Lozan Sözde 100 Yıllıkmış! / Cihan Ozan Beydes

Aşağa gitmek

default Lozan Sözde 100 Yıllıkmış! / Cihan Ozan Beydes

Mesaj tarafından İlteriş Kağan Bir C.tesi 12 Eyl. 2015 - 6:30

Cumhuriyet tarihinin üzerinde en çok tartışılan olaylarından biri kuşkusuz Lozan Antlaşmasıdır. Bu konuda Lozan’ı bir hezimet olarak görenler de, bir zafer olarak niteleyenler de mevcuttur. Lozan mantıki ve gayet onurlu bir uzlaşmadır. Nitekim kalıcı ve düzeni sağlayıcı bir anlaşma olarak görülmelidir.[1]

Şimdilerde Lozan Antlaşması’nın yüz yıllık olduğuna ve içeriğinde gizli maddeler bulunduğuna dair birçok safsata Lozan’ı değersizleştirmek adına dillendirilmekte ve özellikle sosyal medyada bu yalanlar olabildiğince yer bulmaktadır. Tuhaf olan Lozan’ı hezimet olarak gören güruhun Lozan’ın 100 yıllık yani 2023’te süresi bitecek bir antlaşma olduğunu iddia ederken 2023’ten sonra ne olacağını bazı komik öngörüler dışında bilememeleridir. Neresinden tutarsanız tutun hiçbir dayanağı, belgesi olmayan bu düşünce Türkiye’den başka hiçbir memlekette de dile getirilmemektedir. Maalesef 2001’den bu yana iktidarı elinde tutan kesimin de bu sözde tarihçiliğe verdiği destekle atmalar tutmalar olabildiğince artmıştır. Lozan Antlaşması’nda gizli maddelerin olduğu ve bu maddelerin 2023’te açıklanacağı, bu maddelerle Türkiye’nin kendi madenlerinin kullanım hakkının elinden alınacağı ve Boğazlar Rejiminin değişeceği düşüncesi aslında dikkate bile alınmaya değer değildir. Fakat bu yalanlara inanan binlerce sosyal medya kullanıcısı ve bu yalanları televizyonlardan izleyen insanlar olduğu düşünülürse biraz kafa yormak gereklidir diye düşünüyorum.

AKP döneminde 2004 yılında Trakya Üniversitesi Rektörlüğüne atanan Prof. Dr. Enver Duran, Lozan Antlaşması’nın 89. Yıl dönümü nedeniyle Trakya Üniversitesi Karaağaç Yerleşkesi Güzel Sanatlar Fakültesi’nde düzenlenen törende Lozan Antlaşması’nın süresinin 100 yıllık olduğunu öne sürerek, “2023 diye dilimize pelesenk oldu, ama bu antlaşma 2023 yılında bitiyor” demiştir.[2] Yani rektörlük yapmış bir profesör, kendisini dinleyen gençlerin gözlerinin içine bakarak gerçekleri çarpıtmış ve Lozan Antlaşması’nın 2023 yılında biteceği yalanını söylemiştir. AKP döneminde bu yalanın sürekli dillendirilmesinin nedeni Lozan Antlaşması’nın Amerikan Projesi BOP’a ve Yeni Osmanlıcılığa engel olmasıdır. Bilindiği gibi yüzyılın başında İstanbul merkezli eyaletlerden oluşmuş, başında kukla bir halife/başkanın bulunduğu bir Türkiye planlayan emperyalizmin Sevr Antlaşması oyunu Kurtuluş Savaşının kazanılmasından sonra Lozan Antlaşmasının imzalanmasıyla bozulmuştur. Şimdi 2023 hedefi doğrultusunda yeniden o Sevr Antlaşmasına ihtiyaç vardır. Bu nedenle birileri Lozan’ın son kullanma tarihinin gelmesini beklemektedir. Lozan’ın son kullanma tarihi yoktur. Lozan Türkiye Cumhuriyeti’nin tapusudur ve Türkiye Cumhuriyeti var oldukça Lozan var olacaktır.[3]

Biraz da Lozan Antlaşması’nın neden bu kadar tartışma konusu olduğu ve bu tartışmaları çıkaranların asıl amaçlarının ne olabileceği konusunda kafa yoralım.

1912 Ekim'inde başlayan on yıllık savaş, on yıllık felaket, Eylül 1922'de Mustafa Kemal Paşa kumandasında Türk Ordusu’nun İzmir'e girmesiyle sona erdi. 24 Temmuz 1923'te Lozan Antlaşması'nın imzalanmasıyla Türkiye doksan yıldır devam eden bir barış dönemine girdi. Tarihimizde, hatta dünya tarihinde doksan yıl devam etmiş bir barış dönemi yoktur.[4] Birinci Dünya Savaşı sonunda imzalanan antlaşmaların Lozan dışında hiçbirisi geçerliliğini koruyamamıştır. Özellikle savaş sonunda Almanlarla imzalanan ve şartları oldukça ağır olan Versailles Antlaşması İkinci Dünya Savaşının çıkmasının nedenlerinde birisi olarak gösterilir.

Saltanatın kaldırılması ve İstanbul'daki Osmanlı Hükümetinin sona erdirilmesiyle Lozan'da Türkiye'yi sadece TBMM Hükümeti temsil etmiştir. Lozan’ı hezimet olarak görenler Lozan’da uluslararası tanınırlığı olan Osmanlı Hükümeti yerine dünya tarafından resmi olarak tanınmayan yeni TBMM Hükümeti'nin Türkiye'yi temsil etmesini eleştirirler. Bu komik tutumu da anlamak mümkün değildir. Son iki yüz yıldır giriştiği savaşlar sonunda tüm diplomatik mücadelelerden yenik ayrılan Osmanlı hanedanının diplomatlarının Türk Milletinin geleceğinin tayin edileceği Lozan'da olması gerektiğini savunmak akıl tutulması değildir de nedir? Sevr’i imzalayan Hükümetin orada olmasını, Anadolu işgal edilirken düşmanla işbirliği yapan İstanbul Hükümetinin Türk tarafının temsilcisi olmasını istemek Saltanat ve Halifeliğin kaldırılmasını sindiremeyenlerin düşünceleridir.

Lozan hazımsızlarının sıkça dile getirdikleri konu Adalar, Musul, tazminat meselesi ve Osmanlı’dan kalan diğer kuzey Afrika ve Ortadoğu’daki topraklar konusunda İsmet Paşanın sözde tavizkar, teslimiyetçi tutumudur. Bir defa Lozan’daki müzakerelerde delegelerin neleri, nasıl savunacaklarına dair 14 maddelik bir talimatname hazırlanmıştır. Lozan’daki Türk heyetine yön veren işte bu talimatname olmuştur. Mustafa Kemal’in, Rauf Bey’in, Fevzi Paşa’nın, İsmet Paşa’nın ve bütün bakanların imzasını taşıyan 14 maddelik bu belge fevkalade önemlidir.[5] Kesinlikle taviz verilmemesi gereken maddeler, Doğu Anadolu’da Ermenistan’ın kurulmaması, kapitülasyonların kayıtsız şartsız kaldırılması, İstanbul ve Çanakkale Boğazlarında yabancı asker bulundurulmaması ve orduya sınırlandırma getirilmemesidir. Bunun dışındaki Irak sınırı, Adalar, Osmanlı Borçları, mübadele, savaş tazminatı, ülkemizde bulunan yabancı kurumların Türk hukukuna tabi tutulması ve sınırlarımız dışındaki Müslüman vakıfların zamanında yapılmış anlaşmalarla haklarının devamı gibi konuların müzakere ile çözülmesi talimatları verilmiştir. Yani TBMM Lozan’da birinci öncelik olarak tam bağımsızlığa önem vermiştir. Milli mücadele önderleri yeni kurulacak olan Türkiye Cumhuriyeti’nin hiçbir şekilde bağımsızlığını ve egemenliğini zedeleyecek bir antlaşmaya imza atmayacaklarını kesin olarak belirtmişlerdir. Alelacele kamuflajını, botlarını çıkarıp Lozan’a giden İsmet Paşanın eline verilen 25-30 sayfalık bir talimatname, karşısında ise çözülmeyi bekleyen 200 yıllık Şark sorunu ve Sevr’i Yeni Türkiye’ye kabul ettirmeye çalışan, bu talimatnamenin her maddesine karşı sandık dolusu belgelerle gelen emperyalist Batının diplomatları vardır.

Lozan Hazımsızlarının düştükleri yanlıştan birisi de Türkiye’nin kazanmış olduğu bir savaştan sonra neden Lozan’da sözde “azla yetindiği” meselesidir. Bir defa Lozan’da Türkiye kendisini Kurtuluş savaşının galibi gibi görse de başını İngiltere’nin çektiği cephe hala 1. Dünya Savaşının galibi gibi masaya oturmuş ve Sevr’i yumuşatarak kabul ettirmeye çalışmıştır. Türkiye savaş tazminatı beklerken İngiltere 1.Dünya Savaşı’nın tazminatını istemektedir. Türkiye; Musul Kerkük ve Süleymaniye’yi isterken, işgali altında bulunan bu şehirlerde İngiltere manda rejimlerinin devam etmesini uygun görmüştür. Bunlar gibi daha birçok konuda bizim Lozan hazımsızlarının büyük beklentiler içinde bulunmaları dönemin gerçekleriyle uyumlu değildir. Fransa mali, hukuki kapitülasyonlarda katiyen geri adım atmazken Türk tarafı kapitülasyonların kaldırılması konusunda tavizsiz davranmıştır. Antlaşmaya biz Lozan Barış antlaşması diyoruz ama onlar Orta Doğu’yu şekillendirmek için yapılmış bir barış antlaşması, yani Osmanlı İmparatorluğundan ne kalmışsa istedikleri şekli vermek yani bölmek, yeni devletler kurmak olarak görmüşlerdir.

Lozan hazımsızlarının eleştirmekten ötede alay konusu yaptıkları bir husus da Türk heyetinin telgraflarının İngilizlerce okunup hamlelerden haberdar olmalarıdır. Lozan’da Türk heyetinin yaşadığı en büyük sorunlardan birisi telgraf sorunuydu. İngiliz İstihbaratı, telgraf hatlarına girerek Lozan’la Ankara arasındaki haberleşmeyi öğreniyor, şifreleri çözerek Lord Curzon’a bildiriyordu.[6] Teknolojik ve gelişmişlik yönünden batının fersah fersah gerisinde bulunan Osmanlı’nın pek tabii kendisine ait bir telgraf hattı da yoktu. Türkiye’ye Doğu (İngiliz) ve Romanya üzerinden geçen Köstence (Fransız) telgraf hatları uzanıyordu. Türk heyetinin telgraflarının istihbarat ajanlarınca karşı tarafa iletilmesinin başlıca sebebi budur. Türkiye’ye giden telgraflar giderken okunduğu gibi Türkiye’den gelenler de ya oldukça gecikiyor ya da silik bir şekilde olup, okunmuyordu. İşte bu konuyu alay konusu yapan akılsızların ülkenin 1923’deki halini hayal edebilmeleri için güzel bir örnek olarak önlerine konulabilir.

Adalar konusunda, dibimizdeki adaların Yunanistan’a verildiğini dile getirmektedirler. Halbuki Ege adaları 1912’deki Balkan Harbinde, Yunanistan tarafından işgal edilmiş ve akabinde Atina Antlaşmasıyla Osmanlı bunu tanımıştır. On iki ada 1911’de İtalyanlar tarafından işgal edilmişti. Ve Lozan’da Türk heyetinin Ege adaları konusunda fazla direnç gösterememesinin sebebi adalarda Fransız ve İtalyan gemilerinin, İstanbul’da ise İngiliz savaş gemilerinin bulunmasıydı. Türkiye’nin ise deniz gücü bulunmamaktaydı. Hazımsızlar acaba adaların balıkçı tekneleriyle alınabileceğini mi düşünüyorlar, bilinmez. Kıbrıs’ın ise 1878’de Ruslara karşı İngiliz yardımı alınmasının sonucu İngilizlere tahsis edilmesini Osmanlı onaylamıştı. İngiltere 1914’de savaş başlayınca adayı ilhak ettiğini duyurmuştur. Lozan’da ise bunları kabul etmek Türk heyetine düşmüştür. Acaba Türk heyetinin bu adaları verdiğini savunan akılsızlar, Saltanat yıkılmayıp da Osmanlı devam etse adaların geri alacağını mı düşünürler bilinmez.

Lozan Antlaşmasında gizli maddeler olduğunu (nereden bildikleri, dayanakları belli değil), Lozan’ın 100 yıllık bir anlaşma olduğunu savunanlar, Lozan’da madenlerle ilgili gizli maddeler olduğunu belirtip, madenlerimizin 2023’te kullanım hakkının sona ereceğini yazarlar. Ama düştükleri bu yanılgı veya gördükleri halüsinasyonlar diyelim Osmanlıya dayanıyor olabilir. Çünkü işletme hakkı verilmiş bir maden görmek istiyorlarsa Osmanlı’ya bakmalılar. Yani değerli taşların ve madenlerin Osmanlı zamanında çıkarılma işini batılı tüccarlar yapmaktaydı. Almanların, Ortadoğu ve Hindistan’ın zenginliklerine ulaşmak amacıyla yaptığı Bağdat-Hicaz demiryolu gibi, Anadolu’da değerli madenlerin bulunduğu arazilerde yapılan demiryolları ve karayolları yabancılara ait olup bu yollar madenlerin yurtdışına çıkarılması amacına hizmet ediyordu.

İsmet Paşa’nın Lozan’da Batılıların ne istedilerse verdiğini söyleyenlere, Curzon ve İsmet Paşa arasında geçen bir konuşmayı aktarıp yorumu size bırakalım: Curzon: “Kapitülasyonlar kaldırılınca Türk kanunlarında gerekli reformlar yapılıncaya kadarki yıllarda yürürlükte olacak geçici bir hukuk sistemi koymak zorundayız. Bizim bütün tekliflerimizi reddettiniz. Bunu da reddederseniz teklifinizi söyleyin. Yoksa bizim önerimize katılırsınız ya katılmasınız başka çaremiz kalmaz” Curzon bu sözleriyle Türkiye’yi, konferansı kesmekle tehdit ediyor. Ama dahası da var: “Türkler bizim tekliflerimizi kabul etmezse, Türkiye’nin ekonomisini tamir etmek için bir tek Amerikan doları ve İngiliz şilini gelmeyecektir.[7] diyor. İsmet Paşa da hatıralarında Curzon’un sözlerini şöyle aktarmıştır. “Her dediğimizi reddediyorsunuz. Neyi reddederseniz hepsini cebimize koyuyoruz. Memleketiniz haraptır. İmar etmeyecek misiniz? Bunun için paraya ihtiyacınız olacak… Para bizde var. Harap bir memleketi nasıl kurtaracaksınız? İhtiyaç sebebiyle yarın karşımıza gelip diz çöktüğünüz zaman, bugün reddettiklerinizi birer birer çıkarıp size göstereceğiz.” İsmet Paşa şöyle cevap verir: “Şimdi meseleleri halledelim, para istemek için gelirsem o zaman gösterirsiniz.”[8] İsmet Paşa hatıralarında şöyle devam eder: “Hakikat şudur ki, İkinci Cihan Harbi kapı önüne gelinceye kadar mali bakımdan bize kolaylık gösterilmemiştir. Ve Türkiye kendini kendi alın teri ile tamir ederek İkinci Cihan Harbini idrak etmiştir.[9] Gerçekten, Atatürk ve İnönü idaresindeki Yeni Türkiye 1938’e kadar çok uğraştığı halde İngiltere, Fransa ve Amerika’dan kredi ve yatırım sermayesi alamamıştır.[10] Lord Curzon’un İngiltere’nin isteklerini Lozan’da kabul ettirememesinin sonuçları da kendisi ve hükümeti açısından ağır olmuştur. Basın ve Muhalefet Lozan Antlaşmasını imzalayan delegeleri İmparatorluğa zarar vermekle suçladılar. Osmanlıya Sevr’i kabul ettiren hükümetin Başbakanı Lloyd George belki de en güzel yorumu şu şekilde yapmıştır, George; Birinci Dünya Savaşı’nda Türklerin mağlup olduğunu ima ederek, “Türklere zafer kazanmış bir millet gururunun” Lozan Antlaşmasıyla verildiğini söyler ve eleştirir.[11]

Şimdi Lozan’ı hezimet olarak görenlere sormak gerekir. Madem Türkiye bu kadar tavizkar ve teslimiyetçiydi, neden 1938’e kadar yurtdışından yardım alamadık? Emperyalizmin her istediğini yapan bir ülke olsaydık işimiz daha kolay olmaz mıydı? Pek tabii kafasını Osmanlıda bırakmış ve tam bağımsızlığı savunan Milli Mücadele liderlerinin politikalarını anlamalarını beklemek de yersizdir. Zahmet edip dönemin gazetelerini tarasalar eminim Lozan’ı daha iyi anlayacaklardır. Ama yok! Değil gazete, tarihle ilgili bir satır yazı okumayan kesim, iş Cumhuriyete ve onun kurucularını karalamaya varınca bir anda Tarihçi kesilirler.

Lozan’ın özellikle ikinci devresinde Türkiye’nin önünde 3 seçenek vardı. Birincisi Müttefiklerin tasarılarını kabul etmekti. Bu kesinlikle reddedilmiştir. İkincisi savaş yolunu seçmekti. Hiçbir şekilde iki taraf da isteklerini birbirine kabul ettiremezse, Müttefikler tüm dünyaya Türkiye’nin barışı istemeyen taraf olduğunu gösterecek ve tekrardan savaş durumuna geçilecekti. Tabii olarak bu hal Türkiye’nin hiç de istemeyeceği bir durumdu. Çünkü etrafı düşman donanması ile çevriliydi (İstanbul- İngilizler, İzmir, Çanakkale- Fransız, İtalyan donanması), Yunanistan’ın sınırda hazır bekleyen ordusu ve güneyden Fransa ve İngiltere’nin hava destekli ordusu mevcuttu. Üçüncü durum ise müzakere yoluydu. Kendi barış tasarımızı hazırlayıp harbe girmeden evvel bir kere daha cihan huzurunda, dâhil ve haricin vicdanını tatmin etmek için müzakereleri sürdürmek. Yapmış olduğumuz budur.[12]

Her büyük tarihi hadise gibi Lozan da kendi şartlarında değerlendirilmelidir. Dönemin güç dengeleri ve imkânları dikkate alınmadan değerlendirme yapılamaz. Lozan’ı başarılı ya da başarısız bulmak mümkündür, fakat bu mutlaka objektif araştırmalara dayanmalıdır. Lozan’ı değerlendirirken sadece kendi hedeflerimizi değil, Müttefiklerin politikalarını da göz önünde bulundurmak gerekir. Çünkü Lozan nihayetinde on yıllık savaştan sonra barış için yapılmış bir uzlaşmadır ve Türkiye’nin kuruluş senedir. Ve bu senedin 100 yıllık süreliğine olduğunu düşünmenin siyasi bir hedeften öteye gitmeyen 2023 yılında son bulacağını iddia etmenin hiçbir dayanağı yoktur. Mantığı da yoktur. Çünkü Lozan’da bir ulus devlet olarak Türkiye Cumhuriyeti kurulmuştur. Nüfus mübadelesi, hukuk birliği sağlanmıştır. Azınlıkların haklarına düzenlemeler getirilmiştir. Nüfus homojenleşmiş, adli ve mali kapitülasyonlar kaldırılmış, Osmanlı borçları sorunu çözülmüş, sınırlarımız ve boğazlar sorunu (Montrö, Musul, Hatay) büyük ölçüde halledilmiştir.

Neticede Lozan Antlaşması, Türkiye’yi yaka paça Avrupa’dan atmak yerine Avrupa’yı Türkiye’den atmıştır. Yani yüzyıllarca Osmanlı İmparatorluğunu mali, siyasi ve hukuki yönden sömürüye tabi tutan, bağımsızlığını kısıtlayan birçok unsur Lozan ile kaldırılmıştır. Lozan’ı hezimet ve zafer olarak yorumlayanlar vardır. Bu bakış tarzı yanlıştır. Çünkü Lozan’da taraflar başlangıçtaki tezlerinden tavizler vererek barışı tercih etmişlerdir.

Son olarak Lozan’ın 100 yıllık bir anlaşma olduğunu, antlaşmanın gizli maddelerinin ve protokollerinin olduğunu, bu maddelerle maden ve petrol çıkarma hakkının elimizden alınacağını savunanlar adeta gerçeği ters yüz ederek, yalan söyleyerek sosyal medya üzerinden insanları kandırmaya çalışmaktadırlar. Türkiye’nin kuruluş senedi olan bir antlaşmanın böyle ucuz iddialarla yıpratılmaya çalışılmasının kime ve neye hizmeti vardır yorum sizin.

[1] İlber Ortaylı, İmparatorluğun Son Nefesi- Osmanlı’nın Yaşayan Mirası Cumhuriyet-, Timaş yay., İstanbul, 2014, s.144

[2] “Lozan Antlaşması’nın süreci doluyor”, [Linkleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.] 24 Temmuz 2012.

[3] Sinan Meydan, El-Cevap, İnkılap yay., İstanbul, 2014, s.89

[4] Taha Akyol, Bilinmeyen Lozan, Doğan yay., İstanbul, 2014, s.14

[5] A.g.e., s.84

[6] A.g.e., s.122

[7] Mim Kemal Öke, İngiliz Belgelerinde Lozan Barış Konferansı, 1922-1923, Boğaziçi Üni.yay., İstanbul, 1984, s.448

[8] Bilal Şimşir, Lozan Günlüğü, Bilgi yay., Ankara, 2013, s.349

[9] İsmet İnönü, Hatıralar, Bilgi yay., Ankara, 2006, s.359

[10] Akyol, a.g.e., s.161

[11] A.g.e., s.322

[12] A.g.e., s.220


Türkdeğil Gürcüyüm Eşimde arap , şehide kelle anmaya yaygara diyen adamı, Türk Devletine Başbakan yapıp, Real Madrid'e Çukurca saldırısını siyah kol bandı taktırıp protesto ettiren Mesut'u, Alman vatandaşı olup, Alman milli takımına gittiği için hain ilan eden bir miletiz. Harikayız lan biz.Kanla alınan yurtları oyla sattık. İşgâl ordusunda aşçı olamayacak adamları, Türk yurdunda başbakan yaptık. ANLAYANA

"İslam'da ırkçılık yok" diyerek güya Türkçülüğü yermeye çalışanlar, aynı ırkın evlatlarını mezhep kavgasıyla birbirine kestiren dinci enternasyonellerdir.

[b]"Şu devletin başına Ulu bir Hakan geçtiği gün Diyarbakır'dan girip Tebriz'den çıkıcaz, sonra devlet güneydoğuya deniz getirdi diyeceksiniz, kan denizi.[/b]"

[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]
avatar
İlteriş Kağan
Yazışmalık Yöneticisi


Yazışmalık Yöneticisi





Yaş Yaş : 36
Cinsiyet Cinsiyet : Erkek
Nerden Nerden : Turan
Lakap Lakap : ©ﻕΞתς яΞiS
Doğum Tarihi Doğum Tarihi : 01/10/81
 Atsız´ın hangi kitaplarını okudunuz? Atsız´ın hangi kitaplarını okudunuz? : Hepsini Okudum
İletiler: İletiler: : 5408
Üyelik Tarihi Üyelik Tarihi : 06/01/09






Kullanıcı profilini gör http://ilteris.forum.st

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Sayfa başına dön


 
Bu forumun müsaadesi var:
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz