Binici Türk’tür, gerisi yüktür

Aşağa gitmek

default Binici Türk’tür, gerisi yüktür

Mesaj tarafından İlteriş Kağan Bir Ptsi 2 Haz. 2014 - 4:28

Binici Türk’tür, gerisi yüktür
[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]
Türkler ‘yeryüzünün kanatsız kuşu’ atı ehlileştirdi, tüm dünyaya hediye etti ve biniciliği öğretti…
“Yağız atlar, kır atlar, doru atlar kanatlı

Yediden yetmişe dek, bir millet hepten atlı”

Türkler tarih sahnesine, âdeta atlarının nal sesleri ile çıktılar… Türk’le at, etle tırnak gibiydi. Türkler için ata binmek vazgeçilmez bir şeydi. Hatta at, Türkler için sadece bir binek hayvanı değil aynı zamanda bir dosttu. Bu sebeple Türkler atlarını hiç yanından ayırmazdı ve oyunlarında, savaşlarında ve seyahatlerinde sürekli kullanırlardı. Türkler için, “Daha yürümeyi öğrenmeden ata binmeyi öğrenirler” ifadesi kullanılırdı. At Türk’e kardeşi kadar yakındır. “At için binici Türk, gerisi yük” sözü de atla Türk’ün yakınlığını anlatan güzel sözlerden biridir. Şeyh Edebali; “Atın iyisine doru, yiğidin iyisine deli derler. Doğru bildiğinden şaşma” der.  

Atı ehlileştiren ve ata ilk binen Türklerdir

Kaşgarlı Mahmut’un “At Türk’ün kanadıdır” sözü, Türklerin bu asil hayvana nasıl bir gözle baktıklarını, ona ne kadar büyük bir değer verdiklerini pek güzel ifade eder.

Türkler, âdeta at sırtında doğar ve at sırtında ölürlerdi. Orta ve Ön Asya'da yetişen cüsse itibariyle biraz küçük, ancak yorgunluğa, sıcak ve soğuğa, her türlü eziyete, sıkıntıya fevkalâde dayanıklı, çok süratli ve eğitilme kabiliyeti yüksek Türk atları, sahiplerini Çin Seddi'nden Orta Avrupa'ya kadar şerefle taşımışlardır. Nitekim bütün Türk devletlerinde sefer gücünün esasını süvari teşkil etmiş ve bunlar savaşların kazanılmasında büyük rol oynamışlardır. Osmanlı Devletinde de, gerek Kapıkulu süvarisinin ve gerekse Tımarlı Sipahinin önemi çok büyük olduğu gibi, vezir ve beylerbeylerinin kapı halkı hemen hemen tamamen atlıydı.

Türk tarihinin her döneminde at önemli bir yer tutmuştur. Avusturyalı tarih bilimci Hoopers atın ilk evcilleştirme hareketinin İç Asya’da Türkler tarafından yapıldığını, Macar tarihçi Allfoldin de, bu konudaki ilklerin Altay Türklerine ait olduğunu öne sürmüştür. Alman tarih bilimcisi Portriatz ise “Eski çağlarda at” adlı eserinde atın M.Ö. 6000 dolaylarında Türkler tarafından evcilleştirildiğini iddia etmiş ve iddiası için bazı bulguları delil göstermiştir.

M.Ö. 2. yüzyılda Doğu Hun İmparatorluğu’nda her yıl sonbahar aylarında büyük toplantılar yapılır ve ülkedeki atlar sayılırdı. Çin kaynaklarına göre, Hunlar, bir milyon süvariye sahipti. Eski Türklerde nüfus sayımı, süvari sayısına göre yapılırdı.

Türk, atın sadece binicisi değildir; onun hem sahibi hem seyisi, hem eğiticisi, hem canbazı, hem baytarı ve hem de binicisidir. Türk, atı; silahı ve hanımıyla birlikte kutsal kabul etmiştir: At, avrat, pusat… Bugün Anadolu'da ve Türk coğrafyasının her yerinde “tay, kısrak, at , aygır, yılkı” gibi kelimeler kullanılmaktadır.

Doğan Yıldız* Türk’ün tarihten bu yana at ile birlikteliğini şöyle ifade eder:              
“Her Türk ata karşı sevgi, güven, ilgi duymuş ve onu kendisinden bir parça kabul etmiş, ona kutsallık tanımış, saygınlık kazandırmış, sanatında, edebiyatında, müziğinde eşsiz bir yer vermiştir.

Yaklaşık olarak M.Ö. 4000 yılları dolaylarında Türkler tarafından bir çekim hayvanı olarak arabalara koşulan at, askeri amaçlarla savaş sınıfı oluşmasında sonuç olarak da Asya’nın ve öteki kıtaların tarihi ve siyasi hayatının oluşum ve değişiminde etkinlik kazanmıştır. Türkler onunla uzaklıkları emmişler, derisinden giysi ve ayakkabı yapmışlar, kısrakların sütünden mayalanma ile sağlanan “kımız” adı verilen ve keyiflendirici içkiyi yapmışlardır. Ayrıca yele ve kuyruklarını da değerlendirmişlerdir. Kemiğinden kaymak için araç, kıllarından ağ, gözleri güneş ışığından koruyan bir tür gözlük örmüşlerdir.
[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]
Eski Türklerde at kültürü ile ilgili çeşitli bulgular bir belge olarak, bu gün çeşitli ülkelerin müzelerine değer katmaktadır. Yenisey yörelerinde eski Türkler tarafından, kayalar üzerine yapılmış at resimleri ve çok eski dönemlere ait, Türk mezarlarından çıkan eşyaların üzerinde süsleme sanatı olarak at figürleri kullanıldığı görülmektedir. Eski Türk destanlarında ve efsanelerinde at baş tâcıdır, ayrı bir yeri ve önemi vardır. Atların rüzgârdan yaratıldığına ilişkin türlü efsaneler vardır. Oğuz Destanı atla başlar. Dede Korkut’ta, Bamsı Beyrek atla kardeşleşmiştir.

Eski Türklerin ilkel atları yakalayabilmek için türlü yöntemler kullandıkları, kitabelerde yazılıdır. Kementin de ilk kez Türkler tarafından kullanıldığı bilinmektedir. Karluk Han buzullar içinden ünlü bir atı alıp çıkardığı için ad almıştır. Eski Türklerdeki ”Türk atsız, kuş kanatsız” sözü çok şey anlatır.

Atın vatanı Orta Asya
Tüm tarihi kaynaklar, atın vatanı olarak orta Asya bölgesini göstermektedir. Kırgız stepleri ile Gobi havalisinin atın vatanı olduğu konusunda görüş ve delil birliği vardır. Eski Türklerin “Yılkı” adını verdikleri at sürülerinin, ırk ve evcilleştirilmeleri ile ilgili bilgiler çok geniştir

Çalınan atları belirlemek amacıyla atları özel damgalama yöntemleri uygulanıyordu. Damga yerine bazı boylar atın kulaklarına özel işaretler işlemeyi yeğlerdi. Boyların sembolleri olarak benimsenen biçimler mezar taşlarında da görülür.
Eski Türklerde at yarışları, eş seçiminde de kullanılıyordu. Bu yarışlar iki türlü oluyordu; birisinde atlı kızlar bir grup halinde yarışa başlıyorlar ve arkalarından atlarını grup halinde koşturan erkekler içlerinden birini yakalayıp atlarının terkilerine alıyorlardı. Daha sonra eş olarak seçtikleri bu kızlarla evleniyorlardı. Diğer türlü ise eğer kızın isteyeni çok olursa yarışa kız tek başına başlıyor, daha sonra ardından atlarını koşturan erkek grubundan kim kızı yakalarsa o evlenme hakkını elde ediyordu.

27 özellik

Türklerde, güzel ve sağlıklı bir atta 27 niteliğin arandığı belirtilir: ‘İyi at odur ki, anda 12 teşbih buluna: 3 yeri güzel avrata benziye, 3 yeri deveye benziye, 3 yeri su sığırına benziye, 3 yeri kırata benziye, ama, avrata benziyen 3’ün biri güzelliktir. İkincisi saçı mülayim ve ince uzun olmalıdır. Üçüncüsü, yancıkları avrat yancığı gibi çok olmalıdır.’

Yarış atlarında aranılan nitelikler ise; bilekleri ince, topukları kılsız, burun delikleri geniş, burun içi lekeli olacaktır. Perçin başında kemik çok sivri, bel, boyun kısmından daha uzun olmalıdır.

Asya Türkleri’nde, 200’den fazla at türü bulunduğu belirlenmiştir. Türkler’de, ‘Alma alını, satma kırı, sev yağızı, bin toruya’ sözü ünlüdür. Doru, kırmızı rengi andırır, kırda, beyaz üzerinde siyah benekler vardır. Al, turuncuya çalar, siyah atın gözleri keskindir. Çil at ise, koyu renk üzerinde sarı benekler taşır. Türk atları içinde en soylusu küheylandır.

Türkistan’da 3 yaşından sonra çocukların büyük koyunlara bindirildiği, 8 yaşında at sırtında gezilere başladıkları, 12 yaşında da mükemmel bir binici oldukları belirtilir. Kızların da bu konuda erkeklerden aşağı kalmadıkları bilinir.

Eski Türklerde görülen “atla bütünleşme", Osmanlı Türklerinde de sürmüştür. At, Osmanlı, Türklerinde itibar, saygı ve sevgi unsuru olarak kabul edilen bir yoldaş olmuştur. Atalarımız bunlarla başarıdan başarıya koşmuşlar; üç kıta üzerinde hakimiyetlerini sürdürmüşlerdir.

Anadolu Selçuklularında 100 bin süvariden oluşan bir ordu bulunuyordu. Osmanlı imparatorluğunda ise, 16. yüzyılda bu sayı 250 bine yaklaştı. Edirne, Filike. Selánik. Amasya, Yozgat, Merzifon, Eskişehir (çifteler çiftiği), Malatya (Sultan suyu), Veziriye, Adana (Çukurova), Bursa (Karacabey)'deki hayvan ocaklarında, at yetiştiriciliği için sürekli çalışmalar yapılıyordu. Ancak, Osmanlı imparatorluğunun gerileme ve özellikle çöküş döneminde at yetiştiriciliği ve ırk düzenleme çalışmaları öneminì tamamen yitirmiş, sürekli savaşlar yüzünden ülke atçılığı adeta çökmüştür.

At, hayatın her yerinde
Yaşama sevincini atıyla paylaşan, onunla mutlu olan ve hattâ onunla birlikte gömülen Türk'ün kalbinde, ağıtlarında, edebiyatında. türkülerinde, atasözlerinde at benzersiz bir yer almıştır. Osmanlıların genişleme döneminde, Giritlilerin bir sözü çok yaygındı: "Adaya önce Türk'ün atı, sonra kendisi ayak basacak." Gerçekten de öyle olmuştur. Aşık Paşa tarihinde, Osmanlı padişahlarından Orhan Bey’in, atlarını nalbanta kendisinin götürdüğü anlatılır. Bu hareket, Türkler’de, en büyüğünden en küçüğüne kadar, ata gösterilen ilgi ve sevgiyi yansıtır. Öyle ki, at sahiplerinden atlar için vergi alınmazdı.
Emrullah Efendi 'Memalik-i Şahane"de, “at vergisi asla vaz'edilmediği cihetle, bizde at vergisinden bahse mahal yoktur” demektedir. Osmanlı Türk illerinde atlar, görevlerine göre şöyle adlandırılırdı: Önemli haber götüren süvarilerin bindikleri dayanıklı "Ilgar atı", posta süvarilerinin bindiği "Menzil atı", akıncı ve süvarilerin bindikleri "Cenk atı", yarışlara katılanlara "Koşu atı", süvarilerin yedeklerinde bulundurdukları "Yedek atı", yük taşıyan "Semer atı", damızlık olarak yararlanılan "Aşı atı", törenlerde komutan ve subayların bindikleri "Alay atı", arabalara koşulanlara "Araba atı" ve avlarda kullanılanlara "Av atı." Osmanlılar’da eğer, murassa ve sorguçlu başlıklar, altın ve gümüş üzengiler, gemler, at koşum takımları, saray arabalarının koşum takımları birer sanat eseri idi.
Sultan Abdülaziz dönemi sonrasında ülkedeki at kalitesi değerini gittikçe yitirirken, tersine olarak at yarışları da daha düzenlilik kazanmıştır. Ancak, ilk düzenli at yarışları l9’ncu yüzyılın son yıllarında belirginleşir. Sultan Abdülaziz döneminde Kağıthane'de, "Kağıthane Yarışları" adı altında bir süre at yarışları düzenlenmiştir. Sonraki yıllarda ünlü mirasyedilerden Veli Efendizade’nin, bugün Veliefendi Tesisleri’nin bulunduğu yerde, birkaç arkadaşı ile birlikte sistemsiz olarak düz bir toprak üzerinde at yarışları yaptırdıkları görülür. Öte yandan yine aynı yıllarda Manisa'da Bekir Ağa'nın şahsi çabalarıyla, düzensiz bazı yarışlar yapılmıştır.” * Doğan Yıldız Türk Spor Tarihi İstanbul-1979

Ata ve atçılığa özel bir sevgisi olan Atatürk, aynı zamanda çok iyi bir biniciydi. Onun emir ve direktifleriyle Türk Atlı Sporları gelişmişti. Ünlü İtalyan mimarı Viotti Violli tarafından yapılan ve günümüze kadar gelen Ankara Hipodromu, Atatürk'ün emriyle inşa edilmişti. Atatürk, atçılığı ve yarışçılığı teşvik amacıyla, "yarış Islah Encümenini" kurdurmuştur. Bu encümen de ilk kez 1926 yılında başlayan ve sonradan klasikleşen "Gazi Koşusunu " başlatmıştı.

Günümüzde bütün Türk topluluklarında binicilik tarihte olduğu gibi canlı tutulmakta, ve büyük Türk coğrafyasında “yorga yarışlar”, “dörtnal yarış”, “aygır yarış”, “kunan çabu”, “tay yarış” ve “beyge yarış”lar halen yaşatılmaktadır.

Medeniyet tarihine damga vuran nal izi
1937 yılında Ankara’da toplanan Tarih Kurultayı’nda, Avusturyalı tarih bilimcisi Hoopers, atın ilk evcilleştirme ve eğitim hareketinin İç Asya’da Türkler tarafından yapıldığını, Macar tarihçisi Allfoldin de, bu konudaki ilklerin Altay Türkleri’ne ait olduğunu ifade etmiştir.
Amerikan Bilimsel Gelişme Birliği (AAAS)" tarafından yayınlanan haftalık Science dergisinin (07.03.2009) sayısında yer verilen araştırma ile, atı ilk kez ehlileştiren Türklerin, bunu yaklaşık 5 bin 500 yıl önce gerçekleştirdiği belirtildi.
İngiliz Exeter Üniversitesinden Alan Outram tarafından Kazakistan'ın bugünkü Akmola eyaleti içinde yer alan tarihi Botai kültürüne ait bölgede yapılan araştırmalarda bulunan arkeolojik bulgular, atların bu bölgede 5 bin 500 yıl önce de insan hayatının bir parçası olduğunu tespit etti.
Bu keşfin önemli olduğunun altını çizen Outram, "Bu durum, bu bölgede yaşayan toplulukların ne kadar erken geliştiğiyle ilgili bütün bildiklerimizi değiştirecek" dedi. Atın ehlileştirilmesi; çiftçilik, ulaşım imkanları ve savaşlarda getirdiği üstünlüklerle, sosyal hayatı olumlu yönde değiştirmişti. Bilim adamları, yeni tespite rağmen, 15 bin yıl önce evcilleştirilen köpekle, ya da keçi, koyun gibi hayvanlarla karşılaştırıldığında, atın ehlileştirilmesinin daha yakın bir zamana tekabül ettiğine işaret ediyor.
Araştırmayı değerlendiren New York Hartwick Üniversitesi antropologlarından David Anthony ise, atın et ve süt kaynağı olarak kullanılmaya başlanmasından çok, binek hayvanı olarak kullanılmaya başlanmasının, ulaşıma getirdiği kolaylıkla tarihte daha etkili sonuçlara yol açtığını belirtiyor.
Profesör Anthony, "İnsanlar için ekolojik bariyerlerle dolu Asya stepleri ilk defa Çin ve Avrupa arasında bir koridora dönüştü. Atın binek hayvanı olması, savaşların tarihini kökten değiştirdi. Sınırlar değişti. Yeni ticari ortaklıklar kuruldu ve daha önce ulaşılmaz olan kaynaklara ulaşma imkanları doğdu" diye anlatıyor bu sonuçları.
Profesör Outram ise makalesinde, bazı bilim adamlarının, Hint, Avrupa ya da Ural-Altay dilleri ve benzeri bazı yaygın sosyal değerlerin atın ehlileştirilmesiyle ilk defa yayılmaya başladığını düşündüklerini aktarıyor.
Arkeologlar, Kazakistan'daki araştırmalarında buldukları at kemiklerinin, yabani atlarınkinden çok ehlileşmiş atların kemik özelliklerini taşıdığını belirledi.
Ayrıca, 5 bin 500 yıl öncesine ait kımız kapları bulunması da, atların o dönemde insanlarca kullanıldığını gösteriyor. Profesör Outram, "Yabani atı sağar mısınız?" diye sorarken, Profesör Anthony de meslektaşına katıldığını ifade ediyor; "Eğer atı sağabiliyorsanız o artık yabani değildir".
Outram araştırmasında, at sütünden yapılan kımız içeceğinin bugün bile Kazakistan ve Moğolistan gibi ülkelerde yaygın şekilde yapılıp içilmeye devam edildiğini de kaydederken, "Herkes kımızın yüzlerce yıl eskiye gittiğini biliyordu ancak en az 5 bin 500 yıllık bir içecek olduğu bilinmiyordu." diye belirtiyor. Araştırma, Britanya Tabii Kaynaklar Konseyi, Britanya Akademisi ve ABD Ulusal Bilim Vakfı’nın sponsorluğuyla gerçekleştirildi.


Türkdeğil Gürcüyüm Eşimde arap , şehide kelle anmaya yaygara diyen adamı, Türk Devletine Başbakan yapıp, Real Madrid'e Çukurca saldırısını siyah kol bandı taktırıp protesto ettiren Mesut'u, Alman vatandaşı olup, Alman milli takımına gittiği için hain ilan eden bir miletiz. Harikayız lan biz.Kanla alınan yurtları oyla sattık. İşgâl ordusunda aşçı olamayacak adamları, Türk yurdunda başbakan yaptık. ANLAYANA

"İslam'da ırkçılık yok" diyerek güya Türkçülüğü yermeye çalışanlar, aynı ırkın evlatlarını mezhep kavgasıyla birbirine kestiren dinci enternasyonellerdir.

[b]"Şu devletin başına Ulu bir Hakan geçtiği gün Diyarbakır'dan girip Tebriz'den çıkıcaz, sonra devlet güneydoğuya deniz getirdi diyeceksiniz, kan denizi.[/b]"

[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]
avatar
İlteriş Kağan
Yazışmalık Yöneticisi


Yazışmalık Yöneticisi





Yaş Yaş : 37
Cinsiyet Cinsiyet : Erkek
Nerden Nerden : Turan
Lakap Lakap : ©ﻕΞתς яΞiS
Doğum Tarihi Doğum Tarihi : 01/10/81
 Atsız´ın hangi kitaplarını okudunuz? Atsız´ın hangi kitaplarını okudunuz? : Hepsini Okudum
İletiler: İletiler: : 5412
Üyelik Tarihi Üyelik Tarihi : 06/01/09






Kullanıcı profilini gör http://ilteris.forum.st

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Sayfa başına dön


 
Bu forumun müsaadesi var:
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz