Büyük Türk Hakanı Şah İsmail ve Safevi Türkmen Devleti

Aşağa gitmek

default Büyük Türk Hakanı Şah İsmail ve Safevi Türkmen Devleti

Mesaj tarafından İlteriş Kağan Bir C.tesi 19 Eyl. 2015 - 5:02

Türk milliyetçilerinin önemli bir kesimi tarafından yeterince bilinmeyen hatta yanlış bilinen konulardan biri de Şah İsmail ve Safevi Devleti’dir. Şah İsmail’i ve Safevileri İranlı ve Acem addetme ve sanma yanlışı önemli bir mesele olarak hala güncelliğini koruyor.

Şah İsmail aksi yöndeki tüm dayanaksız iddialara karşın öz be öz Türk / Türkmen’dir.
Meseleyi gerçeğe bağlılık ölçütüyle ele aldığımızda görmekteyiz ki, Şah İsmail ve Safevilerin Türklüğü hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak derecede nettir. Öncelikle Kürtlük iddialarının ne denli dayanaksız olduğunu göz önüne sermek isterim.

Kürtlük iddiaları için kullanılan kaynak Safvetu’s-sefa adlı kitaptır. Söz konusu kitabın sadece tahrif edilmiş iddialarında yer alan Kürtlük meselesi Şeyh Safiüddin’in yedinci atası Zerrin Külah Firuz Şah’tan “El Kürdi es – Sencani” diye bahsedilmesine dayandırılmaktadır. İranlı yazar Ahmet Kesrevi “es- Sencani” ifadesinin yanlış olduğunu aslında bunun “es – Sencari“ olması gerektiğini ileri sürer. Sencar sözünün de o zamanki Diyarbakır vilayetine dahil olduğunu iddia eder. Oysa bu görüş tümüyle yanlıştır. Zira “Sencan” adlı yer Horasan’ın Nişabur civarında bulunmaktadır. Yine aynı adla Azerbaycan’ın “Bab’ul- Ebvab“ ( Derbend) yakınında bir yer daha bulunmaktadır. (1)

Sait Nefisi de bu görüşü savunmakta ve Sencar ifadesine karşı çıkarak Safevi sülalesinin Horasanlı Türk olduğunu belirtmektedir. (2)

Kürtlük iddialarının ne denli dayanaksız olduğunun asıl göstergesi ise Safvetu’s – Sefa’nın 1337 yılında Tevekkül İbn İsmail İbn Bezzaz tarafından çoğaltılan orijinal nüshasıdır. Zira bu nüshada söz konusu iddialara dayanak teşkil eden sözde bilgi mevcut değildir.

Görüleceği üzere Şah İsmail ve Safevilerin Kürtlük iddiası müellifi meçhul bir kitabın tahrif edilmiş nüshalarındaki uydurmalara dayanmaktadır.  Böylesi çürük bir iddia ile tarihi ve tarihsel gerçekleri ters yüz ederek soyculuk / ırkçılık yaparak Şah İsmail ve Safevileri Kürt göstermeye çalışanlara anımsatmak isterim ki, bir kimsenin milliyeti, mensubiyet duygusu ve kültürel kimliği ile değil de soyuyla tespit edilmeye çalışılıyorsa bu düpedüz ırkçılıktır. Zira asıl olan soy sop değil kültürel kimliktir. Bu açıdan bakıldığında Safevilerin Türklüğü o denli berraktır ki aksini savunabilmek için ırkçı olmak bile yetmez; düpedüz art niyetli ve cahil olmak icap eder.

Şah İsmail, şiirlerini Türkçe yazmış, kurduğu devlete resmi dil olarak da Türkçeyi seçmiştir. Üstelik şiirlerinde de Türklüğü / Türkmenliği övmüş ve yüceltmiştir.

Şah İsmail ve Safevilerin Araplık iddiası ise seyyid soyundan olması ile alakalıdır. Bu durum bilimsel bir gerçekten ziyade bir inanca dayanmaktadır. Buna göre Safevilerin soyu yedinci imam Musa Kazım’a dayanmaktadır. Bu bir imandır ve imana sadece saygı duyulur. Kanımca manevi bir şecere ile Safevilerin seyyid olması reddedilecek bir hadise olarak görülmemelidir. Zira böylesi bir inanç hürmete layıktır. Kıvançla ifade edeyim ki, hürmetimiz şahsımızın Aleviliğinden kaynaklanmaktadır. Bu nedenle Safevilerin seyyid soyundan olması hiçbir surette onların Türklüğüne engel teşkil etmez.

Farslık meselesine gelince…

Bu iddia da Kürtlük iddiasıyla alakalıdır. Zira iddia sahipleri Kürtleri Farsların bir kolu olarak görmektedirler. Bilindiği üzere Fars milliyetçiliği Kürtleri ve hatta Azerbaycan Türklerini Farsların bir uzantısı olarak göstermeye çalışmaktadır. Safeviler Kürt ise dolaylı olarak Fars’tırlar şeklinde bir formüle dayanan Farslık iddiasının en güçlü savunucusu da yine Ahmet Kesrevi’dir. Ahmet Kesrevi kendisi Türk kökenli olmasına karşın Fars emperyalizmine hizmetle meşhur bir işbirlikçidir.

Şah İsmail ve Safevilerin Gürcülük iddasi ise Şah İsmail’in babaannesinin yani Uzun Hasan’ın kız kardeşi, dedesi Cüneyd’in eşi ve babası Şeyh Haydar’ın annesi olan Hatice Begim’in Gürcü kızından doğmuş olmasına dayandırılmaktadır. Yani iddia anne soyu ile ilgilidir.

Yine Rumluk iddiası da Şah İsmail’in annesi Halime ( Marta ) Begim’in, Uzun Hasan’ın Trabzon Rum imparatorunun kızı olan eşi Despina Hatun’dan doğmuş olmasına dayanmaktadır.

Gürcülük ve Rumluk iddiasının sahiplerinden biri olan Walther Hınz, “Uzun Hasan ve Şeyh Cüneyd” adlı çalışmasında bu konuda son derece ırkçı bir yaklaşımla şöyle demektedir:

“İsmail’in damarlarında akan kanda Türk kanının üstün bir durumda olmadığı görülür.” (3)

Anlaşıldığı üzere Şah İsmail ve Safevilerin Türklüğüne karşı çıkanlar, milliyeti tespit noktasında kana müracaat ederek tam anlamıyla ırkçı bir yol takip ederek, kültürel kimliği ve mensubiyet duygusunu hiçe saymaktadırlar. Oysa Safeviler ve Şah İsmail her iki açıdan da yani hem soyca hem de kültürel kimlik bağlamında Türk’türler. Soya müracaat etmeyi kesinlikle tasvip etmeyen biri olarak belirteyim ki eğer ölçüt soy ise o durumda dahi  Şah İsmail ve Safeviler soyca da kesinlikle Türk’türler.

Irkçılık yapanlara hele de ırkçılığa karşıyım diyerek ırkçılık yapanlara Hazreti Ali’mizin şu sözünü bir kez daha anımsatmak isterim:

“Övünç duyacağı bir soyu varsa bilgisiz bir kulun,
Bilsin ki sudan ve çamurdandır özü soyunun…”


Şah İsmail Döneminde Safevi Bayrağı.jpg

Şah İsmail Döneminde Safevi Bayrağı


Safevi Türkmen Devleti

Safevi Türkmen Devleti, 9 Eylül 1502 tarihinde Şah İsmail tarafından Anadolu ve Kafkasya’daki Türkmen aşiret ve boylarının desteği ile Tebriz’de kurulmuştur. Şah İsmail, devleti ilan ettiğinde 12 imam adına hutbe okutmuş, bastırdığı paralara 12 imamların adını yazdırmış ve Kelime – i Tevhid’in sonuna “ Aliyyün Veliyullah “ ifadesini ekletmiştir. Hazreti Muhammed’e ( Salat ve Selam olsun ona ) ve onun ehlibeytine büyük bir sevgi ve saygı bağlarıyla bağlandığını tüm icraatlarında göstermiştir.

Şah İsmail Hatayi, dedesi ( babasının dedesi ) Şeyh Safi’nin adına izafeten devlete Safevi adını vermiştir. Safevi Devleti, tam anlamıyla bir Türk Devletidir. Tekraren belirtelim ki, Safevi Devleti Anadolu ve Kafkasya’daki Türkmen aşiretlerinin desteği ile kurulmuştur. Bu devlette Türkler, İslam sonrası hemen hemen hiçbir Türk devletinde olmadığı kadar devletin kaderine egemen konuma gelmişlerdir.

Safevi Devleti’nin resmi adı “Kızılbaşlar Devleti / Devlet–i Kızılbaşan”dır. Devletin egemen olduğu toprakları ifade eden ülkenin adına ise, “Kızılbaşlar Ülkesi / Ülke–i Kızılbaşan” denilmiştir. (4)

Safevi Devleti’nin ordusu da “Kızılbaş Ordusu” idi.

Safevi Kızılbaş Türkmen Devleti’nin sınırları Dicle ve Fırat ırmakları ile Orta Asya’daki Ceyhun Irmağına kadar olan coğrafi alanı kapsıyordu.

Devletin resmi dili Türkçe idi. Türkçe hem bir kültür ve edebiyat dili hem de resmi yazışma dili olarak kullanılmıştır. Türkçenin resmi dil olma özelliği Safevi sarayının İsfahan’a taşındığı zamanda bile devam etmiştir. (5 )

Kızılbaş Devleti’nde Türkçenin ve Türk kültürünün öne çıkması ve büyük bir gelişme sahası kazanması Türk tarihi için emsalsiz bir örnek oluşturmaktadır.

Bu devlette Türkçe şiirler yazan birçok şair yetişmiştir. Başta devletin kurucusu olan Şah İsmail, Türkçeye çok büyük değer vermiş ve Türkçe şiirler kaleme almıştır. Bu şiirlerin pek çoğu bugün Alevi cemlerinde bir ibadet şuuruyla nefes / deyiş olarak okunmaktadır. Şah Hatayi’nin Türkçe şiirlerinden oluşan divanı vardır.

Safevi Türkmen Devleti ile Osmanlı Devleti arasındaki mücadele Türk Tarihinde büyük bir kırılmaya neden olmuş ve bu kırılmanın etkileri bugüne değin gelmiştir.

Biri Sünni, diğeri Kızılbaş olan iki Türk hükümdarının orduları Çaldıran’da savaşa tutuşur. Savaşan iki ordu da Türklerden müteşekkildir. Bu savaşta Osmanlı ordusunun mevcudu 120 bindir. Ordunun 80 bini sipahi, 10 bini de Yeniçeri idi. Şah İsmail’in ordusu ise sayıca Osmanlı ordusunun yarısı kadardı. Üstelik Safevi ordusu ateşli silahlardan da yoksun idi. (6)

Savaşı Osmanlı ordusu kazanır. Hatta savaşta Şah İsmail’in eşi Taclı Hatun’un tutsak düştüğü ileri sürülür. Ancak Alevi ve Azerbaycan kaynakları bu iddiayı reddeder ve Osmanlı tarihçilerinin çarpıtması olarak görürler. Çaldıran’da çok sayıda Kızılbaş Türkmen asker şehit edilir.

14 – 15 yaşında iken devlet kuran büyük Türk hakanı Şah İsmail 1524 yılında Hakk’a yürür.

Yerine Şah Tahmasb geçer. Şah Tahmasb zamanında 1555 yılında iki devlet arasında Amasya Barış antlaşması yapılır. (7)

Ancak Anadolu’daki Alevi ayaklanmaları ve Türkmenlerin İran’a göçü Şah Tahmasb zamanında da devam eder. Safevi Devleti, 26 Şubat 1737 tarihinde Afşar aşiretinden bir Türk olan Nadir Şah’ın ihtilali ile sona erer. Nadir Şah Safevi hanedanının aksine Sünni inançta idi.

Safevi Devleti’nin Türklüğü konusunda Doğan Avcıoğlu şöyle demektedir:

“Safevi Devleti, on altı Türk devleti arasında yer alan Gazne ve Hindistan Babür İmparatorluklarından, hatta İran Büyük Selçuklu Devletinden daha çok Türk devletidir.” (8)

Safevi Türkmen Kızılbaş Devletinin kurucusu büyük Türkmen Başbuğu Şah İsmail Hatayi hazretleri Kızılbaşlık ve Türkmenliği yücelten sözleriyle de meşhurdur.

Türkmenler / Türkler, Şah Hatayi’nin dilinde yüce ve övgüye değer bir halktırlar.

Şah İsmail, devşirme Osmanlı tarihçilerinin “etrak-ı bi-idrak”  / “Aptal Türkler” veya  “nadan” / “cahil” olarak tanımladığı Türkmen-Türk adına şiirlerinde şu güzel anlamı yükler:

“'Sen ey Türk-i peri peyker”  /  “Sen ey peri vücutlu, melek endamlı Türk!”

Şah Hatayi’nin ulu atası Şeyh Safi’ye ise “Pir–i Türk”  /  “Türk Piri” denilmiştir. (9)


Şah İsmail Hatayi hazretleri, divanında Türk kimliği karşısında Arap ve Acem kimliğini küçümser. Hatta onları haksızlıkla suçlar:

Yetdükçe tükenir Arab'un kuy u meskeni,
Bağdat içinde her nice TÜRKMAN kopar.

Şirvan halaiki kamu Tebriz'e daşına
Mülk-i Acem sorar ki, kıyamet kaçan kopar? (10)

Şah İsmail sevgili Azerbaycan’ımızda milli bir kahraman olarak kabul edilip yüceltilmektedir. Zira bugün yeryüzünde Azerbaycan diye bir Türk devleti varsa bu, Şah İsmail sayesindedir. O, aslında bütün Türklüğün sahiplenmesi gereken bir Türk hakanıdır.

İşte bu nedenle Safevi Türkmen Devleti, Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı forsundaki on altı yıldıza ilaveten 17. yıldız olarak yer almalıdır. Şah İsmail dönemindeki Safevi bayrağı da Türk bayrakları arasındaki yerine kavuşmalıdır. Yine Şah İsmail’in resmi de Türk büyükleri köşesine dahil edilmelidir.

Neden Kızılbaş?

Tarih boyunca Kızılbaş sözü, Alevileri aşağılamak için kullanılmıştır. Bu söz üzerinden Alevilere çeşitli iftiralar atılmıştır. Hatta öyle ki, Kızılbaş sözü küfür / sövme sözü olarak dahi kullanılmıştır. Ahlaksız, edepsiz, asi gibi anlamlar yüklenilen bu söz, aslında Aleviliğin Şah İsmail Hatayi ile birlikte başlayan siyasal devinimini ifade etmektedir. Başka bir deyişle Kızılbaşlık, Aleviliğin siyasal alandaki adıdır.(11) Ancak Kızılbaşlık, Şah Hatayi hareketiyle başlamış değildir. Şah Hatayi’nin yaptığı Kızılbaşlığa siyasal devinim hüviyetini daha derli toplu bir biçimde yüklemek olmuştur.

Anadolu Türkmenlerinin başlarına kızıl börk giymeleri zamanla onlar için siyasal bir simge haline gelmiştir. Anadolu’da Baba İlyas ve Baba İshak‘tan beri bütün Türkmen ayaklanmalarını “kara libaslı, kızıl börklü” Türkmen önderleri gerçekleştirmişlerdir. Bu ayaklanmalar, sadece dinsel değil, siyasal talepleri olan toplumsal başkaldırı devinimleri olarak, Anadolu Türkmenlerinin, zalim yöneticilere, haksız ve ağır vergilere ve Türkmenlerin yönetimden uzaklaştırılmalarına karşı Kızılbaşlık hareketini doğuran ve sonradan“KIZILBAŞ SAFEVİ TÜRKMEN DEVLETİ’nin“  kurulmasına zemin hazırlayan olaylardır. Nitekim ŞAH İSMAİL HATAYİ‘nin askerleri ve Anadolu’ya gönderdiği tebliğcileri / propagandacıları da kırmızı renkli börk giymişlerdir.

Kızılbaş sözü sonradan siyasal anlamının yanı sıra dinsel anlam da kazanarak Alevilik / Bektaşilik ile özdeş hale gelmiştir. Süreç içerisinde bu söz Türkmen Aleviliğinin özel adı olmuştur. Yani Türk Aleviliği eşittir Kızılbaşlıktır.(12)

Kızılbaşları, Alevi / Bektaşilerden ayrı bir toplulukmuş gibi sunanlar da olmuştur. Ancak bu savların hiçbir bilimsel ve tarihsel geçerliliği yoktur. Kızılbaşlık, Aleviliktir, Bektaşiliktir.

Ayrıca Pir Sultan Abdal’ın bir nefesinde belirtildiğine göre Hz. Ali’nin başına kırmızı bir bez bağlaması nedeniyle onun izinden gidenlere Kızılbaş denmiştir.(13)

Kızılbaş sözünün öz Türkçe olması, sözün kaynağının Türk tarihi olduğunu ortaya koymaktadır.

Günümüzde Anadolu dışında Balkanlarda, İran’ da, Afganistan’ da ve Orta Asya’da kendini Kızılbaş olarak tanımlayan milyonlarca insan mevcuttur. Bu insanların hemen hemen tamamına yakını soyca Türk / Türkmen kökenlidir. Türkmenlerin dışında Kazak, Kırgız, Azerbaycan Türk’ü ve Pomak adıyla anılan diğer Türk topluluklardan da Kızılbaşlar mevcuttur. Genel kitle ile karşılaştırıldığında az sayıda da olsa Arnavut, Kürt, Zaza, (Alevi Zazaların ve Alevi Kürtlerin büyük bölümü aslen Türkmen’dir.) Ermeni ve Boşnak orijinli Alevi / Bektaşiler de mevcuttur.

Kızılbaşlık konusunda değerli yazar Nihat Çetinkaya’nın Kum Saati yayınlarından çıkan “Kızılbaş Türkler“ adlı dev bir yapıtı vardır. Bu yapıt, son derece büyük bir ilgiye mahzar olmaktadır. Alevisi Sünnisiyle halkımızın birlik ve barışına hizmet ettiğine inandığım bu çalışmaya gösterilen ilginin kuşaklar boyu sürmesini dilerim.

Satırlarımı, milliyetçi şair merhum Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu’nun yazdığı bir şiirden alıntılarla tamamlıyorum:

Ta ezelden hür milletiz,
Soyu sopu gür milletiz,
Kandan candan bir milletiz,

Bir temel, bir duvar, bir taş!
Alevi, Sünni, Kızılbaş!

(…)

Uyudun kaç asır boyu,
Uyan ey Oğuz’un soyu,
Dede, baba, amca, dayı,

Bibi, teyze, bacı, kardaş!
Alevi, Sünni, Kızılbaş!

(…)

Öz gardaşlar olmaz dargın,
Dargın olsa düşer yorgun,
Haykırır gece gündüz her gün,

Bayramdır bu, gel kucaklaş!
Alevi, Sünni, Kızılbaş!

Bilsin bunu ar edenler,
Sözü cana kar edenler,
Soyunu inkar edenler,

Haramzadedir ey kardaş !
Alevi, Sünni, Kızılbaş !




Dipnotlar:

1.Mirza Abbaslı, Safevilerin Kökenine Dair, s. 329.
2.Age, s.329.
3.Walther Hınz, Uzun Hasan ve Şeyh Cüneyd, s. 63 – 64.
4.Faruk Sümer, Safevi Devleti’nin Kurluşu, Önsöz, s.I.
5.Doğan Avcıoğlu, Türklerin Tarihi, c.5, s.2247.
6.Cemal Şener, age, s.77.
7.Cemal Şener, age, s. 2247.
8.Doğan Avcıoğlu, age, s. 2247.
9.Nihat Çetinkaya, Kızılbaş Türkler, s. 395.
10.Şah Hatayi Külliyatı, Babek Cavanşir, Ekber N. Necef 2006.
11.Mustafa Cemil Kılıç, Yükselen Alevilik, 2. Baskı, s. 44 – 45.
12.Kürşat Karacabey, “Kızılbaşlık ( Türk Aleviliği) Üzerine” 1- 2, Yeni Hayat Dergisi, Sayı: 30,31,33.
13.Sorularla Alevilik – Bektaşilik, Hacıbektaş Belediyesi Yayınları, Nu.1, s. 24.


Türkdeğil Gürcüyüm Eşimde arap , şehide kelle anmaya yaygara diyen adamı, Türk Devletine Başbakan yapıp, Real Madrid'e Çukurca saldırısını siyah kol bandı taktırıp protesto ettiren Mesut'u, Alman vatandaşı olup, Alman milli takımına gittiği için hain ilan eden bir miletiz. Harikayız lan biz.Kanla alınan yurtları oyla sattık. İşgâl ordusunda aşçı olamayacak adamları, Türk yurdunda başbakan yaptık. ANLAYANA

"İslam'da ırkçılık yok" diyerek güya Türkçülüğü yermeye çalışanlar, aynı ırkın evlatlarını mezhep kavgasıyla birbirine kestiren dinci enternasyonellerdir.

[b]"Şu devletin başına Ulu bir Hakan geçtiği gün Diyarbakır'dan girip Tebriz'den çıkıcaz, sonra devlet güneydoğuya deniz getirdi diyeceksiniz, kan denizi.[/b]"

[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]
avatar
İlteriş Kağan
Yazışmalık Yöneticisi


Yazışmalık Yöneticisi





Yaş Yaş : 36
Cinsiyet Cinsiyet : Erkek
Nerden Nerden : Turan
Lakap Lakap : ©ﻕΞתς яΞiS
Doğum Tarihi Doğum Tarihi : 01/10/81
 Atsız´ın hangi kitaplarını okudunuz? Atsız´ın hangi kitaplarını okudunuz? : Hepsini Okudum
İletiler: İletiler: : 5408
Üyelik Tarihi Üyelik Tarihi : 06/01/09






Kullanıcı profilini gör http://ilteris.forum.st

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Sayfa başına dön


 
Bu forumun müsaadesi var:
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz