSTAN'DAKİ HASIM GÜÇLER KARŞISINDA TÜRKLERİN MİLLİ
MÜCADELESİ
2-ÇİN TERÖRİZMİ VE BİR HATIRA 09 EKİM 2002 Mehmet Emin Batur
Kayseri Gündem
3- Hacı Yakup Anat Anılarından
avatar
GökBörü
.::Tengri::.


.::Tengri::.





Yaş Yaş : 36
Cinsiyet Cinsiyet : Erkek
Nerden Nerden : Azerbaycan
Lakap Lakap : kaan
Doğum Tarihi Doğum Tarihi : 13/09/80
 Atsız´ın hangi kitaplarını okudunuz? Atsız´ın hangi kitaplarını okudunuz? : Türk Ülküsü
İletiler: İletiler: : 1035
Üyelik Tarihi Üyelik Tarihi : 16/06/11




Kullanıcı profilini gör http://ilteris.forum.st/

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

kızgın Geri: Doğu Türkistan...Zulüm ve Soykırım!!!

Mesaj tarafından GökBörü Bir Cuma 17 Haz. 2011 - 9:58

Doğu Türkistan'da Kadın OLMAK!!!
[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]



[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]



[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]


[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]

[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]


[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]



[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]



[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]


[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]


[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]

[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]


[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]


[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]


[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]


[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]


[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]


[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]
avatar
GökBörü
.::Tengri::.


.::Tengri::.





Yaş Yaş : 36
Cinsiyet Cinsiyet : Erkek
Nerden Nerden : Azerbaycan
Lakap Lakap : kaan
Doğum Tarihi Doğum Tarihi : 13/09/80
 Atsız´ın hangi kitaplarını okudunuz? Atsız´ın hangi kitaplarını okudunuz? : Türk Ülküsü
İletiler: İletiler: : 1035
Üyelik Tarihi Üyelik Tarihi : 16/06/11




Kullanıcı profilini gör http://ilteris.forum.st/

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

kızgın Geri: Doğu Türkistan...Zulüm ve Soykırım!!!

Mesaj tarafından GökBörü Bir Cuma 17 Haz. 2011 - 9:58

Uygur isyanının sembol ismi konuştu
Tek yumrukla Çin polisine meydan okuyan Uygur Türkü kadın, konuştu. Tursun Gül, Hiç korkmadım. Arkamda yerimi dolduracak başkaları olduğunu biliyordum" dedi
1989da Tiananmen Meydanında yaşananları hafızlarımızda yeniden yaşamamıza neden olan Uygur Türkü Tursun Gül, İngiliz The Times gazetesine Tek istediğim askerlerin alıp götürdüğü kocam ve 4 erkek kardeşimin serbest bırakılmasıdır dedi.

21 yaşında geçirdiği bir kaza nedeniyle bir ayağı sakat olan Tursun Gül, 7 Temmuzda koltuk değneğine dayanarak ve yumruğunu sallayarak Çinli güvenlik güçlerine doğru yaptığı yürüyüşü anlatırken Hiç korkmadım. Beni döver ya da öldürürlerse arkamda yerimi dolduracak başkaları olduğunu biliyordum. Polise özgürlük ve barış istediğimizi söyledim. 5 erkeğimi bırakın diye seslendim diye konuştu.

Çinlilerle Uygurlar arasında yaşanan çatışmanın ardından hükümet yetkililerinin yabancı gazetecileri bölgeye getirdiğini öğrendiklerini kaydeden Gül, 300 kadar Uygur kadınıyla birlikte seslerini duyurmak amacıyla gösteri yaptıklarını belirtti. Ardından polisin kendilerine müdahale ettiğini ancak kendisinin bir yolunu bulup ilerlemeye devam ettiğini ve bir anda yalnız kaldığını ifade eden Gül, polislere Yaşamak istemiyorum. Özgür olmak ve kocamı geri almak istiyorum.

[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]

Ülkemizde kanun yok mu? Bize barış içinde bir hayat vermek istemiyor musunuz? diye haykırdım. Bu haykırışım üzerine nefeslerin tutulduğunu hissettim. Polis üzerime gelmek yerine gerilemeye başladı.

[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]

[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]

[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]
avatar
GökBörü
.::Tengri::.


.::Tengri::.





Yaş Yaş : 36
Cinsiyet Cinsiyet : Erkek
Nerden Nerden : Azerbaycan
Lakap Lakap : kaan
Doğum Tarihi Doğum Tarihi : 13/09/80
 Atsız´ın hangi kitaplarını okudunuz? Atsız´ın hangi kitaplarını okudunuz? : Türk Ülküsü
İletiler: İletiler: : 1035
Üyelik Tarihi Üyelik Tarihi : 16/06/11




Kullanıcı profilini gör http://ilteris.forum.st/

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

kızgın Geri: Doğu Türkistan...Zulüm ve Soykırım!!!

Mesaj tarafından GökBörü Bir Cuma 17 Haz. 2011 - 9:59

[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]


Yaşananları anlayabilmek için ‘Şincan Uygur Özerk Bölgesi’nde ya da Uygurların adlandırdıkları biçimde Doğu Türkistan’daki yaşamı da anlayabilmek gerekiyor.
Yaşatılmaya çalışılan kültürü, kimliksiz ‘kara nüfus’, asimilasyon politikaları, bitmeyen gerilimler... Türkiye’den bakıldığında çok uzak görülen, fazla bilinmeyan hayatı anne babası Doğu Türkistan’da doğmuş, akrabaları orada yaşayan, kendisi de sık sık bu bölgeye giden birinden dinledik.
Bir buçuk milyar nüfusuyla dünyanın en kalabalık ülkesi, yükselen dev Çin’in yıllardır asimilasyon çabalarının gölgesinde yaşanan bu hayatı Doğu Türkistan Federasyonu’nun Türkiye’deki koordinasyonunu üstlenmiş Mir Haydar Türkoğlu ntvmsnbc’ye Doğu Türkistan’ı anlattı.
Türkoğlu'nun anlattıkları şöyle:
“Doğu Türkistan’da yaşayan Uygur Türkleri’nin nüfusu şu anda 35 milyon civarında, Çinliler’in nüfusu ise hızla artyor. Son yıllarda bu artış daha da fazlalaştı. Bu bir devlet politikası.
Çin’in diğer bölgelerinden Doğu Türkistan’a yerleştirilen Çinliler’e teşvikler veriliyor; ev sağlanıyor, iş imkanı sağlanıyor. Buradaki amaç bizi kendi topraklarımızda azınlığa düşürmek, topraklarımızı ele geçirmek ve Uygur Türklerini asimile etmek.
Özellikle son 10 yılda Çinli nüfusta büyük bir artış var. Bölgenin başkenti Urumçi’nin nüfusu 13 milyon. Göç politikasının sonucunda buradaki Çinliler’in sayısı 10 milyona ulaştı.
Daha önceki Urumçi’ye gittiğim dönemlerde nüfus belki 3 buçuk milyondu. Bu nüfusun yarıdan biraz fazlası Uygur’du. Ama şimdi 10 milyon Çinli’ye 3 milyon Uygur var. Aslında bu dengenin en çok bozulduğu yer Urumçi, çünkü burası bölgenin başkenti ve oraya yığılan Çinli sayısı çok daha fazla. Diğer şehirlerde oranın denk olduğunu söylemek mümkün.
Bölgenin diğer bazı kentlerinde Uygurlar’ın oranı daha fazla. Örneğin Kaşgar’da çoğunluk Uygurlar’ın, yüzde 60’a 40 gibi bir oran var. Yarkent, Turfan, Eli, Ulca gibi şehirlerde de genel itibariyle Uygırların sayısı Çinliler’den biraz daha fazla. Genel olaraksa oranın yüzde 50 yüzde 50 olan şehirler var.
Urumçi’den Uygurlar azınlığa düştüler ve Çinlilerle iç içe yaşamak durumundalar. Beraber çalışmak zorundalar. Örneğin Çinliler gibi Uygurlu polisler de var, memurlar da var. Resmi olarak kent içinde ayrılmış mahaller yok ama İstanbul’da nasıl bazı bölgelerden gelmiş kişilerin yoğun olarak yaşadığı bölgeler varsa, Urumçi’de de resmi olmayan ama toplumsal ve kültürel farklılıklarından dolayı yoğunlaştıkları bölgeler, mahaller var. Zaten olaylar da Uygurlar’ın yoğun olarak yaşadığı bölgelerde meydana geldi. Organize bir şekilde saldırdılar o bölgelere. Saldırganların ellerinde standart olarak hazırlanmış sopalar vardı.
Daha önce de, son yaşananlar kadar olmasa da benzer olaylar yaşanmıştı. Her 5-10 yılda bir olayların tavan yaptığı dönemler oluyor. Uygurlular ve Çinliler en ufak ufak gerginlik durumunda birbirleriyle çatışıyorlar.
‘KARA NÜFUS’
Çin’de doğum kontrolü var; Çinli aileler en fazla bir, azınlıklarsa iki çocuk yapma hakkına sahipler. Ancak Uygurlar geçmişten beri iki çocukla yetinmezler. Ancak üçüncü, dördüncü çocuklara nüfus çıkartmıyorlar, dolayısıyla bu çocuklar kimlik kartı olmadan yetişmek durumunda kalıyorlar. Bu kimliksiz yetişen çocukları da hükümet sonradan alıp, Çin’in iç kesimlerine götürüyor ve oralarda ucuz işçilik yaptırıyor. Biz bunlara ‘kara nüfus’ diyoruz. Bunlara çok cüzi bir ödeme yapılıyor, bunlara ‘işçi köle’ adı veriliyor, ikinci sınıf insan muamelesi yapılıyor. Öyle bir sistem oluşturmuşlar ki, bunlar götürülmek zorunda gibi algılanıyor. Bunlar stajyer şekline sokmuşlar, sanki resmi bir kurumda çalışmak zorundalarmış gibi bir sisteme oturtmuşlar.
Son olayların başlamasına da bu neden oldu. Çin’in iç kesimlerine çalıştırmak üzere götürülen iki Uygurlu genç kızına Çinliler’in sarkıntılık etmesi sonucunda yaşanan gelişmeler ve Urumçi’de yapılan barışçı protesto eylemine emniyet güçlerince ateş açması olayları ateşledi ve yüzlerce Uygur’un ölümü ile sonuçlanan olaylar yaşandı.
Bizim topraklarımız Türkiye’nin iki katı yüzölçüme sahip. Yeraltı kaynakları ciddi sayılabilecek rakamlar içeriyor. Kömür ve altın madenleri, petrol ve doğalgaz kaynakları, 1,5 milyarlık Çin’in yüzde 30 ihitiyacını karşılıyor. Bu topraklara sahip olabilmek ive bunu tamamiyle garantiye alabilmek için asimilasyon programını zaten sürdürmekte. Bu çok tehlikeli boyutlara gelmiş durumda. Çin’in ekonomik olarak Doğu Türkistan’ın topraklarına çok ihtiyacı var, bunun da farkındalar. O yüzden Çin, Doğu Türkistan topraklarından hiç bir şekilde vazgeçmek istemeyecektir.
EĞİTİM ENGELLENİYOR
Uygurlar’ı asimile etmek isteyen Çinliler, onlerı bellirli pozisyonlara getirmek istemiyor, yani tahisil yapmalarını istemiyor, bunu baltalıyor. Tahsil yapımış bir Uygurlu’nun siyasete atılmasını istemiyorlar çünkü problem yaşayabileceklerini düşünüyorlar. Tahsil yapmış gençlerin de önünü kapatıyorlar. Üniversiteden sonra malesef bu gençler hiç bir işe yaramayacak pozisyona getirilip bekletiliyor.
Bu da kırsal kesimdeki insanların eğitime olan ilgilerine ket vurabiliyor. Bugün 35 milyon Uygur’un sadec10 milyonu şehirlerde yaşıyor. Dolayısıyla Uygurlar daha çok tarım ve hayvancılıkla hayatını geçindirmeye çalışıyor. Şöyle de diyebiliriz buna mahkum edilmiş insanlar.
EĞİTİMDE UYGURCA YASAKLANDI
Ayrıca asimilasyon çabalarının bir başka boyutu olarak, 2007 yılında Çin yönetimi tarafından Uygur dili eğitimden kaldırıldı. Şimdi tek dil Çince olarak yapılıyor. 2007’e kadar Çince ve Uygurca olarak veriliyordu ancak şimdi resmi olarak eğitim sadece Çince veriliyor.
Benzer kısıtlamalar dinde de yaşanıyor. Uygurlar’ın tamamı Sünni Müslüman’dır ama orada yıllardır uygulanan Çin komünist rejimi var. Ne yazık ki dine olan yaklaşımlarında bir gerileme var.
Dönem dönem kısıtlamalar artar, Çin bu konuda bizi sıkıntıya sokar, sonra biz sesimizi yükseltiriz ve Çinliler biraz daha rahatlatırlar. Örneğin gösteriler olmasın diye Urumçi’deki camileri açtırmadılar.
DİN ADAMLARINI KENDİMİZ YETİŞTİRİYORUZ
Doğu Türkistan’daki din adamlarını Uygur toplumu kendilerini yetiştiriyor. Çocuklar camiye gidiyor, orada Kuran-ı Kerim’i ve dinlerini öğreniyorlar. Bunun için devlet çatısı altında ayrı bir eğitim yok. Eğitim cemaat içinde yapılıyor, hükümet bunu organize etmiyor. Devlettten dine karşı bir destek değil tersine köstek olma durmu var.
Ancak din adamları camilerde eğitildikten sonra hükümetten maaşlarını alıyorlar. Bu nedenle de hükümetin bir baskısı oluyor ister istemez. İstenenleri söylemek zorunda kalıyorlar bir yerde.
Tüm bu baskı ve kısıtlamalara rağmen Uygur Türkleri, kültürlerine, adet ve anelerine çok düşkün insanlardır. Zaten Çin’in bizi bu zamana kadar asimilasyona uğratamamasının sebebi Uygurlar’ın birbirlerine ve kültürlerine çok düşkün olması, sosyal hayatalarının çok aktif olması, kültürel hayatalarının birbirleriyle diyalog halinde olmasıdır. Çin 50 yıldır bizi asimile edemediyse bu bizim kültürümüzün kuvvetli olmasından kaynaklanıyor.
BİR UYGUR ÇİNLİYLE EVLENMEZ
Bir Uygur genci Çinli bir kızla evlenmez. Ya da Çinli bir kız Uygur genciyle evlenmez. Melez bir toplum ortaya çıkmamış şimdiye kadar. Bunu yapmak istemiyor Uygurlar, bunda da başarılılar. Eğer bu olsaydı melez bir nüfus ortaya çıkacaktı, bu tür olaylarda hangi tarafa geçeceğini şaşıran bir toplum meydana gelecekti. Ama bu söz konusu değil. Uygurlar kültürleri çok sağlam olduğu için, kendileri de birbirleriyle evlenerek toplumlarını hâlâ devam ettiriyorlar.
Sokaklara çıktığınızda da bu farklılığı gözlemlemeniz mümkün. ‘Dogba’ denilen, kültürümüze has bir şapkamız var, erkekler bunu takarlar. Uygur kızlarının da kendilerine has kıyafetleri vardır. Zaten ilk bakışta Uygurlar, Çinliler’den ayrılır.
KENDİ GAZETE VE TELEVİZYONLARIMIZ VAR
Her ne kadar eğitimdeki kısıtlamalar devam ediyorsa da, kendi kendilerini yetiştiren insanlarımız, yazarlarımız, şairlerimiz, sanatçılarımız var. Onların yazdıkları kitaplar, çıkardıkları albümler, yaptıkları sanat eserleri var. Şu anki olaylardan dolayı yayına ara vermiş olsa bile Urumçi’de Uygurların çıkardığı günlük gazeteler var. Televizyon da var ama bu çok kısıtlı imkanlarla sağlanıyordu, şimdi o da kesildi. Ayrıca Türkiye ile de her zaman irtibat halindeler. Uygur’da çanak antenlerle Türk televizyonları izleniyor.
Kültürümüz pek çok bakımdan Türkiye’ye benziyor. Müslüman bir toplum olduğumuz için cenaze törenleri Türkiye’dekine benzer şekilde; cenaze, namaz sonrasında dualar eşliğinde defnedilir. Düğünlerse son zamanlarda modern dünyaya ayak uydurdu. Önceden salonlar yoktu ama şimdilerde buralarda yapılıyor düğünler. Ama daha önceleri farklıydı; düğünler büyük alanlarda yapılır, 2-3 gün sürerdi. Bizim özel yemekelerimiz var; özel pilavımız, süğhaç, kovuo, onlar yapılır dağıtılrdı. Gelin damat tarafından evinden at sırtında çıkartılır, yeni evine kadar atla götürülürdü.
Tüm baskılara rağmen kültürümüzü yaşamak ve yaşatmak için elimizden geleni yapıyorıuz. Bu bizim asimile olmamak için en sağlam dayanağımız.”(ALINTI)
avatar
GökBörü
.::Tengri::.


.::Tengri::.





Yaş Yaş : 36
Cinsiyet Cinsiyet : Erkek
Nerden Nerden : Azerbaycan
Lakap Lakap : kaan
Doğum Tarihi Doğum Tarihi : 13/09/80
 Atsız´ın hangi kitaplarını okudunuz? Atsız´ın hangi kitaplarını okudunuz? : Türk Ülküsü
İletiler: İletiler: : 1035
Üyelik Tarihi Üyelik Tarihi : 16/06/11




Kullanıcı profilini gör http://ilteris.forum.st/

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

kızgın Geri: Doğu Türkistan...Zulüm ve Soykırım!!!

Mesaj tarafından GökBörü Bir Cuma 17 Haz. 2011 - 10:00

[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]
Komünist Çin, Müslümanları asimile etme zulmünü sürdürüyor: Çin, Doğu Türkistan’daki Müslümanları çocuk, kadın, genç-yaşlı demeden katlediyor.
Onlarca insanı demir sopalarla döverek öldürüyor, sakat bırakıyor. En son 26 Haziran günü onlarca Müslüman'ın kanı akıtıldı.


Dünya Doğu Türkistan Kardeşlik Buluşması, İstanbul'da başladı. İnsan Hak ve Hürriyetleri İnsanî Yardım Vakfı (İHH), Siyasal Vakfı ve TGTV'nin de destek verdiği buluşmanın ilk gününde yapılan konferansta, Doğu Türkistan problemi tüm yönleri ile ele alındı. Panelde konuşmacılar, “Doğu Türkistan Türkleri bugün yok edilmek üzeredir. İşgal altındaki kardeşlerimize yardım etmek zorundayız. Doğu Türkistan 35 milyon değil, 1.5 milyardır. Yaradan asla zulmetmez. Allah hepimize bu özgürlüğü bahşedecektir elbette. Bu mücadelenin sonu, inşallah hürriyetle sonuçlanacaktır.Kudüs ve Filistin, Keşmir, Darfur, Batı Sahra ve Irak nasıl bizim problemimizse, Doğu Türkistan da bizim derdimizdir. İstanbul nasıl bizimse, Kudüs de, Urumçi de, Taşkent de, Saraybosna da bizimdir” dediler.
Dünya Doğu Türkistan Kardeşlik Buluşması İstanbul'da başladı. 15 gün sürecek programa yurtiçi ve yurtdışından yoğun bir katılım var. Kardeşlik buluşmasının ilk gününde Zeytinburnu Kültür Merkezinde yapılan panelde Doğu Türkistan'ın tarihi, bugünü ve geleceği konuşuldu. Komünist Çin yönetiminin Türkistan'da yaptığı zulümlerin anlatıldığı programa birçok sivil toplum örgütü temsilcisi, akademisyenler ve çok sayıda duyarlı vatandaş katıldı.
EN SON 26 HAZİRAN'DA ONLARCA MÜSLÜMAN KATLEDİLDİ
İnsan Hak ve Hürriyetleri İnsani Yardım Vakfı (İHH), Siyasal Vakfı ve TGTV'nin de destek verdiği konferansın açılışındaki Kur'an-ı Kerim tilavetinden sonra konuşan Doğu Türkistan Maarif Derneği Genel Başkanı Hidayet Oğuzhan: “15 günlük Dünya Doğu Türkistanlılar Kardeşlik Buluşması vesilesiyle buradayız. Bunun ilk gününü bu anlamlı konferans oluşturmaktadır. 1949 yılından beri bu topraklarda yaşayan Müslüman Türkler asimile edilmeye çalışılmaktadır. Doğu Türkistan Müslümanlarının acı seslerini dünyaya duyurmak istiyoruz. Çin, bizim topraklarımızda çok sinsi bir politika yürütmektedir. En son 26 Haziran tarihinde Çin içlerindeki bir şehirde 5000 Çinli işçi, Uygur kadın ve erkek işçilerin kaldığı bir yatakhaneyi sabaha karşı bastılar. Çok ama çok acı olaylar oldu. Onlarca kardeşimizi orada demir sopalarla döverek katlettiler. Kızlarımızı şehit ettiler. Bu zulüm nereye kadar devam edecek? Bugün Çin zulmünden kaçan Müslümanları yeryüzünde sadece 2 devlet mülteci olarak kabul etmektedir. Bunlar İsveç ve Norveçtir. Maalesef Türkiye bize mülteci hakkı vermemektedir”
“DOĞU TÜRKİSTAN 35 MİLYON DEĞİL 1.5 MİLYAR MÜSLÜMAN'DIR”
Zeytinburnu Kaymakamı Mustafa Dündar da, Doğu Türkistan davasının Türk medyası tarafından ilgi görmediğini ve yer verilmediğini söyledi. Dündar; “Bu nedenle bu tür çalışmaları önemsemek zorundayız. Türk ve İslâm kamuoyu orada olanlardan haberdar olmak zorunda. Zulüm asla sonsuza kadar devam etmez. Eğer biz samimi olursak zulümleri sona erdirebiliriz” dedi.
“YARADAN, O ÖZGÜRLÜĞÜ BİZE MUTLAKA VERECEKTİR”
Kendisi de Doğu Türkistanlı olan Zeytinburnu Belediye Başkan Yardımcısı İlyas Saka ise, adaleti ve hakkaniyeti isteyen herkesle Kalu Beladan itibaren tanıştıklarını dile getirerek; “Adaleti isteyenler kardeştir. Vatanın değerini vatanı yitirenler iyi bilirler. Biz Anayurtta doğduk lakin Atayurtta doğanların vatan hasreti bizden elbette daha fazladır. Zaferler illa bayrak dikmekle sağlanmaz. Zaferler gönüllere bayrak dikmekle sağlanır. Damlalar nasıl kayaları deliyorsa biz de o özgürlüğe ulaşacağız. Yaratan asla zulmetmez. Allah, hepimize bu özgürlüğü bahşedecektir elbette. Bu mücadelenin sonu inşallah hürriyetle sonuçlanacaktır” dedi.
“GÖK BAYRAĞIN PROBLEMİ AL BAYRAĞIN PROBLEMİDİR”
İslâm Dünyası Sivil Toplum Örgütleri Temsilcisi Ali Kurt da “Milleti için çalışan tek kişi dahi millettir. Resulullah bizleri anlatırken 'Tek bir millet, tek bir ümmetir' diyordu. Bugün Gök bayrağın problemi Al bayrağın problemidir. Biz tüm Müslümanların dertleri ile dertlenmediğimiz müddetçe kâmil manada Müslüman olamıyoruz. Zulüm asla payidar olmaz. Kudüs ve Filistin, Keşmir, Darfur, Batı Sahra ve Irak nasıl bizim problemimizse Doğu Türkistan da bizim derdimizdir” dedi.
İHH Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Oruç da konferansın açılışında yaptığı konuşmada; “1992'den itibaren İslâm Coğrafyasına yönelik çalışmalar yapıyoruz ve Doğu Türkistan ilk gittiğimiz yerlerdendi. Oradaki kardeşlerimizin dertleri ile dertlendik. Her türlü yardımı yapmaya çalıştık. Keşmir'in 3, 4 bin metre yüksekliklerine hicret etmek zorunda kalan ve orada can veren Doğu Türkistanlıları görünce o acıyı daha çok hissettim. İnşallah hep beraber bir gün Urumçi'de buluşacağız” dedi.
“İSTANBUL DA, KUDÜS DE URUMÇİ DE BİZİMDİR”
Siyasal Vakfı Genel Başkanı Hayrettin Soyak da Doğu Türkistan'ın İslâm Coğrafyasının yüz akı olduğunu belirterek bu uğurda gazi ve şehit olan bu şerefli halkı saygı ile selamladığını belirtti. Soyak; “İstanbul nasıl bizimse Kudüs de, Urumçi de, Taşkent de, Saraybosna da bizimdir” dedi.
5 NİSAN 1990'DA BARIN'DA BİNLERCE MÜSLÜMAN'I KATLETTİLER
Zeydin Yusuf liderliğinde 1990 yılında bir ayaklanma yaşandı. İşgale, idamlara, aile planlamasına ve kürtaja karşı isyan ettiler. Sadece bir yıl içinde küçük bir kasabada 250 kadının zorla kürtajla çocuklarından ayrıldığını ifade ederek yürüdüler. Bunun üzerine Çinliler tanklarla kasabayı dümdüz ettiler. Binlerce Müslüman katledildi.
KADİR GECESİ'NDE BİLE SALDIRDILAR
Barın olayından 7 sene sonra Kadir gecesinde ibadet eden kadınları hapse attılar. Cesetleri ailelerine teslim edilince Müslümanlar isyan ettiler. Çinliler acımasızca saldırdılar ve binlerce kişiyi katlettiler. Hemde kadın, çocuk ve yaşlı demeden.
İSLÂM MEDENİYETİNİ, DOĞU TÜRKİSTAN'DAN SİLMEK İSTİYORLAR
Kaşgarlı Mahmud, Yusuf Has Hacip ve Abdulkerim Saltuk Buğra Han gibi çok değerli isimler yetiştiren Doğu Türkistan şimdi büyük bir zulmün kıskacında. İslâm Medeniyetini bu topraklardan silmek için her türlü katliamı, her türlü soysuzluğu, her türlü insan hakkı ihlalini meşru gören Komünist Çin Devleti, Doğu Türkistan'a hâkim şimdi. Güzel İslâm yurdu Doğu Türkistan'da dinimize ve kültürümüze saldırıyorlar.
PANELDE DOĞU TÜRKİSTAN MESELESİ TÜM YÖNLERİ İLE ELE ALINDI
Doç. Dr. Erkin Emet, Doğu Türkistan Vakfı Başkan Vekili Prof. Dr. Sultan Mahmut Kaşgarlı, Dr. Ataullah Şahyar ve Prof. Dr. Celal Erbay Doğu Türkistan konulu panele konuşmacı olarak katıldılar. Panele ilgi büyüktü. Panelde konuşmacılar Doğu Türkistan problemini ilmi açıdan ve belgeler eşliğinde değerlendirdiler. Doğu Türkistan'ın İslâm'la tanışma sürecini ve tarihini aktaran Doç. Dr. Erkin Emet, 1933 yılında kurulan Doğu Türkistan İslâm Cumhuriyeti'ni, bu devletin devlet başkanlarını ve bakanlarını, Karanlık gün 1949 işgalini, Üç efendileri, 5 Nisan 1990 yılındaki Barın ve Gulca olaylarını, Çin ile Türkiye arasında yapılan işbirliği anlaşmalarını, 36 Numaralı genelge ile Türkiye'de kısıtlanan Doğu Türkistan Mücadelesini, Almanya'ya taşınan mücadele merkezlerlerini ve Çin'in yeni politikalarını anlattı. Guantanamo'da 15 Uygur'un esir edildiğini dile getiren ve Çin'in içlerindeki bir şehirde, 26 Haziran 2009 tarihinde yaşanan acı olaydan da bahseden Emet; “Orada çok sayıda kızımızı şehit ettiler. Ambulansla hastaneye götürmek üzere gelenler de biraz ileride kızlarımızı ambulanslardan indirerek şehit ettiler. Çin ajansları çok az sayıda ölü olduğunu duyuruyorlar fakat kimse bunlara inanmıyor” dedi.
Zaferin gelmesi için
Düzce Milletvekili Prof. Dr. Celal Erbay da yaptığı açılış konuşmasında; “Doğu Türkistan denilince benim gönlümde bir kahraman yatar. Onun adı Berat Hacı'dır. Rabbim, Berat Hacı'nın o azminden, imanından bize de pay verir inşallah. Birtakım aksaklıklar var elbette. Bunları telafi etmek için çalışıyoruz. Kendimiz için istediğimizi kardeşimiz için de istemedikçe zafer gelmeyecektir” dedi.
Çinliler, hiçbir şeye saygı duymaz
TGTV Genel Başkanı Av. Necati Ceylan yaptığı konuşmada; “Çinliler yayılmacıdır, en doğal insan hakkı olan yaşama hakkına asla saygı duymazlar. Yaptıkları zulümleri dünya seyretmektedir. Doğu Türkistan Türkleri bugün yok edilmek üzeredir. İşgal altındaki kardeşlerimize yardım etmek zorundayız. Doğu Türkistan 35 milyon değil 1.5 milyardır. Ümmet, işgal altındaki bu topraklara sahip çıkmak zorundadır” dedi.
avatar
GökBörü
.::Tengri::.


.::Tengri::.





Yaş Yaş : 36
Cinsiyet Cinsiyet : Erkek
Nerden Nerden : Azerbaycan
Lakap Lakap : kaan
Doğum Tarihi Doğum Tarihi : 13/09/80
 Atsız´ın hangi kitaplarını okudunuz? Atsız´ın hangi kitaplarını okudunuz? : Türk Ülküsü
İletiler: İletiler: : 1035
Üyelik Tarihi Üyelik Tarihi : 16/06/11




Kullanıcı profilini gör http://ilteris.forum.st/

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

kızgın Geri: Doğu Türkistan...Zulüm ve Soykırım!!!

Mesaj tarafından GökBörü Bir Cuma 17 Haz. 2011 - 10:00

[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]

[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]

[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]

Bugün Doğu Türkistan'da etnik bir çatışma körüklenmeye çalışılarak son derece tehlikeli bir oyun oynanmaktadır. Doğu Türkistan'da yaşayan Müslüman kardeşlerimiz, yaklaşık 60 yıldır çeşitli zorluklara göğüs germektedirler, ama hiçbir zaman şiddetten, kargaşadan yana olmamışlardır.

[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.][Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]
Yenişafak Gazetesi, 10 Temmuz 2009
Vatan Gazetesi, 10 Temmuz 2009
[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.][Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]
Türkiye Gazetesi, 9 Temmuz 2009
Türkiye Gazetesi, 10 Temmuz 2009
[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.][Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]
Radikal Gazetesi, 9 Temmuz 2009
Yenişafak Gazetesi, 9 Temmuz 2009
[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.][Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]
Hürriyet Gazetesi, 9 Temmuz 2009
Hürriyet Gazetesi, 10 Temmuz 2009
[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]
[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]
Vatan Gazetesi, 8 Temmuz 2009
Sabah Gazetesi, 8 Temmuz 2009
[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]
[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]
Vatan Gazetesi, 8 Temmuz 2009
Hürriyet Gazetesi, 8 Temmuz 2009
[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]
[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]
Bugün Gazetesi, 8 Temmuz 2009
YeniŞafak Gazetesi, 8 Temmuz 2009
avatar
GökBörü
.::Tengri::.


.::Tengri::.





Yaş Yaş : 36
Cinsiyet Cinsiyet : Erkek
Nerden Nerden : Azerbaycan
Lakap Lakap : kaan
Doğum Tarihi Doğum Tarihi : 13/09/80
 Atsız´ın hangi kitaplarını okudunuz? Atsız´ın hangi kitaplarını okudunuz? : Türk Ülküsü
İletiler: İletiler: : 1035
Üyelik Tarihi Üyelik Tarihi : 16/06/11




Kullanıcı profilini gör http://ilteris.forum.st/

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

kızgın Geri: Doğu Türkistan...Zulüm ve Soykırım!!!

Mesaj tarafından GökBörü Bir Cuma 17 Haz. 2011 - 10:01

[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]
[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]
[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]

[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]

[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]

[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]



[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]


[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]

[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]

[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]

[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]


[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]


[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]

[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]

[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]

[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]

[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]


[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]


[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]


Ya RABBİ!!!
DÜNYANIN DÖRT BİR TARAFINDA ZÜLUM GÖREN TÜRK VE MÜSLÜMAN KARDEŞLERİMİZE YARDIM ET!!!

ZALİMLERİ MUZAFFER EYLEME YA RABBİ!!!

BİZ GÜNAHKARIZ..GÜNAHLARIMIZLA SEN BİZİ İMTİHAN EDİYORSUN,

YA RABBİ SENDEN SANA SIĞINIRIZ,BİZLERİ MERHAMETİNDEN MAHRUM EYLEME...

BİZİ MUZAFFER EYLE!!!

İKİYÜZLÜ RİYAKARLARDAN,
MÜNAFIKLARDAN,
MÜSLÜMAN GİBİ GÖRÜNÜP ARKADAN VURANLARDAN,
TÜRKÜM DEYİP TÜRKE SALDIRANLARDAN ,
SIRTINI DÖNENLERDEN,
VURDUMDUYMAZLARDAN,
NEMELAZIMCILARDAN BİZİ IRAK EYLE..

YA RABBİ!!!
SENİN RIZAN İÇİN VE SANA KULLUK İÇİN UĞRAŞAN BU KULLARINI RAHMETİNDEN CAMALİNDEN MAHRUM BIRAKMA!!!

SOYDAŞLARIMIZA VE DİNDAŞLARIMIZA DAYANMA GÜCÜ VER YA RABBİ!!!

SEN İNTİKAMI SEVMESSİN AMA SOYDAŞLARIMIZIN VE DİNDAŞLARIMIZIN KANINI YERE KOYDURTMA YA RABBİM!!!

YA RABBİM!!! GÖKBAYRAK MAHSUN ŞİMDİ, BAYRAĞIMI SEN GÜLDÜR YA RABBİ!!!

YA RABBİ SANA GELDİK SANA SIĞINDIK ,
SENDEN BAŞKA GİDECEK KAPIMIZ YOK
BU AŞK İLE YANANLARDAN

HAK İÇİN ADALET İÇİN
ÇALIŞANLARDAN VE SAVAŞANLARDAN EYLE;

İÇİMİZDEKİ MÜNAFIKLARDAN BİZLERİ TEMZİLE;

ŞÜPEHESİZ SEN HER ŞEYİ GÖREN,İŞİTEN VE BİLENSİN.....
avatar
GökBörü
.::Tengri::.


.::Tengri::.





Yaş Yaş : 36
Cinsiyet Cinsiyet : Erkek
Nerden Nerden : Azerbaycan
Lakap Lakap : kaan
Doğum Tarihi Doğum Tarihi : 13/09/80
 Atsız´ın hangi kitaplarını okudunuz? Atsız´ın hangi kitaplarını okudunuz? : Türk Ülküsü
İletiler: İletiler: : 1035
Üyelik Tarihi Üyelik Tarihi : 16/06/11




Kullanıcı profilini gör http://ilteris.forum.st/

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

kızgın Geri: Doğu Türkistan...Zulüm ve Soykırım!!!

Mesaj tarafından GökBörü Bir Cuma 17 Haz. 2011 - 10:02

İki bin iki yüz yıllık geçmişi ile Türkistan toprakları, dünyanın en önemli ve köklü medeniyetlerine ev sahipliği yapmıştır. Batıda Hazar Denizi ve Ural Dağları'nın güney kısmına, kuzeyde Sibirya'ya, güneyde İran, Afganistan ve Tibet'e, doğuda Çin ve Moğolistan'a sınır olan Türkistan, oldukça geniş bir sahaya sahiptir.

Bugün, Kazakistan, Kırgızistan, Tacikistan, Özbekistan ve Türkmenistan'ın dahil olduğu bölge Batı Türkistan olarak anılmakta, iki asırdır Çin'in esareti altında bulunan bölge ise Doğu Türkistan olarak adlandırılmaktadır. Türkistan'ın coğrafi ve stratejik olarak taşıdığı önemi anlamak için ise, öncelikle bölgenin iki dev gücü olan Rusya ve Çin'in bu topraklara olan ilgilerini göz önünde bulundurmak yeterlidir. Coğrafi yapının da sebep olduğu siyasi oluşumlar neticesinde bugün Batı ve Doğu olarak ikiye ayrılmış olan Türkistan toprakları üzerinde, Rusya'nın ve Çin'in çok önemli planları vardır.

Bu iki ülkenin söz konusu bölgeden ne pahasına olursa olsun vazgeçmeme tutkusunun ardında, bölgenin stratejik konumunun yanı sıra, sahip olduğu zengin yeraltı rezervleri de büyük rol oynamaktadır. Batı Türkistan'daki Türk devletleri Rusya için, Doğu Türkistan ise Çin için kaybedilmemesi gereken önemli birer hammadde kaynağı niteliğindedir.

Rusya, Bolşevik Devrimi sonrasında, farklı Türk boylarından farklı devletlerin kurulduğu Batı Türkistan üzerinde güçlü bir denetim mekanizması oluşturdu. Öncelikle, bölgenin asırlardır "Türkistan" olarak bilinen ismi reddedilip, bu topraklar "Sovyet Orta Asyası" olarak adlandırıldı. Böylece Türklerin sahip oldukları ortak milli şuurun yok edilmesi hedefleniyordu. Rusya'nın bu topraklardaki politikasının öncelikli maddesini ise İslam'ı bu topraklardan silmek oluşturuyordu. Bu dönem boyunca bir yandan çeşitli yaptırımlarla Türklerin milli kültürleri yok edilmeye çalışılırken, bir yandan da camiler, mescidler, dini eğitim veren kurumlar kapatıldı ve din sosyal hayattan tamamen çıkarıldı. Öte yandan Kırım Türkleri de bir gecede topluca Sibirya'ya sürüldü, evlerine ve topraklarına da Ruslar yerleştirildi. Dahası, Orta Asya milletleri arasında suni etnik çatışmalar ve kavgalar oluşturuldu. Sovyet rejiminin Türkleri asimile etmeye yönelik bir diğer uygulaması ise, Kafkas ve Orta Asya Müslümanları arasında ana dillerinin yanında ikinci bir dil geliştirmek oldu. Bu nedenle, bugün söz konusu toplumlar arasında iletişim kurmak için Türkçe değil, Rusça tercih edilmektedir.




[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]

Ey insanlar, gerçekten, biz sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık ve birbirinizle tanışmanız için sizi halklar ve kabileler (şeklinde) kıldık. Şüphesiz, Allah katında sizin en üstün (kerim) olanınız, (ırk ya da soyca değil) takvaca en ileride olanınızdır. Şüphesiz Allah, bilendir, haber alandır.
(Hucurat Suresi, 13)

Doğu Türkistan ise, Batı Türkistan'da yaşananlara çok benzer, ancak çok daha şiddetli bir baskı dönemi yaşadı. 1700'lerin ortalarında Çin istilasına uğrayan Doğu Türkistan, kısa aralıklarla bağımsızlığını elde etti. Ancak dünya ve bölge siyasetinde yaşanan değişimler Doğu Türkistan'ın bağımsızlık özleminin gerçekleşmesine engel oldu. Yaklaşık 10 milyon km2 yüz ölçümüne sahip olan Çin, 2 milyon km2'lik yüz ölçümü ile dünyanın dev ülkelerinden biri olan Doğu Türkistan'da uyguladığı baskı ve tecrit politikalarıyla bir halkı toptan imha etmeye çalıştı.

Aynı Batı Türkistan'da Rusya'nın yaptığı gibi Doğu Türkistan'da da Çinlilerin ilk icraatı bölgenin adını değiştirmek oldu. Çin'in ürettiği yeni isim, "Sincan Uygur Otonom Bölgesi" idi. Daha sonra da tüm emperyalist devletlerin izlediği politikaların benzerleri birer birer uygulamaya kondu. Halkın inançlarına, gelenek ve adetlerine, dini uygulamalarına karşı acımasız bir savaş yürütüldü, birçok alanda etnik ayrımcılık uygulandı, bağımsızlık talepleri şiddet yoluyla bastırıldı, savunmasız insanlar topraklarından sürüldü, sürülenlerin yerine Çinliler yerleştirildi. Tüm bunların üzerine bir de vahşiliği ile tanınan "Çin işkenceleri" ve zulmü eklendi.

Dünya kamuoyunda çok az bilinen bu zulmün detaylarına girmeden önce, Doğu Türkistan'ın tarihi, jeo-stratejik ve jeo-politik konumu üzerinde durmak gerekir.


TÜRK-İSLAM UYGARLIĞININ BEŞİĞİ: DOĞU TÜRKİSTAN

[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]

Tarihi MÖ 200'lü yıllara (Göktürkler ve Hunlar dönemine) kadar dayanan Türkistan toprakları, tarihin ilk dönemlerinden beri Türklerin ana yurdu, bin yıldan beri de İslam toprağıdır. Tarih boyunca Türkistan adı ile bir devlet veya hanlık kurulmamış olmasına rağmen, Orta Asya'nın büyük bölümünü oluşturan söz konusu alan, eski çağlardan beri Türklerin yerleşim merkezi olduğu için Türkistan olarak adlandırılmıştır. Özellikle de araştırmacılar tarafından tarihin ilk medeniyet merkezlerinden biri olduğu belirtilen Doğu Türkistan, jeo-stratejik konumu itibariyle Batı ve Doğu kültürlerinin kaynaştığı bir alan olmuştur.


[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.][Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.][Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]

İbn-i Sina (sağda), Kaşgarlı Mahmut (ortada) ve Farabi ( solda) gibi büyük İslam alimleri, Türkistan topraklarında yetişen değerli isimlerden sadece birkaçıdır.

Tarih boyunca büyük imparatorluklara ev sahipliği yapan bu topraklar, Halife Abdülmelik Mervan döneminde Türklerin kendi rızaları ile İslam'ı kabul edişinden sonra İslam aleminin ayrılmaz bir parçası haline gelmiştir. Özellikle Hakan Satuk Buğra'nın İslam'ı kabul etmesinin ardından 751-1216 yılları arasındaki dönem Doğu Türkistan'ın altın devri olarak bilinir. Medreseleri ve öğretim kurumları ile ünlenen Türkistan, bu dönem boyunca dünyanın dört bir yanından gelen öğrencileri misafir etmiş, tarihe yön veren devlet ve bilim adamları yetiştirmiştir. Bu bölgeden dünyanın dört bir yanına göç eden Türkler ise İslam'ı dünyanın çeşitli ülkelerine taşımışlardır.



[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.][Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]
Kutadgu Bilig ve Atebetü'l Hakayık gibi eserler, Türk-İslam tarihinin olduğu kadar dünya tarihinin de en önemli eserleri arasında sayılmaktadır.

Bu topraklarda doğan Karahanlılar, Gazneliler, Harzemşahlar, Selçuklular, Saidiler İslam'ın bayrağı altında devlet kurup, Türk-İslam uygarlığının en güzel örneklerini vermiş ve insanlığa büyük hizmetlerde bulunmuşlardır. Mahmut Gaznevi, Abdülkerim Satuk Buğra, Timur, Selçuk Bey, Babürşah, Melikşah gibi büyük devlet adamları da bu topraklarda yetişen değerli isimlerdendir. İmam Buhari, İmam Tirmizi, İbn-i Sina, Ebunasril Farabi, Fergani, Zimahşeri, Sekkaki gibi eserleri ile İslam kütüphanelerini zenginleştiren, dünya bilim adamlarına yol gösteren bilginler de bu toprakların evlatlarıdır. Ayrıca Divan-ı Lügat-it Türk'ün yazarı Kaşgarlı Mahmud, Kutadgu Bilig'in yazarı Yusuf Has Hacib, Atebet'ül Hakayık adlı dev eserin sahibi Ahmed Yüknek gibi dünya tarihine kültür hazineleri ile yazılan isimler de Türk-İslam uygarlığının beşiği olan bu topraklarda yaşamıştır. Burada sadece birkaçına yer verdiğimiz bu isimler, Doğu Türkistan'ın İslam ve Türk dünyası için taşıdığı değeri ortaya koymaktadır.


DOĞU TÜRKİSTAN ÇİN TOPRAKLARININ BİR PARÇASI DEĞİLDİR
[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]
Çin'in, Doğu Türkistan halkına karşı yaptığı insan hakları ihlallerini ve zulmü gizlemek için uluslararası arenada öne sürdüğü iddialardan biri, bu bölgenin "Çin topraklarının bir parçası olduğu", dolayısıyla da Doğu Türkistan'da yaşananların "Çin'in iç meselesi sayılması gerektiği" iddiasıdır. Oysa tarihi kaynaklar bu iddiayı yalanlamaktadır. Bunların başında Çinlilerin, diğer milletlerden kendilerine karşı yönelen saldırıları engellemek için inşa ettikleri Çin Seddi gelmektedir. Tarihte ilk defa Çinliler ile bölgede yaşayan diğer milletler arasındaki resmi sınırı bu set oluşturmuştur. Ve Doğu Türkistan Çin'in tarihi sınırları olarak kabul edilen bu setin dışında kalmaktadır.5 Ayrıca, Doğu Türkistan'da bol miktarda bulunan yeşim taşının adı ile anılan Yeşim Kapısı'nın çeşitli kaynaklarda Çin'in en batı sınırı olarak kabul edildiği aktarılmaktadır. Doğu Türkistan'a açılan bu kapının, Çin'in batıdaki en uç noktası olarak kabul edildiğini dile getiren kaynaklardan birisi 1939 yılında Şanghay'da basılan New China Atlas (Yeni Çin Atlası) isimli bir Çin kaynağıdır.6

Öte yandan tarih boyunca Çin Seddi ile Hazar Denizi, Sibirya ile İran, Afganistan, Pakistan, Keşmir ve Tibet sınırları arasında kalan bölgenin adı Türkistan olmuştur. Bu durum İslam tarihinin ilk kaynaklarında, tarihi İran ve Hint belgelerinde belirtildiği gibi, pek çok batılı tarihçi de bu konuda hem fikirdir. Bilinen en eski Türkologlardan Nikita Biçurin, "Hazar Denizi ile Kuh-ı Nur Dağları arasında bir millet yaşar. Bunlar Türkçe konuşurlar ve İslam dinine inanırlar. Bu insanlar kendilerini Türk olarak takdim ederler ve onların ülkesi Türkistan olarak anılır" şeklindeki sözleriyle bu tarihi gerçeğin altını çizmiştir.
7

Çin'in bölgeyi işgalinin ardından bu topraklara, "yeni kazanılan yer" anlamını taşıyan, "Xinjiang" (Sincan) adını koyması ise bu tarihi gerçeği değiştirmemektedir.


[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]


Her ne kadar komünist Çin yönetimi, Doğu Türkistan'ın kendi topraklarının bir parçası olduğu iddiasında bulunsa da, bu toprakların Çin'in doğal sınırları olarak kabul edilen Çin Seddi'nin dışında kalıyor olması, bu iddiayı çürüten etkenlerden biridir.

MÖ 206 yılından MS 1759 yılına kadar geçen yaklaşık 2000 yıllık süre içerisinde, Doğu Türkistan 1800 yıldan uzun bir süre bağımsızlığını korumuştur. Bu tarihler arasında Hun Türk Hakanlığı'na veya Göktürk Hakanlığı'na bağlı kalınan dönemlerde bile, yerel idare tam anlamı ile Doğu Türkistan halkının elinde olmuştur. MS 751'den 1216'ya kadar geçen süre ise Doğu Türkistan'ın tam anlamı ile bağımsız olduğu bir süreçtir. Tüm bu dönemler boyunca Çin, tarihi İpek Yolu'nu denetimi altına alabilmek için zaman zaman Doğu Türkistan'ı işgal etmiştir. Ancak Çin istilaları hep kısa sürelidir ve Çin hiçbir işgal döneminde Doğu Türkistan üzerinde tam anlamı ile bir hakimiyet kuramamıştır. Doğu Türkistan'ın bugüne kadar geçen yaklaşık 2200 yıllık geçmişinde, Çin'in istilası altında geçen yılların toplamı (1934 yılında başlayan ve bugün de devam eden işgal de göz önünde bulundurulduğu takdirde) 570 yıldan biraz fazladır.8
Doğu Türkistan'ın Çin toprağı olduğu yönündeki iddiayı geçersiz kılan çok açık demografik gerçekler de vardır. Doğu Türkistan nüfus yapısı, dili, dini, sahip olduğu etnik köken, milli ve manevi birikimi açısından da Çin'den tamamen bağımsız bir yapı sergilemektedir. MÖ 206 ile MS 220 yılları arasında yaşadığı tahmin edilen, ünlü Çinli tarihçilerden Pan Ku da bu gerçeği şu sözleri ile dile getirmektedir:
"Giyim, kuşam, yemek ve dil olarak Uygurlar Orta Krallıktan tamamen farklıdırlar... Dağlar, ovalar ve büyük çöl bizi onlardan ayırır."
9


[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]
Doğu Türkistan topraklarından geçen "İpek Yolu" tarih boyunca Çin ekonomisinde önemli bir yer tutmuştur. Günümüzde de Çin'in, Doğu Türkistan topraklarını hakimiyeti altında bulundurma isteğinin altında, bu stratejik alanı denetimi altında tutma isteği yatmaktadır.

Bu farklılık tarih boyunca korunmuş, Çin işgali altında geçen dönemlerde de herhangi bir asimilasyon yaşanmamıştır. Bugün yaklaşık 17 milyon nüfusu olduğu tahmin edilen Doğu Türkistan'ın %54'ünü -%47'si Uygur ve %7'si Kazaklar olmak üzere- Müslüman nüfus oluşturmaktadır. (Çin'in 1997 yılında açıkladığı verilere göre belirlenen bu oran, uluslararası organizasyonlar tarafından -Çin'in bu konuda taraflı bir tutum sergilemesinden dolayı- güvenilir bir bilgi olarak kabul edilmemektedir.) Müslüman nüfusun büyük çoğunluğunu oluşturan Uygurlar ise ne dilleri ne etnik kökenleri ne de dinleri açısından Çinlilerle benzerlik göstermektedir. Uygur alfabesi Arapça harflerden oluşan bir alfabedir, Uygurların dini İslam'dır ve bu halk bin yıldan uzun bir süredir Türk-İslam inanç ve örfünü yaşamaktadır.


[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.][Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]

Doğu Türkistan'ın Çin'in bir parçası olduğu iddiasını çürüten unsurlardan birisi de Uygur Tükleri'nin, dilleri, dinleri, gelenekleri, yaşam tarzları ve kültürleri ile Çin halkından tamamen farklı olmalarıdır.

Tüm bu tarihi bilgiler, coğrafi ve sosyolojik gerçekler Doğu Türkistan'ın Çin'in bir parçası değil, aksine Çin'in tarih boyunca topraklarına katmayı istediği ayrı bir bölge olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Doğu Türkistan halkı en zor ve çetin koşullarda dahi Çin idaresini kabullenmemiş, sık sık bağımsızlık girişimlerinde bulunmuş, gerektiğinde silahlı mücadeleye de başvurmuştur. Örneğin Mançu hükümranlığının Doğu Türkistan'ı işgal ettiği 1759'dan 1862 yılına kadar, Müslüman halk 40'dan fazla defa ayaklanmış ve Çin yönetimine başkaldırmıştır.

Peki, tüm bunlara rağmen Çin'i Doğu Türkistan konusunda bu kadar ısrarcı kılan nedir? Çin'in yıllardır yaptığı zulüm ve işkencelere geçmeden önce, bu sorunun cevabına kısaca değinmek gerekir.




DOĞU TÜRKİSTAN'IN BAĞIMSIZLIK DÖNEMLERİ

Birinci Dönem
MÖ 206'ya kadar geçen dönem

İkinci Dönem
MÖ 206 -108 Hun Türk Hakanlığı'na Bağlı Yerel İdare Üçüncü Dönem
MÖ 86 - 60 Hun Türk Hakanlığı'na Bağlı Yerel İdare

Dördüncü Dönem
MÖ 10 - MS 73 Hun Türk Hakanlığı'na Bağlı Yerel İdare
Beşinci Dönem

Tam Bağımsızlık

Altıncı Dönem

555 - 639 Göktürk Hakanlığı'na Bağlı Yerel İdare

Yedinci Dönem

650 - 660 Göktürk Hakanlığı'na Bağlı Yerel İdare

Sekizinci Dönem

699 - 738 Türgiş Türk Hanlığı'na Bağlı Yerel İdare

Dokuzuncu Dönem

751 - 1216 Tam Bağımsızlık

Onuncu Dönem

1217 - 1352 Moğol İmparatorluğu'na Bağlı Yerel İdare

On Birinci Dönem

Tam Bağımsızlık

On İkinci Dönem

1679 - 1752 Kalmuk Devletine Bağlı Yerel İdare

On Üçüncü Dönem

1756 - 1759 Tam Bağımsızlık.



ÇİN'İN DOĞU TÜRKİSTAN'I İSTİLA ETTİĞİ DÖNEMLER



Birinci Dönem

MÖ 108 - 86 Sadece Ülkenin Güney Bölgesi

İkinci Dönem

MÖ 60 -10 Sadece Ülkenin Güney Bölgesi

Üçüncü Dönem

MS 74 - 103 Sadece Ülkenin Güney Bölgesi

Dördüncü Dönem

640 - 649 Ülkenin Tamamı

Beşinci Dönem
660 - 699 Ülkenin Tamamı
Altıncı Dönem

738 - 751 Ülkenin Tamamı ve Batı Türkistan'ın Bir Bölümü

Yedinci Dönem

1753 - 1756 Ülkenin Tamamı

Sekizinci Dönem

1759 - 1861 Ülkenin Tamamı

Dokuzuncu Dönem

1879 - 1931 Ülkenin Tamamı
Onuncu Dönem1934 - Bugün.




Tabloda da görüldüğü gibi Doğu Türkistan'ın yaklaşık 2200 yıllık geçmişinde, Çin'in istilası altında geçen yılların toplamı yaklaşık 570 yıldır. (Unutulan Vatan Doğu Türkistan, İsa Yusuf Alptekin, Seha Neşriyat ve Ticaret AŞ, 1999, s. 90-91)




ÇİN, DOĞU TÜRKİSTAN'DAN NEDEN VAZGEÇMİYOR?

[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]
Genel coğrafya bilgisine sahip bir kişi, Çin'in Doğu Türkistan konusundaki ısrarını anlamakta hiç zorlanmayacaktır. Bilindiği gibi coğrafi olarak Çin'in Batı ile iletişiminin arasında iki önemli engel vardır: Birincisi 5000 km uzunluğundaki dev Taklamakan Çölü, ikincisi de Çin sınırını boydan boya kaplayan Çin Seddi.


[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]
[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]
Doğu Türkistan sınırlarındaki Taklamakan Çölü'ndeki petrol kaynakları dünyanın en zengin petrol rezervleri arasında yer almaktadır.

Doğu Türkistan ise Çin'in, çölün ilerisinde ve setin arkasında kalan tek toprağıdır ve bu yönüyle Çin'in Batıya açılan penceresi konumundadır. Coğrafi konumun siyaset üzerindeki etkisi ve coğrafi olarak avantajlı bölgelerin stratejik olarak da avantajlı olmaları gerçeği, Doğu Türkistan'ı Çin için vazgeçilmez hale getirmektedir. Bu nedenle Çin, işgal ettiği Doğu Türkistan topraklarından çekilmek ve burada bağımsız bir devlet kurulmasına izin vermek yerine, baskı ve şiddetle yerli halka işgali kabul ettirmeye çalışmaktadır. Bir yandan da haber alma ve iletişim özgürlüğü de dahil olmak üzere her türlü özgürlüğü ortadan kaldırıp, Doğu Türkistan'ı kapalı bir kutu haline getirerek, bölgeyi mümkün olduğunca dünya gündeminden uzak tutmaktadır.


[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]
Doğu Türkistan'ın tüm yer altı kaynakları Çin tarafından sömürülmektedir. Bu kaynaklardan elde edilen gelirden Müslüman halk kesinlikle faydalanamamaktadır.


Çin'in en batı noktasını oluşturan bu topraklar, Soğuk Savaş döneminde Çin tarafından, Sovyet tehdidine karşı tampon bölge olarak kullanılmıştır. Bu yönüyle Çin'in söz konusu topraklar için atacağı her türlü adım, hem kendisinin hem de bölge ülkelerinin güvenliğini ve istikrarını doğrudan ilgilendirmektedir. Şu anki konumuyla Rusya, Çin için artık ciddi bir tehlike teşkil etmiyorsa da, Çin, "Halkın Kurtuluş Ordusu" (PLA) olarak adlandırılan silahlı kuvvetlerine bağlı kara ve hava kuvvetlerini bölgede tutmakta ve nükleer füzelerinin büyük kısmını da burada muhafaza etmektedir. Elbette PLA birliklerinin Doğu Türkistan'da varlığını devam ettirmesinin diğer bir önemli nedeni de, Müslüman halkı gerektiği gibi kontrol altında tutabilmektir.

Ancak Çin'in Doğu Türkistan'a olan ilgisini sırf jeo-stratejik kaygılarla açıklamak mümkün değildir. Bu bölge aynı zamanda zengin yeraltı kaynaklarına sahiptir ve toprakları da çok verimlidir. 21. yüzyılın Kuveyt'i olarak da anılan Doğu Türkistan, petrol, doğal gaz, uranyum, kömür, altın ve gümüş madenlerinin bolluğu ile dikkat çekmektedir ve bu yönü ile Çin'in en önemli hammadde kaynaklarından biridir. Yetkililer tarafından, 2005 yılında Doğu Türkistan'ın petrol ve doğal gaz üretiminde Çin'in ikinci önemli merkezi haline geleceği bildirilmektedir. Özellikle Doğu Türkistan'ın orta bölgesinde yer alan Tarım Havzası'nın geniş petrol rezervlerine sahip olduğu düşünülmekte ve bu yönde araştırmalar devam etmektedir. Bu özelliğinden dolayı "Umut Denizi" olarak adlandırılan Tarım Havzası'nın 10.7 milyar ton petrol kapasitesi olduğu tahmin edilmektedir.
10 Jeologların şu ana kadar yaptıkları araştırmalar ise 300 milyon ton petrol ve 220 milyar metre küp doğal gaz kapasitesi olan 13 yatak ortaya çıkarmıştır.11

[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.][Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.][Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]

Doğu Türkistan'ın altın, petrol gibi madenleri, Çin'e transfer edilmekte ve bu doğal kaynakların kullanımı her yönüyle komünist Çin yönetiminin denetimi altında tutulmaktadır.


Çin'in Doğu Türkistan'a enerji konusundaki bağımlılığı Tarım Havzası'ndaki petrol kaynakları ile de sınırlı değildir. Çin sanayisi için hayati önem taşıyan, Orta Asya Türk Devletlerinden gelecek herhangi bir boru hattının doğal güzergahı Doğu Türkistan olacaktır.

[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]
Radikal, 24.4.01

Böyle bir taşıma sisteminin Çin için sağlıklı ve güvenilir olmasının en garantili yolu ise Doğu Türkistan'ın kendi denetimi altında bulunmasıdır.

Zengin doğal gaz, kömür ve bakır yatakları da bu bölgeyi Çin ekonomisi için vazgeçilmez kılmaktadır. Kızıl Çin topraklarında çıkarılan 148 çeşit madenin 118 çeşidi Doğu Türkistan topraklarında yer almaktadır. Bu da Çin'in toplam maden ocaklarının %85'ini oluşturur. Bunların arasında kalitesi ve yüksek kalori değeri ile ünlü olan kömürün ayrı bir yeri vardır. Çin'in toplam kömür rezervinin yarısını oluşturan Doğu Türkistan kömür madenlerinin rezervi 2 trilyon ton olarak hesaplanmaktadır. 2000 yılı sonlarında yapılan bir araştırma ise Çin'in en zengin bakır yataklarının Doğu Türkistan'da olduğunu ortaya çıkarmıştır. Çin'in diğer bölgelerinin bakır açısından zayıf olduğu ve Çin'deki tüm bakır yataklarının ülkenin ihtiyacının yarısını bile karşılayamadığı bilinmektedir. Doğu Türkistan'daki bakır madenleri, Çin'in gözünde Doğu Türkistan'ı daha da değerli hale getirmektedir.
12

Tüm bu madenlerin yanısıra Doğu Türkistan'ın Çin'in en büyük pamuk üretim merkezlerinden biri olması bölgenin Çin için taşıdığı önemin bir diğer nedenidir. Çin tekstilinin hammaddesini oluşturan pamuk üretimini, Müslüman Uygur halka emanet etmek istemeyen Kızıl Çin yönetimi, Doğu
Türkistan'ı denetim altında tutabilmek için sürekli yeni stratejiler geliştirmektedir. Kitabın ilerleyen bölümlerinde detayları ile ele alacağımız bu stratejilerin amacı Doğu Türkistan'ın gelişmesini sağlamak değil, Çin ekonomisinin temel taşlarından biri olan bu bölgeyi tam anlamı ile Pekin'e bağlı hale getirebilmektir.



KIZIL ÇİN'İN İSLAM KORKUSU
[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]
Önceki bölümde Doğu Türkistan'ın Çin açısından stratejik ve ekonomik olarak çok büyük bir öneme sahip olduğunun üzerinde durduk. Ancak Doğu Türkistan'da dindar Müslümanların sık sık göz altına alınmaları, dinlerini gerektiği gibi yaşamalarına izin verilmemesi ve din adamlarına uygulanan baskı, bu şiddet politikasının çok daha derin bir nedeni olduğunu akıllara getirmektedir. Herşeyden önce bu, Kızıl Çin'in Doğu Türkistan'daki İslami varlıktan büyük endişe duyduğu anlamına gelmektedir.
Çin'de İslam dinine ve Müslümanlara yönelik saldırıların kökeni eski dönemlere dayansa da, bunun sistemli bir zulüm ve hatta soykırım politikasına dönüşmesi komünist rejimin kurulmasıyla başladı. 1949'da Mao'nun Çin Halk Cumhuriyeti'ni kurması ile birlikte, öncelikli hedef her türlü İslami unsur oldu. Camilerin, mescidlerin, medreselerin ve dini eğitim veren kurumların kapatılması ile başlayan din düşmanlığı, açık bırakılan ibadethanelere Mao'nun resimlerinin asılması ve Müslümanların bu resme saygı göstermeye zorlanmaları ile iyice doruğa tırmandı. Bu dönemde 29 bin cami kapatıldı.
13Bundan sonraki aşama ise özellikle din adamlarının, mesnetsiz iddialara ve düzmece suçlamalara dayanılarak gözaltına alınmaları oldu. Bu kişilerin bir kısmı hemen idam edilirken, 54 binden fazla din adamı da bir ömür boyu Çin toplama kamplarında, son derece ağır koşullarda zorunlu işçi olarak çalıştırıldı.14

[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.][Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]

Mao'nun iktidara gelişi ile birlikte Doğu Türkistan halkına yönelik baskılar sistemli bir soykırıma dönüştü. Mao, Müslüman halka zorla da olsa komünist ideolojiyi benimsetmek istiyordu. İlk olarak camiler ve mescidler de dahil olmak üzere Doğu Türkistan'ın dört bir yanı Mao'nun resimleri ile kaplandı.

Bu dönem boyunca din adamlarına fiziksel işkencelerin yanı sıra, manevi işkenceler de yapıldı. Örneğin din adamları meydanlara toplandı, Mao'nun sözde "ilah" olduğunu kabul ettiklerini ikrara zorlandılar. Halktan ölülerini yakmaları gibi İslam anlayışının dışında uygulamalar yapmaları istendi. Kapatılan camiler ise askeri kışla, depo veya sinema, tiyatro gibi eğlence yerleri olarak kullanıldı. Cuma ve teravih namazları da dahil olmak üzere her türlü toplu ibadet yasaklandı, geride kalan birkaç camide ibadetlerini yerine getirmeye devam eden Müslümanlara ağır vergiler kondu. Bu camilerin onarım ve bakımı için kullanılacak bağışlara ve din adamlarının her türlü mal varlıklarına komünist yönetim tarafından el konuldu. Kuran öğrenmek ve öğretmek tamamen yasaklandı. Dini eserler evlerden toplandı. Arapça metinler, pek çok tarihi el yazması kitap da dahil olmak üzere yakıldı.15

Bugün de Çin'in Doğu Türkistan Müslümanlarına karşı uyguladığı baskı en yoğun olarak dini alanda hissedilmektedir. Din düşmanlığı, tüm komünist rejimlerde olduğu gibi Kızıl Çin'in de resmi ideolojisinin bir parçasıdır. Nitekim Çin Komünist Partisi Merkez Komitesi'nin Mart 1982 tarihinde ülke çapında parti komitelerine göndermiş olduğu "Sosyalist Dönemde Dini Problemlerle İlgili Ana Tutumunuz" adlı gizli bildiri bunu açıkça ifade etmektedir:

[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.][Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]
Komünist rejimin din düşmanlığının önemli göstergelerinden biri de, bu rejimin başlangıcından itibaren pek çok cami ve mescidin yıkılması, bir çoğunun da kapatılarak depo haline getirilmesidir. Yanda, Hoten'de harabeye dönmüş tarihi bir cami görülmektedir.

İnsanlık tarihinde din sonunda yok olacaktır... Çin'deki bütün dini teşkilatlar önce parti ve hükümetin liderliğine boyun eğecektir... Dini okulların esas gayesi, parti yönetimini ve sosyalist sistemi destekleyen profesyonel din görevlileri yetiştirmektir... Bu din görevlileri partinin din politikasına sadık olmak zorundadır. Din kuruluşlarımızın esas gayesi ülkemizin siyasi tesirini yaymada önemli roller oynamaktır.16

Kızıl Çin idaresinin söz konusu bildirideki bu kararlara titizlikle uyduğu, ABD'de 1 Eylül 1986'da Kuzey Amerika İslam Derneği'nin 5. Kurultayına katılan Çin Halk Cumhuriyeti İslam Cemiyeti Üyesi Ali Jing Jiang'ın konuşmasından anlaşılmaktadır:


[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]
Yeni Asya 1.2.01


[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]
Türkiye, 29.6.97
[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]
Tarih Medeniyet


Çin'de 18 yaşından küçüklere dini eğitim gerek evde gerekse okulda kanunen yasaktır. İslam ülkelerinin baskısı neticesinde bazı dini okullar açılmışsa da buralarda İslamiyetten çok Marksizm, Leninizm ve Maocu fikirler okutulmaktadır. Bu din okullarında görevli öğretmenlerin hepsi komünist ve ateisttir. Gençler dini bilgiden mahrum olarak büyütülmektedirler. Diğer okullarda ise din sanki unutulması gereken veya Çin halkının alt tabakalarındaki insanlar tarafından benimsenmiş iptidai bir inançmış gibi öğretilmektedir. Bu durum gençleri dini inançtan hızla uzaklaştırmaya başlamıştır. Hükümet, Müslümanların faaliyetlerini çok sıkı kontrol etmektedir. Çin'deki İslam cemiyetinde görev yapanların çoğu komünisttir... Komünistler, İslamiyeti, İslam ülkeleriyle olan ilişkisini geliştirebilmek için bir araç olarak kullanmaktadır.17


[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.][Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.] [Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.] [Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]
Çin, Doğu Türkistan Müslümanlarına yönelik baskının dozunu sürekli artırmaktadır. Müslüman gençler, din adamları, aydınlar, hatta çocuklar dahi anlamsız gerekçelerle gözaltına alınıp tutuklanmakta, çoğu zaman ailelerinin haberi olmadan idam edilmektedir.


Burada hemen belirtmek gerekir ki, Çin Komünist Partisi'nin kullandığı din aleyhtarı söylem, yeni bir iddia değil, asırlardır inkarcılar tarafından kullanılan klasik bir alay ve iftira üslubudur. Kuran'da Hz. Nuh'a karşı çıkan inkarcıların da, "... Biz seni yalnızca bizim gibi bir beşerden başkası görmüyoruz; sana, sığ görüşlü olan en aşağılıklarımızdan başkasının uyduğunu görmüyoruz..." (Hud Suresi, 27) diyerek, dindarları küçümsemeye çalıştıkları bildirilmiştir. Allah inkarcıların kendilerini akıllı sanmalarından bir diğer ayette şöyle söz eder:

Ve kendilerine: "İnsanların iman ettiği gibi siz de iman edin" denildiğinde: "Düşük akıllıların iman ettiği gibi mi iman edelim?" derler. Bilin ki, gerçekten asıl düşük-akıllılar kendileridir; ama bilmezler. (Bakara Suresi, 13)

Çin Komünist Partisi'nin, dindarlığı, "Çin halkının alt tabakalarındaki insanlar tarafından benimsenmiş iptidai bir inanç" gibi göstermek çabası da, aynı "düşük akıllılığın" bir devamıdır.

Komünist Parti bir yandan bu gibi propaganda yöntemleri kullanırken, bir yandan da Müslümanlar üzerindeki baskıları sıkılaştırmaktadır. 1990'larda gerçekleşen bağımsızlık girişimlerinin (Baren ayaklanması, İl ayaklanması) ardından Müslümanlara yönelik baskı daha da arttı. Bu ayaklanmaların tüm Doğu Türkistan sathına yayılması ve resmi görevlerde bulunan Türklerin de bağımsızlık hareketine destek vermesi Kızıl Çin'i fazlasıyla rahatsız etti. Ve bu hareketi destekleyen Müslümanlara karşı acımasız bir kampanya daha başladı. Yüz binlerce insan tutuklandı, binlercesi idam edilirken on binlercesi de çalışma kamplarına gönderildi. Bu dönemde Müslümanlara karşı uygulanan baskıyı, bölgeye girip bir dizi gizli röportaj yapma imkanı bulan nadir gazetecilerden Micheal Winchester, Inside Story China: Beijing vs. Islam (Hikayenin İçinden: Pekin İslam'a Karşı) adlı makalesinde şöyle aktarıyordu:

[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.][Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]
Yaşadıkları her türlü zorluğa, uğradıkları çeşitli işkencelere rağmen Doğu Türkistan halkı dinini yaşamakta ve ibadetlerini yerine getirmekte büyük bir sebat göstermektedir.


O günden beri resmi kaydı olmayan camiler kapatıldı, camilerin dışına konulan hoparlörler kaldırıldı, çocuklar ve gençler için Kuran dersleri kaldırıldı, dışarıdan gelen dini bağışlara yasak konuldu, hacca gitmek isteyenlere yaş sınırlaması getirildi, dini yayınların büyük çoğunluğu yasaklandı, Komünist Parti üyeleri camiye gitmeleri durumunda işlerinden atıldı.18

Micheal Winchester'ın görüştüğü ve gerçek ismini vermekten kaçınan bir Türkistanlı, devlet dairesinde çalıştığı için asla camiye gidemediğini ve eğer camiye gittiği görülürse işten atılacağını söylüyordu. Bu nedenle evde gizli gizli namaz kılıyordu. Bunun nedeni ise Çin'in özellikle 1980'lerden sonra dozunu artırdığı İslam düşmanlığı idi. 1997 yılında Doğu Türkistan Resmi Gazetesi Xinjiang Daily'de parti üyelerinin dine bakış açılarının nasıl olması gerektiği şöyle ifade edilmekteydi:

Dine samimi olarak inanan ve fikirlerini değiştirmemekte ısrar eden parti üyelerine tabi tutulacakları eğitimden sonra, hatalarını değiştirmeleri için süre verilecektir. Partiden ayrılmaya ikna edilecekler ya da durumun ciddiyetine göre partiden ihraç edileceklerdir. Son yıllarda 98 dine inanan parti üyesi bu muameleyle karşılaşmıştır.
19


[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.][Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]
Çin Komünist Partisi Kuran eğitimini yasaklamıştır.


Doğu Türkistan'da, ibadet ettiği veya Kuran öğrendiği fark edilen kişiler -özellikle 18 yaşından küçükse- mutlaka cezalandırılmaktadır. Çünkü komünist Çin kanunlarına göre 18 yaşından küçük çocukların Kuran öğrenmeleri kesinlikle yasaktır. Örneğin 1999 yılında 12 yaşındaki beş çocuk Kuran okumayı öğrendikleri için tutuklanmıştır. Çocuklardan birisi polis merkezinden kaçınca, ailesi polis tarafından göz altına alınıp işkenceye uğramış ve çocukları gelinceye kadar kendilerinin serbest bırakılmayacağı söylenmiştir.20 Bu olay, Doğu Türkistan'da sıkça rastlanan örneklerden sadece bir tanesidir. Sadece dinlerini yaşadıkları ya da yaşamak isteyen insanlara İslamı öğrettikleri için binlerce insan tutuklanmış ve işkence görmüştür. Göz altına alınan din adamlarının suçlandıkları konular ise çok dikkat çekicidir. Örneğin 28 Ekim 1999'da göz altına alınan ve ağır para cezasına çarptırılıp görevinden alınan Hotan'daki Oybağ Camisi'nin İmamı Mehmet Ali'nin suçu, dini, Komünist Parti'nin dikte ettirdiği şekilde öğretmemektir. İmam Mehmet Ali'nin suç duyurusunda işlediği "suçlar" şu şekilde sıralanmıştır:
Görevi boyunca İmam Mehmet Ali, Komünist Parti'nin kurallarını öğrenmemiş, öğretmemiş ve uygulamamıştır. Din İşleri Başkanlığı'nın talimatlarını görür gibi yapmış, ancak Başkanlığın organize ettiği çalışmalara ve eğitsel faaliyetlere katılmamıştır... Kimliği belirsiz kişilerin camide kalmasına izin vermiştir...
21

Benzer gerekçelerle Hotan genelinde tutuklanan diğer altı imamın, "komünist öğretileri öğretmemek" dışında suç listelerine eklenen diğer maddeler de, Kızıl Çin'in Müslümanlar üzerindeki baskısını göstermesi açısından oldukça çarpıcıdır:

Dualarının sonunda "Allah Müslümanları ateistlerin baskılarından korusun" demişlerdir. Komşu bölgelerden ibadet etmek için camiye gelen kişileri geri çevirmemişlerdir. Cuma namazları ve vaazları için tanınan 20 dakikalık süreyi aşmışlardır. Dini eğitim almak için gelen insanların varlığından hükümeti haberdar etmemişlerdir.
22


MAO'NUN DİN DÜŞMANLIĞI

[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]
[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]

Mao da diğer komünist diktatörler gibi kendince bir ilahlık iddiasında bulunmuş ve posterlerinde bu çarpık inancı ön plana çıkarmıştır.
Diğer tüm komünist diktatörler gibi Mao da, hem Allah'ı inkar etmiş hem de halkını Allah'a inanmaktan alıkoymaya çalışmıştır. Allah'a inanan, dinini yaşamak isteyen ve inançlarını korumaya çalışanlara ise akıl almaz işkenceler yaptırmış, dinlerinden dönmeleri için her türlü zulmü uygulatmıştır. Mao'nun bir diğer yönü ise kendisini Çin halkına adeta ilah gibi göstermesidir.

İnkarcı diktatörlerin bu ortak yönü, Kuran'da da bildirilmiştir. Ayetlerde Firavun'un halkına "... Ey önde gelenler, sizin için benden başka ilah olduğunu bilmiyorum..."

(Kasas Suresi, 38) şeklinde seslendiği bildirilir. Ancak kibirlenen ve kendilerini bir ilah gibi gören bu inkarcıların acı sonu da Kuran'da şöyle bildirilmiştir:
"Biz, İsrailoğullarını denizden geçirdik; Firavun ve askerleri azgınlıkla ve düşmanlıkla peşlerine düştü. Sular onu boğacak düzeye erişince (Firavun): İsrailoğullarının kendisine inandığı (ilahtan) başka ilah olmadığına inandım ve ben de Müslümanlardanım dedi. Şimdi, öyle mi? Oysa sen önceleri isyan etmiştin ve bozgunculuk çıkaranlardandın. Bugün ise, senden sonrakilere bir ayet olman için seni yalnızca bedeninle kurtaracağız. Gerçekten insanlardan çoğu, bizim ayetlerimizden habersizdirler." (Yunus Suresi, 90- 92)

[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]
avatar
GökBörü
.::Tengri::.


.::Tengri::.





Yaş Yaş : 36
Cinsiyet Cinsiyet : Erkek
Nerden Nerden : Azerbaycan
Lakap Lakap : kaan
Doğum Tarihi Doğum Tarihi : 13/09/80
 Atsız´ın hangi kitaplarını okudunuz? Atsız´ın hangi kitaplarını okudunuz? : Türk Ülküsü
İletiler: İletiler: : 1035
Üyelik Tarihi Üyelik Tarihi : 16/06/11




Kullanıcı profilini gör http://ilteris.forum.st/

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

kızgın Geri: Doğu Türkistan...Zulüm ve Soykırım!!!

Mesaj tarafından Sponsored content


Sponsored content


Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön


 
Bu forumun müsaadesi var:
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz