Neler Oldu 19 Ağustos-12 Kasım 2015 / Prof. Dr. Cihan DURA

Aşağa gitmek

default Neler Oldu 19 Ağustos-12 Kasım 2015 / Prof. Dr. Cihan DURA

Mesaj tarafından TRABZON61 Bir Ptsi 9 Mayıs 2016 - 3:59

Neler Oldu 19-24 Ağustos 2015 (BOP, altın, işsizlik, Dolar, kriz, borçlanma, bölücülük, petrol)

19.8.2015

BOP, ABD: ANKARA'DAKİ KOMPLOLAR!


İki önemli iddia var. Birincisi, Merkez Parti Genel Başkanı Abdurrahim Karslı'ya ait. Sözcü gazetesinden Hande Zeyrek'e konuşan Karslı, şöyle dedi:

-Türkiye'deki ve dünyadaki terörün arkasında küresel güçler var. IŞİD'in anası El Kaide'dir. El Kaide'yi kuran ABD-CIA'dır. Orta Doğu'da istediklerini gerçekleştirebilmek için kurdular. Maksat, Orta Doğu'daki devletleri dizayn etmek, enerji kaynaklarını kontrol altında tutmaktı.

-Dünyada uyuşturucudan sirküle edilen yıllık ciro 400 milyar dolar. Bunun yüzde 60'ını PKK alıp satıyor. Devlet samimi olsa PKK'yı yok etmek istese önce bu finans bağlantılarını kurutması gerek. Devlet desteği olmadan örgütler büyümez. PKK da devlet desteği olduğu için büyüyor. Çözüm süreci PKK'yı büyüttü.

-AKP'nin küresel güçlerin projesi olduğunu her fırsatta anlattım. PKK kimin projesiyse AKP de onların projesi. AKP kendi başına hareket edemiyor. AKP'nin başındaki insan, "Büyük Ortadoğu Projesi" dedi. Bu projede de devletlerin sınırlarını değiştirmek var. Bu sınırları değiştirmek için terör olmak zorunda.

-2000'li yılların başında ABD'nin ileri gelenlerinin açık istişareleri var. "Bundan sonra devletleri vurmayalım. Mezhepsel farklılıklarla toplumları birbirine kırdıralım" kararı aldılar. Bugün de yaptıkları bu. BOP, Sevr Anlaşması ne ise onun uygulanmasıdır.

***

Karslı'nın söylediklerini yıllardır bu sütunda ayrıntılarıyla yazıyorum. Yalnız, dünyada uyuşturucunun yıllık cirosu 400 milyar dolardan çok fazladır! 18 yıl önce, Boğaziçi Üniversitesi'nin düzenlediği Anayasa ile ilgili bir sempozyumda, dünya uyuşturucu pastasının 1 trilyon dolar olduğunu, bu kadar büyük bir paranın istihbarat servislerinin kontrolü dışında hareket etmesinin akla ve mantığa sığmadığını anlatmış, paranın yarısının ABD'ye aktığını, Türkiye'deki siyaseti, dolayısıyla hukuk sistemini de uyuşturucudan zengin olmuş çevrelerin yönlendirdiğini belirtmiştim.

Uyuşturucunun yıllık cirosu, şimdi çok daha yüksek rakamlara ulaşmıştır. ABD'ye gemilerle, denizaltılarla uyuşturucu sevk ediliyor...

Yine ABD'nin hedefi "toplumları birbirine kırdırmak" olarak konulamaz! Açık açık "İslam içi çatışma stratejisi" uygulayacaklarını söylediler. Hedefleri, İslâm dünyası ve onun merkezindeki Türkiye'dir.

***

İkinci iddia ise Irak'ın eski Başbakanı Nuri El Maliki'ye ait. Irak Meclisi'nde Musul'un düşmesinden sorumlu tutulan Maliki, "Musul'da yaşananlar Ankara'da planlanan bir komploydu. Komplo daha sonra Erbil'e hareket etti" dedi. Hatırlayalım; Musul'un Esil en-Nuceyfi adında bir valisi vardı.. Arazi araçlarına bindirilmiş ve dümdüz bir kara yolundan gelen IŞİD militanlarına karşı, hiçbir savunma yaptırmadan, ordu kuvvetleri ile birlikte tarihi bir şehir olan Musul'u terk ederek Erbil'e kaçmış ve orada bir açıklama yaparak, "Sünniler, terörle mücadeleyi, Şii Maliki'nin sancağı altında yapmaz" demişti! Yani Maliki'nin gitmesi için Musul'u IŞİD'e teslim etmişti. Nuceyfi, yakın zamanda da Musul'un kurtarılmasında Türk subaylarının görev alacağını söyledi! Yani hem teslim ediyor, hem Türkiye'yi kurtarmaya çağırıyor!

Komploya gelince... Sinan Oğan, Musul'un işgal edilmek istendiğini Meclis'te açıkladığı halde o sırada Haşimi'yi saklayıp Maliki'yi düşürmek için çalışan AKP iktidarı, hiçbir tedbir almadığı gibi Musul başkonsolosluğunu da boşaltmadı ve personelin rehin alınmasını seyretti. Sonra da, "personelimiz rehine" gerekçesiyle ve "lojistik destek" vererek IŞİD'in büyümesine yardım etti... Sonunda İncirlik Üssü'nü ABD'ye açarak, Türkiye'yi daha büyük bir belanın içine attı! Maliki, haklı değil mi? ■ Arslan Bulut, Yeniçağ, (19.8.2015)

ALTIN UÇUŞA GEÇTİ, VATANDAŞ KAPALIÇARŞI’YA KOŞTU

Doların 2.90 liraya çıkması altın fiyatlarını da uçurdu. Gram altının 104.08 liraya çıktığını duyanlar Kapalıçarşı’ya akın etti.

Rekor üstüne rekor kıran dolar, altın piyasalarını da alt üst etti. Dün gün içinde 2.90 lira seviyesine kadar çıkan dolar, gram altını 104 lira, çeyreği ise 168 liraya kadar yükseltti.

Gram altın en son 7 Haziran’daki genel seçimlerin ardından 105 lirayı görmüştü. Son bir ayda ise gram altın 95 liradan 104 liraya kadar çıkarak 9 lira kar ettirirken, çeyrek ise aynı dönemde 154 liradan 168 liraya kadar yükselerek yatırımcısına 14 lira kazandırdı.

Altın fiyatlarındaki artışı duyan küçük yatırımcı ise soluğu Kapalıçarşı’da aldı. Çarşıdaki kuyumcular düğün sezonu olmasına rağmen vatandaşın daha çok altın almaya değil satmaya geldiğini ifade etti. Altındaki fiyat artışının talep bazlı olmadığını vurgulayan uzmanlar da yükselişin tamamen dolar kaynaklı olduğunu söyledi.

SATIŞ İÇİN ACELE ETMEYİN

Yurtiçindeki siyasi belirsizlik ve yurtdışında Amerika Merkez Bankası’nın (FED) faiz artırma ihtimali nedeniyle piyasaların gün içinde hızlı bir değişim gösterdiğini söyleyen ALB Forex Yatırım Uzmanı Volkan Kuğucuk, elinde altını olanın biraz daha beklemesini önerdi. Kuğucuk, “Şu anda 1.120 dolar seviyesindeki altının ons fiyatı, dolardaki artışa bağlı olarak 1.130-1.150 dolara kadar çıkabilir. Bu da gram altının 106-107 liraya kadar çıkması demek. Elinde altını olan küçük yatırımcılara biraz daha beklemelerini öneririm” diye konuştu.

ÇEYREK 180 LİRAYA ÇIKABİLİR

Piyasaların koalisyon hükümetinin kurulması ve erken seçim senaryoları gölgesinde hareket ettiğini belirten Altın ve Para Piyasaları Uzmanı Mehmet Ali Yıldırımtürk ise “Erken seçim olur ve sonuçlar değişmezse dolar 3 lirayı görür. Bu da şu an 168 lira olan çeyrek altını 180 liraya kadar yükseltir” dedi. ■ Yeniçağ, (19.8.2015)

İŞSİZLİK ORANI %9,3’E YÜKSELDİ

Türkiye genelinde 15 ve daha yukarı yaştakilerde işsiz sayısı 2015 yılı Mayıs döneminde geçen yılın aynı dönemine göre 238 bin kişi artarak 2 milyon 789 bin kişi oldu

İşsizlik oranı ise 0,5 puanlık artış ile yüzde 9,3 seviyesinde gerçekleşti. Mevsim etkilerinden arındırılmış işsizlerin sayısında 2015 yılı Mayıs döneminde, bir önceki döneme göre 88 bin kişilik artış gerçekleşti. İşsizlik oranı ise 0,3 puanlık artış ile yüzde 10,2 oldu.Aynı dönemde tarım dışı işsizlik oranı 0,7 puanlık artış ile yüzde 11,4 olarak tahmin edildi. 15-24 yaş grubunu içeren genç işsizlik oranı 1,2 puanlık artış ile yüzde 17 olurken, 15-64 yaş grubunda bu oran 0,6 puanlık artış ile yüzde 9,5 olarak gerçekleşti. İstihdam edilenlerin sayısı 2015 yılı Mayıs döneminde, bir önceki yılın aynı dönemine göre 534 bin kişi artarak 27 milyon 72 bin kişi, istihdam oranı ise 0,2 puanlık artış ile yüzde 46,9 oldu. Bu dönemde, tarım sektöründe çalışan sayısı 46 bin kişi azalırken, tarım dışı sektörlerde çalışan sayısı ise 580 bin kişi arttı. İstihdam edilenlerin yüzde 21,3’ü tarım, yüzde 20’si sanayi, yüzde 7,2’si inşaat, yüzde 51,5’i ise hizmetler sektöründe yer aldı. Önceki yılın aynı dönemi ile karşılaştırıldığında hizmet sektörünün istihdam edilenler içindeki payı 1 puan artarken, tarım sektörünün payı 0,6 puan, sanayi ve inşaat sektörünün payı 0,2 puan azaldı.

Kayıt dışı yüzde 34

İşgücü 2015 yılı Mayıs döneminde bir önceki yılın aynı dönemine göre 772 bin kişi artarak 29 milyon 861 bin kişi, işgücüne katılma oranı ise 0,5 puan artarak yüzde 51,7 olarak gerçekleşti. Aynı dönemler için yapılan kıyaslamalara göre; erkeklerde işgücüne katılma oranı değişim göstermeyerek yüzde 71,8, kadınlarda ise 1,1 puanlık artışla yüzde 32,1 oldu. Mayıs 2015 döneminde herhangi bir sosyal güvenlik kuruluşuna bağlı olmadan çalışanların oranı, bir önceki yılın aynı dönemine göre 1,7 puan azalarak yüzde 34 olarak gerçekleşti.

Maliye Bakanlığı tarafından derlenen verilere göre, 2015 yılı II. döneminde toplam kamu istihdamı 2014 yılının aynı dönemine göre yüzde 1,7 oranında artarak 3 milyon 432 bin kişi oldu. Mevsim etkilerinden arındırılmış istihdam sayısı bir önceki döneme göre 105 bin kişi artarak 26 milyon 615 bin kişi olarak gerçekleşti. İstihdam oranı ise 0,1 puanlık artış ile yüzde 46,1 oldu. ■ Yeniçağ, (19.8.2015)

DOLAR: DALGALI KUR TUZAĞI

Önceki gün dolar kuru 2.8570 idi. Doların TL karşısında ne kadar değer kazandığını Merkez Bankası reel kur endeksi gösteriyor. Merkez Bankası 2003 TÜFE bazlı reel kur endeksi, Temmuz ayında 99.55 oldu.

Ağustos ayı reel kur endeksi, Eylül ayında açıklanır. Ancak biz dolar enflasyonunun ve TL enflasyonunun sıfır olduğunu varsayarak, döviz sepetinde Dolar /Euro kurunun değişmediği varsayımı ile önceki günkü reel kur endeksini hesap edebiliriz.

Dolar kurunun 2.8570 düzeyinde, MB reel kur endeksi 94.20 oluyor.

Reel kur endeksinde 100 denge kurunu, 100 üstü TL'nin ne oranda değerli olduğunu ve 100 altı ise doların ne oranda değerli olduğunu gösteriyor. Bu demektir ki önceki gün dolar TL'ye karşı yalnızca yüzde 6 daha değerlidir.

Geriye bakarsak geçmişte TL hep değerli para olarak kaldı. Dünyada kur savaşları olurken, biz tersine TL'yi değerli tuttuk.

Merkez Bankası ve ekonomi yönetimi değerli TL'yi ithalatı ucuzlatıp, enflasyonu düşürmek için kullandı. Ne var ki bu defa üretim, düşük kur nedeniyle daha ucuza gelen ithal ara malı ve ham maddeye bağımlı oldu. Yurt içinde ara malı ve ham madde üretimi düştü. İşsizlik arttı. Sonuç; cari açık sürdürülemez noktaya geldi. Türkiye'nin dış borcu 400 milyar doları geçti.

Dalgalı kur sistemi, IMF'nin ve IMF'yi temsilen Türk ekonomisini yönetenlerin Türkiye'ye bilerek bir kazığı oldu. Zira bu sistemi getirenlerin iki temel amacı vardı... Bir... spekülatif sermaye için spekülatif kâr ortamı... İki... Türkiye'den gelişmiş ülkelere cari açık yoluyla kaynak transferi.

O kadar ki ithalata bağlı üretim nedeniyle Türkiye, büyümeden fedakârlık etmek zorunda kalıyor. Zira büyüme düşünce, ithal ara malı ve ham madde ithalatı da azalıyor. Cari açık azalıyor. Bu tuzağın da ötesinde ekonomi için bir çıkmazdır.

Tuhaf bir toplumuz. Akıl tutulması yaşıyoruz. Dalgalı kur sistemi nedeniyle Türkiye bugüne kadar 450 milyar dolar kaynak kaybetti. Bu kaynağı bizimle dış ticaret yapan gelişmiş ülkeler kazandı. Yani, dalgalı kur sistemi ve kontrolsüz sıcak para girişi ile sömürüldük. Bu sömürü düzenini getirenler, iktidar ve muhalefet olsun siyaset üstünde ve Türk ekonomisi üstünde halen yine söz sahibidir.

Vadeli döviz piyasası olmadığından, dolarizasyon olduğundan ve sıcak para baskısı nedeniyle Türkiye'de dalgalı kur sisteminin çalışmayacağını, bize bu sonuçların ortaya çıkacağını 2005 yılında ''Kur Riski '' adıyla yazdığım küçük bir kitapta anlatmıştım.

Öte yandan dünyada, yılbaşından bu yana dolar karşısında parası en fazla değer kaybeden ülke Brezilya oldu... Brezilya Reali, dolara göre yüzde 24 değer kaybetti. İkinci sırada ise Türkiye geliyor. TL de dolara göre yüzde 22 değer kaybetti.

Brezilya da dünyada en kırılgan ülkeler arasında yer alıyor. Ara ara borçlarını çevirmekte sıkıntı çekiyor. Bu gelişmeler bizim gibi tam rekabet şartları oluşmamış, kontrolsüz sıcak para girişi olan ülkelerde, dalgalı kur sisteminin bir çözüm olmadığını gösteriyor.

Doların yükselişi karşısında, Merkez Bankası'nın faizleri artırarak kuru frenlemesi gerekir. Ne var ki, kur artışı dolar arz ve talebine bağlı olarak değil de güven bunalımı nedeni ile oluyor. Kur ve faiz artışı birlikte ortaya çıkıyor. Bu şartlarda, Merkez Bankası'nın faizi artırmasının etkisi sınırlı oluyor. Yahut ta daha yüksek oranlarda artırması gerekiyor.

Dün Merkez Bankası'nın faizleri aynı oranda tutmasının sebebi ise Ekonomi Bakanı'nın ihtiyaç yok şeklinde tarif ettiği şekilde ekonomi yönetiminin faiz artırmaya karşı olmasıdır. ■ Esfender Korkmaz, Yeniçağ, (19.8.2015)


20.8.2015

DOLAR: MERKEZ’İN KARARLARI DOLARI REKORA TAŞIDI


Merkez Bankası, faiz oranlarını sabit tutarken, para politikasında yapacağı sadeleşmeye ilişkin açıklama yaptı. Merkez’in kurul kararları sonrası dolar kuru 2.90 TL seviyesini aştı

Son günlerde artan siyasi belirsizlik yüzünden rekor seviyelere çıkan dolar kuru dün de T.C. Merkez Bankası Para Politikası Kurulu kararları sonrası yükselişe geçti. Toplantı sonrası yapılan duyuruda faiz oranlarının sabit tutulduğu ve para politikasında normalleşmeye ilişkin adımlar açıklandı.

Merkez’in kararları sonrası 2.90 TL’yi aşan dolar kuru yeni bir rekor kırdı. Avro da 3.20 TL seviyesini gördü. Merkez Bankası’nın para politikasında normalleşmeye ilişkin aldığı kararları Twitter hesabından yorumlayan Hürriyet yazarı, ekonomist Uğur Gürses, “FED taklidi yaparken, TL’yi telef etmek’’ eleştirisinde bulundu.
Merkez Bankası’nın yaklaşık beş yıldır uyguladığı koridor sistemi karmaşık bulunuyordu. Son alınan kararlar da sadeleştirmeye giderken bir o kadar daha karmaşık adımın atılacağını gösterdi.

6 AYDIR PAS GEÇİYOR

Merkez Bankası ayrıca,17 Mart, 22 Nisan, 20 Mayıs, 23 Haziran, 23 Temmuz ve dünkü 18 Ağustos 2015 tarihli PPK toplantılarında faiz oranlarını değiştirmeyerek, kurdaki tırmanışa rağmen son 6 aydır faiz silahına dokunmamış oldu.

Toplantı sonrası yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi: “...Döviz kuru hareketleri çekirdek enflasyon eğilimindeki iyileşmeyi geciktirmektedir. Bu çerçevede, yurtiçi ve küresel piyasalardaki belirsizlikler ile enerji ve gıda fiyatlarındaki oynaklıklar da dikkate alınarak, gerekli görülen süre boyunca daha sıkı bir likidite politikası uygulanmasına karar verilmiştir.

Ayrıca Kurul, küresel para politikalarının normalleşmeye başlamasından önce ve sonra uygulanabilecek diğer politikaları ele almıştır.’’ Merkez atacağı adımları; Türk lirası likidite yönetimi çerçevesi ve sadeleşme adımları, döviz likiditesi önlemleri, finansal istikrarı destekleyici önlemler olmak üzere üç başlıkta duyurdu. Atılacak adımlardaki zamanlamaları da “normalleşme öncesinde, sürecinde, öncesinde ve sürecinde’’ şeklinde üçe ayırdı.

- Buna göre normalleşme sürecinde Merkez Bankası, alt bandı ile üst bandı arasında 3.5 puan fark olan faiz koridorunu simetrik hale getirecek ve daraltacak.
- Sadeleştirme çerçevesinde piyasa yapıcı bankalara sağlanan likidite faiz oranı kaldırılacak. Ancak maliyet değişmeyecek, bununla beraber fonlama imkanı haftalık vadeli miktar repo ihalesi hesaplarına eklenecek.

DAHA ÇOK DÖVİZ SATACAK

- Dövizdeki oynaklığı gidermek için daha esnek döviz satım ihaleleri düzenlenecek.
- TL zorunlu karşılıklara ödenen faiz yükseltilecek, rezerv opsiyon katsayılarında düzenleme yapılarak piyasaya döviz likiditesi sağlanacak.
- Bankalar, Merkez Bankası’nda bulunan zorunlu döviz rezervlerine gelecek bir yıldaki ödemelerini karşılayacak şekilde ulaşabilecek.
- Bankaların yeni edinecekleri döviz yükümlülüklerine ilişkin zorunlu karşılıklar vadeyi üç yıldan uzun tutmak üzere düzenlenecek.
- TL zorunlu karşılıklara ödenen faiz bankaların aracılık maliyetlerini azaltmak ve çekirdek yükümlülüklerini desteklemek için gerekli görülürse gözden geçirilebilecek.
- ABD doları cinsinden tutulan zorunlu karşılıklara, rezerv opsiyonlarına ve serbest hesaplara ödenen faiz FED’in politika faiz aralığının üst bandına yakın tutulabilecek.

Yani Merkez Bankası Türkiye’deki dolar hesaplarına ABD kadar faiz ödeyecek.

POLİTİKASIZLIK POLİTİKASI
Merkez Bankası’nın kararlarını değerlendiren Vatan yazarı ekonomist Ali Ağaoğlu, Merkez’in hiçbir şey yapmayarak piyasayı başı boş bıraktığını söyledi. Sergilenen bu tavrın ‘’Merkez Bankası yoktur’’ anlamına geldiğini ifade eden Ağaoğlu, atılan adımları da ‘’Cek, cak deniliyor. Yine somut bir şey yok’’ şeklinde değerlendirdi. ■ Recep Erçin, Aydınlık, (20.8.2015)

KRİZ:FİNANCİAL TİMES’TAN ÇÖKÜŞ UYARISI!

Financial Times gazetesi, gelişen piyasalardaki çöküşten dünyanın korkması gerektiğini yazdı.

İngiltere’de yayımlanan Financial Times gazetesi, gelişmekte olan ülkelerin acil kamu harcamalarını artırması gerektiğini aksi halde piyasalardaki kötü gidişin çöküşe neden olabileceğini yazdı.

Financial Times, “Dünya gelişen piyasalardaki çöküşten korkmalı” başlığı ile verdiği yazıda, aralarında Türkiye’nin de bulunduğu gelişen piyasalardan para çıkışının geldiği noktayı değerlendirdi.

Gazete, gelişen ülkelerin para birimindeki değer kaybı, ithalatta ve yatırımlarında oluşan azalma şeklinde gelişen tehlikeli bir döngüye girdiğini belirtti.

İçinde Türkiye’nin de yer aldığı bu ülkelerin acilen yapısal reformları hayata geçirilmesi ve kamu harcamalarını artırarak büyümeyi desteklenmeleri gerektiği ifade edilen yazıda, şu ana kadar sadece Meksika ve Hindistan’da siyasi iktidarların reformlara ciddi biçimde ağırlık verdiği belirtildi.

Gelişen ülkelerin borçlanma ihtiyaçlarını asgari düzeye çekmek için kamu harcamalarını sınırladığı da ifade edilen yazıda, mali durumu uygun olan ülkelerin büyümeyi desteklemek için harcamalara hız vermesi gerektiği vurgulandı.

Yazıda, Dünya Bankası, Afrika Kalkınma Bankası ve Asya Altyapı Yatırımları Bankası gibi kurumların gelişen ülkelerdeki projelere finansman programlarını artırması gerektiği de belirtildi. Tedbirlerin alınmaması halinde piyasalardaki kötü gidişin çöküşe doğru gidebileceği sinyalleri verildi. ■ Sözcü, (20.8.2015)

BORÇLANMA: KİŞİ BAŞINA DÜŞEN BORCUMUZ BİN 500 LİRA ARTTI

Seçimlerin yapıldığı 7 Haziran'dan bugüne aradan geçen 64 günlük sürede Türkiye'nin dış borcu 116,4 milyar lira arttı. Doların 3 lirayı bulması ile birlikte kişi başına düşen ek borç miktarı bin 500 TL arttı. CHP'li Umut Oran, söz konusu artışın kaynağında hükümetin kurulamaması ve siyasi belirsizlik olduğu görüşünde.

"Siyaset kurumu çözüm üretme, vatandaşını mutlu etme, huzur, güven ve sağlık içinde yaşamasını sağlamakla yükümlüdür" diyen Oran konu ile ilgili yaptığı yazılı açıklamada şunları kaydetti: "Hükümetsizlik, siyasal istikrarsızlık, artan iç-dış güvenlik sorunu, 40 günde verdiğimiz 60 şehit, büyüyen kaos, zaten bıçak sırtındaki ekonomiyi, dolayısıyla 77 milyonu da vurmaktadır. Kurdaki artışın hızlanması nedeniyle Türkiye’nin dış borç yükü 7 Haziran seçimlerinden bu yana 116,4 milyar lira arttı. Doların 2.96 TL’ye çıkması ile vatandaş başına 1.498 lira ek yük bindi.

DOLAR TÜM ZAMANLARIN REKORUNU KIRDI

Erdoğan-Davutoğlu ikilisinin göstermelik koalisyon turları nedeniyle dolar tüm zamanların rekorunu kırdı. 7 Haziran seçimlerinden bu yana dolar, TL karşısında yüzde 11 (30 kuruş) değer kazandı. Türkiye’nin 392,8 milyar dolar olan toplam dış borcunun Türk parası cinsinden karşılığı seçimlerin yapıldığı 7 Haziran’da 2,6636 TL olan kurla 1 trilyon 46,3 milyar lira ederken, kurun 2.96 TL’ye çıkması ile bu tutar 1 trilyon 162,7 milyar liraya ulaştı.

Buna göre seçimlerden bu yana kurdaki hızlı yükseliş nedeniyle dış borcun TL karşılığı 116,4 milyar lira arttı. Bu tutar, 77,7 milyon Türkiye vatandaşına son iki ayda kur farkı dolayısıyla yüklenen yükü gösteriyor. 5.056 dolar olan kişi başına dış borcun Türk parası cinsinden karşılığı 7 Haziran 2015 itibariyle 13.467 TL ediyordu. 20 Ağustos’taki 2,96 TL’lik dolar kuruyla bu miktar 14.965 liraya ulaştı. Yani dış borçta sadece iki buçuk ay gibi bir sürede kişi başına ekstra 1.498 TL yük geldi.

Kişi başına düşen dış borç miktarının TL karşılığı, dolardaki artışın yüzde 27’ye ulaştığı yılbaşından bu yana ise 2.910 TL arttı. Türkiye’nin 2014 sonunda kişi başına dış borcu 12.055 TL düzeyinde bulunuyordu.

DOLARDAKİ 1 KURUŞLUK ARTIŞ BORCU 4 MİLYAR LİRA BÜYÜTÜYOR

Doların 1 Kuruş artması, kamunun dış borcunun TL karşılığını 1.1 milyar, özel sektörün borç yükünü 2.8 milyar; Türkiye’nin toplam dış borç yükünü ise yaklaşık 4 milyar lira büyütüyor. Dolardaki her 1 Kuruşluk artış, vatandaş başına düşen dış borç miktarında 51 liralık artış anlamına geliyor.

ZAMLAR KAPIDA

Dolar kurundaki yüzde 10’luk artış, enflasyonu 1,5 puan kadar yükseltiyor. Türkiye, üretiminde yüksek oranda ithal girdi kullanılıyor. Kurdaki artış üretim maliyetlerini artırarak piyasaya zam olarak yansıyor. İthal girdiye aşırı bağımlı bu yapıda TL’de değer kaybının hızlanması nedeniyle ulaşımdan, doğalgaza, giyimden, gıda ürünlerine, kırtasiye malzemelerinden elektriğe birçok kalemde zincirleme zamların gelmesi kaçınılmaz. Dünya petrol fiyatlarında yaşanan düşüş, döviz kurundaki hızlı artış nedeniyle iç piyasaya yansımıyor. Ekonomide temel girdi olan enerji ürünlerinde aksine kura bağlı olarak yaşanacak artışlar, zincirleme biçimde tüm ürünlere yansıyacak." ■ Hürriyet, (20.8.2015)


21.8.2015

BÖLÜCÜLÜK: GÜNEYDOĞU'DA ŞEHİR SAVAŞI KIZIŞIYOR


Wall Street Journal gazetesinde bugün yer alan Ayla Albayrak imzalı haberde, "Kürtlerin yoğun yaşadığı Güneydoğu'da şehir savaşının kızıştığı" belirtiliyor. Gazete, kendi ifadesiyle, "PKK bağlantılı ayrılıkçıların güvenlik güçleriyle çatıştığını" aktarıyor.

Yazıda özetle şu ifadeler yer alıyor:

"Türkiye'deki savaş uzak Güneydoğu şehri Silopi'ye geri döndü. Tozlu sokaklar, Türk güvenlik güçleri ile Kürt ayrılıkçıları arasında şiddetin giderek arttığı çatışma alanları haline geldi. Son 20 yıldır böyle bir şehir savaşı görülmemişti."

"Her gün Türk özel kuvvetleri Kürt gençlerle ölümcül bir kedi fare oyunu oynuyor. Biber gazı ve gerçek mermi kullanarak bazı mahallelerde kontolü yeniden ele geçirmeye çalışıyor. Belediye başkanı ve kentin yerlileri, güneş batmadan Silopililerin şiddetin en çok yaşandığı merkez mahallelerden kaçtığını; çapraz ateşin altında kalmamak için akrabalarının evlerine sığındığını aktarıyor."

'Sokaklarda benzeri görülmemiş bir çatışma yaşanıyor'

"Silopi'de bir camide çalışan 39 yaşındaki İdris Yavsam yaşadıklarını, 'Pencereden bakarken gençlerin bahçemize girmesinin ardından polisin rastgele ateş ettiğini gördük. Kurşunlardan biri 11 yaşındaki kızımın kulağının yanından geçti' sözleriyle anlatıyor."

Barış müzakerelerinin düşeceğini biliyorduk o yüzden müzakereler sırasında büyümeye ve örgütlenmeye devam ettik.YPG-H militanı

"Yavsam ve 10 kişilik ailesi bir hafta boyunca evde uyumuyor, evin duvarlarındaki ve bahçesindeki 8 kurşun deliğini gösteriyor."

"İktidar savaşında PKK bağlantılı militanlar bazı kontrol noktalarını ele geçirmiş, Güneydoğuda bazı şehirlerde özerklik ilan etmişti. Kürt militanlar kent alanlarında güç göstermek için Türk güvenlik güçleriyle savaşı uzak askeri çatışmalardan şehir sokaklarına taşıdı."

"Türk bir yetkili, 'PKK savaşı bilerek şehirlere taşıdı. Şu an sokaklarda daha önce benzeri görülmemiş bir çatışma yaşanıyor' dedi ve militanları, sivilleri canlı kalkan olarak kullanmakla suçladı."

"Silopi'deki genç militanlar ise bu iddiaları reddediyor, sivillerin kendilerine destek verdiğini söylüyor."

YGD-H militanı: Müzakereler sırasında örgütlendik

"PKK'nın gençlik hareketinin üyeleri, hapisteki lider Abdullah Öcalan ile hükümet barış müzakereleri yaparken, onlarca şehirde örgütlendiklerni söylüyor. Sadece 120 bin nüfusluk bu şehirde militanlar 31 birimleri olduğunu ve her bir birimde 20 üye bulunduğunu öne sürüyor."

"İki odalı güvenli bir evde, bazıları ergen, bazıları 20'li yaşlarda 10 civarında Kürt militan ellerinde Kalaşnikoflar, silahlar, el bombaları ve roket güdümlü el bombaları ile silahlanmış haldeler. 22 yaşındaki 10 kişilik birimden sorumlu ve adını 'Berman' olarak veren kadın komutan 'Bizden çok var, neredeyse Türkiye'nin her şehrinde örgütlendik' diyor. Berman geçen yıl İstanbul'da üniversiteyi bırakıp Yurtsever Devrimci Gençlik Hareketi'ne (YGD-H) katıldığını söylüyor. Türk hükümeti YGD-H'yi PKK'nın gençlik hareketi olarak tanımlıyor, Berman ve diğer kumandanlar ise kendileri örgütlenen PKK sempatizanları olduklarını söylüyor."

"Berman 'Barış müzakerelerinin düşeceğini biliyorduk o yüzden müzakereler sırasında büyümeye ve örgütlenmeye devam ettik' diyor."

"Uluslararası Af Örgütü'nden Türkiye uzmanı Andrew Gardner, Güneydoğu'daki çatışmadaki sivil ölümlerini araştırıyor ve 'Her iki taraf da dikkatsizce ateş açıyor' diyor."

"Silopi Belediye Başkanı Seyfettin Aydemir ise '(Erdoğan) biz Kürtlerden intikam alıyor. En kısa zamanda müzakere masasına dönmeliyiz, çünkü işler kontrolden çıkıyor. Gençlerin öfkesi zaman geçtikçe daha da büyüyor' diyor." ■ http://www.bbc.com, (20.8.2015)

ALTIN ÇILDIRDI!TARİHİ REKOR GELDİ

Altının ons fiyatı 1.168 dolara kadar çıkarken, yurt içinde güçlü doların da etkisiyle çeyrek altın tarihi rekor seviyeye ulaştı.

Altının ons fiyatı Fed'in faiz artırımını erteleyebileceği beklentilerinin etkisi ile yükselişini sürdürürken, yurt içinde de gram ve çeyrek altında rekor geldi.

Altının ons fiyatı 1,168 dolara kadar çıkarak 7 Temmuz'dan bu yana en yüksek seviyesini gördü.

2011'DE REKOR KIRMIŞTI

Ons bazındaki bu rakam aynı saatlerdeki dolar seviyesiyle dikkate alındığında gram altında 110 lira seviyesine denk geliyor. Çeyrek altın ise 178.22 liraya çıkarak tarihi rekorunu gördü.

Gram altın 2011 Ağustos ve Eylül döneminde 110 lira ile, çeyrek altın da aynı dönemde 178 lira ile tarihi zirvesini görmüştü.

İYİMSER VE KÖTÜMSER SENARYOYA GÖRE FİYATLAR NE OLUR?

ALB Forex Yatırım Uzmanı Volkan Kuğucuk, iyimser senaryoya göre kısa vadede ons fiyatı 1200 dolara çıkar ve dolar da ortalama 2.90 seviyesinde tutunursa gram altınını 112 liraya, çeyrek altının ise 182-183 liraya kadar çıkabileceğini söyledi.

Kötümser senaryo hakkında ise Kuğucuk şöyle konuştu: “Kısa vadede altın 1.120-1130 bandında sabitlenir ve dolar da ortalama 2.90 seviyesinde tutunursa gram altın 104-105 liraya kadar geriler ve çeyrek altında 167-168 liraya kadar gevşer.” ■ Akşam, (21.8.2015)

PAUL KRUGMAN VE ÇİN EKONOMİSİNİN ANALİZİ!

Paul Krugman Nobel’li ve global çapta şöhretli bir iktisatçıdır. Makroekonomiden iyi anlayan ve hafifçe ortanın solu eğilimi de olan bir uzmandır. Aşağıda 15-16 Ağustos tarihli New York Times gazetesinde yazdığı makalesini dilimize çevirerek okurlarımızın Çin’de neler olduğunu anlaması için sütuna taşıdım. Krugman olanlar hakkında mükemmel bir özet vermiş.

Ona göre Çin ekonomisi oldukça dengesiz bir ekonomidir. GSYİH’nın çok düşük bir kısmı tüketimdendir, çok büyük bir kısmı yatırımdandır. Bu durum ancak ülke çok hızlı büyüme yaşarsa sürdürülebilir bir durumdur. Ama Çin aşırı doz fazla ucuz emek gücünün daralması ile yatırımın getirilerinin azaldığı bir ortama gelmekte. Tabii ki çözüm, daha az yatırım yapılıp, daha fazla tüketim yapılmasıdır. Ancak daha fazla tüketim yapılabilmesi için büyümenin getirdiklerini daha fazla halka dağıtmak ve ailelere daha fazla güven vermek gerekiyor. Çin bu yönde bazı adımlar atmış olsa da daha gidilecek çok mesafe var. Esas problem değişim sürecinde harcamanın nasıl yüksek tutulacağındadır. İşte bu noktada işler tuhaflaşmaya başladı.

Çöküşü frenlemeye çalıştı

Başlangıçta Çin Hükümeti ekonomiyi altyapı yatırımları ile ayakta tutmakta idi. Çin bunu yaptı ama bu arada kamu şirketlerine de çok ucuz kredi verdi. Bu da kamu şirketlerini kredi borcu içinde boğdu. Bu borç artışı da geçen yıl finansal sistemde sorun çıkarabilecek bir boyuta geldi.

İkinci safhada resmi politika, hisse senedi piyasasını büyütmeyi vatandaşlara ucuz kredi ile hisse senedi satarak desteklemek oldu. Kamu şirketleri kredi verilen vatandaşlara hisse senedi satarak borçlarını azaltabileceklerdi. Bu da çok büyük bir hisse senedi borsası balonu yarattı. Bu yılın başında da bu hisse senedi balonu sönmeye başladı.

Çin hükümetinin reaksiyonu ise çok entresan oldu. Hükümet borsada birçok hisse senedinde alım satımı yasaklayarak, ama büyük yatırımcıları hisse senedi almaya zorlayarak ve ekonomi öğrencilerini “hisse senetlerini canlandırın , vatandaşlara faydanız olsun” sözleriyle ortalığa döküp propaganda yaparak çöküşü frenlemeye çalıştı. Bu çabalar borsayı bir süre için stabilize etti. Ama Çin Hükümeti’nin itibarı hisse senedi fiyatlarının düşmemesine endeksli hale geldi. Hâlâa da borsaya destek gerekiyor.

Bu arada hükümet ülkenin parasının değerini de düşürmeye karar verdi. Bu mantıklı sayılabilirdi. Beş yıl evvel Çin parası aşırı dozda düşük değerli idi. Ama şimdi önemli ölçüde yüksek değerli hale gelmişti. Çin yetkilileri her seferinde yüzde bir iki puan müdahale ile Renminbi denen paralarının değerini kontrol edebileceğini düşünmüştü. Ama hükümet sonunda büyük çapta hüsrana uğradı. Yatırımcılar Çin‘den kaçmaya başlayınca politika belirleyicileri devalüasyondan vazgeçip , paranın değerinin desteklenmesine dönüş yaptılar.

Burada söylenmesi gereken Çin Hükümeti’nin piyasaları kontrol edebileceği hayali içinde olduğudur. “Burada hükümet piyasalara hiç müdahale etmemelidir” denmiyor!

Bütün dünyaya zarar verir

Anlatmak için örnek vermek gerekirse üç yıl evvel Avrupa Merkez bankası “Euroyu korumak için ne gerekirse onu yapacağız” demişti ve bu sözler sorunu aşmayı garantilemişti. Veya 1998 yılında, 1997 krizi ortamında Hong Kong Parasal Politika Otoritesi çok miktarda hisse senedi satın alarak hedge fonlarının saldırılarını durdurmuştu.

Ama bu yaklaşımlar çok kısa vadeli girişimler olmuştu. Bu müdahaleler sürekli müdahaleyle kontrol benzeri değildi. Çin Hükümeti’nin sürekli piyasaya müdahalenin arzu edilen sonucu getirmeyeceğini artık anlaması gerek. Çin çok büyük bir ekonomi ama şu anda zor dönemlerden geçmekte ve Çin piyasalara ısrarla ve sürekli müdahale ederse ortaya çıkacak sorun sadece Çin’e değil, bütün dünyaya zarar verir. “Anlaşılması gereken budur!” diyor Krugman! ■ Deniz Gökçe, Akşam, (21.8.2015)

22.8.2015

-

23.8.2015

BORÇLANMA, ÖZEL: ÖZEL SEKTÖR DIŞ BORÇLARINDAN NİYE KORKMAYACAKMIŞIZ?


Ülkenin dış borçlarını tartışmaya ve değerlendirmeye başladığınızda hemen karşınıza “Özel sektör borçlarının önemi yok, çünkü bıyıklı sermaye kendi paralarını getiriyor” yanıtı ile çıkılıyor. Bıyıklı sermaye elbette var ve iş adamlarımızın birçoğu kendi parasını yurt dışındaki bir finans kurumuna teminat göstererek kredi olarak getiriyor. Bunu bilançolarının uzun vadeli krediler bölümünde gösteriyorlar. Ama ne kadarı? Ne tutarda? Bunları bilmiyoruz ve sadece tahmin ediyoruz. Tahmin ederken de borç verilerini kullanıyoruz. Ama bir şey kesin ki, bıyıklı sermaye diye özel sektör borçlarının artmasından ve büyüklüğünden kaygı duymamak büyük saçmalık.

UZUN VADELİ BORÇLAR

30 Haziran 2015 tarihi itibariyle özel sektörün uzun vadeli borçları 178.2 milyar dolar. Bu borcun 75.5 milyar doları bankalara ait.

19.3 milyar doları diğer finans kurumlarına ait. Reel sektörün dış borcu ise 83.4 milyar dolar.

Reel sektörün borç dağılımı da şöyle:

Krediler 72.7

Yabancı sermaye sayılan krediler 5.0

Ticari krediler 0,3

Tahviller 5.3

Finansal olmayan borçlar 83.3

Yurtiçinde yerleşik borçlunun bir sözleşmeye bağlı olarak doğrudan yurtdışında yerleşik bir kreditörden sağladığı sabit veya değişken faizli fonlar krediler bölümünde; yurtiçinde yerleşik kişiler tarafından yurtdışında ihraç edilen ve orijinal vadesi bir yıldan fazla olan, sabit veya sözleşmeyle belirlenmiş değişken faizli borç senetleri tahviller bölümünde; yurtiçinde yerleşik borçlu kuruluşun yüzde 10 veya daha fazla yabancı payına sahip yurtdışındaki yabancı ortağından veya yurtdışındaki iştirakinden sağladığı krediler yabancı sermaye sayılan krediler bölümünde; ithalatçılara ihracatçıların vadeli mal alımı yoluyla sağladığı krediler ticari krediler bölümünde yer almaktadır.

KREDİLER

Yukarıdaki verilere göre bıyıklı sermaye olsa olsa krediler içinde olabilir. Bu durumda reel sektörün borç dağılımını da incelemek gerekiyor.

Tarım 0,4

Sınai sektör 35.8

Hizmetler 47.2

Toplam 83.4

Bıyıklı sermayenin sınai sektörde ve halka açık firmalarda nispi olarak fazla olmadığını düşünüyoruz. 1000 büyük sanayi kuruluşunun bilançolarını incelediğinizde bu kanaate ulaşıyorsunuz. İlk 500 büyük sanayi kuruluşundan 489 tanesi özel sektör kuruluşudur. Bu kuruluşların 2014 sonu itibarıyla uzun vadeli mali borçları yaklaşık 77 milyar TL’dir.

HİZMETLER SEKTÖRÜ

Hizmetler sektörünün içinde bıyıklı sermaye olabilecek alanlarda inşaat, gayrimenkul faaliyetleri başta yer alabilir.

İnşaat 7,9

Toptan ve perakende ticaret 4,3

Ulaştırma ve depolama 13,3

Turizm 2,5

Bilgi ve iletişim 5,7

Gayrimenkul faaliyetleri 4,6

Diğer sektörler 8,9

Toplam 47,2

BIYIKLI SERMAYENİN TUTARI

Bıyıklı sermaye 178.2 milyar dolar olan özel sektör borcu içinde yaklaşık 20 milyar dolarlık bir borcu olanlar içinde yer alabilir. Toplam borcun yüzde 10’u olsa 20 milyar dolar; reel sektör borcunun yüzde 10’u olsa 8 milyar dolar civarında; bıyıklı sermayeden söz edebiliriz. Türk iş adamlarının yurt dışı bankalarında yaklaşık 100 milyar dolar paralarının olduğu iddia ediliyor. Bu paranın ancak bir bölümünün kredi yoluyla Türkiye’ye getirildiğini düşünüyoruz.

Bu nedenle özel sektörün dış borçlarından korkmayalım, derken biraz matematik yapalım. Şunu da unutmayalım; özel sektörün borçları bir gecede kamu borcu haline döner... ■ Mustafa Pamukoğlu, Aydınlık, (23.8.2015)

‘TÜRKİYE, BORÇ BATAĞINDA'

Ege Bölgesi Sanayi Odası Başkanı Ender Yorgancılar, Türkiye'nin, düşük tasarruf oranı, bilim ve teknoloji alanında oldukça geride kalması, yetersiz ve niteliksiz eğitim, dış girdi ve kaynak bağımlılığı gibi yapısal ekonomik sıkıntıları derinleşmiş bir ülke olduğunu söyledi.

Yorgancılar, “Küresel likidite bolluğunun sağladığı imkânlarla ülkeye gelen sıcak paranın yarattığı düşük reel kur ile gelişmişlik ve gelir düzeyimizin ötesinde tüketim yapabildik. Bu süreçte devlet, özelleştirmeler ve borçlanma yoluyla elde ettiği kaynakları yeterince etkin kullanamadı. Özel sektörümüz, yüksek faizle içeriden borçlanmak yerine, daha çok düşük faizle döviz cinsinden dışarıdan borçlandı. Aldığımız borçları da üretken sanayi yatırımlarına değil, daha çok konut, rezidans, AVM inşaatında kullandık. Reel sektörü cezalandıran, arazi ve finansal rantları ön plana çıkararak sürdürülmesi mümkün olmayan büyüme yolu izledik.” dedi. Bütün bunların sonunda bugün vatandaşın bankalara 377 milyar lira tüketici kredisi, firmaların ise bankalara 1 trilyon 36 milyar lira ticari kredi ve yaklaşık 280 milyar dolar da dış borcu bulunuyor.Devletinse 430 milyar TL iç, 114 milyar dolar dış borcu var. ■ Zaman, (23.8.2015)


24.8.2015

BOP, BÖLÜCÜLÜK, PETROL: İSRAİL PETROL İHTİYACININ YÜZDE 77'SİNİ TÜRKİYE ÜZERİNDEN İHRAÇ EDİLEN PETROLLE KARŞILIYOR


İngiliz Financial Times (FT), İsrail'in petrol ihtiyacının yüzde 77'sini Ceyhan'dan ihraç edilen Kürt petrolüyle karşıladığını yazdı.

Financial Times'ın aktardığı verilere göre, İsrail'in yaptığı ödemenin IŞİD'le savaşan Kürdistan Bölgesel Yönetimi için önemli bir gelir kaynağı olduğu belirtildi. Financial Times, Kuzey Irak petrolünün Ceyhan Limanı'ndan ihraç edildiğini hatırlattı.

Gazetenin vurguladığı bir diğer nokta da, son dönemde Kuzey Irak'tan ihraç edilen petrolün üçte birinden fazlasının İsrail'e satılması. Bu oran Türkiye için ise yüzde 9.

KÜRTLERDEN 'UCUZ PETROL' İDDİASINA RET

Financial Times, uzmanların İsrail'in Kürt petrolünü ucuza alıyor olabileceğini vurguladığını da yazdı. BBC'ye göre, Kürdistan Bölgesel Yönetimi yetkilileri ise bu yöndeki iddiaları reddediyor.

Bazı uzmanlar ise İsrail'in petrol alımı ile Irak Kürtlerine mali destek veriyor olabileceği görüşünde. Zira İsrail'in Kürtlerden aldığı petrolün bir kısmını başka ülkelere sattığı veya depolarda sakladığı belirtiliyor.

Irak merkezi yönetimi ise birçok Arap ülkesi gibi İsrail'i tanımıyor.

Financial Times gazetesi ise gerek İsrail'in gerekse de Irak Kürtlerinin yakın müttefiki olan ABD'nin Erbil yönetimine, petrol satışı konusunda Bağdat'la işbirliği yapma çağrısında bulunduğunu hatırlattı.

Bağdat ve Erbil yönetimleri geçen yıl Kuzey Irak petrolünün ülke dışına satışı konusunda anlaşmaya varmıştı. Anlaşma uyarınca Irak bütçesinden Kürdistan Bölgesel Yönetimi'ne yüzde 17'lik pay düşüyor. Bu da yıllık 17 milyar dolara denk geliyor.

Son dönemde ise Bağdat yönetimi ekonomik sıkıntılar nedeniyle Kürtlere gerekli ödemeyi yapamamış, Irak Kürtleri kendi hesaplarından petrol satmış, Bağdat da Erbil'i ülkenin kalanına yeterince petrol tahsis etmemekle suçlamıştı. ■ Zaman, (24.8.2015)

ALTIN FİYATLARI TARİHİNİN EN YÜKSEK SEVİ?İNE ULAŞTI

Türk lirasındaki değer kaybının etkisiyle altının gram fiyatı 111,29 lira ile tarihinin en yüksek seviyesine ulaştı.

Altının gram fiyatı en son 2011 yılının eylül ayında 110 doların hemen üzerini görmüştü. 6 Eylül 2011'de 110,08 lira ile rekor kıran altının gram fiyatı, geçen hafta başlattığı sert yükselişini bugün de sürdürerek 111,29 liraya kadar yükseldi ve tüm zamanların en yükseğini gördü. Altının gram fiyatı, şu dakikalarda 109,60 lira seviyelerinden işlem görüyor. ■ Birgün, (24.8.2015)
avatar
TRABZON61
.::Otağ Yetkilisi::.


.::Otağ Yetkilisi::.





Yaş Yaş : 34
Cinsiyet Cinsiyet : Erkek
Nerden Nerden : Trabzon
Lakap Lakap : ¤ۣۜ..¤ ¤ۣۜ..¤ ¤ۣۜ..¤ ¤ۣۜ..¤ ¤ۣۜ..¤
Doğum Tarihi Doğum Tarihi : 01/11/84
İletiler: İletiler: : 1325
Üyelik Tarihi Üyelik Tarihi : 12/04/09




Kullanıcı profilini gör http://ilteris.forum.st/

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

default Geri: Neler Oldu 19 Ağustos-12 Kasım 2015 / Prof. Dr. Cihan DURA

Mesaj tarafından TRABZON61 Bir Ptsi 9 Mayıs 2016 - 4:01

Neler Oldu 25-31 Ağustos 2015 (yolsuzluk, yabancıya toprak, Çin, yabancı sermaye, gelir dağılımı, dış bağımlılık, bölücülük, UÖŞ, borçlanma, inşaat, birey-kamu)
25.8.2015

YOLSUZLUK, KAYNAK KULLANIMI: RANT İÇİN KONUTA YATIRIM …

TÜİK, tapu dairelerinden aldığı bilgilerle, temmuz ayında satılan konut sayılarını açıkladı. Geçen temmuza göre, bu temmuz’da satışlar yüzde 13,5 artmış. Böylece 7 ayın toplamında satışlar 732 bini buldu. Bu sayı, geçen yılın aynı 7 ayında 610 bindi. Demek ki, satışlar yüzde 20 artmış. 2014 durgun bir yıldı, 2013’ün ilk 7 ayına göre satışlar yüzde 10’a yakın düşmüştü, 2014 Temmuz’unun sonunda. Ama bu yıl satışlar yüksek seyrediyor. 2013’ün ilk 7 ayına göre de yüzde 8 artış yaşanıyor. Demek ki, bu yıl satışlar, hem 2013’e , hem 2014’e göre yüksek.

HIZLA ARTIYOR...
Bu kadar kargaşanın bilinmezliğin olduğu ortamda konuttaki bu satış furyası nasıl açıklanmalı?
Konut alımında ana saiklerden biri, barınma için, yani kullanmak, başını sokmak için konut almaktır. Kiracılıktan canına tak eden, biriktirdikleriyle, borçlanarak,(ipotekli) konut alır başını sokar. Türkiye’de aileler özellikle öncelik verir başını sokacak bir konutun olmasına ve büyükler, çocuklara ya yardım ederek, ya teşvik ederek öncelikle konut aldırırlar. Konut almada diğer saik, konutun değer artışından , kira getirisinden de yararlanmak için yatırım amaçlı konut almaktır. Yani rant için konut almak…

TÜİK, son 3 yıldır,yani 2013’ten bu yana tüm Türkiye’nin en ücra köşelerine kadar tapu dairelerinden bilgi toplayarak konut satışlarını veriyor. Bunların ipotekli mi olduğu, birinci el satış mı olduğunu da detaylarda bildiriyor. 2008-2012 dönemi verileri de var ama yanlış başlanmış, il merkezi ve merkez ilçeler alındığı için neredeyse yüzde 60 konut satışı kapsam alanı dışında kalmış, o nedenle 2013 ve sonrasını, önceki yıllarla kıyaslamak mümkün olmuyor.

2013 sonrasının satışları ortalama yılda 1 milyona yaklaşıyor. 2014’te 1 milyon 165 bini bulmuştu. Bu yıl ilk 7 ayın satış temposu korunur da yüzde 20 artış yaşanırsa satışlar yıllık 1 milyon 400 bini bulacak gibi. 2013’te de 1 milyon 158 bindi. Hatırı sayılır bir çıkış…

NEDEN ARTIŞ?
Kuşkusuz bu kadar satın almanın ne kadarının barınma amaçlı, ne kadarının rant amaçlı, yani yatırım için yapıldığını anlamak kolay değil. TÜİK satışların 2013’te yüzde 43’ünün, izleyen yıl yüzde 32’sinin, bu yıl da yüzde 37’sinin kredi ile yapıldığını, ipotekli konut sayısından bize bildiriyor. Peki satışların artışında krediler mi cazibe unsuru? Hayır, konut kredileri 2014’ten bu yana pek de cazip değil. Ama yine de konut kredisi stoku, Temmuz itibariyle son 12 ayda yüzde 20 artarak 139 milyar TL’ye çıkmış. Faiz oranı düşük olmasa da satışların artışında konut kredileri, kaldıraç olarak önemli.

Öte yandan, krediyi ille de barınma amaçlılar kullanır diye bir kural yok, rant amaçlı yatırım için de faizi göze alarak kredi kullanabilirsiniz. Diyelim kendi eviniz var ve bankada da 300 bin liranız var . Araştırırken 500 bin liraya iyi yatırım sayılacak bir daire gördünüz, eldeki paranızı değerlendirmek için, 200 binini de bankadan borçlanarak o daireyi alabilirsiniz. Hem prim yapacağına inandınız, hem de kira getirisi umdunuz. Yani rant için yatırım yaptınız. Buradaki banka kredisini, kullanım amaçlı konut için değil, rant getirisi sağlamak için aldınız.
Dolayısıyla ipotekli konut satışının yüzde 35-40 dolayında olması, satın almaların barınma amaçlı olduğunu göstermiyor.

İSTANBUL RANTI...

Başka bazı veriler, konut alımlarında, özellikle 3 büyük metropolde, hele ki İstanbul’da alımların “rant amaçlı” olduğu yönünde güçlü işaretler veriyor. Bunu teyit edecek bir veri Merkez Bankası’ndan geliyor. TCMB, her ay konut fiyatlarındaki artışları bölgelere göre saptıyor. Nasıl yapıyor bunu? Bankalar, konut kredisi açmadan ekspertizlere konutları değerlendirtip rapor istiyorlar. Merkez Bankası, bankalardan bu inceleme raporlarını alarak belli bir yöntemle fiyat artışlarını saptıyor.

Son veri Nisan ayına ait. Konut fiyatlarında Türkiye ortalaması yüzde 18,5. Yani tüketici fiyatlarının 10,5 puan üstünde. Her şeyin fiyatı yüzde 8 artarken konutunki neredeyse yüzde 19 artıyor. Hele İstanbul!...TCMB’ye göre İstanbul’daki konut fiyat artışlarının yıllığı yüzde 29’a yaklaşıyor. Yani, TÜFE yüzde 8 artarken İstanbul’da konut fiyatları yüzde 29 artıyor. 2014’te aldığınız konutu 12 ay sonra yüzde 30 primle satıyorsunuz. Ancak, dolara yatırım 12 ayda bu getiriyi sağladı, o bile riskli…Bu prim, satışların neden beşte birinin İstanbul’da gerçekleştiğini açıklamaya yetiyor…

Ama aynı prim, diğer büyük illerde aynı boyutta değil, Yıllık konut fiyat artışı satışların yüzde 6’sının gerçekleştiği İzmir’de konut fiyatları yüzde 15 artmış, Ankara’nın, satışlardaki payı yüzde 12, yıllık fiyat artışı da yüzde 12… Ama yine TÜFE’den yüksek.

Adana-Mersin, Antalya aksında konut fiyat artışları yüzde 18-19 dolayında saptanmış. Aydın-Muğla-Denizli alt bölgesinde ise yüzde 24’ü buluyor konutta fiyat artışları…

Ayrıca kira gelirleri de konuta yatırımda önemli bir cazibe unsuru. Özellikle büyük kentlerde, hele ki İstanbul’da… Aylık kira gelirleri, mevduat faizinin hep üstünde. Birikimi 2+1 konut almaya yetenler bile, mevduattan konuta dönüş yapıyorlar, tereddütsüz...Ama burada esas olarak milyarlarca liralık birikimin mevduattan vb. den çözüp yüksek rantlı gayrimenkule bağlayan rantiyelerden söz etmeliyiz.

Özetle, konut üretim ve satın almalarında , rant faktörü, yatırım amaçlı konut faktörü önemli bir yer tutuyor. Bu kadar rantın vergisiz bir cennette gerçekleşmesine izin ise , Ak faşizmin birikim modelinin tercihi…■ Mustafa Sönmez, Birgün, (25.8.2015)

YABANCIYA TOPRAK: YABANCILARA EN FAZLA KONUT SATIŞI ANTALYA'DAN YAPILDI

Antalya'da temmuz ayında 4 bin 914 konut satıldı. Konutların 686'sını yabancılar aldı. Antalya temmuzda yabancılara en fazla konut satılan il oldu.

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), 2015 Yılı Temmuz Ayı Konut Satış İstatistikleri'ni açıkladı. Türkiye genelinde konut satışları Temmuz 2015'te bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 13,5 oranında artarak 96 bin 589 oldu. Antalya’da, Temmuz 2014'te 4 bin 318 olan konut satış rakamı yüzde 13,8 oranında artarak geçen ay 4 bin 914 olarak gerçekleşti. Antalya konut satışında İstanbul, Ankara ve İzmir’den sonra en yüksek paya sahip iller arasında dördüncü sırada yer aldı.

Yabancılara konut satışında ise ilk sıra Antalya'nın oldu. Türkiye genelinde yabancılara Temmuz 2015'te 2 bin 20 konut satıldı. Satışların 686'sı Antalya'da gerçekleşti. Yabancılara en fazla konut satılar iller sıralamasında Antalya'yı İstanbul, Yalova, Aydın, Bursa ve Muğla takip etti. Ocak-Temmuz 2015 döneminde ülke genelinde yabancılara toplam 12 bin 380 konut satıldı. 2014'ün aynı döneminde bu rakam 9 bin 980 olmuştu.

Batı Akdeniz Bölgesi illerinden Isparta’da yüzde 4,5 artışla 374, Burdur’da ise yüzde 31,6 artışla 200 konut satıldı.

En çok konut satışı Iraklılara

Irak vatandaşları geçen ay 362 konut satın aldı ve bu alanda ilk sıraya yerleşti. Söz konusu ülke vatandaşlarını 233 konut ile Suudi Arabistan, 195 konut ile Rusya, 147 konut ile Kuveyt, 101 konut ile İngiltere vatandaşları takip etti.

96 BİN KONUT SATILDI

Türkiye genelinde temmuzda 96 bin 589 konut satıldı. Geçen ay satılan konut sayısı bir önceki aya göre yüzde 12,7 azalırken, geçen yılın aynı ayına göre yüzde 13,5 artış gösterdi.

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), temmuz ayına ilişkin konut satış istatistiklerini açıkladı.

Buna göre, Türkiye genelinde geçen ay 96 bin 589 konut satışı gerçekleştirildi. İstanbul, 17 bin 182 konut satışı ile en yüksek paya (yüzde 17,8) sahip olurken, bu şehri 10 bin 722konut satışı (yüzde 11,1) ile Ankara, 5 bin 769 konut satışı (yüzde 6) ile de İzmir izledi. Konut satış sayısının düşük olduğu iller, 14 konut ile Hakkari, 16 konut ile Ardahan, 33 konut ile Şırnak oldu.

İpotekli satışlar

İpotekli konut satışları temmuzda, geçen yılın aynı ayına göre yüzde 0,5 azalış göstererek 30 bin 754'e geriledi. Toplamkonut satışları içinde ipotekli satışın payı yüzde 31,8 oldu. İpotekli satışlarda İstanbul 6 bin 465 konut satışı ve yüzde 21 pay ile ilk sırayı aldı. Toplam konut satışları içerisinde ipoteklisatış payının en yüksek olduğu il ise yüzde 50 ile Hakkari olarak belirlendi.

Diğer satış türleri sonucunda el değiştiren konut sayısı ise temmuzda 2014 yılının aynı ayına göre yüzde 21,5 artarak 65 bin 835'e ulaştı. Bu satış türlerinde İstanbul, 10 bin 717 konut satışı ve yüzde 16,3 pay ile ilk sıraya yerleşti. İstanbul'daki toplam konut satışları içinde diğer türdeki satışların payı yüzde 62,4 olarak gerçekleşti. Ankara, 6 bin 895 ile ikinci sırada yer alırken, bu kenti 3 bin 696konut satışı ile İzmir izledi. Diğer türdeki konut satışlarının en az olduğu il, 7 konut ile Hakkari oldu.

43 bin 623 konut ilk defa satıldı

İlk defa satılan konut sayısı temmuzda, geçen yılın aynı ayına göre yüzde 10,8 artarak 43 bin 623'e yükseldi. Toplam konut satışları içinde ilk satışın payı yüzde 45,2 olarak hesaplandı. İlk satışlarda İstanbul 7 bin 591konut satışı ile en yüksek paya (yüzde 17,4) sahip olurken, bu ili 4 bin 294 ile Ankara ve 2 bin 234 ile İzmir takip etti.

İkinci el konut satışları ise temmuzda, 2014'ün aynı ayına göre yüzde 15,8 arttı ve 52 bin 966'ya ulaştı. İstanbul, ikinci el konut satışlarında, 9 bin 591 konut satışı ve yüzde 18,1 pay ile ilk sırada yer aldı. Söz konusu kentte toplam konut satışları içinde ikinci el satışların payı yüzde 55,8 oldu. Ankara, 6 bin 428konut satışı ile ikinci sırada yer alırken, bu kenti 3 bin 535 konut satışı ile İzmir izledi. …■ Bugün, (25.8.2015)

DÜNYA EKONOMİSİ ÇİN'E GÖBEKTEN BAĞLI

Dünyanın, alüminyum, demir ve nikel gibi en büyük emtia ithalatçısı Çin ekonomisinden gelen haberler, bu ülke ile ticaret yapan ülkeler tarafından yakından takip ediliyor.

Çin ekonomisindeki yavaşlama sinyalleri, uluslararası piyasalarda tedirginlik yarattı. Dünyanın, alüminyum, demir ve nikel gibi en büyük emtia ithalatçısı Çin ekonomisinden gelen haberler, bu ülke ile ticaret yapan ülkeler tarafından yakından takip ediliyor.

Dünyanın en büyük emtia ithalatçısı durumundaki Çin'in son 10 yılda yüzde 7'nin altına inmeyen büyüme rakamları 2014'ten sonra hız kesti. Emtia fiyatları, ülkedeki ekonomik yavaşlamanın petrolden metallere her şeyde arz fazlası sorununu şiddetlendireceği endişesi ile 16 yılın en düşük seviyesine indi.

Bu durum, ihracatı emtiaya bağlı ülkelerin ekonomisi için ciddi bir tehdit oluşturmaya başladı. Çin ekonomisindeki gelişmelere bağlı olarak gelirleri azalan ülkelerin para birimleri değer kaybederken, ekonomik büyümelerde yavaşlamaya, enflasyon oranlarında ise yükselmeye tehdidi oluştu.

Özellikle maden şirketlerinin gelirlerin düşmesi, yatırımların askıya alınmasına sebep oluyor. Azalan gelirler, iç tüketimde zayıflamalara yol açıyor.

Tüm bu gelişmeler yaşanırken Dünya Bankası ise emtia üretici ülkelerin zor bir döneme girdiği uyarısında bulundu.

Çin emtia tüketiminde dünya lideri

Çin, dünya çapında üretilen termal kömürün yüzde 50'sini, alüminyumun yüzde 48'sini, nikelin yüzde 47'sini, çinkonun yüzde 45'ini, bakır, demir cevheri ve kurşunun yüzde 44'ünü, platinin yüzde 30'unu, paladyumun yüzde 20'sini, petrolün yüzde 15'ini, doğalgazın yüzde 8'ini ve nükleer enerjinin yüzde 5'ini tüketiyor.

İhracatının en az yüzde 15'ini Çin'e yapan 35 ülke var

AA muhabirinin Birleşmiş Milletler'in ticaret istatistiklerini yayımlayan "UN Comtrade" sitesinden derlediği bilgilere göre, dünyada yaklaşık 35 ülke ihracatının yüzde 15'inden fazlasını Çin'e yapıyor. Özellikle bu ülkelerde, Çin ekonomisinde yaşanan gelişmeler endişe ile takip ediliyor.

Çin'e kara komşusu olan Moğolistan ihracatının yüzde 88'ini, Asya ülkelerinden Türkmenistan ise ihracatının yüzde 65'ini Çin'e gerçekleştiriyor. Demokratik Kongo Cumhuriyeti, Hong Kong, Mali ve Gambiya ise ihracatlarının yarısından fazlasını Çin'e yapıyor. Solomon Adaları, Moritanya, Sierra Leone Cumhuriyeti, Angola ve Zambiya'nin Çin'e yönelik ihracat oranları ise yüzde 40'ları buluyor.

Kongo Cumhuriyeti, Yemen, Sudan ve Oman ihracatının yüzde 30'unu, Avustralya, Benin, Orta Afrika Cumhuriyeti, Güney Kore, İran ve Kazakistan ise toplam ihracatlarının yüzde 20'sinden fazlasını Çin'e yapıyor.

Çin geçen yıl yaklaşık 2 trilyon dolarlık ithalat yaptı

Sanayi üretimi açısından dünyanın fabrikası olarak kabul edilen ülkedeki yavaşlama küresel ekonomiyi tehdit ediyor. Büyüme sorunu yaşayan küresel ekonominin Çin'deki duruma paralel olarak daha da kötüye gitmesi bekleniyor.

Çin geçen yıl toplamda 1 trilyon 958 milyar dolarlık ithalat yaptı. Sadece Güney Kore'den yapılan ithalat 190 milyar doları buldu. Bunun da 130 milyar dolarını elektronik teçhizat, medikal, makina ve kimyasal ürünler oluşturdu. Çin, kıta sahanlığı sorunu yaşadığı Japonya'dan ise geçen yıl elektronik ürünler başta olmak üzere yaklaşık 163 milyar dolarlık ithalat yaptı.

ABD, geçen yıl Çin'e 160 milyar dolarlık ihracat gerçekleştirdi. Bunun yaklaşık 17 milyar doları yağlı tohum ihracatı ile ortaya çıktı. Yine aynı dönemde Çin, Almanya'dan 105 milyar dolara yakın ithalat yaptı. Bunun 27,4 milyar dolarını taşıt ithalatı oluşturdu.

Çin Avustralya maden sektörünü zora soktu

Emtia ihracatına önemli ölçüde bağımlı olan Avustralya, geçen yıl 61 milyar doları bakır cevheri, 12 milyar doları petrol ve 3,2 milyar doları bakır olmak üzere, Çin'e toplamda 98 milyar dolarlık ihracat yaptı. Düşük emtia fiyatları Avustralya'nın gelirini azaltarak, ülkedeki maden yatırımlarını frenledi. Azalan şirket yatırımlarının, ülkede işsizliğe yol açması bekleniyor.

Asya'nın en büyük petrol ve doğalgaz ihracatçılarından Malezya, Çin'e petrol, palm yağı ve kauçuk başta olmak üzere 56 milyar dolarlık mal sattı. Gelirinin yüzde 30'unu petrol satışından elde eden Malezya'nın para birimi, petrol fiyatlarındaki sert gerileme ve güçlü doların emtia piyasalarında talebi azaltması üzerine değer kaybetmeye başladı.

Yine önemli emtia ihracatçısı olan Brezilya, geçen yıl Çin'e 52 milyar dolarlık ürün ihraç etti. Bunun 19 milyar doları demir cevheri, 18.8 milyar doları yağlı tohumlar ve 7.1 milyar doları da petrol ve orman ürünlerinden oluştu.

Suudi Arabistan'dan Çin'e 49 milyarlık petrol ithalatı

Gelirinin büyük bölümü enerji ihracatına dayalı olan Rusya, Çin'e 2014'te toplam 30 milyar dolarlık petrol ve doğalgaz sattı. Rusya yine ülkeye 3,2 milyar dolarlık orman ürünleri satışı gerçekleştirdi.

Dünyanın önemli petrol ihracatçısı Suudi Arabistan ise geçen yıl Çin'e yaklaşık 49 milyar dolarlık petrol ürünleri ihracatı yaptı.

Türkiye'nin Çin'e yönelik ihracat rakamları ise 3,7 milyar dolar oldu. Bunun 1,1 milyar doları tuz, mermer ve diğer değerli taşlardan oluştu. Türkiye, ülkeye 1 milyar dolarlık demir cevheri sattı.

ABD tahvillerinin yüzde 20'sini Çin alıyor

Öte yandan, ABD hazine tahvillerinin yüzde 20'sini Çin elinde tutuyor. ABD Hazine Bakanlığı verilerine göre, Haziran 2015'de söz konusu tahvillerin maddi karşılığı 1 trilyon 271 milyar doları buluyor. Çin, bu yolla ABD'nin ekonomisine de finans sağlayarak ihracatın önünü açıyor. ABD, ihracatının yaklaşık yüzde 7'sini Çin'e, ithalatının yüzde 17'sini de Çin'den yapıyor.

Çin, ABD'ye yapılan doğrudan yatırımların yüzde 2,5'ini oluşturuyor. ■ Dünya, (25.8.2015)

YABANCI SERMAYE: LİTTLE CAESARS 4 MİLYON DOLAR YATIRIM YAPACAK, ANADOLU’YA PİZZA YEDİRECEK

Little Caesars, bu yıl yeni şube açılışları için 4 milyon dolar yatırım yapacak.

Little Caesars, bu yıl yeni şube açılışları için 4 milyon dolar yatırım yapacak. Şirket daha önce pizza hamurunu fabrikada yapıp günlük olarak restoranlara gönderiyordu. Bu senenin başında tüm şubelere kendi kendine hamur yapıp günlük olarak üreten sistem kuruldu. Bu sistem ile birlikte tüm Anadolu’ya gitme becerisine sahip olduklarını aktaran Little Caesars Genel Müdürü Banu Arıduru, “ABD’deki tüm şubeler zaten yapıyordu. Biz de bu sisteme geçtik. Böylece Anadolu’ya açılabilme becerisine sahip olduk” dedi. Arıduru, “Şu anda yüzde 31’i kendimizin yönettiği, geriye kalanları franchise olarak çalışan 81 şubemiz var. Sene sonunda 87 şubeye ulaşmak istiyoruz. Öncelikle Eskişehir, Samsun, Trabzon, Adapazarı, Tekirdağ ve Edirne’de büyümeyi planlıyoruz. Asıl motivasyonumuz 2018-2019’da 300 şubeye ulaşmak” diye konuştu. 2014 yılında 74 milyon TL ciro yarattıklarını belirten Arıduru, “2015’i yaklaşık 82 milyon TL ciro ile kapatıyor olacağız” dedi. Menülerinde yaklaşık 17 pizza çeşidi olduğunu aktaran Banu Arıduru, “Çılgın Ekmek, tavuk ve tatlı gibi yan ürünlerimiz var. Örneğin Sufl e. Sufleyi bizden sonra herkes yaptı. Tatlı olarak başka bir ürün üzerinde çalışıyoruz” dedi. Little Caesars, Çelebi Holding’in gıda sektöründeki markalarından biri. Amerikalı çift Mr. ve Ms. Ilitch tarafından 1959’da ABD’de kurulmuş. 28 ülkede 5 bin 812 restoranı var.

Fast-food pazarı 2018'de 7 milyar TL'ye çıkacak

Türkiye pazarına 1996'da Çelebi Holding ile giren marka ilk şubesini 1997’de Bakırköy’de açmış. Uzun süre franchise vermemiş marka. Tüm dünyada sadece Türkiye ile Master Franchise olarak çalışıyor. Türkiye organizasyonunda bin 200 çalışanı var. Arıduru, bu rakamın Anadolu atılımıyla artacağını ifade ediyor. Little Caesars Genel Müdürü Banu Arıduru, 2013 Temmuz’da şimdiki görevine başlıyor. Gelir gelmez aynı şube bazı satışlarında önceki seneye göre yüzde 20-21, 2014’te yüzde 32’lik satış artışı sağladıklarını aktaran Arıduru, bu satış artışlarıyla en çok satış yapan 5 ülkeden biri olduklarını, ödül kazandıklarını sözlerine ekliyor. Temmuzda açıklanan Euromonitor verilerine göre Türkiye hazır gıda sektörünün 30 milyar TL hacme sahip olduğunu ve bunun 4.5 milyar TL’sinin fast-food pazarından oluştuğunu aktaran Arıduru, “Fast-Food pazarının büyük bir kısmını evlere servis almaya başladı. 2014'te 919 milyon TL olan evlere servis segmenti, 2018’de 1.7 milyar TL’ye, Türkiye Fast-Food pazarının ise 7 milyar TL’ye ulaşması öngörülüyor” dedi. ■ KEZBAN KARABOĞA, Dünya, (25.8.2015)

GELİR DAĞILIMI: ZENGİN DAHA ZENGİN FAKİR DAHA FAKİR OLDU (I)

2016 yılı için memurlara verilen yüzde 6+5 zam oranı, maaşlarda ayda ortalama yüzde 8.56 artışı ifade ediyor. 2016 enflasyon beklentisi de bu düzeylerdedir. Ancak, memura 2016 yılında millî gelirde beklenen yüzde 2.5 veya yüzde 3 artıştan hiç pay verilmedi.

Hükümetler her zaman ''memuru enflasyona ezdirmeyiz'' diyerek memuru ve kamuoyunu kandırıyorlar. Çünkü memurun millî gelirdeki reel artıştan da yani büyümeden de pay alması gerekir. Zira emeğin de millî gelir artışında payı var.

Hükümetlerin enflasyonla göz boyaması nedeniyledir ki bugüne kadar memurun nisbî durumu kötüleşti. Aslında bazı özel sektör firmaları da zam oranlarında, geçmiş yılların enflasyonu veya devletin zam oranını dikkate alıyorlar. Sonuçta yalnızca memur değil, emeğin millî gelirden aldığı pay da düşüyor. Mamafih, maaş ve ücretlerin millî gelirden aldığı pay, 2001 yılında yüzde 7.1 iken, 2014 yılında yüzde 4.8'e geriledi.(Aşağıdaki grafik)

Gelirden düşük pay alanların zaman içinde toplam servet içindeki payları da azalıyor. Aslında Türkiye'de yalnız işçi ve memur değil, tüm halkın toplam servetten aldığı pay azaldı.

2001 yılında, toplam servet içinde nüfusun yüzde 99'unun payı yüzde 60.6 idi. Buna karşılık nüfusun en zengin yüzde birinin toplam servetten aldığı pay yüzde 39.4 idi. Nüfusun yüzde 99'luk kesimin payı her yıl düştü... En zengin yüzde birlik kesimin aldığı pay ise giderek arttı. 2014 yılında nüfusun yüzde 99'unun payı yüzde 54.7'ye geriledi, buna karşılık en zengin yüzde birin payı ise yüzde 54.3'e yükseldi.
Kaynak: RİT (Research Institute on Turkey/Türkiye Araştırmaları Enstitüsü)

Başka bir ifade ile zenginliği servetle ifade ettiğimizde, son 14 yılda, zengin daha zengin oldu. Fakir daha fakir oldu.

Elbette, sorunun temelinde, Hükümetlerin uyguladıkları ekonomik politika tercihleri geliyor. Ne var ki, küreselleşme ile spekülatif sermaye dünyada olduğu gibi Türkiye'de de hem ekonomiye, hem de siyasete hâkim oldu.

Söz gelimi, küresel süreçte ülkenin ekonomik anlamda ulusal çıkarlarını ön planda tutmayı hedefleyen ''Ulusal Politikalar'' AKP ve CHP tarafından dışlandı.

Türkiye'de IMF de küreselleşmenin ayağını oluşturdu. IMF, Türkiye'de 2000 ve 2001 yıllarında peş peşe yaşanan finansal krizlerin, dünya ekonomisine ve özellikle ABD gibi büyük ortaklarına sıçramasını önlemek için, ayrıca vereceği kredinin geri dönmesi için, kredi şartları belirledi. IMF kredi almak isteyen her ülkeye belirli şartlar empoze ediyor. Kendi açısından haklı da olabilir.

Mamafih, haksız olduğu taraflar da var:

1. 2000 yılında sabit kur politikası öneren IMF, 2001 krizinde bunun 180 derece tersini yani dalgalı kur politikasını istedi. Aslında arada kontrollü kur politikası gibi Türkiye şartlarına daha uygun politikalar olabilirdi.

2. Öne sürdüğü politikaların uygulanmasını sağlamak için ayrıca Hükümete bakan gönderdi.

3. Bu politikaları Türkiye'nin geleceğini ipotek altına alacağını bile bile önerdi. (Yarın devam edecek) ■ Esfender Korkmaz, Yeniçağ, (25.8.2015)


26.8.2015

GELİR DAĞILIMI: ZENGİN DAHA ZENGİN FAKİR DAHA FAKİR OLDU (II)


Dün bu köşede, halkın gelir ve servetinin son 14 yılda nasıl değiştiğini belirtmiş ve iki örnek vermiştik:

1. Maaş ve ücretlerin millî gelirden aldığı pay, 2001 yılında yüzde 7.1 iken, 2014 yılında yüzde 4.8'e geriledi.

2. 2001 yılında toplam servetin içinde, nüfusun yüzde 99'unun payı yüzde 60.6 ve yüzde birinin payı ise yüzde 39.4 idi. 2014 yılında toplam servet içinde nüfusun yüzde 99'unun payı yüzde 45.7'ye geriledi, nüfusun yüzde birinin payı ise yüzde 54.3'e yükseldi. (Dünkü yazıda grafikten farklı olarak, 45.7, yerine sehven 54.7 yazılmış. Uyarısı için Mustafa Gümüş'e teşekkür ederim.)

3. Ayrıca ilave etmek gerekir ki, henüz detaylı bir araştırması yapılmamış olmakla birlikte, günlük olaylardan ve tepkilerden anlaşıldığı kadarı ile, 2003 yılından beri iktidara yakın zenginler oluştu ve servet kısmen el değiştirdi. Maalesef her dönemde benzer süreçler yaşıyoruz. ANAP iktidarında da servet kısmen el değiştirmişti.

İçte ve dışta, gelir ve servet transferine yol açan gelişmeleri şu şekilde sıralayabiliriz:

1. Küreselleşme süreci, dünyada zengin ve fakir devletler arasındaki gelir farkını daha çok açtı ve aynı ülkede zengin-fakir farkını da aynı şekilde artırdı...

2. 2001 krizinden sonra, IMF kaynaklı ''Güçlü ekonomiye geçiş programının'' temel hedefi, çiftçiye yapılan destekleri azaltmak, işçi ve memurun ücretlerini reel olarak düşürmekti. Zira talep kısıcı politikalarla enflasyon önlenmek isteniyordu. Enflasyonda kısmen başarı geldi ve fakat gelir dağılımı ve servet dağılımı da bozuldu.

AKP iktidarı, IMF politikalarına devam etti. Bu politikalar içinde, bütçe disiplini sağlandı. Ancak 13 yılda 460 milyar dolar cari açık veren Türkiye, küresel sermayenin sömürü alanı oldu.

3. Spekülatif sermaye ve finans sektörü spekülatif kârlar sağladı. O kadar ki birçok sanayici, tasarruflarını fiziki yatırımlarda değil, sermaye ve finans piyasalarında değerlendirdi. Bu sektörlerde servet birikimi oluştu.

2010 yılına kadar sıcak para gelsin diye TL reel faizleri ve ülke tahvilleri faizleri yüksek tutuldu. Bunlar yerli ve yabancıya yüksek getiri sağladı. Parası olan zenginleşti. Aynı dönemde kendi ülkesinde düşük faizden borçlanıp yüksek faiz veren Türkiye ve Brezilya tahvillerini alan (carry-trade yapan) Japon ev kadınları, ekonomi tarihine ilginç bir örnek olarak geçti.

Bankalar, GSYH büyüme oranlarının çok çok üstünde büyüdü. Banka sahipleri zenginleşti. 2009 öncesi tamamı 2.5 milyar dolara satış pazarlığı yapılan bir bankanın geçen sene yüzde 15 hissesi aynı paraya satıldı.

Aşağıdaki tabloda, Gayri Safi Yurt içi Hasıla ve banka ve sigorta sektöründe büyüme oranları yer almaktadır. 2003=100 temel yılına göre, 2014 yılında GSYH 11 yıllık büyüme endeksi 165.50 olmuş, buna karşılık bankacılık sektöründe aynı yıllar itibariyle büyüme endeksi 268.72 olmuştur.

Bankaların zenginleşmesine itiraz etmiyoruz. Bankaların yüzde 10 faizle halktan mevduat toplayıp, aynı halktan kredi kartlarında yüzde 24 ile yüzde 33 arasında fahiş faiz almalarına itiraz ediyoruz. Bu oranda bir faiz, halktan bankaların gizli vergi alması anlamına gelir.

4. Kamu ihale kanunu yüzlerce defa değişti. Belediyelerin çoğu ihalesi ihtiyaç ve çabukluk gerekçesi ile ihale dışı tutuldu.

5. Kuruluş yasasında, toplu konut ve sosyal konut yapmak olan, Toplu Konut İdaresi (TOKİ) kamu arazilerinde, planlamayı da yaparak ve lüks konutlar yaptırarak birçok insanı servet sahibi yaptı.

6. Özelleştirmede birçok kamu işletmesi, blok satış yoluyla satıldı. Bu işletmeleri alanlar, verdiklerinin üç-beş katını yalnızca arsalardan elde ettiler. Hatta birçoğu makineleri kaldırdı, arsalarda konut ve villa yaptı.

Gelir ve servet transferi, servet tekeli, arz-talebi ve dolayısıyla ekonomik istikrarı ve aynı zamanda siyasi tercihleri bozar. ■ Esfender Korkmaz, Yeniçağ, (26.8.2015)

DEİ, DIŞ BAĞIMLILIK: ENERJİDE YABANCI TEHLİKESİ

Türkiye’de lisans alan enerji santral projesinin yüzde 57’sinin henüz yatırıma bile başlamadığı belirlendi

Lisans alan doğal gaz santrallerinin yüzde 64’ü, RES’lerin yüzde 61’i, HES’lerin ise yüzde 40’ında bir çivi bile çakılamadı.

Uluslararası şirketlere verilecek boru hattı tesis ve işletme haklarının ileride ülkenin egemenliğine müdahale nedenlerini doğurabileceğine dikkat çekilen TMMOB’un Enerji Raporu’nda, “Bu nedenle, ülkemizin egemenlik haklarını ve iletimdeki BOTAŞ tekelini zaafa uğratacak olan hiçbir uluslararası projeye izin verilmemeli, TANAP, TURANG gibi projeler yeniden ele alınmalıdır” denildi.

Bilgi vermiyorlar

TMMOB’un Enerji Raporu’na göre Türkiye dünya enerji girdileri ithalatında petrokokta dördüncü, doğal gazda beşinci, kömürde sekizinci ve petrolde de 13. sırada yer alıyor. Rapordaki tespitlere göre; Türkiye’deki enerji projelerinin 3,75’i; yatırımların gerçekleşme düzeyi hakkında EPDK’ya bilgi vermedi. Yine rapora göre; lisans alan enerji santral yatırımlarının yüzde 57’si henüz yatırıma başlamadı. Bu oran, lisanslı santral yatırımları içerisinde sırası ile en büyük paya sahip doğal gaz santrallerinde yüzde 64, ithal kömürde yüzde 75, RES’lerde yüzde 61, HES’lerde ise yüzde 40 düzeyinde belirlendi.

Proje stokları şişti

Raporda; EPDK tarafından lisanslanan ve lisans aşamasında olan projelerin toplam potansiyelin dörtte biri kadar olan 12 bin 586 MW olduğu belirtilerek, “Bu projelerin de 4 bin 24 MW’ının işletmeye geçtiği göz önüne alındığında, potansiyelin çok büyük bir kısmının hâlâ değerlendirmeyi beklediği görülmektedir” ifadesi yer aldı. Gerçekleşmedeki düşük oranlara karşılık, proje stokunda ise aşırı bir yığılma yaşandı. Hükümetin, 2023 için kurulu güç hedefi 125 bin MW iken Temmuz 2015’teki proje stoku 146 bin MW ile sekiz sene öncesinden, hedef rakamdan yüzde 17 fazla oldu. MMO Enerji Komisyonu Üyesi Can Özgiresun’un EPDK verileri üzerindeki incelemesine göre, yatırım gerçekleşme oranı yüzde 35’in üzerindeki santral yatırımlarının toplam içindeki payı yalnızca yüzde 18.73 seviyesinde. Gerçekleşme oranı yüzde 10’un altındaki tesislerin payı ise yüzde 43.41 düzeyinde. Bilgi vermeyenlerle birlikte, lisans alan enerji santral yatırımlarının, üçte ikisine yakın kısmı (yüzde 62.97), henüz yatırıma başlamamış durumda. Bu oranlar, yatırımlarda istenilen hıza ulaşmanın zor olduğunu gösteriyor. Bu arada, EPDK’nın önüne gelmiş başvuru aşamasında 691 proje var. Bunların toplam kurulu gücü de yaklaşık 50 bin MW görünüyor. Raporda, Doğu Karadeniz başta olmak üzere Türkiye’nin çeşitli bölgelerinde yerel halkın karşı çıktığı HES’ler “Küçük dereleri borulara hapsederek doğaya, halka ve yaşama kastetme anlamına gelen yanlış projeler” olarak nitelendirildi. Bu tip projeler bir kenara koyulduğunda; Türkiye’nin hidrolik potansiyelinin henüz yüzde 60’ının değerlendirildiği de not edildi. Proje ve yatırım sürecindeki HES projeleri devreye girdiğinde, akıllı bir su yönetimi ile, yılda 100 milyar kWh’den fazla elektrik üretmek mümkün. ■ Yeniçağ, (26.8.2015)

YABANCIYA TOPRAK: YABANCILARA KONUT SATIŞI TAM GAZ

Türkiye genelinde konut satışları 2015 Temmuz ayında bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 13.5 oranında artarak 96 bin 589 oldu.

Konut satışlarında, İstanbul 17 bin 182 konut satışı ile en yüksek paya sahip olurken, yabancılara yapılan konut satışları bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 37.6 artış gösterdi. Yabancılar temmuz ayında konut alımı için en çok Antalya’yı tercih ederken, onu sırasıyla İstanbul, Yalova ve Aydın izledi. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), Temmuz ayı Konut Satış İstatistiklerini açıkladı. Buna göre, Türkiye genelinde konut satışları 2015 Temmuzayında bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 13.5 oranında artarak 96 bin 589 oldu. Konut satışlarında, İstanbul 17 bin 182 konut satışı ile en yüksek paya sahip oldu. Satış sayılarına göre İstanbul’u, 10 bin 722 konut satışı ile Ankara, 5 bin 769 konut satışı ile İzmir izledi. Konut satış sayısının düşük olduğu iller sırasıyla 14 konut ile Hakkari, 16 konut ile Ardahan ve 33 konut ile Şırnak oldu. Türkiye genelinde ipotekli konut satışları bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 0.5 oranında azalış göstererek 30 bin 754 oldu. Toplam konut satışları içinde ipotekli satışların payı yüzde 31.8 olarak gerçekleşti. İpotekli satışlarda İstanbul 6 bin 465 konut satışı ve yüzde 21 pay ile ilk sırayı aldı. Toplam konut satışları içerisinde ipotekli satış payının en yüksek olduğu il yüzde 50 ile Hakkari oldu. Diğer konut satışları Türkiye genelinde bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 21.5 oranında artarak 65 bin 835 oldu. Diğer konut satışlarında İstanbul 10 bin 717 konut satışı ve yüzde 16.3 pay ile ilk sıraya yerleşti. İstanbul’daki toplam konut satışları içinde diğer satışların payı yüzde 62.4 oldu. Ankara 6 bin 895 diğer konut satışı ile ikinci sırada yer aldı. Ankara’yı 3 bin 696 konut satışı ileİzmir izledi. Diğer konut satışının en az olduğu il, 7 konut ile Hakkari oldu. ■ Yeniçağ, (26.8.2015)

GEÇMİŞ ARAŞTIRMASI, BÖLÜCÜLÜK, TERÖR: PKK HAZIRLANMIŞ İKTİDAR SEYRETMİŞ

Terörle Mücadele Dairesi’nin bugün yaşanan olayları bildiren 2013 raporu, hasıraltı edildi!

Terör örgütü PKK/KCK’nın ihanet sürecinin devam ettiği dönemde nasıl yapılandığı, Emniyet Genel Müdürlüğü Terörle Mücadele Dairesi’nin İçişleri Bakanlığı’na sunduğu raporda ortaya çıktı. 2013 tarihli raporda bugün yaşanan terör olaylarının, özerklik ilanlarının hazırlıklarının nasıl yoğunlaştığı anlatılıyor.

PKK hazırlanmış iktidar seyretmiş

PKK’nın seçimlerden sonra sürdürdüğü şehir ayaklanması tarzı eylemleri ve bunlara müdahale edecek güvenlik güçlerinin engellenmesi için yolların kesilmesi, patlayıcı tuzaklarının kurulmasına yönelik hazırlık faaliyetleri emniyet tarafından detaylı bir şekilde hükümete rapor edilmiş.

Terör örgütü PKK/KCK’nın sözde çözüm sürecinin devam ettiği dönemde nasıl yapılandığı, semirtildiği Emniyet Genel Müdürlüğü Terörle Mücadele Dairesi’nin hazırlayıp İçişleri Bakanlığı’na sunduğu raporla ortaya çıktı. 2013 yılı Ağustos ayında hazırlanan “ PKK/KCK Terör Örgütü Faaliyetleri Değerlendirmesi” başlıklı raporda bugün yaşanan terör olaylarının, ayaklanmaların, özerklik ilanlarının hazırlıklarının o dönemde nasıl yoğunlaştığı anlatılıyor. İmralı’da Abdullah Öcalan canisi ile masaya oturan ve 2013’ün başında sözde çözüm sürecini başlatan AKP iktidarı, 1 Nisan 2013 tarihiyle birlikte “ateşkesin sağlandığını ve PKK’lıların ülkeyi terk etmeye başladığını” ilan etmişti. AKP’ye yakın medyanın “PKK çekilecek, bölgeye barış gelecek” masallarıyla milleti avuttuğu o dönemde tam aksine terör örgütünün, “Yığınak yapmaya başladığı, militan kazanmak için yoğun bir çaba içine girdiği, özerklik planını devreye soktuğu” açıkça yer alıyor. Raporda anlatılanlardan bazı satırbaşları şöyle:

Örgütlenme yenilendi

Halk Savunma Merkezine bağlı 4 alt karargâh kurulduğu, bu karargâhların; HPG Kuzey Kürdistan Karargâhı, HPG Medya Savunma Alanları Karargâhı, HPG Özel Kuvvetler Karargâhı, HPG Apollo Akademiler Komutanlığı olduğu. Ayrıca yeni yapılanmada, daha önce halk savunma alan merkezi altında yapılanan KCK Halk Savunma Komitesi ve HPG Ana karargâh Komutanlığının kaldırılarak NPG-Halk Savunma Merkezi Komutanlığı adı altında birleştirildiği. Söz konusu değişikliklerde temel amacın KCK yönetiminde ki Halk Savunma Alan Merkezi’nin silahlı yapılanmalar üzerindeki yerinin netleştirilmesi ve yapının daha sistematik/hiyerarşik bir düzene kavuşturulması ve gücünün arttırılarak kırsal alan unsurlarının daha merkezi bir yapılanma altında sözde ordu şeklinde yapılandırılmasının hedeflendiği. Yeni yapı altında Alan Komutanlıkları, Özel Kuvvetler ve Akademiler Komutanlıklarının HPG adıyla faaliyetlerini yürütmeye devam ettikleri görülmüştür

Şehir gerillası

Kırsal alanda ortaya çıkabilecek bir boşluğun doldurulması ve bölgede örgütün etkinliğinin hissettirilmesi adına veya olası bir şehir gerillası stratejisi kapsamında silahlı mücadeleyi ve kentsel ayaklanmayı paralel yürütmesi amaçlanan YDG-H (Gençlik Örgütü) yapılanmalarının 2013 yılı başından bu yana Kentsel Alanda faaliyetlerini arttırarak sürdürdüğü görülmüştür. Söz konusu yapılanmaların gençlik örgütlenmesinin yanında sözde asayiş yapılanması olarak öngörüldüğü, bu kapsamda YDG-H mensuplarının “şehir gerillası” örgütlenmesini tesis edebilmek amacıyla kırsal alanda eğitilerek şehir merkezlerine aktarımlarının sürdürülmekte, Kırsal alanda eğitim gören yeni YDG-H mensupları için mezuniyet töreni düzenlenerek il merkezine gönderilmektedir.

Silah ve bomba yığdılar

Ayrıca şehir merkezlerindeki eylemlerde kullanmaları amacıyla ayın başında silah temini yaptıkları, nitekim ayın ortasından itibaren başta Şırnak ve Hakkâri illeri olmak üzere bölge illerinde düzenledikleri korsan gösteriler esnasında söz konusu silahlar ile güvenlik güçlerine saldırdıkları, düzenlenen molotoflu, EYP’li, (el yapımı patlayıcı) silahlı saldırıların niteliğinin arttırılarak devam ettirildiği, güvenlik güçleri, sivil araçlar, işyerleri, otel, cami, dernek, okullar, eğitim kurumlarının başlıca hedefler olarak seçildiği, ayrıca üzerlerinde baskı kurmak amacıyla koruculara, ailelerine, evlerine yönelik tehdit, keşif, hırsızlık faaliyetlerinin devam ettiği, bazı koruculara koruculuğu bırakması için örgüt mensupları tarafından para teklif edildiği görülmüştür.
avatar
TRABZON61
.::Otağ Yetkilisi::.


.::Otağ Yetkilisi::.





Yaş Yaş : 34
Cinsiyet Cinsiyet : Erkek
Nerden Nerden : Trabzon
Lakap Lakap : ¤ۣۜ..¤ ¤ۣۜ..¤ ¤ۣۜ..¤ ¤ۣۜ..¤ ¤ۣۜ..¤
Doğum Tarihi Doğum Tarihi : 01/11/84
İletiler: İletiler: : 1325
Üyelik Tarihi Üyelik Tarihi : 12/04/09




Kullanıcı profilini gör http://ilteris.forum.st/

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

default Geri: Neler Oldu 19 Ağustos-12 Kasım 2015 / Prof. Dr. Cihan DURA

Mesaj tarafından TRABZON61 Bir Ptsi 9 Mayıs 2016 - 4:01

Askere mayınlı tuzak

Son dönemde özellikle basında örgüt karşıtı açıklama yapan bölge milletvekilleri ya da siyasetçilerine yönelik tehdit, kaçırma, silahlı saldırı tarzı eylem düzenlenebileceği; çekilmeyi durduran terör örgütü mensuplarının asker, polis, kaymakam, korucular ekseninde keşif faaliyetleri gerçekleştirdikleri, çözüm süreci gidişatına göre Diyarbakır/Lice, Hakkari, Şırnak ve Van illerinde silahlı, metropol illerinde ise bombalı eylemler gerçekleştirilebileceği. Söz konusu bölgeler çevresinde olası bir askeri hareket olması durumunda silahlı/mayınlı saldırı gerçekleştirilebileceği;

Yollar kapatılacak

Sözde vergilendirme kapsamında ekonomik hedeflere (şantiyeler, maden işletmeleri vb.) yönelik tespitler yapıldığı, örgüte destek vermeyen işletmelere yönelik eylemlerin devam edebileceği; terör örgütü kırsal yapılanması çekilme faaliyetlerini durduran örgüt mensuplarının sürecin sona ermesi ihtimali kapsamında toplantı yaparak kararlar aldılar, Söz konusu kararlar çerçevesinde; Eş zamanlı olarak birden fazla askeri birliğe saldırı ve yol kesme eylemleri yapılabileceği; Silahlı saldırı ve yol kesme eylemleri ile birlikte güvenlik güçlerinin karayolundan gelerek olaylara müdahale etme imkânının yolların araçlarla kapatılarak engelleneceği...

Topyekün saldırı riski

Yardıma hava yolu ile gelecek unsurları engellemeye yönelik ayrı bir plan yapılacağı; kırsaldaki saldırıların başlamasına müteakip şehir merkezinde, örgütün uzantısı illegal gruplarca benzer saldırıların yapılacağı. Çekilen örgüt mensuplarının Hakkari-Şırnak hattında yoğunlaşmaya başladıkları, bu kapsamda olası bir kalkışma veya topyekün saldırı durumunda önceki yıla göre daha riskli bir durumun yaşanabileceği. Koruculara yönelik yıldırma faaliyetleri kapsamında bazı korucuların silahlarının çalınarak suçta kullanılmasının hedeflendiği; YDG-H organizesinde düzenlenen molotoflu/EYP’li eylemlerin siyasal konjonktüre göre şiddetini arttırarak devam edeceği.

YPG’ye katılım

Suriye’de şehir savaşı konusunda tecrübesini artıran terör örgütünün ülkemizde ki kentsel-silahlı yapılanmalara söz konusu tecrübeyi aktarabileceği, bu kapsamda 2012 yılında ki Şemdinli/Beytüşşebap girişimlerine benzer tarzda işgal girişimlerin daha yüksek risk teşkil edeceği değerlendirilmektedir. Mevcut siyasal duruma paralel olası bir çekilme durumunda, Türkiye’de faaliyet gösteren silahlı grupların geçici olarak YPG kadrolarına dâhil edilebileceği. Bu ülkedeki gruplar tarafından ülkemize yönelik eylem arayışında ve patlayıcı aktarımında bulunulabileceği; rejim ile çatışmaların bitmesinden sonraki döneme hazırlık amacıyla Suriye’deki örgütlenme ve finans temini çalışmalarına hız verileceği değerlendirilmektedir.

Davutoğlu’ndan itiraf

Öte yandan geçtiğimiz gün Davutoğlu, çözüm sürecine ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Demokratikleşme, milli birlik ve kardeşlik amacıyla çözüm sürecine ’evet’dediklerini söyledi. Davutoğlu, “2013 yılında bütün silahlı unsurlar Türkiye’yi terk etsin dedik. 2013 Mayıs’ında Türkiye’den geri çekilmesine karar verilen unsurlar, aksine son iki yıl içinde Türkiye’de kendi yıkıcı yıpratıcı saldırılarını artırabilmek için ciddi bir yığınak yapma teşebbüsüne yöneldiler” şeklinde konuştu. Ahmet Davutoğlu ardından da teröre karşı ortak mücadele çağrısında bulundu. ■ Bünyamin Öztürk, Yeniçağ, (26.8.2015)


27.8.2015

YABANCIYA TOPRAK: HALKA YOL DEĞİL ARAP ŞEYHLERE MALİKANE


Ve Yeşil Yol'un ardındaki dehşet plan gün yüzüne çıkıyor...

Yeşil Yol bir değil üç ayrı proje. Bölgeye 39 yeni şehir kurulacak, Dubai Şeyhlerine şato yapılabilecek. İşte Karadeniz yaylalarını halkın elinden alacak dehşet verici rant projesinin ayrıntıları…

Karadeniz Yaylalarını karayolları ile birleştirmeyi amaçlayan Yeşil Yol projesini Meclise taşıyan CHP Ordu Milletvekili Mustafa Adıgüzel, Ulaştırma Bakanı Feridun Bilgin’den girişimin Arap yerleşimciler ve madenciler için yapılıp yapılmadığına yanıt vermesini istedi. Bakan Bilgin’den Yeşil Yol’un sağlıklı bir proje olup olmadığının yanıtını isteyen Adıgüzel, “Bölgede bulunan volkanik krater göller göz önüne alındığında, volkanik krater gölünün başına kadar araçlarla gidip orada piknik yapmak kimin icadıdır” diye sordu. Bugün Mecliste bir basın toplantısı düzenleyen bölgeden üç CHP’li vekil ise Yeşil Yol’la ilgili dehşet verici ayrıntıları basın mensuplarıyla paylaştı.

CHP Ordu Milletvekili Mustafa Adıgüzel, Karadeniz Bölgesinde yöre halkının tepkisini çeken ve son günlerde kamuoyunun gündeminden düşmeyen Yeşil Yol projesiyle ilgili hazırladığı soru önergesini TBMM Başkanlığı’na sundu. Adıgüzel, Ulaştırma Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Feridun Bilgin’in yanıtlaması istemiyle Meclise sunduğu soru önergesinde, Yeşil Yol’un sağlıklı bir proje olup olmadığına yanıt verilmesini isteyerek, projenin çevreye vereceği zararın boyutu hakkında bilgi istedi.

YEŞİL YOL’UN YAPACAĞI TAHRİBAT ARAŞTIRILDI MI?

Yeşil Yol’un ÇED raporunun alınıp alınmadığını soran Adıgüzel, “Eğer alındı ise ÇED raporu hangi şartlar ve hangi kriterler altında alındı? Proje yapımına başlanmadan önce doğaya ve canlılara verilecek olan zararlar araştırılmış mıdır? Projenin yapımı esnasında çıkacak olan tonlarca metreküplük toprak hafriyatı, yaylaları ve doğayı nasıl etkileyecektir? Yapım esnasında etkilenecek hayvan ve bitki türleri nelerdir? Endemik bitki türlerini koruma kapsamın da uluslararası antlaşmalarda ülkemizin de imzası bulunurken, yapılan uluslararası sözleşmelere uymakta mıdır? Bu türlerle ilgili herhangi bir envanter çalışmanız bulunmakta mıdır?” sorularına yanıt verilmesini istedi.

‘KARADENİZ YAYLALARI ARAP YATIRIMCILARA PEŞKEŞ Mİ ÇEKİLECEK?’

“Bölgede bulunan volkanik krater göllerinin göz önüne alındığında, volkanik krater gölünün başına kadar araçlarla gidip orada piknik yapmak kimin icadıdır? Bu bir doğa katliamı değil midir?” diye soran CHP’li Adıgüzel, Bakan Bilgin’e ayrıca “Şu anda toplumumuzda Yeşil Yol’un açılması ile turizme kazandırılacak olan bölgelerin, yabancı sermayeye, özellikle de Arap kökenli yatırımcılara peşkeş çekilecek olması üzerine oluşan bir algı var. Bu algı her geçen gün daha da artmaktadır. Bölge halkının bu tür yapay nüfus göçlerine karşı da hassasiyeti de bilinmektedir. Bu da şimdiden toplumsal sorun olarak karşımıza çıkmaya başlamıştır. Bu projeye başlarken veya proje tasarım aşamasındayken bu tür toplumsal sorunlar düşünülmüş müdür?” sorularını yöneltti.

‘ASLINDA BİR DEĞİL, ÜÇ AYRI YEŞİL YOL VAR’

Öte yandan bugün Meclis’te ortak bir basın açıklaması yapan CHP Ordu Milletvekilleri Mustafa Adıgüzel ve Seyit Torun ile CHP Trabzon Milletvekili Haluk Pekşen, Yeşil Yol’un üç ayrı yol projesinden oluştuğunu basın mensuplarıyla paylaştılar. Artvin Hopa’daki sel felaketinde hayatını kaybedenleri rahmetle anan CHP’li vekiller, bunun son olmasını dileyerek, ortak basın açıklamasında şu ifadelere yer verdiler:

“Yeşil yol yaylalara yol falan değilmiş meğer. 3 ayrı yeşil yol planlanmış, birinci grup yeşil yol karayollarının yolunu da içeren yol. Bunlar birinci öncelikli yapılması planlanan yol grubu. Hemen arkasında pembelerle gösterilen ikinci öncelikli yapılması planlanan yeşil yol grubu bunlarda ikinci öncelikli. Lacivert renkle boyanmış olanlarda üçüncü öncelikli yol planı. Üç ayrı yeşil yol grubu planlanmış. Bütün bu yeşil yollarla aynı yere çıkıyor. Karadeniz bölgesinde turizm adı altında bölgeyi yağmalamaya yönelik bir sonuca doğru gidiyor.”

KILIÇDAROĞLU ÜÇ VEKİLE ‘YEŞİL YOLU ARAŞTIRIN’ TALİMATI VERDİ

CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun görevlendirmesi üzerine bölge milletvekilleriyle birlikte Yeşil Yol Projesini yerinde incelediklerini anlatan CHP’li vekillerin ortak basın açıklamasında, öne çıkan bazı ayrıntılar şöyle:

‘MÜTHİŞ BİR DEHŞETLE KARŞI KARŞIYAYIZ’

“Yeşil yolla Havva ananın çığlığı ile başladığımız o günden geldiğimiz yere kadar öğrendiklerimizi kamuoyuyla paylaştığımızda kamuoyunda da insanların tüyleri diken diken olacak. Müthiş bir dehşetle karşı karşıyayız. Arkamızdaki gördüğünüz harita esasen Karadeniz bölgesinde bütün bu yapıların alt yapısını oluşturmuş bir harita olduğunu haritaya bakıldığında Karadeniz’de neyin planlandığı açıkça görülüyor. Karadeniz bölgesi dünyanın en önemli milli parkları ve doğal sit alanlarına ait bir bölge. İçerisinde barındırdığı florası o bölgedeki fauna yapısı doğal hayat ekolojik sistem eko sistem dünyada 100 bilinen milli park sisteminden birisini içeriyor.

‘DUBAİ ŞEYHLERİNE ŞATO YAPABİLİRSİNİZ’

Çamlı Hemşin’deki Milli Parkın tamamı bitmiş. Tamamen turizm alanına ayrılan bölgeler. Buralara dilediğiniz şekilde bina yapabilirsiniz. Bölge mimarisi ülke mimarisi bölgenin coğrafyası önemli değil. Canınız istediği gibi beton yığabilirsiniz. Bir tek turizm bölgesi yapma sınırı yok. Dilerseniz Dubai’den davet ettikleri gibi birkaç Şeyh getirip onlara malikâne şato yapabilirsiniz. Milli Park hiç önemli değil. Bu yapı içerisinde turizm alanları yapılıyorsa bunlarla ilgili ÇED ve izinler alınması gerekmiyor mu? Gerekmiyor. Harita üzerinde çok açık bir sahtecilik var. Sit alanının ne tür yapılara izin verildiği yazılmalı ama burada yazılmamış. Doğal sit alanı üzerinde hiçbir engel yok. İstediğiniz gibi buralara o insanların girmekte içerisinde gezerken aman zarar veririz diye kıyamadığı bölgede müthiş bir katliam zinciri hazırlanmış.

PROJE ÜÇ AYRI YOL İÇERİYOR, BÖLGEYE 39 ŞEHİR KURULACAK!

Yeşil Yol yaylalara yol falan değilmiş meğer. 3 ayrı yeşil yol planlanmış birinci grup yeşil yol karayollarının yolunu da içeren yol. Bunlar birinci öncelikli yapılması planlanan yol grubu. Hemen arkasında pembelerle gösterilen ikinci öncelikli yapılması planlanan yeşil yol grubu bunlarda ikinci öncelikli. Lacivert renkle boyanmış olanlarda üçüncü öncelikli yol planı. Üç ayrı yeşil yol grubu planlanmış. Bütün bu yeşil yollarla aynı yere çıkıyor. Karadeniz bölgesinde turizm adı altında bölgeyi yağmalamaya yönelik bir sonuca doğru gidiyor. Niçin bölgenin turizm yapılanması adı altında yağmalanması diyoruz. Karadeniz yurttaşlarının ellerinden yaylalarını alıyorlar, evlerine el koymuşlar, yayla evleri ellerinden alınıyor onların yerine 'turistik tesis yapacağız' demişler ama görüyoruz ki 39 ayrı yerleşim yeri planlanmış. 39 tane şehir kurulacak demektir bu bölgeye. Bunların özelliği ne, içerisine dilerseniz malikane, dilerseniz restaurant, meyhane, otel ve konut yapabilirsiniz. Dilediğinizi yapabilirsiniz.

‘RANT YAĞMASI HUKUK, BİLİM VE VİCDAN TANIMIYOR’

6 aydır Trabzon-Giresun ana yolu kapalı. 6 aydır niçin karayolları yolu açamıyor, dağ heyelanla aşağıya gelebilir diye. O dağın altından 2 tünel geçiyor inşaatı da devam ediyor. Karadeniz bölgesinde rant yağması hukuk, bilim, akıl ve vicdan tanımıyor, o bölgede yeşil yol statüsüyle bir başka yolsuzlukta ihalelerde yapılıyor. O ihalelerde ise enteresanlık şu; davet usulü ile ihale Karadeniz Bölgesinde tünel işlerinde yoğunlukla karşınıza çıkan bir ihale usulü. Bu ihaleleri hangilerinin aldığına kolaylıkla ulaşabilirsiniz.” ■ Yusuf Yavuz, odatv, (27.8.2015)


28.8.2015

UÖŞ: DÜNYA EKONOMİSİNİN AYNASI: FORTUNE GLOBAL 500


Fortune dergisinin dünyanın en büyük şirketleri sıralaması çizelgesine bakarak, dünya ekonomisinin seyrine ait çıkarsamalar yapabiliriz. 2014 yılı Fortune Küresel 500 Büyük Şirket (FKBBŞ) için altüst oluşların yaşandığı bir yıl olmuş. FKBBŞ’nin toplam gelirleri yüzde 0.5 artarak 31.2 trilyon dolar olurken, toplam kârları yüzde 17 azalarak 1.7 trilyon dolar olmuş. Düşen ham petrol varil fiyatları (Temmuz 2008: 144 USD iken Mart 2015: 48 dolar) petrol ve doğalgaz kesimini etkilemiş. Düşecek de! ABD petrol üretimi artıyor, İran petrolü devreye girecek, Suudiler fiyat rekabeti için üretimi artırıyorlar vb. Tutulu (ipotekli) satış devleri Fannie Mae ve Freddie şirketleri kârlarının 133 milyar dolardan 22 milyar dolara düşmesi de yaraya tuz biber ekmiş. FKBBŞ çizelgesine bu yıl 23 yeni şirket girmiş, 11’i Asya’dan!

Gelirlere göre birinci yine WAL-MART adlı perakende devi (ABD), gelirleri yüzde 2 düşmüş ve 485.6 milyar dolar olmuş. C. Fishman’in Wal-Mart Etkisi kitabını okumanızı salık veriyoruz. Ardından gelenler şöyle: SINOPEC Group (Çin), China National Petroleum, Exxon Mobil (ABD), BP (İngiltere), State Grid (Çin), Volkswagen (Almanya), Toyota Motor (Japonya), Glencore (İsviçre) geliyor ilk 10’da.

ABD’li şirketler toplam gelirlerin yüzde 27.8’ini almışken, BRIC şirketlerinin payı yüzde 23.8. Beri yandan Almanya (6.7), Fransa (6.5), İngiltere (5.4), Japonya (9.2). Şirket sayıları şöyle: ABD (128 şirket), Brezilya (2’si kamu payı ağırlıklı 7 şirket), Rusya (4’ü kamu ağırlıklı 5 şirket), Hindistan (5’i kamu ağırlıklı 6 şirket), Çin (76’sı kamu ağırlıklı 97 şirket), BRIC (Brezilya-Rusya-Hindistan-Çin) toplamı olarak 115 şirket.

Kâra göre sıralama farklı: 44,8 milyar dolar ile Industrial & Commercial Bank of China açık ara önde, sonra gelenler ise Apple (39.5 milyar dolar), China Construction Bank, Exxon Mobil, Agricultural Bank of China, Bank of China, Wells Fargo, Microsoft, Samsung Electronics, JP Morgan Chase. Walmart ise 14. sırada yer almış.

FKBBŞ’de 65 milyon kişi çalışıyor. İstihdama göre sıralamada ise ilk 10 şöyle: Walmart (genel ticaret, ABD), China National Petroleum (petrol rafinajı, Çin), Hon Hai Precision Industry (elektrik-elektronik, Taiwan), State Grid (hizmetler, Çin), China Post Group (posta hizmetleri, Çin), Sinopec Group (petrol rafinajı, Çin), Volkswagen (motorlu araçlar, Almanya), US Postal Service (posta hizmetleri, ABD), Aviation Industry Corp. Of China (havacılık ve savunma, Çin), Compass Group (gıda hizmetleri, İngiltere). Yüksek teknolojiye dayalı yeni birikim modeli kesimleri istihdam yaratmada başarısız! Robotlar sağolsun.

G20 ülkesi(!) Türkiye’den çizelgeye yalnızca KOÇ HOLDİNG 381’inci sıradan girebilmiş. Bir önceki döneme göre gelirleri yüzde 10’a yakın düşerek yaklaşık 31.4 milyar olmuş ve sırası da 341’incilikten 381’e gerilemiş.

SONUÇ

Emperyalist kapitalizmin eski sermaye birikim modeli (motoru) uzun süreli bir durgunluk sürecine girdi, çalışmıyor! Hisse senedi borsaları mı? Düştü ve kafatası çatladı! Yeni sermaye birikim modeli de bir türlü çalışamıyor, istihdam yaratamıyor. Eski birikim modelinin yarattığı iktisadî kriz, yarattığı toplumsal kriz (göçmenler sorunu vd.) ve ekolojik kriz (küresel ısınma vd.) ile birleşince bütünsel krizde olduğumuz ortaya çıkıyor. Peki seçenek ne gözüküyor FKBBŞ’de: Kamu ağırlıklı şirket yapısı! Dünya ekonomisinin jeœkonomipolitik merkezi Asya’ya (BRIC) kayıyor. BRIC de dünya kapitalizminin virüslerinden etkileniyor ama, korunacaklardır. Fortune dergisinin yeni sayısının kapağı: Dünyayı değiştirin (51 örnek şirket)! ■ Melih Baş, Aydınlık, (28.8.2015)


29.8.2015

BORÇLANMA, HALK: BANKALAR, YOKSUL VATANDAŞI SOYUYOR


Kredi kartı borçlarına yıllık uygulanan faiz yüzde 25’e ulaşıyor. Ödemelerde gecikme yaşanırsa bu tutar daha da yükseliyor. Bankalar için en iyi müşteri ise borcunu zamanında ödemeyen müşteri!

Dar gelirliler, özellikle de memur, işçi ve emekliler bankalara bağımlı hale gelmiş durumda. Harcamalarını kredi kartı ile yapan ve borçlarının sadece zorunlu kısmını ödeyebilen dar gelirliler, kalan borçları için yüksek faiz ödemek zorunda kalıyorlar. Birçok banka kredi borç faizleri için ortalama aylık yüzde 2.02 civarında faiz tahakkuk ettiriyor. Zamanında ödenmeyen borçlar için uygulanan faiz miktarı da aylık yüzde 2.5’i aşıyor. Buna göre kredi kartlarında kalan borçlar için yıllık ödenen faiz miktarı yaklaşık yüzde 25’leri buluyor.

İYİ MÜŞTERİ BORÇLU MÜŞTERİ

Konuyla ilgili olarak Aydınlık’a bilgi veren özel bir banka müdürü bankalar için en iyi müşterinin borcunu zamanında ödemeyen müşteri olduğunu bildirdi. Borcunu zamanında ödeyen müşterilerden bankanın fazla bir kazancı olmadığını kaydeden banka müdürü, “Özellikle memur, emekli ve işçiler kredi kart borçlarının tamamını ödeyemiyorlar. Hele son dönemlerde kredi kart borcunun tamamını ödeyenlerin sayısı hızla azaldı. Müşterilerimiz borcunun ancak asgarisini ödüyor. Tabii geri kalan kısmı için faiz ödüyor. Bu faizleri toplarsanız normal kredi faizlerinin bile üstüne çıkıyor. Vatandaş günü kurtarma derdinde olduğu için bu tuzağa düşüyor. Tabii kazanan bankalar oluyor” dedi.

2.5 MİLYON BORÇLU TAKİPTE

Bu arada Türkiye Bankalar Birliği verilerine göre kredi kartı ve bireysel kredileri ödeyemeyenlerin sayısı 2.5 milyonu aştı. Bunlardan 1 milyon 863 bininin kredi kartı, geri kalanının da bireysel kredi borçluları olduğu bildirildi. Bu sayının her geçen gün artmaya devam ettiğini kaydeden bankacılar, önümüzdeki dönemde tıkanma yaşanabileceğini ifade etti.

SOYGUN ÖNLENSİN

Tüketici Hakları Derneği Genel Sekreteri Hasan Gökçe, bankaların halkın zor durumundan yararlandığını ve acımasız davrandığını kaydederek, “Biz sürekli uyarıyoruz. Ama bankalar vatandaşı soymaya devam ediyor. Bu konu acilen çözüme kavuşturulmalı ve tüketicinin yüksek faiz ödemesi engellenmelidir. BDDK olaya müdahale etmeli, vatandaşın soyulmasına izin vermemeli, gerekirse yaptırım uygulamalıdır” ifadelerini kullandı. ■ Aydınlık, (29.8.2015)

BOP, IŞİD: BÜYÜK TUZAK!

Her saldırısıyla ABD- İsrail çıkarlarına hizmet eden IŞİD terör örgütü, Türkiye’nin güvenli bölge kurmayı düşündüğü bölgeye saldırılarını yoğunlaştırdı. Bu saldırılarla Türkiye, Suriye bataklığına çekilmeye çalışılıyor

Seçim gündemine kilitlenen Türkiye’de dış politika ikinci planda kaldı. Özellikle Suriye konusunda çok kritik gelişmeler yaşanıyor. Hükümetin ABD’ye Suriye ve Irak’a karşı kullanılmak üzere İncirlik Üssü başta olmak üzere bazı askeri üslerimizi açması bu yeni dönemin en hayati adımı oldu. Türkiye’den askeri üsleri alan ABD bununla yetinmedi ve Türkiye’nin de IŞİD bahanesiyle Suriye’ye düzenlenen operasyonlara katılmasını istedi. Hükümet gelen baskılar üzerine ABD öncülüğündeki koalisyonun düzenlediği operasyonların ön safında olmayı kabul etti.

‘Türkiye çok yakında vuracak’

ABD Savunma Bakanlığı Sözcüsü Jeff Davis, Pentagon’da düzenlediği basın toplantısında, ABD ile Türkiye arasında IŞİD’e karşı verilen mücadelede varılan anlaşmaya ilişkin soruları yanıtladı. İmzaların atılmasının ardından Türk uçaklarının hava saldırılarına ne zaman katılacağına yönelik soruya Davis, “Çok kısa zamanda, herhangi bir gün veya saat vermiyorum ama çok yakında” yanıtını verdi. Davis, Türkiye’nin koalisyonun hava saldırılarına dahil olmasının daha fazla hedefleri vurabilmelerine, daha fazla uçuşlar yapabilmelerine imkan sağlayacağının altını çizdi. Hava saldırılarında sadece Suriye ve Irak’taki IŞİD noktalarının hedef alınacağını ve Türkiye’nin de bunun bir parçası olmayı kabul ettiğini vurgulayan Davis, Türkiye’nin terör örgütü PKK’ya yönelik hava saldırılarında ise havada uçuşların çakışmasını önlemek için kendilerini önceden haberdar ettiklerini kaydetti.

ABD’den güvenli bölgeye onay yok

ABD’nin tüm taleplerini kabul eden Ankara ise kendi taleplerini stratejik (! ) ortağına kabul ettiremiyor. Örneğin Ankara bölgeye kurmak istediği güvenli bölge konusunda ABD’yi ikna edemedi. “Türk uçaklarını gökyüzünde görmekten memnuniyet duyacağız” diyen ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü John Kirby, “Herhangi bir türde bölge oluşturulmasına dönük hazırlıklar veya planlar yok. IŞİD nereye giderse koalisyonun oraya gideceğini söyledik. Şu aşamada onlar Suriye’nin kuzey sınırı, Türkiye’nin güneydeki sınırı ve kabaca Fırat nehrinin batısı arasında yayılma eğilimi içindeler. Burası onların faaliyetlerini sürdürdükleri yer ve onların bulundukları yerlere odaklanmaya devam edeceğiz. Şu anda güvenli bölge veya uçuşa yasak bölge türü için kayıtlarda herhangi bir plan yok. Türk uçaklarının hava görev emrine dahil edilmesi, onların yardımlarının ve IŞİD’e karşı koalisyondaki işbirliklerinin ilerlemesidir” demişti.

ABD izin vermiyor IŞİD tahrik ediyor

ABD Türkiye’nin güvenli bölge kurmasına izin vermezken attığı her adım ABD- İsrail ikilisinin çıkarlarına hizmet eden IŞİD terör örgütü Türkiye’yi tehdit ediyor. IŞİD Türkiye’nin güvenli bölge kurmayı düşündüğü bölgeye saldırdı. Önceki gün 5 köyün kontrolü muhaliflerden IŞİD’in eline geçmişti. Köylerden üçü Türkiye sınırının 20 kilometre güneyindeki Marea kasabası civarında bulunuyor. İkisi ise daha kuzeydeki Halep kenti sınırları içinde. Danışıklı bir dövüş içinde olan ABD ve IŞİD’in bu hamle ile Türkiye’yi tek başına bir Suriye savaşına sokmak istediği ifade ediliyor.

Çift başlı terör tehdidi

Öte yandan Türkiye’nin IŞİD hedeflerini vurmaya başlamasıyla Türkiye’de ciddi bir güvenlik açığı ortaya çıkacak. Türkiye’nin her kentine yayılan IŞİD militanlarının harekete geçirilerek Türkiye’nin Suruç benzeri saldırılara maruz kalabileceği ifade ediliyor. Bu da Türkiye’nin PKK teröründen sonra bir de IŞİD terörüyle karşı karşıya kalması anlamına geliyor. ■ Yeni Mesaj, (29.8.2015)


30.8.2015

ATATÜRK’E SAYGISIZLIK: AKP'Lİ BELEDİYE ATATÜRK HEYKELİNİ ÇÖPE ATTI


Cumhuriyet Parkı'ndan sökülen ve belediye garajındaki çöp konteynerlerinin önüne atılan Atatürk Heykeli'nin görüntüsü tepki topladı.

Kayseri'nin Felahiye ilçesinin Belediye Başkanı AKP'li Vural Coşkun geçen nisan ayında başladıkları meydan düzenlemesi sırasında heykeli vinç ile itinayla yerinden alınarak belediye hizmet binasının arkasında bulunan belediyeye ait araç park garajına aynı titizlikle yerleştirildiğini, art niyetli kişilerin özel kullanım alanlarına izinsiz girildiğini anıtın üzerindeki halı ve kilimleri açarak, etrafında bulunan malzemeleri üzerine atarak kötü görüntü verilmeye çalıştıklarını söyledi. Başkan Coşkun, bu konudaki görüntüleri polise verdiklerini, suç duyurusunda bulunduklarını bildirdi.

Felahi'ye Cumhuriyet Meydanı'ndaki parka yaklaşık 4 yıl önce dönemin Belediye Başkanı CHP'li İsmet Gürsel Kısır tarafından yaptırılan Atatürk'ün at üzerindeki heykeli, mevcut Felahiye Belediye'sinin meydan düzenleme çalışmaları kapsamında söküldü. Heykelin, belediye hizmet binasının arkasında bulunan ve otopark olarak kullanılan yerde atıl vaziyette durmasına tepki gösteren bazı kişiler, sosyal medyada "Bu tablo Felahiye'ye yakışmıyor" paylaşımları ile tepki gösterdi.

Heykeli 4 yıl kadar önce kendilerinin yaptırdığını ve Cumhuriyet Meydanı'nda törenlerin de yapıldığını ifade eden Felahiye eski Belediye Başkanı İsmet Gürsel Kısır da bu duruma tepki gösterdi. Heykelin yaklaşık 1 aydır atıl halde olduğunu öğrendiğini belirten Kısır, şöyle dedi:

"Felahiyeli kardeşlerimiz sosyal medyadan paylaşınca ben de şaşırdım. Bu tablo Felahiyemiz'e yakışmıyor. Bugün 30 Ağustos Zafer Bayramı, anlamlı gün. Bu anlamlı günde Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşlarını saygıyla anarken, bu saygısızlığa göz yumulamaz. Tuvalete dahi yer bulanlar, 2 metrekarelik heykele yer bulamadı da çöpe mi attı? Yazıklar olsun, yapanları kınıyorum. Meydandaki 50 yıllık ağaçları da kestiler ve meydanı taş yığınına çevirdiler. Eğer Atatürk olmasaydı ne olurdu? Atatürk ve silah arkadaşları olmasaydı, bugün Ata'ya saygısızlık yapanlar da olmazdı. Bu memlekette ezan okunmazdı, onlar ibadetlerini yapamaz, yaşamlarını bu kadar rahat sürdüremezlerdi. Felahiye'de bu saygısızlığı yapanları kamuoyuna havale ediyorum. Vatandaşın vicdanına havale ediyorum."

Felahiye'nin AKP'li Belediye Başkanı Vural Coşkun ise kendilerini savundu. Felahiye Belediyesi tarafından Nisan ayı tarihi itibariyle meydan düzenlemesine başladıklarını belirten Coşkun, şunları söyledi:

"Bu esnada meydanda bulunan Atatürk Heykeli vinç yardımıyla itinayla yerinden alınarak belediye hizmet binasının arkasında bulunan Belediyemize ait olan araç park garajına aynı titizlikle yerleştirilmiştir. Hasar görmemesi için Halı ve kilimlerle düzenlice sarılmıştır. Meydan düzenlemesinde Atatürk anıtına yakışır bir protokol alanı yapılmaktadır. Meydanımız yüzde 90 oranında tamamlanmış olup, kurumumuzca müteahhitler ile anlaşılmış, önümüzdeki hafta içerisinde yapacağımız törenle Atatürk heykeli yerleştirilecektir. Ancak, hafta sonunda art niyetli kişilerce Belediyemize ait özel kullanım alanımıza izinsiz girilerek, üzerindeki halı ve kilimleri açarak, etrafında bulunan malzemeleri üzerine atarak kötü görüntü verilmeye çalışılmış olup, daha sonra resimlenerek servis edilmiştir. Bu görüntüler, Belediye güvenlik kameralarınca kayıt edilmiş olup, görüntüler emniyet amirliğine iletilerek, görüntülerdeki kişi ve kişiler hakkında suç duyurusunda bulunulmuştur. Kamera görüntüleri soruşturmanın tamamlanması ardından sitemizde paylaşılacaktır. Ulu Önder Atatürk'e saygısızca yapılan saldırıyı esef ile kınıyor, Bu saygısızlığı yapanların da kanun önünde gerekli cezalarını almasını istiyor, takdiri siz değerli halkımıza bırakıyoruz." ■ Cumhuriyet, (30.8.2015)

YABANCI SERMAYE: YABANCI YATIRIMCI ‘İŞİNE BAKTI’, GİTTİ

AKP, ‘İşinize bakın kriz yok’ söylemiyle piyasaları yatıştırmaya çalışsa da seçimlerden beri Türkiye’den 2.7 milyar dolar kaçtı

AKP’li çevreler Türkiye’de kriz olmadığını iddia etse de Türkiye’den sermaye kaçışı da uluslararası kurumların uyarıları da sürüyor. Kredi derecelendirme kuruluşu Standard&Poor’s’un (S&P) ardından, Moody’s de Türkiye’deki siyasi belirsizliklere dikkat çekerek not indirimi uyarısı yaptı.

Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekci, geçen hafta “Türkiye’ye kriz gelmez işinize bakın” demişti. Ancak yabancı yatırımcı bu söylemi güvenilir bulmuyor. Yüksek döviz borçları ve sıcak paraya bağımlık gibi nedenlerle dünyanın en kırılgan ekonomilerinden biri olarak gösterilen Türkiye’de, siyasi belirsizlik ve terör endişeleri yabancıların Türkiye piyasalarından çıkıp daha güvenli ülkelere yönelmesine neden oluyor. Hazirandaki seçimlerden bu yana Türkiye piyasalarından 2 milyar 767 milyon dolar kaçtı. Hisse senetleri piyasasından kur farkından arındırılmış net 805 milyon dolar, devlet tahvillerinden ise 1 milyar 962 milyon dolar çıkış oldu.

Yatırımcı kaçışının erken seçim ihtimalinin yükseldiği son haftalarda yükselmesi dikkati çekiyor. Merkez Bankası verilerine göre yabancıların devlet iç borçlanma senedi (DİBS) portföyü 21 Ağustos haftasında bir önceki haftaya göre net 266.8 milyon dolar azaldı. Hisse portföyü aynı dönemde net 248.1 milyon dolar azalış gösterdi. DİBS stoku 21 Ağustos haftası itibarıyla 33 milyar 275 dolar oldu. Hisse senedi stoku ise 41 milyar 929 milyon dolara geriledi. Verilere göre, seçimlerden önce 5 Haziran itibarıyla DİBS stoku 40 milyar 61 milyon dolar, hisse senedi stoku 51 milyar 231 milyon dolardı.

Sermaye gelmiyor

Artan siyasi belirsizlikler doğrudan yabancı yatırımlar da azaldı. Merkez Bankası verilerine göre yılın ilk altı ayında Türkiye’ye 4 milyar 356 milyon dolarlık doğrudan yabancı yatırım yapıldı. Geçen yılın aynı döneminde 5 milyar 289 milyon dolarlık doğrudan yabancı yatırım gelmişti. Buna göre bir yılda yatırım girişi 933 milyon dolar azaldı.

Öte yandan bu yıl Türkiye’ye 12 milyar dolarlık yabancı yatırım girişi bekleniyordu. Ancak ilk altı ayda bu hedefin yarısına ulaşılamadı. Uluslararası Yatırımcılar Derneği YASED’in 2023 yılı için 40 milyar dolar doğrudan yabancı sermaye girişi hedefi bulunuyor.Yılbaşından bu yana ise devlet tahvillerinden net 4 milyar 778 milyon dolar, hisse senetlerinden 868 milyon dolar çıkış gerçekleşti. Toplamda 5 milyar 646 milyon dolar Türkiye piyasalarını terk etti.

Moody’s’ten not uyarısı

Moody’s, erken seçimin Türkiye’nin kredi notunu olumsuz etkileyeceğine dikkat çekti. Kurum, dünkü değerlendirmesinde, uzayan siyasi belirsizlik döneminin dış kırılganlıkları azaltacak, yatırımcı güvenini artıracak ve büyümeyi hızlandıracak politikaların uygulanmasını geciktireceğini vurguladı. Moody’s “Türkiye’nin jeopolitik riskleri artıyor. Politika alanında adım atılamaması finansal istikrarsızlığa neden olabilir. Dış şok riskini güçlendirebilir. Türkiye’deki siyasi çalkantı ve küresel piyasalardaki oynaklıktan iç talep ve yatırımlar etkileniyor. Seçimlerde etkin bir hükümet ortaya çıkmazsa Türkiye’nin yatırımcı güvenini artırma ve muhafaza etme becerisi etkilenecek, Türkiye’nin kredi itibarı üzerinde baskı artacak” diye konuştu. ■Pelin Ünker, Cumhuriyet, (30.8.2015)

BORÇLANMA, DIŞ : ÖZEL SEKTÖRÜN DIŞ KREDİ BORCU 212 MİLYAR DOLARA ÇIKTI

Özel sektörün dış piyasalardan aldığı, ticari krediler dışındaki toplam kredi borcu Haziran sonunda, 178.2 milyar doları uzun ve 33.8 milyar doları kısa vadeli olmak üzere, 212 milyar dolara ulaştı.

Merkez Bankası verilerine göre, özel sektörün yurtdışından sağladığı uzun vadeli kredi borcu, Haziran sonu itibariyle 2014 yıl sonuna göre 10.3 milyar dolar artarak 178.2 milyar dolara yükseldi.

Bu dönemde, bankaların kredi biçimindeki borçlanmaları 8 milyar dolar, tahvil ihracı biçimindeki borçlanmaları ise 1.4 milyar dolar arttı.

Aynı dönemde, bankacılık dışı finansal kuruluşların kredi biçimindeki borçlanmaları 26 milyon dolar artarken, tahvil stoku ise 303 milyon dolar artışla 3.4 milyar dolar seviyesinde gerçekleşti.

Söz konusu dönemde, finansal olmayan kuruluşların kredi biçimindeki borçlanmaları 149 milyon dolar artarken, tahvil stoku ise 276 milyon dolar artışla 5.3 milyar dolar seviyesinde gerçekleşti.

Haziran sonu itibarıyla, özel sektörün yurtdışından sağladığı ticari krediler dışındaki kısa vadeli kredi borcu da, 2014 yıl sonuna göre 10.6 milyar dolar azalarak 33.8 milyar dolara geriledi.

Özel sektörün yurtdışından sağladığı toplam kredi borcu, Haziran sonu itibarıyla kalan vadeye göre incelendiğinde, 1 yıl içinde gerçekleştirilecek olan anapara geri ödemelerinin toplam 69.8 milyar dolar tutarında gerçekleşti. ■ Cumhuriyet, (30.8.2015)


31.8.2015

İNŞAAT’IN BOYASI DÖKÜLDÜ…RANTLA BÜYÜYEN KONUT SEKTÖRÜNDE SIKINTI ARTIYOR


Hayatı boyunca biriktirdiği parayı bir daire için verenler, yıllarca bekledikleri daireyi alamadıkları için boşananlar, kanser olup ölenler ve diğerleri… AKP döneminde uygulanan ranta dayalı teşvik politikalarıyla şişen emlak ve inşaat sektöründe giderek artan mağdurlar bir araya gelerek “İnşaat Mağdurları Platformu”nu kurdu, bununla da yetinmeyip 18-19 ve 20 Ağustos tarihlerini İnşaat Mağdurları Haftası ilan etti. Platformun avukatlığını üstlenen Orhan Boran milyonlarca liralık inşaat dolandırıcılığını Taraf’a anlattı.

Yaşananları “İnşaat balonu patladı” diye özetleyen Boran, sadece Esenyurt’ta yapılan inşaatların yarısından fazlasının davalık olduğunu ve buradaki dolandırıcılığın maliyetnin 100 milyon liraya kadar çıkabileceğini söyledi. İnşaat ve maketten satış yönteminin AKP döneminde yaklaşık yüzde 80 arttığını söyleyen Orhan Boran, “Özellikle 2008 yılından sonraki satışlarda ciddi mağduriyetler oluştu. Bunun sebebi gayrimenkuldeki rant. İşi bilenlerin yanında, sektörden haberi olmayan insanlar da kendini müteahhit ilan etti. Örneğin 50 bin lira sermayeli bir şirket 30 milyon liralık yatırıma girdi. Vatandaşlardan paraları aldılar ve sıcak parayla bu işleri döndürmeyi amaçladılar. Bu paralarla reklamları bile yaptılar ama teslimatları yapamadılar. Konutlar yapılırken maliyet tahmin ettikleri rakamın üzerinde çıktı örneğin. AKP döneminde inşaat ve konut sektörü patlatıldı ama gerekli denetimler yapılmadı” dedi.

BİNLERCE MAĞDUR VAR

İnşaat alanındaki mağduriyetlerin son beş yılda arttığını ve vatandaşların gerekli araştırmaları yapmadan ödemeleri yaptıklarını belirten Boran “Gayrimenkul satış vaadi sözleşmesine göre, bir konut için anlaşma yapılacaksa bunun noter onaylı olması veya tapu kaydına şerh edilmesi gerekiyor. Noter onayı maliyet gerektirdiği için satıcılar tarafından yapılmadı. Bunun yerine, satıcı ile alıcı arasında karşılıklı sözleşme yapıldı. İnsanlar yıllar sonra konutlarını alamadığında bu belgelerin geçersiz olduğunu anladı. Ben Esenyurt bölgesiyle ilgileniyorum, yapılan inşaatların yüzde 50’den fazlası hüsranla sonuçlandı. Orada sadece Makrom isimli firmanın binlerce mağduru var” ifadelerini kullandı.

EV SABİHİBİ OLMAK ZORLAŞTI

İnşaat alanında yapay bir sektör oluşturulduğunu vurgulayan avukat Boran, şöyle devam etti: “Eskiden bu kadar konut projesi yoktu ve ev fiyatları bu kadar yüksek değildi. Ev fiyatları o kadar arttı ki, normal gelirli bir aile için para biriktirerek ev sahibi olmak artık çok zor. İnsanlar kolay yoldan, kira öder gibi ev sahibi olmak istediler. Örneğin Esenyurt’taki bu dolandırıcılığın maliyeti 100 milyon liraya kadar çıkar. Ben, bu yaşananlar için ‘inşaat balonu patladı’ diyorum. Bu bir balondu. İnşaat alanında hesapsızca iş yapıldı, yapay bir sektör oluşturuldu. Olan vatandaşa oldu. Sırf bu nedenle boşanan, kanser olan, ölen tanıdıklarım var.” ■ AYSUN YAZICI, Taraf, (31.8.2015)

DÖNEKLİK: İHSAN ÖZKES'TEN GÖRÜLMEMİŞ U DÖNÜŞÜ

CHP’den istifa etmesinin ardından sık sık yaptığı açıklamalarla gündemde olan İstanbul Milletvekili İhsan Özkes, Saray'la ilgili çok tartışılacak tweetler attı.

Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nda düzenlenen 30 Ağustos resepsiyonuna katıldığını Twitter hesabından duyuran İhsan Özkes, görülmemiş bir u dönüşüne imza attı. Resepsiyona katılmasını eleştirenlere Twitter üzerinden cevap veren Özkes, "Hz. Muhammed yaşıyor olsaydı saraya girer miydi? Bu akşam hissettim, kesinlikle girerdi. Çünkü orada sünnetten emareler çok" ifadelerini kullandı. Özkes ayrıca yaşasaydı Mustafa Kemal Atatürk 'ün de saraya geleceğini söyledi. Özkes, daha önce mecliste yaptığı konuşmada “Hz. Muhammed yaşasa o saraya girmezdi” ifadelerini kullanmış ve AKP hükümeti hakkında çok ağır ifadeler kullanmıştı.

İhsan Özkes, Saray’da verilen 30 Ağustos resepsiyonuna katılarak, sarayla ilgili tartışılacak tweetler attı. Resepsiyona katılması ile ilgili olarak çok sert eleştirilere maruz kaldığını ifade eden Özkes, Twitter hesabından yaptığı açıklamada, “30 Ağustos nedeniyle Sayın Cumhurbaşkanımızın verdiği resepsiyona katıldım diye bana hücum edenleri Allah ıslah eylesin” dedi.

İhsan Özkes ayrıca kendisine Saray’da namaz kılmanın nasip olduğunu belirterek, “Hz. Muhammed yaşıyor olsa saraya girer miydi? Bu akşam hissettim kesinlikle girerdi. Çünkü orada sünnetten emareler çok” dedi. Özkes, kendisine yönelik yapılan eleştiriler için Mustafa Kemal Atatürk’ün de eğer yaşasaydı, Saray’a geleceğini ifade ederek, "Meraklılar için söyleyeyim Atatürk de bu gün yaşıyor olsa bu akşam mutlaka Saray’da olurdu” dedi.

ÖZKES DAHA ÖNCE NE DEMİŞTİ?

İhsan Özkes, Nisan ayında TBMM'de yaptığı konuşmada Saray ve AKP hükümeti için demediğini bırakmamıştı. Özkes Nisan 2015'te Meclis'te yaptığı konuşmada, "Hz.Muhammed yaşasa o saraya girmez. O sarayda haram var israf var" ifadelerini kullanmış, Ebuzer El Gıfari (r.a) ile Muaviye arasında geçen meşhur Saray tartışmasını anlatmıştı. AKP için de çok sert sözler kullanan Özkes, "Yalanla İman bir arada durur mu? İşte siz yalanla imanı bir arada yapmaya çalışıyorsunuz. İktidar korkusunu Allah korkusunun önüne geçirdiniz. Bu ayıp bu günah AKP'ye yeter de artar bile" demişti. ■ Samanyoluhaber, (31.8.2015)

AB, KRİZ: EURO BÖLGESİ’Nİ FELAKET BEKLİYOR

Ekonomi uzmanları, küresel ekonomideki her türlü krizin zayıf Euro Bölgesi’ne domino etkisiyle yansıyacağını ve Avrupa’nın ortak para birimi için potansiyel felakete dönüşebileceğini dile getirdi

Avrupa hisse senedi piyasaları için 24 Ağustos Pazartesi, 2008’den bu yana en kötü günü oldu. Çin hisse senetleriyle Asya piyasalarında yaşanan kargaşa bağlamında endeksler yüzde 4-7 oranında düştü. Avrupa piyasaları, kaybedilen puanları ertesi gün geri kazanmayı başarsa da uzmanlara göre, Euro Bölgesi küresel şoklara karşı savunmasız durumda. The Bruges Group Direktörü Robert Oulds’un görüşüne göre, 2008 küresel mali krizin başından bu yana durgunlukta olan Euro Bölgesi henüz yeni iyileşme belirtileri göstermeye başlamıştı. Oulds, “Euro Bölgesi’nin halen temel ekonomik sorunları var. Küresel ekonominin indirdiği her türlü darbeye dayanmaya çok az imkanı var. Örneğin şu anda yaşanan şoklar: Çin’de hisse senetlerinin düşmesi, bunun diğer ülkeleri etkilemesi ve şimdi tüm dünyaya yayılması” dedi.

Uzman, “Euro Bölgesi öyle bir durumda ki, her türlü şok onun için felakete dönüşebilir” yorumunda bulundu. ■ Yeni Mesaj, (31.8.2015)

BİREY-KAMU ÇATIŞMASI, BÖLÜCÜLÜK: SELAHATTİN DEMİRTAŞ: ERDOĞAN'A BAŞKANLIK, BİZE ÖZERKLİK

HDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş, Avusturya’nın Die Presse gazetesine verdiği röportajda başkanlık sistemi ile özerklik bağlantısı kurdu.

Gazetenin sorusunda Avusturya’nın federal sistemini örnek aldığı öne sürülen Demirtaş, Türkiye’nin valilik sistemini eleştirdi ve valilerin halk tarafından seçilmesini önerdi.

Demirtaş röportajda “eğer Erdoğan başkanlık sistemini kurabilirse, bizim de federatif devlet modellerini tartışmamız meşrudur” ifadesini kullandı.

AKP ile koalisyona olumlu yanıt

Demirtaş, AKP ile koalisyon olasılığına da olumlu yanıt verdi. Seçim hükümeti öncesi AKP ile koalisyon görüşmesi yürütmediklerini, bunun 1 Kasım’dan sonra ele alınmasını belirten Demirtaş, “koalisyon kurar mısınız” sorusuna “hükümet sorumluluğunu üstlenmeye hazırız” yanıtını verdi. ■ Ulusal Kanal, (31.8.2015)

İşsizlik: Son yılların rekorunu kırdı

Peş peşe yaşanan ekonomik krizler, Suriyelilerle ortaya çıkan ucuz iş gücü derken işsizlik zirveye çıktı. İŞKUR verilerine göre Temmuz ayında işsizlik ödeneği başvuruları son 3 yılın zirvesine çıktı. Bir başka ifade ile işsizlik son yılların rekorunu kırdı.

"Tünelin sonundaki ışık göründü" polemiği ile hafızlara kazınmıştı 2008 yılında yaşanan ekonomik kriz. O krizde binlerce esnaf kepenk kapatmış, çok sayıda vatandaş işsiz kalmıştı. 2008 krizinin ortaya çıkardığı işsizlerin tekrar iş bulması 3 yıldan fazla sürdü.

TÜİK'in açıkladığı rakamlar işsizlik düştü dese de, İŞKUR'un işsizlik ödeneği başvuruları ile ilgili rakamları gerçek işsizliği gözler önüne sermeye devam ediyor.

2011'de azalma eğilime giren işsizlik ödeneğinden yararlanan işçi sayısı, 2012'den itibaren tekrar yükselmeye başladı. Bu yükseliş Temmuz ayında rekor kırdı.

İŞKUR'un işsizlik ödeneği başvurularına göre bu yılın Temmuz ayında son 3 yılın rekoru kırıldı. İşsizlik ödeneği başvuruları en yüksek seviyeye çıktı. Bu aynı zamanda işsizlik rekoru anlamına geliyor.

İşsizliğin başlıca nedenleri; giderek büyüyen ekonomik kriz ve Türkiye’ye gelen Suriyeli sığınmacıların oluşturduğu ucuz iş gücü. Bu iki önemli etken yüzünen işten çıkarmalar arttı, işsizlik rakamları çift haneli rakamlara çıktı.

İŞKUR verilerine göre Haziran ayında 119 bin 422 kişi işsizlik sigortası hizmetlerinden faydalanmak için başvuru yaptı. Bu rakam geçen yılın aynı ayına göre yüzde 40,8 arttı. Bir önceki aya göre de yüzde 68,9 oranında artış yaşandı.

Suriyeliler, özellikle tekstil atölyelerinde, inşaatlarda sigortasız ve ağır şartlarda düşük ücretle çalışmaya razı oluyor. Devlet de bu duruma göz yumuyor. Bu durum işsizliği de zirveye taşıyor.

2014 yılında 899 bin 795 kişi işsizlik ödeneği için başvuruda bulunmuştu. Bu rakam Temmuz dahil 2015 yılının ilk 7 ayında 634 bin 478'e ulaştı. ■ Ulusal Kanal, (31.8.2015)
avatar
TRABZON61
.::Otağ Yetkilisi::.


.::Otağ Yetkilisi::.





Yaş Yaş : 34
Cinsiyet Cinsiyet : Erkek
Nerden Nerden : Trabzon
Lakap Lakap : ¤ۣۜ..¤ ¤ۣۜ..¤ ¤ۣۜ..¤ ¤ۣۜ..¤ ¤ۣۜ..¤
Doğum Tarihi Doğum Tarihi : 01/11/84
İletiler: İletiler: : 1325
Üyelik Tarihi Üyelik Tarihi : 12/04/09




Kullanıcı profilini gör http://ilteris.forum.st/

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

default Geri: Neler Oldu 19 Ağustos-12 Kasım 2015 / Prof. Dr. Cihan DURA

Mesaj tarafından TRABZON61 Bir Ptsi 9 Mayıs 2016 - 4:03

Neler Oldu 1-6 Ekim 2015 (Gelir dağılımı, yolsuzluk, AKP, özelleştirme, üniversiteler, yolsuzluk, petrol, BOP, Suriye, UÖŞ, AB, işsizlik, kriz, borçlanma)

1.9.2015

DERİN MERKEZ: SİYASETTE GÖRÜNMEYEN GÜÇLER


Siyasette işleri plânlayan ve yönlendiren güçler, genelde görünmez, perde arkasında dururlar. Şöyle de söylemek mümkündür: Siyasi olayların bir görünen, bir de görünmeyen yüzü vardır. Görünen veya gösterilen yüzler, tuzağın üstüne konan yem gibidir. O yeme aldanıp koşan devlet adamlarının tuzağa düşmesi kaçınılmazdır.

Bundan dolayıdır ki, devlet adamlarının en önemli özelliği, gizlenenleri görmesi ve isabetli öngörüde bulunmasıdır. Bu özellikten mahrum olan devlet adamları, devletlerini yıkılmaya kadar götürürler.

Siyasette görünmeyen güçlerin en bariz örneklerine ABD’de ve onunla işbirliği yapan ülkelerde rastlanmaktadır. ABD’de sahne önünde görünen yöneticiler, tabiri caizse tam bir figürandır. Gerçek güç, daima arka plândadır.

Bu, ABD’de bilinir ve söylenir, fakat çözüme yanaşan olmaz. ABD’de Yargıtay Başkanlığı yapmış olan Felix Frankfurtes bile bunu şu sözlerle itiraf etmiştir: “ABD’yi yöneten gerçek güçler görünmezdirler. Onlar güçlerini perde arkasından kullanırlar.”

Lionel Rothschild de, İngiltere’de başbakanlık yapmış olan Benjamin Disraeli’ye şöyle seslenmişti: “Görüyorsun dostum, dünya olayları perde arkasını bilmeyenlerin sandığı kişilerden çok, daha farklı kişiler tarafından yönetilmektedir.”

Bilindiği üzere bu kişiler, ABD’nin dış politikasını oluşturan Yahudilerdir. Ünlü İngiliz gazeteci savaş muhabiri Robert Fisk, Irak’ın işgalinin, o Yahudilerin kışkırtmasıyla gerçekleştirildiğini söyler.

Yahudi Leo Strauss, Büyük Ortadoğu Projesi’nin baş mimarlarındandır. Leo Strauss, ABD’de, Tevrat’ın yorumlarını siyasete dönüştüren kişi olarak tanınır. Büyük Ortadoğu Projesi de bunlardan biridir.

Leo Strauss ve onun gibi inananlara göre, Anadolu dâhil, Ortadoğu toprakları, “Tanrı’nın yürüdüğü topraklardır.” O bakımdan Müslümanların, bu topraklardan mutlaka temizlenmesi gerekir. İşte, İslâm dünyası, böyle bir inancına dayanılarak, işgal, iç savaş ve teröre sürüklenmektedir. ABD’nin Irak işgalinde, İncil’den alınmış “şok ve dehşet” kavramını, askeri doktrin olarak kullanması, gaflette olanların uyanması için yeterlidir.

Bu açıklamalar ve alıntılar, açık-seçik olarak ortaya koyuyor ki, İslâm dünyası Yahudi ve Hıristiyanların kutsal kabul ettikleri bir savaşla karşı karşıyadır. Terör, söz konusu savaşın en önemli parçasıdır.

Batılı bazı bilim adamları bile, terörün arkasında Batı dünyasının olduğunu söylüyor. Bunlardan biri Ortadoğu uzmanı Alman Michael Lüders’tir. Lüders, “Batı olmasaydı, terör de olmazdı” dedikten sonra, şunu da ekliyor: “Taliban’ın, IŞİD’in ya da El-Kaide’nin çıkışına bakıldığında, izlerinin Amerikan politikaları doğru gittiği görülür.” Amerikan politikalarını şekillendiren Yahudiler olduğuna göre, Lüders’in sözünden şunu anlamalıyız: İslâm dünyasını kana bulayan terör örgütlerinin arkasındaki asıl fail, İsrail’dir.

Yahudiler, ABD başkan ve yöneticilerinin kendilerine hizmet etmekle görevli olduğuna inanırlar. ABD Başkanı Obama’nın kadrosundan bulunan Yahudi Rahm Emanuel’in, Obama hakkında söylediğe şu sözler, bunun açık delilidir: “Tabi ki İsrail çıkarlarını koruyacak, sonuçta o bir Arap değil ki. Beyaz Saray’a yerleri silmek için gitmedi.”

Tekrar vurgulamak isteriz ki, Türkiye ve tüm İslâm dünyası, bu gerçekleri temel almazlarsa, iç çatışma ve terörden kurtulamazlar. Daha açık deyişle, İsrail’in görünen gücü ve yüzü olan ABD, İslâm topraklarından kovulmazsa, coğrafyamızda daha çok kan ve gözyaşı dökülecektir.

Ne yazık ki, Türkiye, tam aksine, terörün hamisi ABD ile teröre karşı işbirliği yapıyor. Akıllara durgunluk veren bu işbirliğini yapanları, tarihin affetmeyeceğini, şimdiden söyleyebiliriz. ■ Mustafa Hilmi Yıldırım, Yeni Mesaj, (1.9.2015)

2.9.2015

BÖLÜCÜLÜK:PKK 3 AYRI ŞEHİRDE SALDIRDI


Şırnak'ta askeri birliğe uzun namlulu silah ve roketatarla saldıran teröristlerle çıkan çatışmada, 2 asker yaralandı. Hakkari'nin Çukurca İlçesi'nde Kaymakamlık, İlçe Jandarma ve Komando Tabur Komutanlığı'na eş zamanlı saldırı düzenlendi. Güvenlik güçleri PKK'lıların saldırısına anında karşılık verilirken, can kaybı ve yaralanmanın yaşanmadığı belirtildi.Van'da ise PKK'nın yola döşediği patlayıcı, askeri aracın geçişi sonrasında patladı, olayda can kaybı yaşanmazken yolda hasar meydana geldi.

Alınan bilgiye göre, Şırnak-Uludere yolundaki Milli Taburunun güvenliğini sağlayan Tahtakayalıkları üs bölgesine teröristlerce uzun namlulu silah, keskin nişancı tüfeği kanas ve roketatarla saldırı yapıldı.

Güvenlik güçlerinin anında karşılık vermesiyle çıkan çatışmada, 2 asker yaralandı.

Yaralılar Şırnak Asker Hastanesinde tedavi altına alınırken, bölgede helikopter destekli operasyon başlatıldı.

Çukurca'da Kaymakamlık ve İlçe Jandarma'ya saldırı

Hakkari'nin Çukurca İlçesi'nde Kaymakamlık, İlçe Jandarma ve Komando Tabur Komutanlığı'na eş zamanlı saldırı düzenlendi. Güvenlik güçleri PKK'lıların saldırısına anında karşılık verilirken, can kaybı ve yaralanmanın yaşanmadığı belirtildi.

Türkiye'nin Irak sınırında bulunan Çukurca İlçesi'daki saldırı saat 21.00 sıralarında yaşandı. PKK'lılar, Kaymakamlık binasına rekatatarlı, ilçe Jandarma ve Kamando Tabur Komutanlığı'na ise uzun namlulu silahlarla saldırdı. Saldırıya nöbetteki güvenlik güçleri de anında karşılık verdi. Can kaybı ve yaralanma yaşanmazken, saldırının ardından kaçan PKK'lıların yakalanması için operasyon başlatıldı. Bu arada, ilçedeki silah sesler yaklaşık yarım saat sürdü.

Van'da askeri araca bombalı saldırı

Gürpınar'da terör örgütü PKK'nın yola döşediği patlayıcı, askeri aracın geçişi sonrasında patladı, olayda can kaybı yaşanmazken yolda hasar meydana geldi.

Alınan bilgiye göre, Güzelsu Mahallesi'nde teröristlerce yola döşenen el yapımı patlayıcı, askeri aracın geçişinin ardından infilak etti.

Olayda can kaybı ve yaralanan olmazken, patlamanın etkisiyle yolda hasar oluştu.

Güvenlik güçleri, bölgede operasyon başlattı. ■ http://www.msn.com/tr, (2.9.2015)

DOLAR 2,95'İ AŞTI

Küresel piyasalardaki tedirginlik ve içeride artan güvenlik endişeleri ile dolar/TL 2.95'i aştı.

Global piyasalarda Çin ekonomisinde yavaşlama kaynaklı tedirginlik ile gelişmekte olan ülke para birimlerindeki negatif performansa paralel TL, dolar karşısında değer kaybederken, Irak'ta 18 Türk vatandaşının kaçırılması da kurdaki yükselişte etkili oldu.

Bu sabah güne 2.93 seviyelerinden başlayan dolar/TL, küresel piyasalardaki hareketi izlerken, Irak'ta yaşanan gelişmelerin de etkisiyle yükselerek 2.95'i aştı.

Dolar/TL 2.9525'e kadar yükseldikten sonra saat 1217'de 2.9487/2.9493 seviyesinde. Sepet bazında TL ise aynı saatte 3.1365/3.1375 seviyesinde.

IRAK'TA YAŞANANLAR GÜVENLİK ENDİŞELERİNİ ARTIRDI
Bir bankacı, "ABD piyasaları kötü, küresel olarak piyasalarda tedirginlik söz konusu. Öte yandan Irak'ta yaşananlar tekrar güvenlik endişelerini artırdı" dedi.

Irak'ın başkenti Bağdat'ın kuzeydoğusundaki Habibiye bölgesinde bir stadyum şantiyesinde çalışan 18 Türk vatandaşı sabaha karşı üniformalı kişilerce kaçırıldı.

VIX volatilite endeksi dün yüzde 10 yükselişle kapanırken, günün başından bu yana kazanımlarını azaltan ABD endeks vadeli işlemleri saat 1217 itibariyle yüzde 0.5 artıda bulunuyor.

"BÜYÜME ENDİŞELERİ DEVAM EDİYOR"

Başka bir bankacı da, "TL diğer gelişmekte olan ülke para birimlerine kıyasla birkaç gündür daha iyi performans gösteriyordu, bugün ise arayı kapatıyor diyebiliriz. Gelişmekte olan ülke ekonomilerinde büyüme endişeleri devam ediyor, yurtiçinde ise doğudaki gelişmeler de yardımcı olmuyor. Dolar/TL 2.90-2.95 bandına sıkışmıştı, bugün ise bu bandın üzerine çıkıyor" dedi.

Çin ekonomisindeki yavaşlamanın dünya genelinde bir yavaşlamaya neden olacağı endişeleri piyasalarda risk iştahında bozulmaya neden oluyor.

TL iki gündür diğer gelişmekte olan ülke para birimlerinden daha iyi bir performans göstermiş, analistler bu pozitif ayrışmaya neden olarak; Çin'in büyümesinin yavaşlayacağı endişelerinin diğer gelişmekte olan ülke para birimlerinde sert satışlara neden olmasına karşılık Türkiye'nin doğrudan ticaret ilişkisinin az olmasını ve kısa süre önce bir ihtimal olmaktan çıkan AKP'nin tek başına iktidara gelme olasılığının önceki günkü Konda anketi ile birlikte yeniden gündeme gelmesini göstermişti. ■ Hürriyet, (2.9.2015)

3.9.2015

DEİ: DIŞ TİCARET AÇIĞI ARTMAYA BAŞLADI!


Bu yılın başından beri azalan ihracat temmuz ayında da azalmaya devam etti. Bu durum zaten daha önce açıklanan ihracat sektörü verilerinden biliniyordu. Dolayısıyla bir sürpriz yok. Ancak rakamların detayına TÜİK’in açıklamasıyla ulaşabiliyoruz. Buna göre temmuz ayında ihracattaki azalış geçen yılın aynı ayına göre yüzde 16,2 oldu ve aylık ihracat 11,2 milyar dolara geriledi.

Aynı zamanda ithalat da azalmaya devam ediyor. Temmuz ayında ithalat yüzde 8,7 azalarak 18,2 milyar dolara geriledi. Ancak ihracattaki azalma daha keskin olduğu için dış ticaret açığı yeniden artmaya başladı. Dış ticaret açığı geçen yılın aynı ayına göre yüzde 6,5 oranında artarak 7 milyar dolara yükseldi. İlk yedi aylık açık geçen yıla göre yüzde 13,1’lik düşüşle 40,3 milyar seviyesinde.
Rakamların detayına baktığımızda özellikle sanayi sektörü açısından önem arz eden ve üretim temposuyla yakından ilişkili olan ara malı ithalatının keskin bir şekilde azaldığını ancak tüketim ve yatırım malı ithalatının geçen yıla göre arttığını görüyoruz. Kuşkusuz, ara malı ithalatındaki azalışta enerji fiyatları başta olmak üzere küresel fiyat düşüşlerinin önemli etkisi var. Bu düşüşler nedeniyle ithalat miktarı aynı kalsa, hatta artsa bile ithalatın dolar maliyeti azalıyor.
Aşağıdaki grafikte özetlediğimiz petrol ve enerji ithalat verilerini TÜİK verilerinden derledik.

Grafikte de görüldüğü üzere, son dönemde ham petrol ithalatı miktar olarak artarken dolar bazında azalıyor. Global fiyatlar düştüğünde o mala olan talep artacağından petrol ithalat miktarının değişmesi şaşırtıcı değil. Aynı durum ara mal kategorisindeki diğer ithalat grupları için de söz konusu olabilir. Ara malları dışındaki ithalat gruplarında ise, aşağıdaki özet tabloda da görüldüğü üzere artış söz konusu. Yatırım malları ithalatındaki artış içerideki yatırım talebini yansıttığı için olumlu bir gelişme sayılabilir. Tüketim malı ithalatının da üstelik iç talebin zayıf olduğu bir dönemde artıyor olması cari açık riskini yeniden gündeme getirecektir. Döviz kurlarındaki gelişmeler ve TL’de görülen sürekli değer kaybı yatırım ve tüketim malı ithalat talebini şimdilik etkilememiş gözüküyor.

İhracat tarafında ise hem en büyük pazarımız olan Avrupa’da hem de benzer şekilde Kuzey Afrika ve Orta Doğu’da talebin azalması en ciddi faktör. Aynı zamanda ihracatı desteklediği düşünülen TL’nin değer kaybının da bu ivmeyi kazandıramadığını görüyoruz. Bunun nedeni ise, daha önce değindiğimiz ara malı ithalatının üretici ihracatçıya maliyetinin (TL cinsinden) artması olarak açıklanabilir. Üretim büyük oranda ithal girdi ile yapıldığı için TL’de ihracatı desteklemesi beklenen değer kayıplarının fark edilir bir etkisi olmuyor. İhracattaki azalmanın devam etmesi GSYH büyümesi için de problem oluşturabilir. ■ Deniz Gökçe, Akşam, (3.9.2015)

ENFLASYON KÖTÜ SÜRPRİZ YAPTI!

Ağustos ayında yüzde 0.13 artması beklenen TÜFE, yüzde 0.4 arttı. Temmuz ayında yüzde 6.81'e gerileyen yıllık enflasyon yeniden yüzde 7'nin üzerine çıkarak yüzde 7.14'e yükseldi.

Enflasyon, ağustos ayında piyasa beklentilerini aştı. Yüzde 0.13 artış beklenen TÜFE, ağustosta yüzde 0.4 arttı. Temmuz ayında yüzde 6.81'e gerileyen yıllık enflasyon yeniden yüzde 7'nin üzerine çıkarak yüzde 7.14'e yükseldi. Ağustosta işlenmemiş gıda fiyatları yıllık bazda yükselişe geçerken, işlenmiş gıda fiyatları ise ılımlı gerilemesini sürdürdü. Yurtiçi ÜFE ise ağustosta yüzde 0.98 artarken, yıllık Yİ-ÜFE yüzde 6.21 artış gösterdi.

Çekirdek enflasyon yükseliyor

TÜFE'de özel kapsamlı göstergelerden "H" endeksi aylık olarak yüzde 0,34, yıllık olarak ise yüzde 7,83 arttı."I" endeksinde ise aylık artış yüzde 0,24, yıllık artış 7,66 oldu. Özel kapsamlı tüketici fiyatları endeksi göstergelerine bakıldığında, mevsimlik ürünler hariç değişim ağustosta aylık bazda yüzde 0,6 olarak gerçekleşti.

Çekirdek göstergedeki yukarı dönüşün ileriye dönük manşet enflasyon beklentilerinde bozulmaya sebep olabileceği belirtiliyor.

Lokanta ve otel grubunda yüzde 2 artış!

Aylık en yüksek artış yüzde 2,05 ile lokanta ve oteller grubunda yaşanırken, ağustosta fiyatı en çok artan ürün yüzde 29.73 ile salatalık oldu.

TÜİK verilerine göre; TÜFE’de (2003=100) 2015 yılı Ağustos ayında bir önceki aya göre yüzde 0,40, bir önceki yılın Aralık ayına göre yüzde 5,27, bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 7,14 ve on iki aylık ortalamalara göre yüzde 7,88 artış gerçekleşti.

Ana harcama grupları itibariyle 2015 yılı Ağustos ayında endekste yer alan gruplardan eğlence ve kültürde yüzde 1,96, eğitimde yüzde 1,41, gıda ve alkolsüz içeceklerde yüzde 1,31 ve çeşitli mal ve hizmetlerde yüzde 1,21 artış gerçekleşti.

Ana harcama grupları itibariyle 2015 yılı Ağustos ayında endekste düşüş gösteren bir diğer grup ise yüzde 0,38 ile ulaştırma oldu.

TÜFE’de, bir önceki yılın aynı ayına göre çeşitli mal ve hizmetler (yüzde 9,91), gıda ve alkolsüz içecekler (yüzde 9,71), eğlence ve kültür (yüzde 9,19), ev eşyası (yüzde 8,60) artışın yüksek olduğu diğer ana harcama grupları oldu.

Yurt içi üretici fiyat endeksi (Yİ-ÜFE), 2015 yılı Ağustos ayında bir önceki aya göre yüzde 0,98 artış, bir önceki yılın Aralık ayına göre yüzde 6,19 artış, bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 6,21 artış ve on iki aylık ortalamalara göre yüzde 6,14 artış gösterdi.

Sanayinin dört sektörünün bir önceki aya göre değişimleri; madencilik ve taşocakçılığı sektöründe yüzde 0,81 düşüş, imalat sanayi sektöründe yüzde 0,91 artış, elektrik ve gaz sektöründe yüzde 2,53 artış ve su sektöründe yüzde 0,01 artış olarak gerçekleşti.

En yüksek aylık artış basım ve kayıt hizmetlerinde

Bir önceki aya göre endekslerin en fazla artış gösterdiği alt sektörler; basım ve kayıt hizmetleri (yüzde 4,09), makine ve ekipmanlar (b.y.s.) (yüzde 2,91), kimyasallar ve kimyasal ürünler (yüzde 2,88) alt sektörleridir. Buna karşılık ham petrol ve doğal gaz (yüzde -11,28), kok ve rafine petrol ürünleri (yüzde -8,75) ve diğer ulaşım araçları (yüzde -0,64) bir ay önceye göre endekslerin en fazla gerilediği alt sektörler oldu.

Ana sanayi grupları sınıflamasına göre 2015 yılı Ağustos ayında en yüksek aylık artış sermaye mallarında ve en yüksek yıllık artış da dayanıksız tüketim mallarında gerçekleşti. ■ Dünya, (3.9.2015)

ÖZELLEŞTİRME: 10 HES 5 GRUP HALİNDE SATILACAK

ÖİB elektrik dağıtım özelleştirmelerinin ardından HES özelleştirmeleri için kolları sıvadı. Elektrik Üretim AŞ’ye ait 10 hidroelektrik santrali (HES) 5 grup halinde özelleştirilecek.

Elektrik dağıtım özelleştirmelerini tamamlayan ve bu özelleştirmelerden 12.7 milyar dolarlık gelir elde eden Özelleştirme İdaresi Başkanlığı (ÖİB), özelleştirme maratonuna önümüzdeki ay başlıyor. Elektrik Üretim AŞ’ye ait 10 hidroelektrik santrali (HES) 5 grup halinde özelleştirilecek. Devletin yaklaşık 20 milyar dolar gelir beklediği özelleştirme sürecine yerli ve yabancı grupların büyük ilgi gösterdiği ifade ediliyor.

Özelleştirme İdaresi Başkanlığı, elektrik dağıtım özelleştirmelerinin ardından HES özelleştirmeleri için kolları sıvadı. Buna göre, Karacaören 1 ve Karacaören 2 (Grup 1), Kepez 2 ve Manavgat (Grup 2), Fethiye (Grup 3), Kadıncık 1 ve Kadıncık 2 (Grup 4), Doğankent, Kürtün ve Torul (Grup 5) HES’leri ve bu santraller tarafından kullanılan taşınmazlar “işletme hakkının verilmesi” yöntemiyle ayrı ayrı gruplar halinde özelleştirilecek. Özelleştirmelerde son teklif verme tarihleri yine sırasıyla 27 Ekim, 14 Ekim, 5 Ekim, 10 Kasım ve 20 Kasım 2015 olarak belirlendi. Türkiye’de bulunan 534 hidroelektrik santralleri toplam 25 bin 171,80 MW kurulu güce sahip bulunuyor. Karacaören 9 bin 500 hektarlık alanı suluyor Karacaören-1 Barajı, Burdur ve Isparta’da Aksu Çayı üzerinde, sulama, taşkın kontrolü ve elektrik enerjisi üretimi amacıyla 1977-1990 yılları arasında inşa edildi. Toprak gövde dolgu tipi olan barajın gövde hacmi 4 milyon m3, akarsu yatağından yüksekliği 93 m, normal su kotunda göl hacmi bin 234 hm3, normal su kotunda göl alanı 45,50 km2’dir. Baraj 9 bin 537 hektarlık bir alana sulama hizmeti verirken, 32 MW güç kapasiteli HES yılda 142 GWh elektrik enerjisi üretimi sağlıyor. Burdur ve Isparta’da, Aksu üzerinde, sulama ve enerji amacıyla 1988 - 1993 yılları arasında inşa edilen Karacaören-2 Barajı ise 19 bin 330 hektarlık bir alana sulama hizmeti verirken 47 MW güç ile de yıllık 206 GWh’lik elektrik enerjisi sağlıyor.

Kepez 5 bin konutun ihtiyacını karşılıyor

Elektrik Üretim AŞ (EÜAŞ) tarafından işletilen santral 6 MW kurulu gücü ile Türkiye’nin 728. Antalya’nın ise 18. büyük enerji santrali olan Kepez2 HES Antalya’da bulunuyor. Tesis ayrıca Türkiye’nin 381. büyük hidroelektrik santrali. Kepez 2 HES ortalama 16 milyon 290 bin 333 kilovatsaat elektrik üretimi ile 5 bin 35 kişinin günlük hayatında ihtiyaç duyduğu (konut, sanayi, metro ulaşımı, resmi daire, çevre aydınlatması gibi) tüm elektrik enerjisi ihtiyacını karşılayabiliyor. Kepez 2 HES sadece konut elektrik tüketimi dikkate alındığında ise 5 bin 245 konutun elektrik enerjisi ihtiyacını karşılayabilecek elektrik üretimi yapıyor.

Manavgat HES 222. büyük santral

EÜAŞ tarafından işletilen santral 48 MW kurulu gücü ile Türkiye’nin 222’nci, Antalya’nın ise 4. büyük enerji santrali olan Manavgat HES 142 milyon 999 bin 800 kilovatsaat elektrik üretimi ile 44.201 kişinin günlük hayatında ihtiyaç duyduğu tüm elektrik enerjisi ihtiyacını karşılayabiliyor. EÜAŞ tarafından işletilen ve 16,50 MW kurulu gücü ile Türkiye’nin 447. Muğla’nın ise 9. büyük enerji santrali olan Fethiye HES, ortalama 89 milyon 500 bin kilovatsaat elektrik üretimi ile 27 bin 664 kişinin günlük hayatında ihtiyaç duyduğu tüm elektrik enerjisi ihtiyacını karşılayabiliyor.

56 bin kişinin elektrik enerjisi ihtiyacı

Kadıncık 1 Hidroelektrik Santrali - HES Mersin’in Tarsus ilçesi Meşelik Köyü mevkiinde, Kadıncık Suyu üzerinde bulunan Kadıncık1 HES, 70 MW kurulu gücü ile Türkiye’nin 157’nci, Mersin’in ise 3. büyük enerji santrali. Kadıncık 1 HES ortalama 231 milyon 838 bin 999 kilovatsaat elektrik üretimi ile 71 bin 661 kişinin günlük hayatında ihtiyaç duyduğu tüm elektrik enerjisi ihtiyacını karşılayabiliyor. Kadıncık 2 HES ise ortalama 181 milyon 194 bin 134 kilovatsaat elektrik üretimi ile 56 bin kişinin günlük hayatında ihtiyaç duyduğu tüm elektrik enerjisi ihtiyacını karşılıyor.

Giresun’un ikinci büyüğü Doğankent

Giresun’da bulunan Doğankent HES, 74,50 MW kurulu gücü ile Türkiye’nin 153., Giresun’un ise 2. büyük enerji santrali konumunda bulunuyor. Doğankent HES ortalama 271 milyon 933 bin 333 kilovatsaat elektrik üretimi ile 84 bin 55 kişinin günlük hayatında ihtiyaç duyduğu elektrik enerjisi ihtiyacını karşılık geliyor.

144. büyük HES Kürtün

Kürtün Barajı ve HES ise 85 MW kurulu gücü ile Türkiye’nin 144. Gümüşhane’nin ise 4. büyük enerji santrali konumunda. Ortalama 149 milyon 308 bin 973 kilovatsaat elektrik üretimi ile 48 bin 74 konutun elektrik enerjisi ihtiyacını karşılayabilecek elektrik üretimi yapıyor.

Torul 2 adet türbine sahip

Torul Barajı ve HES Gümüşhane’nin Torul ilçesinde bulunuyor. 103,20 MW kurulu gücü ile Türkiye’nin 125., Gümüşhane’nin ise 2. büyük enerji santrali olan Torul HES 223 milyon 739 bin 55 kilovatsaat elektrik üretiyor. Torul Barajı ve HES sadece konut elektrik tüketimi dikkate alındığında ise 72 bin 39 konutun elektrik enerjisi ihtiyacını karşılayabilecek elektrik üretimi yapıyor. Doğu Karadeniz Havzası’ndan beslenen Harşit Çayı üzerinde bulunan Torul Barajı ve HES, her biri 51,6 MWe kapasiteli iki adet türbine sahip.

İhaleye çıkan HES’lere kim talip olur?

Devletin özel sektöre devredeceği hidroelektrik santraller, öncelikle elinde bir elektrik üretim portföyü bulunan mevcut oyuncular açısından daha cazip görünüyor. Çünkü sadece tek bir santral ya da santral grubuna sahip olarak çok kârlı bir elektrik üretim ve satış faaliyeti yürütmek zor. Kaynak dağılımı ve coğrafi dağılım açısından dengeli bir portföye sahip olmak, rekabetin giderek arttığı, fiyatların düştüğü bir elektrik piyasasında daha rekabetçi fiyatlar verebilmenin şartlarından biri haline geliyor. Dolayısıyla, elinde özellikle doğalgaza dayalı elektrik üretim tesisi bulunup da yenilenebilir kaynaklara dayalı üretimi bulunmayan oyuncuların HES üretim özelleştirmelerine talip olması beklenebilir. Çünkü böylece, görece daha yüksek maliyetle elektrik üreten doğalgaz santralini daha verimli çalıştırmak, yani daha kârlı hale getirmek mümkün olabilir. Aynı durum, rüzgar gibi kesintili elektrik üretimi gerçekleştirebilen tesislere sahip olup da, günün 24 saati faal olmayı hedefl eyen oyuncular açısından da geçerli. Böylece elektrik ticaretini günün belirli saatleri yerine, tam gün yapabilmenin avantajları, mevcut RES portföyü sahiplerine çekici gelebilir. Bu arada, sektöre yeni girmek isteyenler açısından, küçük ölçekli bir HES’le işe başlamak akıl kârı olabilir. Böylesi bir tesisi işletmeye başlayarak sektöre giriş yapmak elektrik üretim ve ticareti alanında tecrübe kazanmak için iyi bir yol olarak görülebilir. Elinde çok büyük üretim portföyü bulunup da paçal maliyeti aşağıya çekebilmek amacıyla özellikle coğrafi kaynak dağılımına ihtiyacı olan büyük oyuncuların da özellikle belirli ölçeğin üzerindeki HES’leri devralmaya çalışmaları beklenebilir. Ekim ayında ihaleye çıkarılacak HES’lere bakıldığında, tek tek ya da gruplar halinde satılacak küçüklü büyüklü HES işletmelerinin bulunduğunu görüyoruz. Özelleştirilecek bu varlıklar içinde yukarıda saydığımız her türden istekli adaylarına hitap edebilecek santraller mevcut. Ancak seçim öncesi, belirsizliklerin arttığı, bir döneme denk gelmesi, isteklileri ne ölçüde caydırır o ayrı mesele. Ancak her şeye rağmen, bu ihalelerden olumlu sonuç alınabilir. Ne de olsa enerji sektörü günü birlik değil, uzun vadeli düşünülerek hareket edilen bir sektör. ■MELTEM GÜNDÜZ, Dünya, (3.9.2015)

ÖZELLEŞTİRME: ÖİB, TAŞINMAZ SATIŞINDA 10 YILIN REKORUNU KIRDI

ÖİB taşınmaz satışında son iki yıl çok hızlandı. Geçen yıl 3.6 milyarlık gelirle rekor kırdı. Son 2 yıl toplamı, bedel bazında 10 yıllık satış toplamından fazla.10 yılda bin 352 satış gerçekleştirerek toplamda 9 milyara yakın gelir sağladı.

Özelleştirme İdaresi Başkanlığı (ÖİB) aynı zamanda Türkiye’nin en büyük gayrimenkul satıcısı oldu. Kurumun internet sitesinde sürekli taşınmaz satışı ihalesi ilanı yer alıyor. Son 10 yılda 1352 taşınmaz satışı yapıldı ve bunlardan 9 milyar liraya yakın (3.7 milyar dolar) gelir sağladı. Daha yüzlerce taşınmaz satışı sırada bekliyor. Geçen yıl, ÖİB’nin taşınmaz satışı gelirinde rekor yılıydı. Kurum, 10 yıllık satış gelirinin yarısına yakın kısmını geçen yıl elde etti. Son 10 yılın toplam taşınmaz satışı geliri 3.7 milyar dolarken, bunun 1.5 milyar dolarlık kısmı (3.6 milyar TL) 2014’te gerçekleştirildi. Son iki yıl iyice hızlanmış gözüküyor. İki yılın toplamı bedel bazında 10 yıl toplamının yarısını geçiyor.

ÖİB, elektrik dağıtım, santraller, Milli Piyango gibi büyük varlık satışları yapıyor. Taşınmaz satışları 5 - 10’u hariç genellikle küçük satışlar olduğu için çok dikkat çekmiyor. Oysaki bunlardan sağlanan gelir toplamda 9 milyar lirayı buluyor. Dahası bu rakama Hilton, Efes, Çelik Palas gibi otel satışları dahil değil. Kurumun ‘taşınmaz’, ‘depo’, ‘bina’, ‘dükkan’ şeklinde kategorize ettiği satışlardan milyarlar geliyor. ÖİB, özellikle son yıllarda hem adet hem de bedel bazında Türkiye’nin en büyük gayrimenkul satıcısı konumuna gelmiş durumda.

Yıllık satışlar 60 adet düzeyinden 300’e dayandı

2005 ve 2006 gibi, büyük bedelli özelleştirmelerin gerçekleştirildiği dönemlerde taşınmaz satışı yıllık 60 adetleri zor buluyordu. Son iki yıldır 275 - 225 gibi yüksek adetlerde taşınmaz satışı yapıyor. Satışların özellikle 2007'den sonra yoğunlaştığı, 100 adet düzeyini geçtiği, 2013 itibariyle ise 200 adet düzeyini aştığı dikkat çekiyor. 2014 satışı adet bazında 2013’ün altında kalsa bile 2007’den sonra adetler genel olarak artış yönünde. Ayrıca 2014, 275 taşınmazın satıldığı 2013’ü, bedelde 3’e katlıyor.

Aynı durum satış gelirlerinde de dikkat çekiyor. Zirve yıl 2014! Geçen yıl ÖİB, 225 taşınmaz satışından 1.5 milyar dolar (3.6 milyar TL) gelir sağladı. Oysaki 2005 yılında taşınmaz geliri sadece 22.3 milyon dolar düzeyindeydi. 2006’da 87.9 milyon dolara çıktı.

Değerli taşınmaz satışları geçen yıl yoğunlaştı

Karayolları arsasının da (Zorlu Grubu, arsayı 800 milyon dolara almıştı) satıldığı 2007'de toplam rakam 987 milyon dolara çıktı. 2009, taşınmaz satışı bakımından 9.5 milyon dolarla en düşük gerçekleşmenin olduğu yıldı. Ancak 2009 sonrası taşınmaz satışı bedel olarak tempolu şekilde arttı. 2010’da 96.3, 2011'de 143.5, 2012 yılında 314.5, 2013’te 437, geçen yıl ise 1 milyar 512 milyon doları buldu. Buna göre ÖİB’nin 10 yıllık toplam taşınmaz satışının yarıya yakını geçen yıl gerçekleşmiş oldu.

ÖİB, geçen yıl, Maliye Hazinesi’ne ait arsayı Emlak Konut’a 482 milyon dolara, yine Maliye Hazinesi’ne ait 21 ayrı parseli Telemobil, Deri OSB ve Zirve İnşaat’a satarak toplamda 283 milyon dolarlık gelir sağladı. ADÜAŞ İstanbul taşınmazı Birleşik Gayrimenkul’e 258 milyon dolara satıldı. Yine İstanbul’da Karayolları ve eski Tekel’in gayrimenkullerini tasarruf eden Gayrimenkul AŞ’ye ait taşınmazlar 120 milyon dolara satıldı. ÖİB, geçen yıl ayrıca Gayrimenkul AŞ’ye ait Antalya’da 2 taşınmaz satışından 200 milyon dolar elde etti. Muğla’da bir taşınmazı 143 milyon dolara sattı. Ancak bedel bazında rekor hala Karayolları arsasının Zorlu’ya satışında. ■ İBRAHİM EKİNCİ, Dünya, (3.9.2015)

ALTIN, YATIRIMCISINA YÜZDE 20 KAZANDIRDI

Yıla 88 liradan başlayan gram altının fiyatı, ağustos sonunda 106 liraya çıkarak, yüzde 20 kâr oranıyla yatırımcısının yüzünü güldürdü.

Geçen yılın 8 aylık döneminde 83 liradan 89 liraya çıkarak gramında 6 lira kazandıran altın, bu yılın aynı döneminde ise 88 liradan 106 liraya yükselerek yatırımcısına gramında 18 lira kazandırdı.

Gram altın 2014 yılına 83 liradan başlarken, yıl içinde aralık ayında 81,6 lirayla en düşük seviyesini ve mart ayında 99,7 lirayla en yüksek seviyesini gördü. Geçen yılın ağustos ayını 89 liradan tamamlayan gram altın, böylece 8 aylık dönemde yatırımcısına sadece yüzde 7 kazandırmıştı.

ABD Merkez Bankası'nın (Fed) haziran ayında faiz artırımına gitmemesi ve eylülde de artışa başlayacağı ihtimalinin zayıflamasının yanı sıra küresel ekonomideki yavaşlama endişelerinin "güvenli liman" talebini artırması ve TL'deki değer kaybının etkisiyle altının gram fiyatı 24 Ağustos'ta 111 lira ile tarihinin en yüksek seviyesine ulaştı. Altının gram fiyatı en son 2011 yılının eylül ayında 110 doların hemen üzerini görmüştü. Böylelikle, 2015 yılına 88 liradan başlayan gram altın ağustos ayını 106 liradan tamamlayarak yılın 8 ayında yatırımcısına yüzde 20 kâr ettirdi. Bu oran gram altının geçen yılın aynı dönemine göre yatırımcısına 3 kat fazla kazandırdığını ortaya koydu.

"Altında yükseliş daha bitmedi"

Altın ve Para Piyasaları Uzmanı İslam Memiş, altının iç piyasalarda yatırımcılarının yüzünü güldürmeye devam ettiğini belirterek, "Altın fiyatlarındaki bu yükseliş bir süre daha devam edecek" dedi.

Gram altın-TL kurunun iç piyasalarda 95 TL iken küresel piyasalarda altının ons fiyatının dip seviyeleri test ettiğini aktaran Memiş, onsun 1.073 dolara düştüğünde herkesin beklentisinin 900 dolar olduğunu dile getirdi.

Memiş, vatandaşlara ve yatırımcılara 95 TL'den altın almak için son şanslarının olduğunu söylediğini anımsattı, Altındaki yükselişin daha bitmediğini vurgulayan Memiş, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Benim asıl direnç seviyem 115 TL ve devamında 120 TL. Ancak bu yükselişleri yıla yaydığımızda gerçekleşecek olan bir durum zaman zaman aşağı yönlü destek seviyeler test edilecektir. İlk destek seviyem 105 TL ve burayı ikinci kez test ediyor ancak üçüncü kez test ederse 100 TL'yi izleyeceğim. Kısa vadede özellikle seçimlere kadar kimse 100 TL'nin altında bir altın fiyatı beklemesin. Hem dolar kurunun değerlenecek olması hem onsun toparlanacak olması benim beklentimi destekliyor."

Altın yatırımcılarının yüklü miktarda kilo üzerinden altına yatırım yapanlar ve yastık altı birikimi yapan küçük yatırımcılar olarak ikiye ayırmak gerektiğini kaydeden Memiş, "Yüklü yatırımcının al-sat yaparak altından para kazanması çok zordur çünkü kısa vadede oynayarak para kazanmak zorundadır. Altın sabır isteyen bir emtia olduğu için aceleye gelmez hep ağır ve sağlam gider yoluna" diye konuşu.

Memiş, küçük yatırımcının uzun vadede kazandığına dikkati çekerek, "Küçük yatırımcı 100 TL'nin altındaki fiyatlara çok takılmıyor. Her düşüş onlar için maliyet açısından önemli katkı sağlıyor ve biriktirdikleri fiziki altınlar genelde çeyrek, Cumhuriyet, bilezik ve gram altınlardır. Fiziki olarak alırlar ve hemen bozdurmazlar" bilgisini verdi. ■ Dünya, (3.9.2015)

4.9.2015

PETROL, BOP: YENİ PAYLAŞIM SAVAŞININ ÖRGÜTLERİ


Akdeniz’de yaşanan mülteci dramını bütün dünyaya-nihayet- cansız bir çocuk bedeni anlattı. Bu kadar dramatik, dayanılmaz bir görüntü olması gerekiyor muydu bu büyük insanlık dramını anlatmak için; hayır tabii ki ama ne yazık ki, içinde bulunduğumuz durum buymuş. Akdeniz ve Ortadoğu’nun enerjinin ve ticaretin merkezi olması ticaret yollarının ve enerji kaynaklarının denetim altına alınması bugün yeni paylaşım savaşının temelini oluşturuyor. İşte mülteci dramı bu ekonomik paylaşım savaşının en katlanılmaz sonuçlarından birisidir. Bütün bu süreçte, Türkiye’nin Suriye politikasından, mülteci sorununa yaklaşımına kadar bütün tezlerinin ne denli yerinde olduğunu da bugün görüyoruz. Ayrıca yine bugün Batı’nın, tıpkı birinci ve ikinci paylaşım savaşlarında olduğu gibi, pazar ve enerji paylaşımı söz konusu olduğunda, insanlıktan nasıl çıktığını da görüyoruz. AB’nin yalnız ekonomisi iflas etmemiştir, bu dramla birlikte, varlık nedeni olarak gördüğü ve anlattığı bütün moral ve insani değerler de iflas etmiştir. Bu çerçevede bu yaşanılan konvansiyonel olmayan yeni bir paylaşım savaşıdır.

Acı bir ironi...

Akdeniz’de bu dram yaşanırken, masum çocukların cansız bedenleri kıyıya vururken, aynı günlerde, İtalyan enerji şirketi ENI Akdeniz’de Mısır karasularında “en büyük” doğalgaz yatağını bulduğunu açıkladı. Şirket yayınladığı bildiride, 100 km lık alandaki doğalgaz yatağının 850 milyar metreküp potansiyeli olabileceğini söyledi. ENI’nin açıkladığı bu rezervin dünyadaki en büyük doğal gaz rezervlerinden biri olabileceği ifade ediliyor.

Mısır petrol bakanlığı da bu keşfi doğruladı. Şüphesiz bu acı bir ironi. Ama çok şeyi anlatan, Akdeniz ve Ortadoğu’da şimdiye kadar olan ve ne yazık ki, bundan sonra da olacakları bize anlatan bir ironidir bu...

Doğu Akdeniz enerji kaynakları, önümüzdeki günlerde, bir politik sorun olarak gündeme taşınacak. ENI nin Mısır karasularında bulduğunu söylediği rezerv, Mısır’da darbeci Sisi yönetiminin kalıcı olması sağlandıktan sonra resmen açıklanmıştır. Oysa biliyoruz ki, bu doğalgaz rezervleri Mısır’da Mursi yönetimi zamanında da biliniyordu. Ayrıca Mursi yönetimi, darbeden hemen önce, Türkiye ile çok önemli ekonomik anlaşmalar yapmış ve Doğu Akdeniz’de doğalgaz arama ve Mısır eneri kaynaklarının Güney Gaz Koridoru ‘na bağlanması da gündeme gelmişti. Şimdi ENI’nin bulduğu en büyük doğalgaz rezervinin sırrı çok açık olarak ortaya çıkıyor. Bu sır, demokratik yollarla yönetime gelen ancak darbeyle yönetimden uzaklaştırılan Mursi’nin Türkiye ile tıpkı Kuzey Irak Kürt Yönetimi gibi enerji işbirliği anlaşmaları yapmasıdır şüphesiz. Çok ilginçtir ki, tam şu sıralar, Türkiye’de PKK oluşturduğu terörle istikrarı tehdit ediyor ama burada PKK’nın amaçlarından birisi de, Türkiye ile Barzani yönetiminin arasını açmaktır. Ancak Barzani bu kirli savaş propagandasının arkasındaki planı gördü ve PKK’nın Kürtlerin siyasi temsilcisi olmadığını ve PKK’nın silah bırakması gerektiğini söyledi. Kuzey Irak Kürt Yönetimi hem refah hem de siyasi meşruiyet için Türkiye ile işbirliği yapmak zorunda. Kürtlerin ticari olarak Batı’ya ve Akdeniz’e Türkiye dışında çıkışları yok.

Güvenli Bölge Kaçınılmaz...

Bu arada Türk ordusu koalisyon güçleri ile birlikte DEAŞ’a karşı operasyona başladı. Bu hiç şüphesiz birçok açıdan önemlidir ama insani olarak Suriye mültecileri için de çok önemli bir adımdır. Türkiye sınırı boyunca oluşturacak bir güvenli bölge bugün artık insani olarak da kaçınılmaz ihtiyaçtır. Ancak bölgeye barışın nihai olarak gelmesi için, bölge halklarının üstünde oturdukları enerji kaynaklarına sahip çıkmaları gerekir. Bundan dolayı Mısır, Kuzey Irak Kürt Yönetimi, Kıbrıs, Türkiye hem kendi topraklarında hem de Akdeniz’deki enerji kaynakları için karşı karşıya getirilmeye çalışılacaktır.

Avrupa, enerji ve Barış...

2030 yılında Eurozone ‘nun gaz tüketiminin tahmini olarak 760 milyar metreküpe dayanacağı sanılıyor. Bu da ithalata bağımlılığının yüzde 80’lere çıkacağını göstermekte. Kısaca söylersek AB ithalatta 240 milyar metreküplük bir artış söz konusu 2030’da. AB, bu enerji açığını ya Rusya’dan karşılayacak ya da Türkiye üzerinden GGK ile... Başka yol yoktur!

GGK’nun en önemli ve en hayati kısmı da TANAP projesi. GGK, Azerbaycan, Orta Asya, Orta Doğu ve Doğu Akdeniz gaz rezervlerinin Türkiye üzerinden Avrupa’ya taşınmasını gerçekleştirecek bir koridor. GGK, tam anlamıyla devreye girdiğinde bugün ağırlıkla olarak Rusya ve Almanya’nın denetlediği enerji tekeli kırılacaktır.
Bu aynı zamanda,

a) Enerji güvenliği -ki bu bölgede demokrasi, barış ve siyasi istikrar demektir.

b) Yeni enerji fiyatları -ki bu yalnız doğalgaz ve petrolde değil dünya ekonomik çevrimini belirleyen tüm emtia fiyatlarında tam buradan başlamak üzere bir normalleşme demektir.

c) Bölgenin barış içinde entegrasyonu -ki bu da, Balkanlar ve Doğu Avrupa’dan başlayıp Türkiye ve Gürcistan’dan geçerek Azerbaycan’a kadar varan yeni bir birleşik, barış hinterlandı demektir.

Bu açıdan şimdilerde Doğu Akdeniz’de ENI’nin bulduğunu iddia ettiği ve Mısır’da Sisi yönetiminin “bizim” diye doğruladığı doğalgaz rezervi GGK’na alternatif olamaz. Ancak Türkiye’yi istikrarsızlaştırmak isteyenlerin amacı Türkiye ‘siz bir GGK’nu devreye sokmaktır. Bu, GGK’nun ana damarı Azerbaycan kaynakları için olduğu kadar, Kuzey Irak’taki Kürt kaynakları için de geçerlidir. Ve şu günlerde yeniden teröre başvuran PKK’ye verilmiş bir görevdir de bu… Tıpkı DEAŞ gibi, tıpkı FETÖ gibi... Bu üç yapı, yeni paylaşım savaşının örgütüdür. Bu üç yapının tam şu sıralar savundukları siyasi çizgiye bakın, bizim yeni bir paylaşım savaşı dediğimiz ve yukarıda anlattığımız ekonomik ve siyasi gelişmelerde aynı olduğunu görürsünüz.
Ama yeni bir dünya, bütün bunlara rağmen, kuruluyor. ■ CEMİL ERTEM, Akşam, (4.9.2015)

ENFLASYONDAKİ ARTIŞ LİRADAKİ KAYIPLARDAN KAYNAKLANDI

Merkez Bankası, dün açıklanan enflasyon verilerindeki artışın, son dönemde liranın diğer para birimleri karşısındaki değer kayıplarından kaynaklandığını açıkladı.

Merkez Bankası'nın Ağustos'ta yüzde aylık bazda 0.4 artışla yüzde 7.14'e yükselen Tüketici fiyatları enflasyonuna ilişkin açıkladığı aylık fiyat gelişmeleri raporunda, "Bu dönemde tüketici fiyatları üzerinde Türk lirasındaki birikimli değer kaybının etkileri izlendi" denildi.

Aynı dönemde taze meyve ve sebze fiyatlarında son aylarda gözlenen düzeltme eğiliminin de "kesintiye uğradığı" vurgulanan raporda, "Kırmızı et fiyatlarındaki yükseliş eğiliminin sürmesi gıda ve yemek hizmetleri fiyatlarını olumsuz etkilemeye devam etti" saptaması yapıldı.

Buna karşılık, petrol fiyatlarındaki aşağı yönlü seyirle enerji grubunda yıllık enflasyonun gerilediği belirtilen Merkez Bankası raporunda, çekirdek enflasyon göstergelerinin bir miktar arttığı vurgulandı.
Raporda, "Mevsimsellikten arındırılmış göstergeler enflasyonun ana eğiliminin yavaşlamakla birlikte yüksek seyrini sürdürdüğüne işaret etti" denildi. ■ Cumhuriyet, (4.9.2015)

UÖŞ: ENERJİDE DEV BİRLEŞMEYE AB ONAYI

Avrupa Birliği (AB) Komisyonu, Shell'in BG'yi satın almasını onayladı.

AB Komisyonu'ndan yapılan açıklamada, dünyanın en büyük enerji şirketlerinden Shell'in, İngiliz petrol ve doğalgaz arama şirketi BG Group'u satın almasının onaylandığı bildirildi.

Satın almanın Shell'in petrol ve gaz aramaları, gaz sıvılaştırma ve LNG piyasalarındaki gücünü arttırmayacağı belirtilen açıklamada, Komisyon incelemesinin özellikle petrol ve gaz arama, doğalgaz arzı, sıvılaştırma ve LNG arzı gibi Shell ve BG gruplarının faaliyetlerinin çakıştığı alanlarda yapıldığına dikkat çekildi.

Açıklamada, Shell'in birleşme sonrasında bu alanlarda piyasa payının sınırlı kalacağı ve bu alanda faaliyet gösterecek başka güçlü firmalar olduğu kaydedildi.

Birleşmenin rekabet açısından kaygı yaratmadığının altı çizilen açıklamada, fiyatlarda bir değişim beklenmediği ve piyasanın rekabetçi olmaya devam edeceği ifade edildi.

Shell, BG Group'u satın almak için yaklaşık 70 milyar dolar önermişti.

Öte yandan, enerji piyasalarında Shell'in BG Group'u satın alması bu yıl içerisindeki en büyük şirket satın almalardan biri olarak değerlendiriliyor. ■ Cumhuriyet, (4.9.2015)

5.9.2015

BÖLÜCÜLÜK, MERİT, BOP: ALMANYA‘DAN PKK‘YA ÖZEL ÜRETİM!


Almanya’nın PKK’ya özel modern silahlar ürettiği ve bunları Hollanda’nın askeri kargo uçakları ile bölgeye sevk ettiği ortaya çıktı.

Türkiye’yi kana bulayan PKK’nın arkasındaki batılı güçler arasında sayılan Almanya, son olarak terör örgütü için aralarında ‘Bunkerfaust’ füzelerinin de bulunduğu son derece modern özel silahlar üreterek bunları Hollanda Kraliyet Hava Kuvvetleri’ne ait kargo uçakları ile bölgeye sevk etti.

ALMANYA’DAN ‘PKK’ MODEL ROKETATAR!

Sevkiyatın güvenliği için Hollanda uçaklarını kullanan Almanya, PKK’ya teslim ettiği silahların kod numaralarını da ordu envanterinin dışında tutmayı tercih etti. Buna rağmen silahların menşeini gizleme gereği duymayan Almanlar, Bunkerfaust (BKF) füzelerinin PKK’ya teslim edilen modellerinin başına ‘DM-32’ kod numarasını ekledi. Buradaki ‘DM’ ibaresi, ‘DeutschesMuster’ yani ‘Alman modeli’ anlamına geliyor.

‘DYNAMİT NOBEL DEFENCE’ ÜRETTİ!

Alman Dynamit Nobel Defence (DND) firmasının üretimi Bunkerfaust (BKF) füzeleri, federal hükümetin sıkı ihracat yönetmeliklerine tabi… Yine bu firmaya ürettirilen diğer silahlar ve bu silahların mühimmatlarını dünyada üretebilecek başka bir fabrika da bulunmuyor.

BUNUN HESABI VERİLMELİ!

Almanya’nın, bugün PKK teröristlerinin elinde olduğu teyit edilen silahlarıyla ilgili, geçtiğimiz yılın 15 Ekim’inde IŞİD bahanesiyle Peşmergeye gönderdiği sevkiyatın arkasına sığınabileceği sanılıyor. Her halükarda Almanya ve Peşmergenin uluslararası ve ikili anlaşmalar çerçevesinde durumdan birinci derecede sorumlu olacakları belirtiliyor.

İŞTE O LİSTE!

Almanya’nın bölgeye sevk ettiği silah ve mühimmatlar arasında son derece gelişmiş özel üretim, DM32 Bunkerfaust, Panzerfaust 3 (Pzf 3), Pzf 3 EX (DM10), Pzf 3 Alt Kaliber (DM18 / DM18A1), Pzf 3 UB (DM38), Pzf 3 UB-T (DM58), Pzf 3 (DM12 / DM12A1), Pzf 3-T (DM22), Pzf 3-BT, BKF (DM32) modelleri bulunuyor. ■ Akşam, (5.9.2015)

DOLAR 3 TL'YE YAKLAŞTI (DOLAR NE KADAR OLDU?)

Dolar/TL Çin kaynaklı küresel büyüme endişelerinin gelişmekte olan para birimleri üzerindeki baskısının yanı sıra iç siyasi ve ekonomik belirsizliklerin etkisiyle bu sabah 2.9983'e kadar yükselerek tarihi zirvesine yaklaştı. Dolar Türkiye piyasalarında hiç 3 TL'ye geçmedi.

Piyasalar bugün ABD'de açıklanacak olan tarım dışı istihdam verisine odaklanacak. Dün beklentilerin üzerindeki enflasyon verisi sonrası yönünü yukarı çeviren ve günü 2.98'in hemen altında tamamlayan dolar/TL saat 0841 itibarıyla 2.9910/2.9929 seviyesinde işlem gördü. Aynı saatte sepet bazında TL 3.1595/3.1618, euro/TL 3.3278/3.3308 seviyesindeydi. Bu verilere göre yıl başından bu yana TL'nin dolarkarşısındaki değer kaybı yüzde 22'yi buldu.

İSTİHDAM RAPORU BEKLENİYOR

HSBC Hazine Grup Başkanı Fatih Keresteci, "Ağustos ayı enflasyon rakamları hem nicelik hem de nitelik manasında olumsuz sinyaller verdi ve TCMB'nin para politikası duruşuna ilişkin piyasalarda var olan soru işaretleri dolar/TL kurunu 3.00 seviyesine itti. Bugün ABD'de açıklanacak istihdam raporu günün en önemli gündem maddesini teşkil ediyor" dedi. Gelişmekte olan ülkelerden Türkiye ile en çok karşılaştırılan Güney Afrika, Rusya ve Brezilya Çin'e gerçekleştirdiği ham petrol ve emtia ihracatı nedeniyle Çin kaynaklı endişelerden en çok etkilenen ülkelerin başında yer alıyor. Yavaşlayan büyümenin Çin'in petrol ve emtia taleplerini azaltması bekleniyor. ABD'de bugün TSİ 1530'da açıklanacak olan tarım dışı istihdam verisinin 10 yıl aranın ardından faiz artışına hazırlanan ABD Merkez Bankası'nın ilk adımını ne zaman atabileceğine ilişkin yol gösterici olması bekleniyor.

ÇİN VURGUSU

Bir bankanın döviz masası işlemcisi, "Asya piyasalarında bu sabah satış baskısı hakim. Henüz TL'de likidite tam olarak oluşmadı, ancak bir yükseliş eğilimi olduğu kesin ve bunun önemli bir bölümü yurtdışı kaynaklı. Türkiye aslında Çin kaynaklı bir sorundan hem emtia tarafında yaşanan düşüş, hem de ticari ilişkilerin zayıf olması nedeniyle en az etkilenen ülke olabilir. Ancak siyasi belirsizlik ve bu belirsizliğin ekonomiye etkileri nedeniyle biz de sanki Çin'e bir emtia ihracatçısı gibi bu krizden etkileniyoruz" dedi. Bankacı, TL'deki değer kaybının küresel piyasalardan kaynaklanmayan kısmının ancak siyasi gelişmeler netleşince ortadan kalkabileceğini, bugün için küresel piyasalarda gün içinde satış baskısının devam etmesi halinde 3.0020 seviyesindeki tarihi zirvenin aşılmasının olasılıklar dahilinde olduğunu da belirtti.

TCMB VE ENFLASYON

Bir diğer taraftan ise yükselen enflasyon ve TL'deki değer kaybına TCMB'nin nasıl bir tepki vereceği piyasada yakından takip ediliyor. Enflasyonda beklentilerin üzerinde artış ve yıl sonu tahminlerinin yukarı revize edilmesi ile birlikte Merkez Bankası'nın hem TL'deki değer kaybını hem de enflasyondaki yükselişi sınırlamak için ihtiyacı olduğu öngörülen faiz artışlarınıgeciktirmesi durumunda önümüzdeki dönemde "çok daha sert" faiz artışlara ihtiyacı olabileceği endişesi TL'yi dün baskılayan unsurlardan biri olmuştu.

Citi dün yayımladığı "Enflasyon: En iyi geride kaldı" başlıklı raporda yıl sonu enflasyon tahminini yüzde 8'den yüzde 8.5'e yükseltmiş ve TCMB'nin önümüzdeki dönemde bekle ve gör yaklaşımını koruyamayabileceğini belirtmişti. Raporda "Şuna inanıyoruz ki faiz artışını ertelemek ileride daha sert bir artış ihtiyacını gerekli kılabilir ki, bu acı deneyimi TCMB'nin alışılmışın dışında (para politikası) macerasında piyasalar en az iki kez yaşadı" görüşüne yer verilmişti.

Reuters'da Ağustos sonunda yer alan bir analizde de siyasi belirsizliğin sürmesi, erken seçim sonucunun mevcut siyasi tabloyu değiştirmeyebileceği endişelerinin yanı sıra artan güvenlik kaygılarıyla liranın dolar karşısında rekor düşük seviyeleri görmesi akıllara Ocak 2014'ü getirirken, faiz adımlarını ABD'ye endeksleyen Merkez Bankası Fed'i beklemeden sert faiz artırımına gitmek zorunda kalabileceğine dikkat çekilmişti.

SİYASET VE GÜVENLİK ENDİŞELERİ

1 Kasım'da yenilenecek seçim öncesi siyasi gelişmeler piyasanın ana gündem maddesi olmayı sürdürüyor. İç ve dış güvenlik endişelerinin arttığı, ABD'nin 10 yıl aranın ardından er ya da geç faiz artışlarına hazırlandığı ve TCMB'nin faiz tarafında bir adım atmak için Fed'i bekleyeceğine işaret ettiği bir dönemde yaşanacak tekrar seçim süreci ise siyasi belirsizlik nedeniyle TL'yi baskılayan ana unsurlar olarak ön plana çıkıyor.

TL haftanın ilk iki işlem gününde gelişmekte olan ülke para birimlerinden daha iyi bir performans göstermiş, analistler bu pozitif ayrışmaya neden olarak; Çin'in büyümesinin yavaşlayacağı endişelerinin diğer gelişmekte olan ülke para birimlerinde sert satışlara neden olmasına karşılık Türkiye'nin doğrudan ticaret ilişkisinin az olmasını ve kısa süre önce bir ihtimal olmaktan çıkan AKP'nin tek başına iktidara gelme olasılığının Konda anketi ile birlikte yeniden gündeme gelmesini göstermişti.

Bir diğer taraftan ise Irak'ta 18 Türk vatandaşının kaçırılması güvenlik endişelerini artırarak kurdaki yükselişte bir başka etken olmuştu.

Tahvil/bono piyasasında 10 yıllık gösterge olan 12 Mart 2025 itfalı tahvilde dün spot piyasada ortalama bileşik faiz yüzde 10.30, valörde son işlem yüzde 10.38 seviyesindeydi. İki yıllık gösterge olan 14 Haziran 2017 itfalı tahvilde ise dün spot piyasada ortalama bileşik faiz yüzde 11.10 seviyesinde gerçekleşirken valörde son işlem yüzde 11.11 oldu. ■ Hürriyet, (5.9.2015)

KRİZ: KÜRESEL EKONOMİNİN MOTORU ÇİN'E NE OLDU?

Çin ekonomisine dair endişeler, dün küresel piyasalarda doruk noktasına ulaştı ve Wall Street'ten Asya borsalarına kadar tüm piyasalarda büyük kayıplar yaşandı. Peki Çin'de başlayan şok dalgası nasıl oldu da tüm dünyayı etkisi altına alabildi?

Şangay borsası 2 günde yüzde 15'in üzerinde değer yitirdi.

Pazartesi günü küresel piyasalarda yaşanan satış dalgasından etkilenmeyen borsa kalmadı.

Asya'da kayıplar yüzde 5'leri aşarken, Çin'in Şangay borsasında düşüş yüzde 9'lara yaklaşarak tüm borsalara öncülük etti. Asya'da başlayan dalga Avrupa ve ABD'ye de yayıldı.

Londra ve Frankfurt borsalarında kayıplar yüzde 5'leri aşarken, ABD'de Dow Jones endeksi yüzde 6,5 değer kaybetti.

Sadece bir günlük satış dalgasıyla küresel hisse piyasalarında yüzlerce milyar dolarlık kayıp yaşandı.

Yaşanan çalkantılara Çin Merkez Bankası'ndan gelen yanıt ise faiz indirimi şeklinde oldu.

Peki Çin'de ne oldu da piyasalar dünya çapında büyük bir satış baskısı altında kaldı?

Çin ekonomisi uzun süredir 'küresel ekonominin lokomotifi' olarak anılıyordu.

Uluslararası Para Fonu (IMF), 2008 küresel krizine kadar yılda ortalama yüzde 10,5 büyüyen dünyanın bu en kalabalık ülkesinin 2014 itibarıyla ABD'den daha büyük bir ekonomi haline geldiğini duyurmuştu.

Çin'in milli geliri 2014'te 17,6 trilyon dolar ile ABD milli gelirini yüzde 1 oranında aştı. Ülke kişi başına düşen milli gelir konusunda hâlâ ABD'nin gerisinde bulunuyor.

Çin'in dünyanın en büyük ekonomisi haline gelmesi, ülkede yaşanan sorunların başta diğer Asya ülkeleri olmak üzere tüm dünyaya ihraç edilmesi anlamına geliyor.

Değişen büyüme modeli

Çin 2014'te 2,3 trilyon dolar ile bir kez daha dünyanın en çok ihracat yapan ülkesi olmuştu.

2008 küresel krizine kadar Çin ekonomisi, 1980'li yıllarda oluşturulan bir gelenekle ihracat odaklı büyümeye dayalıydı.

'Çin malı' kavramı tüm dünyada yer ederken, Dünya Bankası verilerine göre ülkenin milli gelirinin dörtte birini ihracat oluşturuyordu.

Yine Dünya Bankası verilerine göre 2014'te 2,3 trilyon dolar ihracat yapan Çin, küresel ihracatın yüzde 13'ünü gerçekleştirerek en yakın rakibi ABD'ye 700 milyar dolar fark atmıştı.

Ancak 2008 ekonomik krizinin ardından başta Avrupa Birliği ülkeleri olmak üzere gelişmiş ülkelerde büyümelerin yavaşlaması, Çin ihracatına olan talebi de azalttı.

Pekin için denklem basitti: İhracatta düşüş = Büyümede yavaşlama.

Çin ekonomi yönetiminin geliştirdiği çözüm ise büyümenin eksenini ihracat olarak korumakla birlikte, iç talebe ve yatırımlara daha fazla ağırlık vermek şeklinde oldu.

Yapılan düzenlemelerle Çin bankalarının daha fazla kredi kullandırması önündeki engeller bir bir kaldırıldı.

Özellikle yatırım harcamaları için finansman teşvik edildi ve 2008'de 4 yıl aradan sonra ilk kez tek hanelere gerileyen büyüme hızı, yeni yatırımların yüzde 50'ye varan hızda artmasıyla 2010'da tekrar yüzde 10,6'ya çıktı.

2010 yılı Çin'in çift hanelerde büyüdüğü son yıl olarak kayıtlara geçti.

Garanti Yatırım Direktörü Tufan Cömert bugün yatırımcılara gönderdiği piyasa notunda yatırımların artmasına karşın verimsiz olduğunu ve bu yatırımların ekonomiye dönüşünün olmadığını ifade ediyor.

Çin ekonomisi ve petrol denklemi

Çin'in dünyanın en büyük üretim merkezi haline gelmesinin doğal sonuçlarından birisi de, en büyük hammadde tüketicisi konumuna gelmesi oldu.

ABD'li yatırım bankası Bank of America-Merrill Lynch, bu yıl başında hazırladığı bir raporda Çin'in hangi emtia kaleminde küresel tüketimden ne kadar pay aldığını çıkarmıştı:

Çin ekonomisinin yavaşlamasıyla doğru orantılı olarak üretimin azalması ve hammadde ihtiyacının azalmasıyla birlikte dev bir oyuncu da küresel emtia piyasasındaki ağırlığını azaltmış oldu.

Çin etkisiyle oluşan talep açığı, petrolden bakıra, tüm emtia fiyatlarında gerilemeye yol açınca, Çin'in sorunları başka bir koldan daha ülke sınırları dışına taştı ve Rusya gibi petrol ihraç eden ülkelerin gelirleri azalıp ekonomileri zora girdi.

Sarsıntılar devam edecek mi?

Harvard Üniversitesi Ekonomi Profesörü Kenneth Rogoff: Çin ekonomisi kırılgan. Hem özel sektörün hem de bireylerin borç yükü çok fazla.

Pazartesi günü tüm piyasaları etkisi altına alan Çin faktörü, bugün en azından Avrupa borsalarında ya da ABD vadeli işlemlerinde hissedilmiyor.

Ancak uzmanlar, Çin sorununun bugünden yarına çözülemeyeceği görüşünde.

Harvard Üniversitesi Ekonomi Profesörü Kenneth Rogoff, dün Cambridge Üniversitesi'nde verdiği bir konferansta Çin'in fazlasıyla kırılgan olduğunu ve hem özel sektörün hem de bireylerin büyük bir borç yükü altında olduğunu ifade etti.

Çin'deki toplam borç oranlarının tespit edilmesi gölge bankacılık sistemi nedeniyle oldukça zor.

Ancak ABD merkezli denetim şirketi McKinsey, yılbaşında toplam borç oranının milli gelire oranının yüzde 282 olduğu tahminini yürütmüştü.

Rogoff'a göre, Çin'deki sorunların diğer gelişen ülkelere yayılması da kuvvetli bir ihtimal. Rogoff, "Rusya'nın hâlâ krize girmemiş olması bir mucize" diyor.

Garanti Yatırım'dan Tufan Cömert de piyasalardaki zorlu günlerin bitmediği görüşünde ve "Durumun kısa vadede çözülmesi zor" diyor. ■ Hürriyet, (5.9.2015)

6.9.2015

TARIM: AYÇİÇEK ÜRETİMİ BİTME NOKTASINDA


Türkiye tarım ülkesi olma özelliğinden hızla uzaklaşarak ürün ithal eden noktaya geldi. Son olarak ayçiçeğinde yaşanan rekolte düşüklüğü sonucu 3,7 milyon dolarlık ithalat yapıldı. Konu ile ilgili açıklama yapan CHP Bursa Milletvekili Orhan Sarıbal, "Ayçiçeği üretilebilecek toprakların yarısı kullanılıyor. AKP iktidarı döneminde ithal edilen 7 milyon ton ayçiçeğine 3,7 milyar dolar ödendi" dedi.

İTHALATA DAYALI POLİTİKA

Türkiye’nin bu yılki ayçiçek ithalatının yaklaşık yüzde 70'inin Moldova'dan, yüzde 20'sinin Bulgaristan'dan yapıldığını hatırlatan Bursa Milletvekili Orahan Sarıbal, “Son 13 yılda mazot ve gübre fiyatı, ayçiçeği fiyat artışından yüzde 100 civarında fazladır. Çiftçi bu rakamlarla yaşayamaz” dedi. Orhan Sarıbal "İthalat değil, üretim odaklı politikalar için öncelikle ÖTV ve KDV kaldırılmalı; diğer girdilerdeki (gübre, tarım ilacı gibi..) vergi yükü makul seviyelere çekilmelidir.Kooperatiflerin sürekliliği sağlanmalı, finansman bakımından desteklenmeli, depolama şartları iyileştirilmelidir" diyerek çözüm önerilerini sundu. ■ Birgün, (6.9.2015)

FED: DOLAR 3 TL'Yİ AŞTI

Dolar Türkiye piyasalarında ilk kez 3.00 TL'yi gördü ve 3.0010 TL'ye kadar çıkarak tarihi rekorunu kırdı. ABD'den gelen iyi istihdam verileri doların rekor kırmasına neden oldu.

ABD 'de işsizlik oranı yüzde 5.1 ile yedi buçuk yılın en düşük seviyelerinde çıkması gelişmekte olan ülkeler piyasasında doların hızla yükselişe geçmesine neden oldu. Dolar, Türkiye 'de 3 TL'yi aşarak tarihi rekorunu kırdı. ABD'de tarım dışı istihdamın Ağustos ayında 173,000 artarak beklentilerin altında büyümesi Fed'in bu ay faiz artırması olasılığının azaldığına işaret ederken, işsizlik oranı yüzde 5.1 ile yedi buçuk yılın en düşük seviyelerine geriledi ve maaşlar artış kaydetti. Reuters anketine katılan uzmanlar tarım dışı istihdamın 220,000 artmasını bekliyorlardı.

VERİM BULANIKLAŞABİLİR

Buna karşılık ABD'de Ağustos ayına ait istihdam rakamları istatistiklerin hazırlanma yöntemindeki bazı sorunlardan dolayı sonraki aylarda keskin şekilde yukarı yönlü güncellenebiliyor. Ekonomistler hükümetin mevsimsel değişiklikleri veriye daha iyi yansıtabilmek için kullandığı modelin okulların başladığı dönemde en doğru rakamları göstermeyebileceğine dikkat çekiyorlar. Uzmanlar ayrıca işverenlerin tipik olarak Ağustos ayında işsizlik anketini cevaplama oranlarının düşük olmasından dolayı verilerin bulanıklaşabildiğini belirtti.

SON BEŞ AYIN EN DÜŞÜK ARTIŞI

Saatlik kazançlardaki artış da yüzde 2.2 olarak gerçekleşerek bir yıl önceki seviyelerinin üzerine çıksa da ekonomistlerin "sağlıklı" olarak tanımladığı yüzde 3.5 oranının altında kaldı. Bazı analistler maaşlardaki artışın yavaş kalmasının nedeni olarak petrol sektöründeki maaşların düşmesini gösteriyor. ABD İmalat sektörü geçtiğimiz ay Ağustos'ta 2013'ten bu yana en çok istihdam kaybını yaşadı. Bu artış son beş ayın en düşük artışı olarak kayda geçti. Daha önce Temmuz ayı için 215,000 olarak açıklanan tarım dışı istihdam artışı 245,000'e revize edildi. ■ Radikal, (6.9.2015)

KAYNAK KULLANIMI: SAVURGANLIK: HER GÜN 5 MİLYON TANE EKMEK ÇÖPE GİDİYOR

Türkiye her gün 5 milyon tane ekmeği çöpe atıyor. Otellerde, yemekhanelerde ve lokantalarda yapılan ekmek israfına karşı bazı önlemler sunuldu.

Türkiye'de her gün yaklaşık 5 milyon adet ekmek çöpe atılıyor. Bu şekilde günlük 5 milyon, yıllık 1,8 milyar lirayı bulan bir servetin çöpe atıldığına dikkat çeken Yaşar Üniversitesi Meslek Yüksekokulu Gıda Teknolojisi Program Sorumlusu Dr. Eylem Ezgi Fadıloğlu, ekmek israfını önleyecek öneriler ve tarifler sundu.

Fadıloğlu, "Yapılan araştırmalar, her gün 5 milyon ekmeğin yüzde 51.4'ünün fırınlarda, yüzde 37.9'unun hanelerde, yüzde 10.7'sininse yemekhaneler, lokantalar ve otellerde israf edildiğini ortaya koymuştur." dedi.

İHTİYACINIZ KADAR ALIN

Ekmeğin evlerde çöpe atılmasının en önemli sebepleri arasında gereğinden fazla alınması, uygun şartlarda saklanmaması ve kalitesinin düşük olmasının yer aldığını belirten Dr. Fadıloğlu, "Her gün aynı miktarda ekmek satın almak yerine, yapacağınız yemek çeşidini gözönünde bulundurarak alın. Ekmeği fırından alırken aç karnınıza almayın. Kokusuna ve açlığınıza yenik düşerek gereğinden fazla alabilirsiniz. Ekmeği açıkta değil, poşet içerisinde saklayın. Ekmeği dilimleyerek tüketin. Toplu yemek tüketim yerlerindeki ekmek israfını önlemek için ekmek, dilimlenmiş olarak veya küçük ekmek olarak verilmeli, self servis tezgahlarında yemeklerden sonra yer almalıdır." önerisinde bulundu.

İZMİR'DE GÜNLÜK 250 BİN TANE EKMEK İSRAF EDİLİYOR

İzmir Fırıncılar Odası Başkanı Fikri Sırtı ise bugüne kadar ekmek israfını ölçmeye yönelik herhangi geniş katılımlı bir çalışmaları olmadığını ancak günlük 2,5 milyon ekmek üretilen şehirde, yalnızca fırınlara yüzde 3 ile 5 arasında iade geldiğini söyledi. Sırtı, "Bu, işin yalnızca fırınlarda olan boyutu. Buna fabrikalar, okullar gibi yerlerdeki yemekhaneler, hastaneler, lokantalar ve evde çöpe atılan ekmekleri eklersek, rakam yüzde 5-10 arasında. Bu da demek oluyor ki yalnızca İzmir'de, 125 bin ile 250 bin ekmek arasında bir israf rakamı karşımıza çıkıyor." dedi.

ÖNEMLİ OLAN BİLİNÇLENMEK

İzmir'de dış ilçeler dahil 450 ekmek fırını bulunduğunu, buna ruhsatsızlar, unlu mamuller üreten tesisler ve pastaneler de eklendiğinde 550-600 adet olduğunu ifade eden Oda Başkanı Sırtı, "Her zaman söylendiği gibi önemli olan bilinçlenmek. Herkes ihtiyacı olan kadar ekmek almalı.

Poşetli ekmek çok tartışıldı, belki katkı sağlar ancak çoğu fırının altyapısı buna uygun değil. Ayrıca ne kadar en kaliteli ürün kullanılsa da plastik olduğu için sağlığı tehdit eden unsurlar ortaya çıkabilir. Geç bayatlayan ekmekler de çözüm değil, çünkü bayatlamayı önlemek için içine katkı maddesi koyulması gerekiyor. Vatandaşlar doğal, sağlıklı ve katkısız ekmeği ihtiyaçları kadar almalı. İsrafı ancak böyle önleyebiliriz." diye konuştu.

ENERJİ VE PROTEİN KAYNAĞI

Sofraların vazgeçilmezi ekmek, aynı zamanda iyi bir karbonhidrat, protein ve posa kaynağıdır. Yetişkin kadın ve erkeğin günlük ortalama gereksinmeleri düşünüldüğünde 300 gr. ekmek, günlük alınması gereken enerjinin yüzde 30-36'sını ve proteinin yüzde 39-42'sini karşılar. Sağlık için tam buğday ekmeği tercih edilmelidir. Tam buğday unu, buğday taneciğini tamamen içeren undur ve buğdayın tabii yapısında bulunan birçok vitamini, minerali ve posayı dengeli olarak içerir. Rafine buğday unu ise işlenmiş olduğu için buğday taneciğinin bazı kısımlarını içermez.

HASTANE DE YAPILIR YURT DA

Ekmek israfının yıllık ekonomik boyutu yaklaşık 1,8 milyar TL'ye karşılık geliyor. Bu tutarla beş kişilik 84 bin aile bir yıl boyunca yoksulluk sınırında geçinebilir, 128 bin asgari ücretli kişi bir yıl boyunca geçinebilir veya 387 bin öğrenciye 12 ay boyunca aylık 280 TL burs verilebilir. Başka bir açıdan bakıldığında 100 yataklı 63 hastane, 16 derslikli 394 okul, 300 öğrenci kapasiteli 217 yurt, 433 kilometrelik bölünmüş yol gibi hizmetlerden herhangi biri yapılabilir. ■ Ortadoğu, (6.9.2015)
avatar
TRABZON61
.::Otağ Yetkilisi::.


.::Otağ Yetkilisi::.





Yaş Yaş : 34
Cinsiyet Cinsiyet : Erkek
Nerden Nerden : Trabzon
Lakap Lakap : ¤ۣۜ..¤ ¤ۣۜ..¤ ¤ۣۜ..¤ ¤ۣۜ..¤ ¤ۣۜ..¤
Doğum Tarihi Doğum Tarihi : 01/11/84
İletiler: İletiler: : 1325
Üyelik Tarihi Üyelik Tarihi : 12/04/09




Kullanıcı profilini gör http://ilteris.forum.st/

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

default Geri: Neler Oldu 19 Ağustos-12 Kasım 2015 / Prof. Dr. Cihan DURA

Mesaj tarafından TRABZON61 Bir Ptsi 9 Mayıs 2016 - 4:04

Neler Oldu 7-12 Eylül 2015 (Kriz, yabancı sermaye, RTE, bölücülük, Dolar, Çin, Borçlanma, ABD, birey/Kamu çatışması)

7.9.2015

KRİZ: KÜRESEL EKONOMİ 7 YIL ÖNCESİNE DÖNDÜ


Ali Koç, "Lehman Brothers'ın iflasının üzerinden 7 yıl geçmiş olmasına rağmen neredeyse yeniden aynı noktaya döndüğümüzü görmek üzücü" dedi

Koç Holding Yönetim Kurulu Üyesi ve B20 İstihdam Görev Gücü Koordinatör Başkanı Ali Koç, merkez bankalarının ve hükümetlerin gösterdiği yoğun gayretlere rağmen, finans piyasalarının hala hassas, ekonomik büyümenin cansız ve milyonlarca insanın işsiz olduğunu belirterek, "Lehman Brothers'ın iflasının üzerinden 7 yıl geçmiş olmasına rağmen neredeyse yeniden aynı noktaya döndüğümüzü görmek üzücü" dedi.

Koç, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) ev sahipliğinde ATO Congresium'da düzenlenen B20 Türkiye Konferansı'nın ikinci gününde gerçekleştirilen "İstihdam Trendleri ve Ekonomik Büyüme" oturumunda, G20'nin 21. yüzyılın sorunlarını ele alan tek platform olduğunu ifade etti.

Gazetelerde kalpleri derinden etkileyen kötü haberler gördüklerini dile getiren Koç, "Belki umudumuzu yitiriyoruz ama daha az umutlu olma lüksümüz yok. Daha fazla çalışkan ve azimli olmamız gerekiyor. Lehman Brothers'ın iflasının üzerinden 7 yıl geçmiş olmasına rağmen neredeyse yeniden aynı noktaya döndüğümüzü görmek üzücü" diye konuştu.

Koç, merkez bankalarının ve hükümetlerin gösterdiği yoğun gayretlere rağmen, finans piyasalarının hala hassas, ekonomik büyümenin cansız ve milyonlarca insanın işsiz olduğunu vurgulayarak, "Ekonomik büyüme yine bundan çok etkilenir durumda. Çok daha önemlisi milyonlarca insan istihdam piyasasının dışında. Aslında bizim yakıtımız umut. Aksi halde hayatta kalamayız. İstihdam çok önemli. Bu umudu canlı tutmak mecburiyetindeyiz" ifadelerini kullandı.

"Küresel ekonomik gelişmeler, hedefe ulaşmanın çok daha zor olacağını gösteriyor"

Ali Koç, dünya ekonomisindeki söz konusu problemleri çözmek üzere G20 liderlerinin geçen yıl Brisbane'de G20 ülkelerinin milli gelirini 2018'e kadar yüzde 2 daha artırmayı taahhüt ettiklerini anımsatarak, şöyle konuştu:

"Ancak 2015 yılı başından beri gerçekleşen küresel ekonomik gelişmeler bu hedefe ulaşmanın düşünüldüğünden çok daha zor olacağını gösteriyor. Bu yüzden, B20 olarak, yatırımı ve büyümeyi daha fazla istihdamın yaratılabileceği seviyelere taşımak için başka nelere ihtiyaç duyulduğunun tespiti üzerine çalıştık. 'Büyümeyi ve istihdamı nasıl artırabiliriz, daha fazla nasıl istihdam geliştirebiliriz?' konusuna odaklandık. Biz bunu yalnızca iş dünyası olarak ele almak istemedik. Çalışan dünyası da bu konuya katılsın istedik. Hepimiz aynı yolun yolcusuyuz. Birlikte düşünmek zorundayız."

Koç, çalışmalarının sonucunda G20 hükümet liderlerine hitaben bir ortak deklarasyon imzalanmasına karar verdiklerini anlatarak, şu bilgileri verdi:

"B20 ve L20 temsilcileri olarak bu deklarasyonda G20 hükümetlerini istihdamın güçlendirilmesi, büyümenin canlandırılması ve çalışma koşullarının iyileştirilmesi için G20'nin değişimi tetikleme ve küresel politika koordinatörü olma yolunda sahip olduğu tüm potansiyelini ortaya koymaya davet ettik. Bu yönde 5 konu üzerine vurgu yaptık. Bu konuların 4 tanesi hükümetlere sunduğumuz uygulanabilir öneriler oldu. Bu öneri başlıklarımız ise genç işsizliğinin kararlılıkla ele alınması, istihdamı teşvik eden makro-ekonomik politikaların izlenmesi, 2014 Brisbane Zirvesinde alınan, istihdamda cinsiyet farkını yüzde 25 azaltma hedefinin gerçekleştirilmesi, kayıtlı ekonominin özendirilmesi ve ILO 2015 Uluslararası Çalışma Konferansında kayıt dışı ekonomiyle mücadelede benimsenen yeni önerinin benimsenmesi."

Değindikleri beşinci konunun ise sosyal diyaloğa verdikleri önemi de yansıtacak şekilde, işveren ve işçi kuruluşlarına ekonomik ve sosyal politikaların şekillenmesinde etkin rol verilmesinin önemi olduğunu belirten Koç, "Sözlerimi G20-B20 çıktılarının devamlılığının sağlanması ve bu çıktıların izlenmesi yönündeki bir gözlemimi paylaşarak sonlandırmak istiyorum. Geçmiş yılların çalışma ve kazanımlarını bir sonraki dönem başkanlıklarına aktaran sistematik bir mekanizma halihazırda mevcut olmadığı için G20 Türkiye başkanlığı uygulama ve izlemeyi öncelikleri arasına aldı" değerlendirmesinde bulundu. ■ Dünya, (7.9.2015)

YABANCI SERMAYE, SICAK: YABANCI YARIM MİLYAR DOLARLIK HİSSE SATTI

Yabancı yatırımcılar ağustos ayında hisse senedi piyasasında 462.1 milyon dolar net satış yaptılar.

Yabancı yatırımcılar ağustos ayında hisse senedi piyasasında 462.1 milyon dolar net satış yaptılar.

Borsa İstanbul tarafından açıklanan verilere göre, yabancılar Ağustos ayında 5.61 milyar dolarlık satış işlemi gerçekleştirirken, 5.15 milyar dolarlık alım yaptı.

Oyak Yatırım'ın günlük raporunda Ağustos ayında en çok alınan hisselerin 14'er milyon dolar ile Ülker ve TAV Havalimanları Holding , 13 milyon dolarla da Tüpraş olduğu belirtildi.

En çok satılan hisseler arasında ise 118 milyon dolar ile Garanti Bankası , 68 milyon dolar ile Türk Hava Yolları ve 54 milyon dolar ile İş Bankası oldu. ■ Dünya, (7.9.2015)

RTE: ERDOĞAN İÇİN ‘VATANA İHANET’TEN SUÇ DUYURUSU

Ankara Barosu avukatlarından Veysel Kırıcı, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan hakkında, suç duyurusunda bulundu.

Ankara Barosu avukatlarından Veysel Kırıcı, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan hakkında, dün bir televizyon programında yaptığı açıklamalar nedeniyle ‘vatana ihanet’ iddiasıyla suç duyurusunda bulundu. Dilekçede, Erdoğan’ın, “400 vekili elde edebilecek sayıyı bir siyasi parti yakalasaydı, durum bugün çok farklı olurdu” şeklindeki sözleriyle, TCK’nın 302. maddesindeki “… devletin birliğini bozmak ve devletin bağımsızlığını zayıflatmak” suçunu işlediği öne sürülerek, yargılanması istendi.

ŞEHİT AİLELERİNE HAKARET

Avukat Veysel Kırıcı tarafından Ankara Başsavcılığına verilen suç duyurusu dilekçesinde, Anayasa’nın 103. maddesine göre TBMM’de Anayasa’ya bağlı kalacağına, üzerine aldığı görevini tarafsızlıkla yerine getirmek için bütün gücüyle çalışacağına namusu ve şerefi üzerine yemin etmesine karşın Erdoğan’ın, çeşitli zamanlarda yaptığı konuşmalarda da AKP için 400 milletvekili istediği belirtildi. Dilekçede, Erdoğan’ın ayrıca, dün yaptığı konuşmasında, “Bir baba ‘Benim beş evladım daha var. Bu vatan için beş evladımı da kendimle beraber feda etmeye hazırım” diyor. Bu babalar da var ama böyle karakteri bozuk olanlar da var” diyerek, şehit yakınlarına da hakaret ettiği kaydedildi.

TEHDİTVARİ İFADELER KULLANDI

TCK’nın 302. maddesinde “…devletin birliğini bozmak ve devletin bağımsızlığını zayıflatmak amacına yönelik elverişli bir fiil işleyen kimseye müebbet hapis cezası verileceğinin” ifade edildiği anlatılan dilekçede, Erdoğan’ın yargılanması talep edilerek, şöyle denildi:

“Onlarca şehit verdiğimiz bir saldırının hemen akabinde, bir siyasi parti için 400 milletvekili istemek, devletin birliğini bozmaya yönelik bir eylemdir. Şüpheli, Adalet ve Kalkınma Partisi 400 milletvekili çıkaramadığı takdirde terörün devam edeceği yönünde tehditvari ifadeler kullanmıştır. Cumhurbaşkanı olması sebebiyle tarafsız olması gereken şüpheli, bir siyasi parti için 400 milletvekili isteyerek Anayasayı da bir kez daha açıkça ihlal etmiştir. Şüphelinin yukarıda belirttiğimiz eylemleri ‘vatana ihanet’ kapsamındadır. Tüm bu nedenlerle; şüpheli Recep Tayyip Erdoğan’ın devletin birliğini bozması ve Anayasa’yı ihlal etmesi nedeniyle cezalandırılmasını talep etme zarureti hasıl olmuştur.” ■ Asuman ARANCA, Sözcü, (7.9.2015)

8.9.2015

BÖLÜCÜLÜK, BOP: TERÖRLE MÜCADELENİN YOLU


Yaşananlara en başından beri ne saray savaşı dedik, ne de vatan savaşı…

Zira ikisi de durumu tam açıklamıyordu. Tersine, meseleyi böyle koymak aynı cephede yer alması gereken kuvvetleri bile bölüyordu.

Bize göre mesele ikisi de değildi, “Beyaz Saray savaşı”ydı; çünkü gelişmeler ABD’nin “Basra’dan Doğru Akdeniz’e Kürt Koridoru” hedefi ve IŞİD stratejisiyle doğrudan ilgiliydi.

AKP’nin ya da PKK’nin bu yaşananlardan siyasi rant elde etme hevesleri, kuşkusuz önemliydi ama bu esasın yanında taliydi…

Tamam, Erdoğan‘ın Dağlıca’da terör saldırısı olduğu gece “400 milletvekili olsaydı, bunlar olmazdı” demesi ya da adamlarıyla Hürriyet’i basan AKP Milletvekili Abdurrahim Boynukalın‘ın “1 Kasım seçiminden ne sonuç çıkarsa çıksın Erdoğan’ı başkan yapacağız” demesi, siyasi hedefe işaret etmesi nedeniyle oldukça anlamlıydı ama asıl mesele bunun çok daha ötesindeydi.

Hatta diyebiliriz ki AKP ve PKK’nin siyasi hevesleri, “Beyaz Saray savaşı”nı daha da kolaylaştırıyordu.

Örneğin Erdoğan‘ın “başkan olma ihtirası” Türkiye’yi İncirlik Mutabakatı’na daha kolay mecbur etti. ÖrneğinErdoğan‘ın sultan olma hayali Türkiye’yi Suriye başta olmak üzere komşulara düşmanlıkta öne çıkardı ve ABD için yararlanılabilir hale getirdi.

IRAK’TAKİ YÖNTEM SURİYE’DE DE İZLENİYOR

Asıl mesele ABD Büyükelçisi John Bass‘ın ifadesiyle “Türkiye’yi geri dönülmez noktaya kadar ilerletmek” diye özetlediği ve “ne kadar gerekirse, İncirlikte o kadar kalacağız” diyerek işaret ettiği meseledir. Nasılsa ObamaIŞİD’le mücadele stratejisini 3 yıl diye açıklamış, Washington sonra bunu 5 yıla revize etmiş, en sonunda da Pentagon “gerçekçi olmak lazım, 10 yıl gerekir” demiştir.

Asıl mesele ABD’nin Suriye’yi parçalmak ve kuzeyinde bir koridor oluşturmak istemesidir.

Koridoru Türkiye’ye adım adım kabul ettirebilmenin deneyimine Irak’ta sahip olan ABD, benzer şablonu şimdi Suriye’de uygulamak istemektedir:

1) Koridor inşa edilecek alana saldırılmasının zeminini yarat.

ABD 25 yıl önce Irak’ın kuzeyinde Kürtleri kışkırtıp ayaklandırdı. Saddam Hüseyin kalkışmayı bastırmak için harekete geçtiğinde Kürtlere sırtını döndü.

ABD 25 yıl sonra Suriye’nin kuzeyinde IŞİD’in stratejik noktalara saldırmasına zemin yarattı.

2) Koridor inşa edilecek alana havadan koruma sağla.

ABD 25 yıl önce Irak’ın kuzeyi için 36. paraleli çekti ve üstünü Bağdat’a yasakladı.

ABD 25 yıl sonra Suriye’nin kuzeyinde havadan IŞİD’i vurdu ve boşalan yerleri PYD’ye emanet etti.

3) Koridor inşa edilecek alana İncirlik’ten kalkan ol.

ABD 25 yıl önce 36. paralelin üstüne İncirlik’ten kalkan uçaklarla kalkan oldu, Çekiç Güç’le o bölgenin adım adım Bağdat’tan kopmasını sağladı.

ABD 25 yıl sonra Suriye’nin kuzeyine yine İncirlik’ten kalkan olmak ve Çekiç Güç ile o bölgeyi Şam’dan kopartmak istiyor.

4) Koridor inşa edilecek alanı Türkiye’yi kabul ettir.

ABD 25 yıl önce Irak’taki koridoru yönetecek Barzani‘yi adım adım Türkiye’ye kabul ettirdi. Karşılığında zaman zaman PKK’yi vurmasına göz yumdu.

ABD 25 yıl sonra Suriye’deki koridoru yönetecek PYD’yi adım adım Türkiye’ye kabul ettirmeye çalışıyor. PKK’ye operasyonlara “Türkiye’nin hakkı” diyor ama PKK’nin Suriye kolu olan PYD’ye operasyona izin vermiyor.

5) Koridor inşa edilecek alanda PKK’yi büyüt.

ABD 25 yıl önce Irak’taki koridor ile aslında PKK’ye güvenli bölge sağlamış oldu ve büyümesinin koşullarını yarattı.

ABD 25 yıl sonra Suriye’nin kuzeyini de PKK’nin sıçrayarak büyüyeceği bir koridora dönüştürmeye çalışıyor.

Çünkü PKK ABD için stratejik bir araçtır ve Washington PKK’ye “asıl Irak ve Suriye koridorlarını birleştirme ve Türkiye’ye doğru genişletme aşamasında” ihtiyaç duyacaktır!

DOĞRU HATTI SAVUNMAK

Dolayısıla PKK’yi büyüten de, İncirlik’ten önünü açan da ABD’dir.

ABD’yle işbirliği yaparak PKK’yi tasfiye etmenin mümkün olmadığı geride kalan 30 yılda görülmüştür.

PKK bin yıl uğraşsa da TSK’yi yenemeyecektir ama ABD işbirliği altında Türkiye de bu terör sorununa kökten çözüm getiremeyecektir.

O nedenle meseleye “ya saray savaşı ya vatan savaşı” ikilemine sıkışmadan bakmalı ve doğrudan ABD emperyalizmini hedef alan bir mücadele hattı savunulmalıdır.

PKK’yle başarılı mücadele ancak içeride İncirlik Mutabakatı’nı yırtarak, dışarıda da Suriye’ye düşmanlığı bırakarak yapılır.

Esad‘ı devirme ve Suriye’de güvenli bölge kurma hedefleri PKK’ye yarar. ■ Mehmet Ali Güller, http://mehmetaliguller.com, (8.9.2015)

BÖLÜCÜLÜK, GEÇMİŞ ARAŞTIRMASI: GÜNAH KEÇİSİ BULUNDU; DEVLET!..

Kahpeler bildik kahpeliklerini yaptılar!..

Dağlıca'dan, acı eşiğimizin en yüksek olduğu noktadan vurdular...

Kahpece kurdukları tuzağın yönteminde ise en ufak bir değişiklik yok. Yıllardır yaptıklarının aynısı...

"Onca tecrübeye rağmen hâlâ bu bildik tuzaklara nasıl düşüyoruz"demeyeceğim. Cevabı ayan beyan ortada; terörle mücadelede deneyimli, birikimli askerlerimizin polislerimizin uğradıkları kıyım hâlâ hafızalarda çok taze. Bölgeden nasıl sürüldüklerini sorun Google'a, bakın kaç yüz tane haber bulacaksınız. Terör örgütü ile mücadele ettikleri için hâlâ bu ülkede paşalar yargılanıyor paşalar!.. Kahpelerin, adını duyduklarında it sürüsü gibi kaçtığı paşalar, hesap veriyor"neden PKK ile mücadele ettin. Teröriste kurşun sıktın" diye!..

AKP iktidarının özellikle son 3 yılında ekilen "PKK baldıran zehri tohum verdi, zakkum açtı"... Bölgeyi kan gölüne çevirdi. AKP ekti, PKK biçiyor. Hem de ne biçiyor!.. Bizim aslanlarımız Dağlıca'da toprağa düşerken ülkenin geçici-seçilmemiş vekil "Başbakan"ı AKP'nin atanmış genel başkanı Ahmet Davutoğlu, Konya'da Hollanda maçında 1 Kasım seçim çalışması yapıyor. Babası yeni şehit olmuş minicik yavrunun eline oyuncak tutuşturmuşlar tribünleri selamlıyorlar. Tezahürat yaptırıyorlar. Neyin tezahüratı bu Allah aşkına?.. Maç boyunca topu, golleri değil şehit yetiminden gözlerimi ayıramadım. Yavrucuk, Başbakan kılıklı adam gollerde yerinden hoplayıp zıplarken, tribünlere şov yaparken o hiç gülmüyordu. Belki yaşı biraz büyük olsa "Başbakan" olduğunu söyleyen adamın gömleğinden çeker sorardı; "Senin görevin beni buraya maça getirmek mi yoksa benim babamla birlikte maça gelmemi sağlamak mı" diye... İnanın bana!.. Henüz üstünden bu acı travmayı atlatamayan bir çocuğu maça götürme olayı Avrupa'da gerçekleşse adamı "insanlık suçu işlemekten" direkt yargı önüne çıkarırlar. Üstelik o çocuğa en az 1 yıl psikolojik tedavi uygularlar. Amaa!.. AKP zihniyeti bu; söz konusu saltanat ise gerisi teferruattır!..

Tüm bunlar olurken, Dağlıca'da hava muhalefeti nedeniyle yardımın gidemediği Mehmetçik hain tuzaklarda bir bir şehit oluyor. R. Erdoğan ise hâlâ 7 Haziran öncesinde yaptığı gibi "400 verin huzur gelsin"propagandası ile meşguldü. Havuzun beyaz camına 400 vekil hesabıyla çıkıyordu. Dağlıca'dan şehit haberleri gelmeye başladığı saatlerde aynanın karşısına geçip makyajını tazeliyordu güya.

Bakın tam bu noktada gözlerden kaçmaması hatta gözlerimizin içine sokulması gereken bir ayrıntıyı önünüze koyacağım. R.Erdoğan ne dedi havuz ekranında?.. Yalanlama, dün söylediklerini bugün inkâr etme temel karakterleri olduğu için havuzun yazılı basınından aynen alıyorum;

1- "Genelkurmay Başkanımızın izahatları hakikaten üzücü".

2- "Çözüm sürecini bunlar adeta Güneydoğu'da, kısmen Doğu'da kendileri için silah stoklama süreci olarak değerlendirdiler ve çok ciddi silah stoklaması yaptılar. Burada bu süreç içerisinde, güvenlik güçlerimiz tabii 'herhangi bir çatışmaya, şuna buna giremeyelim' dediler."

Gördüğünüz gibi; tüm sorumluluğu askere atma, işin içinden sıyrılma niyetinde. Tüm günahların sorumlusu Devlet ve TSK. Öyle mi?..

AKP, PKK ile silahlı mücadele istemiş TSK engel olmuş. Öyle mi?..

Herhalde, biz uzaydaydık, "çözüm süreci"ni TSK uygulamaya soktu. İmralı canisi ve Kandil ile de görüşen onlardı. Hatta Dolmabahçe mutabakatında da onların imzası vardı. Hatta ve hatta "çözüm sürecinde ne oluyor bitiyor hükümet bize bilgi vermiyor" diye avaz avaz bağıran eski Genelkurmay Başkanı Necdet Özel de yalan söylüyordu!..

Şimdi, Genelkurmay Başkanlığı'ndan; süreçte R. Erdoğan ve iktidara "aman ha çatışmaya girmeyelim"dediler mi demediler mi?.. Bir açıklama beklemek herhalde en doğal hakkımız.

Bir de, Dağlıca'daki son tuzakta PKK'lı kahpelerin yanında kimler vardı?.. Koalisyon güçlerinin gayri nizami bazı yapılanmalarının askerleri orada mıydı?.. Net ve teyitli bilgi varsa bu sorunun da acil cevap bulması lazım.

Şimdi, asla ve asla unutulmaması için yineleyerek devam edelim;

2011'den itibaren KCK operasyonlarını, 2013'ten itibaren de PKK operasyonlarını bu ülkede bitiren bizzat R. Erdoğan ve AKP iktidarıdır... Bunu unuttururcasına yine işin yönünü başka tarafa çevirmekle meşguller. Evet, PKK, 2004'lü yıllarda kurduğu KCK ile 2007'den itibaren büyük illerde ve ilçelerinde paralel devlet yapılanmasına geçti. Sözde PKK devletini kurmak için yoğun bir hain çalışma içine girdi. O dönemde devletin duyarlı birimlerinin çabası sonucunda 2011 yılına kadar PKK/KCK'nın canına okundu. Ancak hep saltanat hesabı yapan AKP, bunu tam da bitirilecekken engelledi. KCK operasyonlarının engellenmesinde, BDP'li belediye başkanlarının eline kelepçe takılarak tutuklanma görüntülerinin basına yansıması neden oluşturdu. O dönemde kelepçe emri Ankara'dan İçişleri Bakanlığı koltuğunda oturan Beşir Atalay'ın makamından verilse de bu durum polisin üzerine bırakıldı. Ve bu olayın ardından KCK operasyonlarında yetki, savcılık ve polisin elinden alındı. MİT'in eline geçti. MİT'in de KCK'ya operasyon yapmak yerine çözüm sürecinin başlatılmasının önünü açtığını biliyoruz. Mücadele yerine müzakere başlatıldı. Ve 2011'de savcılık/Emniyetten alınan KCK olayı MİT gölgesinde büyüdü... Serpildi... Bugünlere gelindi.

Artık, KCK her yerde var, istihbaratı var, halkın içinde, silahı var, propagandası var... Var oğlu var. O nedenle askere, polise pusu kolay oluyor!.. Onları tespit edecek Emniyet birimleri de darmadağın edildi. Terörle mücadele eden mahkemeyi boyladı, askerler kodeslere tıkıldı... KCK'nın açtığı alanda PKK, hain eylemlerini bir bir gerçekleştiriyor.

Bu satırları kaleme adlığım saatlerde (dün) Ankara'da hâlâ resmi bir açıklama yoktu.

"Tüm bu acı olaylar olurken SARAY-AKP ne yapıyordu dün" derseniz. Kısacık, "ikbal çalışması"yürütüyorlardı diyeceğim.

Detaya girip, aziz şehitlerimizin ruhlarına saygısızlık etmemek için bugünlük nokta koyacağım. ■ Ahmet Takan, Yeniçağ, (8.9.2015)

9.9.2015

YABANCI SERMAYE: TÜRK TÜTÜNÜNÜ İŞGAL EDEN 23 YABANCI ŞİRKET


Osmanlı Devleti, 27 Mayıs 1883’te Düyun-u Umumiye’ye teslim oldu. Reji İdaresine, yani Memalik-i Şahane Duhanları Müşterekül Menfaa Reji Şirketi’ne, devlet gelirinin en önemlisi olan tütün, tuz ve alkolün vergilerine 30 yıl boyunca el koyabilme yetkisi verildi.

Reji, alım fiyatını kendisi belirliyor, köylünün tütününe yok pahasına el koyuyordu. Köylü, Rejiden izinsiz kendi içeceği tütünü bile saklayamazdı. 3 kuruşa Rejiye sattığı tütüne, içmek için bile 10 kuruş ödemek zorundaydı. İzinsiz tütün ve tuz taşımanın cezası ölümdü. Reji, denetim için kolculuğu örgütlemişti.

1912’de Reji’ye son verilmek istenir. Ama Trablusgarp ve Balkan Savaşları sırasında 1 milyon 500 bin lira borç karşılığı, Reji idaresi 1914’ten başlayarak 14 yıl daha uzatılır.

Reji’ye 26 Şubat 1925’te Atatürk son verir. Ama Reji, 20 bin tütün üreticisini kolcular vasıtasıyla katletmiştir bile.

YENİDEN REJİ DÖNEMİ

Eli kanlı emperyalistlerin TEKEL’e yeniden sahip olmaları, DSP-MHP-ANAP ve AKP Hükümetlerinin adım adım planlarıyla sağlandı.

TEKEL’in 1995’te yüzde 82 olan pazar payı, 2005’te yüzde 33’e geriletilmiş, yüzde 42’si Philips Morris’in eline geçmişti. 2007’de de, pazara giren JTI yüzde 10, BAT’da yüzde 8 paya ulaştı.

TEKEL’den geri kalan, Adana, Ballıca, Bitlis, Malatya ve Tokat sigara fabrikalarının 2008 yılında BAT’a satılmasıyla ulusal pazar tümüyle yabancıların eline geçti. Satış için AKP’ye danışmanlık yapan, Amerikan firması Citigroup idi.

Diğer yandan, Türk tütününden destekleme alımı kaldırılmış, doğrudan gelir desteği ve kota başlatılmıştı. Böylece, 2002’de 405.882 olan üretici sayısı, 2014’te 65.000`e, tütün üretimi 159.521 tondan 68.000 tona gerilemişti. Yerli tütün kullanımı 2003’te yüzde 42.07 iken, 2014 yılında yüzde 15`e düştü, ithal tütün yüzde 85 ile pazara egemen oldu.

Kaçakçılık da patladı. 2002 yılında yakalanan 1.9 milyon paket iken, 2013 yılında 108 milyon pakete ulaştı.

Sadece milli sektörümüz pazardan çekilmemiş, yerli üretim çökertilmemişti, iç pazar emperyalist şirketlerin azgın rekabet alanı haline de getirildi. 2015 yılında tütün piyasamızda cirit atan yabancı şirket sayısı 23’e ulaştı. Bunlar şu şirketler:

- ABD’li Anadolu Tütün ve Kaituni Tobacco Industry

- Güney Koreli Kt&G Tütün

- Hollandalı Best-Bitlis Entegre, British American Tobacco, Dimon Jti, Philip Morris Sabancı ve Reytek

- İngiliz, European Tobacco ve Imperıal Tobacco

- İranlı Turkishtobacco

- İsveçli, Baykuş Tütün ve Min Tütün

- İsviçreli Birtab Tarım Ürünleri ve Socotab

- KKTC firması görünen Orient Tütün

- Suudi Arabistan’ın Alafdal Nargile Tütün

- Ürdün’ün Kardeşlik Nargile Tütün

- Vietnam’ın Mekong Gıda

- Yunanistan’ın Boromik Tütün, Karelia Tütün ve Rodop Tütün şirketleri

- Lübnan’ın Hatem Tütün şirketleri

76 YILLIK EMPERYALİST PLAN

Emperyalistlerin Reji’den beri kanlı iştahları kapanmamıştı. Sigara fabrikalarımızı alan BAT’ın Yönetim Kurulu Başkanı Jan de Plessis, 30 Nisan 2008’de Londra’da yaptığı bir konuşmada şöyle diyor: “Sabır ve uzun vadeli hedeflerden bahsederken, arşivlerimizden çıkan 1932 yılında yapılan bir Yönetim Kurulu tartışmasını bilmek isteyeceğinizi düşündüm. ‘Yıllık gideri 10 bin pound olan Türk Tütün Monopolisinin idaresini üstlenmeliyiz.’ Bence yaptığımız modern anlaşma daha iyi ve her ne kadar bazı şeyler daha pahalı olsa bile, kesinlikle 76 yıl beklemeye değer...” (Hürriyet- 02.05.2008)

Emperyalistler 76 yıl önce de emperyalist idi.

Hükümetlerimiz ise, 1925’i izlemek yerine, Düyun-u Umumiye yoluna sürdüler ülkeyi. ■ Mehmet Akkaya, Aydınlık, (9.9.2015)

BÖLÜCÜLÜK, PKK, GEÇMİŞ ARAŞTIRMASI: IĞDIR'DA 13 POLİS ŞEHİT OLDU, PKK SİLAH DEPOLARKEN AKP NE YAPIYORDU?

Dün Dağlıca'da 16 askerimiz PKK terör örgütü tarafından şehit edildi. Bugün de acı haber Iğdır'dan geldi. Tam 13 Polis yine PKK'nın bombalı saldırısı sonrası şehit oldu.

2 ayda terör örgütü PKK tarafından şehit edilen asker-polis sayısı 100'ü geçti...

Türkiye 30 yıldan bu yana terörle mücadele ediyor. Ama 30 yıllık sürecin hiçbir döneminde kısa sürede bu kadar şehit verilen başka bir dönem yok.

Peki PKK bu kadar nasıl güçlendi?

İstediği yerde, istediği anda bombaları nasıl patlatıyor?

Yüzlerce kiloluk patlayıcıları ne zaman ve nasıl yerleştirdi?

İstihbaratın hiç mi haberi olmuyor?

Oslo görüşmelerinin basına yansıyan ses kaydında bir MİT yönetici, PKK'lı yöneticilere "şehirleri nasıl bombalarla doldurduğunuzu biliyoruz" demişti.

Terör örgütü PKK dün Dağlıca'da, bugün Iğdır'da yüzlerce kiloluk bombalarla polisi, askeri şehit ediyor.

ÇÖZÜM SÜRECİNDE PKK GÜÇLENDİ

Dönüp dolaşıp aynı noktaya geliyoruz. Çözüm Süreci boyunca, "Aman süreç bozulmasın" diyerek askere, polise operasyon izninin verilmemesinin sonuçları bugün çok ağır oluyor.

Terör örgütü PKK, Çözüm Süreci boyunca güçlendi. Dağa, taşa her yere bomba koydu. AKP Hükümeti ise PKK'ya operasyon yapılmasına izin vermemesi, PKK'nın elini daha da güçlendirdi.

Ve bugün gelinen nokta....

Aslında 2 ayda 100'den fazla şehit verdiğimiz bu süreci en iyi anlatan sözler Devletin bir ve iki numaralı isimlerinden geldi.

Başbakan Davutoğlu geçtiğimiz günlerde yaptığı açıklamada PKK'nın Çözüm Süreci boyunca yığınak yaptığını söylerken, Cumhurbaşkanı Erdoğan ise PKK'nın Çözüm Süreci boyunca silah depoladığını söyledi...

Eee o zaman devleti yönetenler olarak siz ne yaptınız?

Neden onlar yığınak yaparken, silah depolarken operasyon yapmadınız?

Neden sizin bu yanlış kararlarınızın ceremesini bu milletin çocukları canını vererek ödüyor? ■ http://www.aktifhaber.com, (9.9.2015)

DOLAR: 3 TL’YE ÇIKAN DOLARDA YÜKSELİŞ SÜRECEK

Cuma günü 3 TL bandını aşan dolar kuru dün de güvenlik endişeleriyle yeni bir rekor kırdı. Yaşanan gelişmeler yüzünden TL üzerinde baskılar artarken uzmanlar dolarda yukarı gidişin süreceğini öngörüyor

Dolar/TL, küresel piyasalarda dolara olan talebin artmasıyla cuma günü 3 TL’yi aşarak tarihi zirveyi görmüştü. Yurt içindeki güvenlik endişeleri ve siyasi belirsizliğin
durumu da TL üzerindeki baskıları artırdı. Dolar kuru, pazartesi gece yarısı 3.0475 TL ile yeni tarihi zirveyi gördü. Avro/TL de 3.4032 ile 26 Ağustos’tan bu yana en yüksek seviyeye çıktı. ABD Merkez Bankası FED’in önümüzdeki hafta gerçekleştireceği Açık Piyasa Komitesi toplantısı öncesi uluslararası piyasalarda açıklanan verilerle yön bulan dolar kuru, Türkiye’de ise seçimlere giden süreçte yaşanan terör olayları ve artan gerilim sürecinden etkileniyor.

EYLÜL GÜÇLÜ OLASILIK

AA’ya değerlendirmelerde bulunan analistler, ABD’de istihdam verilerinin, FED’in Eylül’de ilk faiz artırımını gerçekleştirme planını gözden geçirmesi için yeterince zayıf olmadığını belirterek, bu durumun dolara olan talebin artmasını beraberinde getirdiğini kaydediyor.

Cuma günü 3’ün üzerinde kapanış gerçekleştiren dolar/TL’nin, bu seviyenin üzerinde kalıcı olması durumunda yükselişlerin ivme kazanabileceğine dikkati çeken analistler, bu hafta açıklanacak sanayi üretimi, cari açık ve 2. çeyrek büyüme verilerinin dolar/TL’nin yönü üzerinde etkili olabileceğini dile getiriyor.
Analistler, dolar/TL için yukarı yönlü hareketlerde 3.05-3.06 seviyesinin direnç olarak takip edilebileceğini aktararak, olası geri çekilmelerde 2.99’un destek konumunda bulunduğunu öngörüyor.

ARTIRMAZSA DA KÖTÜ

Para ve borsa piyasaları uzmanı ekonomist Atilla Yeşilada’nın başında olduğu İstanbulAnalytics Ekibi ise dün sabah yayımladığı haftalık raporunda “FED’in Eylül’de faiz artırmaması iyi haber değil. ABD’den güçlü veriler geldikçe Ekim ve Aralık masada kalacak, daha da kötüsü bir kez parasal sıkılaştırma başladıktan sonra temposunun daha önce hesap edilenden daha sert seyredeceği korkusu ile dolar endeksi yükselişe geçecek, gelişmekte olan piyasalardan para kaçışı hızlanacak’’ değerlendirmesine yer verildi.

MERKEZ FAİZ ARTIRIR

Daha hızlı sermaye kaçışıyla birlikte, TL’nin daha fazla baskı altında kalacağına işaret edilen raporda, şu görüşler dikkat çekti: “Bir noktada T.C. Merkez Bankası bu baskıya direnemeyip, basacak 300-500 baz puan faiz artışını, ama şu anda bunu yapacak yüreği yok. Dolayısı ile devalüasyon devam edecek. Devalüasyonun şirketlerin senede 170 milyar doları aşan F/X borç ödemelerini güçleştirmesi gibi çok kötü bir tarafı var, bence yakında özellikle enerji, tekstil, perakende ve inşaat şirketleri arasında işten çıkarmalar ve iflas/temerrütler başgösterip, burada çerçevesini çizdiğim ekonomik yıkıma katkıda bulunacak. Fakat daha da önemli bir yan etkisi var. Bu ülkede kimse MB’nin alın teriyle enflasyonla mücadele edeceğine inanmadığı için, devalüasyon anında enflasyona dönüşüyor. Cuma akşamı dolar/TL sihirli sınır olan 3.00’ü yukarı kırdı. Burdan geri gelir belki, ama küresel gelişmeler ve iç dinamiklerin olumsuzluğu yüzünden, yön hep yukarı doğru olacak.’’

BORSA DÜŞÜŞTE...

Diğer yandan özellikle politik belirsizlik ve Dağlıca saldırısıyla birlikte daha da artan güvenlik endişeleri hisse senetlerine satış getirdi. Dolardaki tırmanışın da etkilediği Borsa İstanbul Endeksi’ndeki düşüş yüzde 1.3’ü buldu. Borsa İstanbul Endeksi 72 bin puanın da altına geriledi. Piyasa faizleri ise yüzde 11.28 düzeyinde bulunuyor.

Geçen hafta açıklanan verilerde görüldüğü üzere reel efektif döviz kuru 95.09 puana geriledi. Bu seviye Türk Lirası’nın diğer paralar karşısındaki değerinin 2003 yılının da altına düşerek 2001’deki kriz yılı düzeyine indiğini gösterdi. ■ Aydınlık, (9.9.2015)

GEÇMİŞ ARAŞTIRMASI: O SİLAHLARI KİM STOKLATTI!

Tayyip Erdoğan hazretleri Dağlıca faciası sonrasında şöyle buyurdu:

- “Teröristler çözüm sürecinde silah stokladı.”

Söyleyin ne demek lazım bu itirafa?

Türk milleti adına soruyorum; Tayyip Erdoğan, PKK o silahları stoklarken bu devlet ile onu yönetenler neredeydi ve ne yapıyordu?

Mayınlar döşenir, pusular kurulurken bunlar neden izlenmedi ve engel olunmadı?

TSK, YAZILI OLARAK UYARMADI MI?

Barış süreci denilen şey yoksa PKK’ya silah depolatıp isyana hazırlamak mıydı?

Öyle değilse cevap arıyorum nedir bu tablo?

Aman sakın “PKK da Fethullah misali bizi kandırdı” demeyin, bu konuda yüzlerce kere uyarıldınız.

Bırakın diğerlerini, Türk Silahlı Kuvvetleri sizi MGK toplantılarının dışında belgelensin diye yazılı olarak uyarmadı mı?

Uyardı ise söyleyin sorumluluk kime aittir?

Bakın PKK, Doğu ve Güneydoğu’da silah depolarken Türkiye’de aynı zaman diliminde bunlar oluyordu:

Valiliklerden TC’ler indiriliyordu!

Türk bayrağıyla sokağa çıkanlar gözaltına alınıyordu.

Türk milliyetçiliği ayaklar altına alınıyordu.

APO İLE ANAYASA HAZIRLIYORDUNUZ

Oslo’daki mutabakat gereği PKK’nın sevmediği vali ve komutanlar görevden alınıp, TSK’dan hesap soruluyordu.

Apo ile yeni anayasa hazırlanıyordu!

Güneydoğu illerinin bazı valileri Öcalan’a saygılarını iletiyordu.

PKK’lı belediyelerin yemek fabrikası kurup dağa, teröriste sıcak yemek servisi yaptığını yazdım diye benim gibi gazeteciler mahkemelerde sürünüyordu.

Söyleyin, yalan mı bütün bunlar!

Değilse bir hukuk veya kanun devletinde bunun bir sorumluluğu yok mudur?

Kanunu geçtik, ahlak ve vicdan isyan etmez mi bu olanlara?

Artık sözün bin kere bittiği bir yerdeyiz.

Güneydoğuda yangın ve isyan var hâlâ işin tuluatındalar.

Yangını söndürmek ve isyanı bastırmak yerine seçimi düşünüyorlar. ■ Sabahattin Önkibar, Aydınlık, (9.9.2015)

10.9.2015

YABANCI SERMAYE, BANKALAR: BİR ÇİNLİ DEV DAHA TÜRKİYE YOLUNDA


7.7 trilyon liralık aktife sahip Bank Of China, Türkiye'de sıfırdan banka kurma konusunu görüşmek için bugün BDDK Başkanı ile buluşacak. Şirketin dünya çapında 300 binin üzerinde çalışanı var...

TÜRKİYE bankacılık sektörüne bir dev daha geliyor... Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) Başkanı Mehmet Ali Akben, bugün Bank of China ile görüşmeleri olduğunu belirterek, "Lisans alımı ile ilgileniyorlar. Görüşmenin Türkiye'ye ayırdıkları çok büyük kaynak olduğunu söylüyorlar" dedi.

YARDIMCISI GELİYOR

Bu görüşmenin Bank of China ile yapacakları ikinci görüşme olacağı bilgisini veren Akben, bankanın Başkan Yardımcısı ile görüşeceklerini kaydederek, "Görüşmenin Bank of China'nın Başkan Yardımcısı düzeyinde olması ve geniş bir ekip ile bu işe zaman ayırıp geliyor olmaları, işe çok ciddi baktıklarını zaten ortaya koyuyor" şeklinde konuştu. Bank of China'nın kendilerinden taleplerinin yeni bir banka kurma yönünde olduğunu bildiren Akben, başka Çinli grupların da kendilerinden Türkiye'de bankacılık yapmak için talepleri olduğunu vurgulayarak, bu grupların Türkiye pazarını iyi bulduklarını dile getirdi.

Tek başına bizim sektörü üçe katlıyor

FORBES dergisinin 'Dünyanın En Büyük Bankaları 2015' listesine göre, Bank Of China sahip olduğu aktiflere göre dünyada dördüncü sırada. Bankanın aktif toplamı 2.551 trilyon dolar yani diğer bir deyişle 7.653 trilyon lira civarında. Türkiye'deki bankacılık sektörünün toplam büyüklüğü ise 2.274 trilyon lira. Bankanın 2014 yılındaki net kârı da 27.7 milyar dolar (83.1 milyar lira) seviyesinde. (Türk bankalarının aynı dönemdeki net kârı 24.7 milyar lira) Çalışan sayısı da bankanın ne kadar büyük olduğunu ortaya koyuyor. Son verilere göre bankanın çalışan sayısı 304.267. Haziran 2015 itibarıyla Türkiye'deki bankalarda çalışan toplam kişi sayısı ise 201.891.

ICBC TEKSTiL'i ALDI

Geçtiğimiz aylarda da dünyanın en büyük bankası Çinli Industrial and Commercial Bank of China (ICBC), Tekstilbank'ın çoğunluk hissesini alarak Türkiye pazarına adım atmıştı.

Taksit sınırı görüşülecek

Akben, kredi kartına taksit sınırlamasının gevşetilmesi konusunu da Finansal İstikrar Komitesi'nde (FİK) görüşeceklerini anımsattı. Akben, "Bu konu yeni Bakanımızla henüz gündemimize gelmedi. Konunun altyapısını hazırlıyoruz, çalışmalarımızı yapıyoruz" dedi.

Körfez ilgisi devam eder

Türk bankacılık sektörünün halen güvenli bir seviyede olduğuna işaret eden Akben, bunun da yabancı yatırımcıların ilgisini çektiğini, bilhassa belirsizlik ortamı ortadan kalktığında Körfez tarafından sermaye akışının devam edeceğini düşündüklerini sözlerine ekledi.

'Katılım'a İran ilgisi

Katılım bankacılığı konusunda İran'ın talepleri olduğunu vurgulayan Akben, "Buradan birkaç grup ile görüşmemiz sürüyor. Biliyorsunuz ki İran ile ilgili BM kararları, birtakım ambargolar vardı. Eğer bu kısıtlamalar kalkarsa İran'ın da birtakım talepleri var" dedi. ■ Akşam, (10.9.2015)

ÇİN, KRİZ: ÇİN’İN GİDİŞATI İYİ DEĞİL

Piyasaları sarsan devalüasyonun etkisiyle Çin’in ihracatı piyasa beklentilerinin altına düşerken, ithalattaki daralma da beklentileri aştı. Çin ithalatındaki çöküş en fazla Asya borsalarını vurdu

Çin Gümrükler Genel İdaresi, Ağustos ayında dolar bazında ihracatın yüzde 5.5, ithalatın ise yüzde 13.8 daraldığını açıkladı. Böylece, Ağustos ayında 48.0 milyar dolar dolayına gerilemesi beklenen dış ticaret fazlası, ithalattaki büyük daralmanın etkisiyle yüzde 40 genişleyerek 60.24 milyar dolara yükseldi.

Ağustos’ta gerçekleştirdiği devalüasyonla küresel piyasalarda sarsıntıya yol açan Çin’in ithalatındaki daralma, iç tüketimdeki zayıflığın göstergesi olarak görülüyor. İç tüketimdeki bu zayıflığın üçüncü çeyreğe ilişkin toparlanma umutlarını söndürdüğü yorumları yapılıyor.

Son dönemde ekonomiye ilişkin endişelerin abartıldığını öne süren Çinli hükümet yetkilileri, büyüme motoru olarak yatırım ve ihracat yerine, iç tüketimin öne çıktığını savunuyordu. Gelişmeler üzerine Asya borsaları düşüşe geçti. ■ Yeni Mesaj, (10.9.2015)

BORÇLANMA, DIŞ, İÇ: KÜRESEL BORÇ KRİZİ

Ekonomistler, bilim ve siyaset adamları, ekonomide küresel bir krizin yaklaştığı konusunda hemfikirler. Ancak küresel krizin ne getireceğini, ne götüreceğini öngöremiyorlar. Çünkü küresel ekonomi kontrolden çıkmış, doludizgin bir uçuruma doğru yuvarlanıyor.

Neo-liberal uygulamalar, ekonominin kontrolünün devletlerden çıkmasına, ulus-üstü şirketlerin eline geçmesine neden olmuştur. Ne var ki, ulus-üstü şirketler de kontrolü tam olarak sağlayamadı. Tabiri caizse, onlar da ipin ucunu tutamadılar. Şimdi tüm dünyayı küresel kriz ve onun meydana getireceği istikrarsızlık ve belirsizlik korkusu sardı.

Kesin olarak bilinen ve görünen tek şey, katlanarak artan ve ödenecek boyutu çoktan aşmış olan borçların doğuracağı krizdir. Tarih boyunca borç krizleri, hem ekonomik, hem de siyasi değişimlere ve hatta devletlerin yıkılmasına yol açmıştır. Osmanlı Devleti’nin yıkılması bunun en bariz örneğidir. Osmanlı Devleti, tarihinde ilk defa Kırım Savaşı münasebetiyle yabancılardan borç aldı ve o borçlanma yıkılmasının temel faktörü oldu.

Günümüzde başta ABD olmak üzere birçok devlet borçlu, alacaklı ise az sayıda Yahudi sermayedarlardır. Düşünsenize, süper güç olarak tanımlanan bir devlet, yani ABD, borcunu ödemeyecek durumdadır. Bunu, ABD’li yetkililer bile dile getiriyorlar. ABD’nin Sayıştay Başkanı David Walker şöyle diyor: “ABD, büyük gelir-gider dengesizliği içindedir. Dev boyutlara ulaşan borçlar patlama noktasına gelmiştir.”

Boston Üniversitesi Ekonomi Bölüm Başkanı Prof. Laurence J. Kotlikof, “ABD’nin kesinlikle borçlarını ödeyemeyeceğini” belirtiyor ve ekliyor: “Birçok ülke ABD gibi borç batağında ve iflâsın eşiğindedir.” IMF eski baş ekonomisti Kenneth Rogoff, ABD’nin adını zikretmeden şöyle diyor: “Önümüzdeki yıllarda bazı ülkeler borçlarını ödeyemez duruma düşeceklerdir.”

ABD, borçlarını ödemeyeceğini düşündüğü ve plânladığı için olsa gerek, uluslararası hukuka “kabul edilemez borç” diye bir kavram sokmuştur. ABD’li ekonomist Karen Lissaker’e göre, birçok ülkenin borcu, -tabii ki ABD’ninki de- bu niteliktedir.

“Böyle bir şey olur mu?” demeyiniz, bal gibi olur. Batılı meşhur ekonomistlerden J. M. Keynes’e göre, borcun reddedilmesi de ödeme yöntemlerinden biridir. Nitekim birçok ülke, bu yönteme dayanarak borcunu reddetmiştir. Bunlardan biri de ABD’dir. ABD, 1830 ve 1870’de iki kere borcunu reddetmiştir. Dolayısıyla ABD borcunu ödemezse, bu, onun için ilk olmayacaktır.

“Bir Ekonomik Tetikçinin İtirafları” adlı kitabın yazarı John Perkins, borç krizinin üstesinden nasıl gelineceğini şöyle anlatıyor: “Ülkeler, IMF ve Dünya Bankası gibi kuruluşlara ‘borçlarımızı ödemiyoruz’ demeyi başardığı takdirde krizin üstesinden gelinir. Bunu Ekvator Başkanı Rafael Correa yapıyorsa, herkes yapabilir.” John Perkins’in, bu sözünden, ABD Başkanının bunu çok rahat yapabileceğini anlayabiliriz.

Yunanistan’da işbaşına gelen yeni hükümet, AB’nin patronu Almanya’ya böyle bir korku yaşattı. Yunanistan Başbakanı Çipras’ın “borcumuzu ödemiyoruz” diyerek, bir bombanın fitilini ateşleyeceği endişesi, AB ülkelerinde dalga dalga yayıldı. Ama ne yazık ki, Yunanistan Başbakanı Çipras, bu cesareti gösteremedi, direnemedi, hemen yelkenleri suya indirdi. Bunu yapabilseydi, borç batağında debelenen birçok AB ülkesi onu izleyecekti.

Bunun yapılmaması, ileride yapılmayacağı anlamına gelmez. Eninde sonunda küresel borç krizi patlak verecektir. O gün geldiğinde, küresel ekonominin, ülkelerin ve insanların hali ne olacaktır? İşte bunu ne bilen, ne de bir öneride bulunan var. Tek istisna Prof. Dr. Haydar Baş ve onun insanlığa armağan ettiği MEM’dir. ■ M. Hilmi Yıldırım, Yeni Mesaj, (10.9.2015)

11.9.2015

-

12.9.2015

ABD, EMPERYALİZM, BÖLÜCÜLÜK: HDP MECLİS’E GİREMEZSE ORTALIK KARIŞIR


Sözde “açılım”ın fikir babası CIA ajanı Henri Barkey, Türkiye için tehdit dolu açıklama yaptı. Barkey, “Ya seçimlerden aynı sonuç çıkacak ya da HDP Meclise giremeyecek ve şehirler havaya uçacak” dedi.

Sözde “açılım”ın fikir babası CIA ajanı Henri Barkey, İngiltere’nin önde gelen gazetelerinden Financial Times’a 1 Kasım seçimlerine ilişkin verdiği demeçte, ya seçimlerden aynı sonucun çıkacağını ya da HDP’nin Meclis’e giremeyeceğini belirterek, “Eğer HDP Meclis’e giremezse şehirler havaya uçacak” dedi. İhanet sürecini adım adım izleyip, bu konuda raporlar hazırlayan Barkey, gazeteye yaptığı açıklamada, “PKK’nın komutanları Kürt hareketinin liderliğini HDP’ye bırakmak istemiyor. Recep Tayyip Erdoğan da HDP’nin başarısını engellemek istiyor. Ama Erdoğan her halükarda bir kaybet-kaybet durumuyla karşı karşıya. Ya seçimlerden aynı sonuç çıkacak. Ya da HDP Meclise giremeyecek ve şehirler havaya uçacak” ifadelerini kullandı. CIA ajanı Henri Barkey, ABD’nin eski Ankara Büyükelçisi Morton Abramowitz’in isteği üzerine Haziran 1997’de AKP iktidarının “açılım” söylemi ile bire bir örtüşen (!) bir Kürt sorunu raporu hazırlamıştı. CIA Orta Doğu Şefi Graham Fuller’i de yanına alan Henri Barkey, raporda PKK’ya af getirilmesini ve siyasete girmesinin gerektiğini belirtiyor. Barkey imzalı raporda, bir de ABD’nin PKK sorunu için o dönemde cesur bir lider arayışında olunduğu belirtiliyor. İşte rapordaki o cümleler: “Asker açılımı destekliyor. Sivil politik liderler çok zayıflar ve Kürt sorununa girmeyi arzulamıyorlar. Türkiye’de bu sorunu askeri olmayan yöntemlerle çözme cesaretini gösterecek lider yoktur.” O raporun yazıldığı dönemde Recep Tayyip Erdoğan henüz iktidara gelmemişti. ■ Yeniçağ, (12.9.2015)

BİREY-KAMU ÇATIŞMASI: ARINÇ'IN ELEŞTİRİ SÖZLERİNE AKP'DEN İLK TEPKİ

Bülent Arınç’ın dünkü AK Partiye yönelik ağır eleştiriler içeren açıklamalarını AKP Sözcüsü Beşir Atalay yorumladı.

AKP kongresinin düzenlendiği Ankara Arena Spor Salonu’nda CNN Türk’e konuşan Atalay, Bülent Arınç’ın “AK Parti'nin kuruluşunda 'biz'dik, şimdi 'ben' olduk" şeklindeki sözleriyle ilgili konuştu.

Atalay, şunları söyledi:

- Her şeyi tolere ederiz kendi içimizde.

- Bülent Bey’in ifadelerini tartışmak istemem. Bülent Bey benim kardeş gibi bir arkadaşım.

- Üniversiteye başladığımda ilk tanıdığım kişilerden biri Bülent’tir. Sonra kader siyasette bir araya getirdi. Bülent Bey benim için bir değerdir.

- ‘Biz’den ‘bana’ kayış filan çok abartılı bir şey değildir. Siyasette müthiş bir rekabet vardır. Herkes ben yarış vardır.

- Siyaset kadar benleri körükleyen bir şey yoktur. Akademik alanda bürokraside bu kadar yoktur. Ama siyaset ‘ben’i öne çıkarır.

- Ortak akıl, benim tespitim, ilk zamanlar kadar devrede değil. ■http://www.internetajans.com, (12.9.2015)
avatar
TRABZON61
.::Otağ Yetkilisi::.


.::Otağ Yetkilisi::.





Yaş Yaş : 34
Cinsiyet Cinsiyet : Erkek
Nerden Nerden : Trabzon
Lakap Lakap : ¤ۣۜ..¤ ¤ۣۜ..¤ ¤ۣۜ..¤ ¤ۣۜ..¤ ¤ۣۜ..¤
Doğum Tarihi Doğum Tarihi : 01/11/84
İletiler: İletiler: : 1325
Üyelik Tarihi Üyelik Tarihi : 12/04/09




Kullanıcı profilini gör http://ilteris.forum.st/

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

default Geri: Neler Oldu 19 Ağustos-12 Kasım 2015 / Prof. Dr. Cihan DURA

Mesaj tarafından TRABZON61 Bir Ptsi 9 Mayıs 2016 - 4:05

Neler Oldu 25-30 Eylül 2015 (Devletçilik, faiz, yabancı sermaye, tarım, ABD, altın, kriz, FED, yabancıya toprak, borçlanma, yolsuzluk, Cemaat, UÖŞ...)

25.9.2015
EKONOMİ, GELİŞME, DEVLETÇİLİK, BÖLÜCÜLÜK: DOĞU’DA KALKINMANIN ÖNCÜSÜ KAMU OLACAK


‘Özel sektör gelmez. Kürt kökenli vatandaşlardan parası olana yatırım yap demek de hamasetten öte gitmez. TÜSİAD bölgede toplantı yapıyordu, hangi fabrikayı kurdu?’

Terörün kaynağını kurutmanın uzun vadeli önlemlerinden biri, Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da ekonomik önlemler ve işsizliğin çözümü. Kalkınma Ekonomisti ve Yazar Bartu Soral, “Tünelin Sonu Kriz” başlıklı kitabında bu konuyu irdeliyor. Soral, BM Kalkınma Programı Türkiye Müdürü olarak görev yaptığı dönemde de bölge ekonomisini özel olarak mercek altına almıştı. Soral konuya ilişkin sorularımızı yanıtladı.

‘KARARLI VE BÜTÜNCÜL BİÇİMDE’

| Doğu ve Güneydoğu Anadola’da ekonomik önlemler ve işsizliğin çözümü, terörün çözümüne katkı sağlar mı?

Doğu Anadolu bölgesinin üç temel sorunu var. 1) Terör 2) Sosyal ve kültürel haklar. 3) Ekonomik eksiklikler. Tek başına terörü çözmek sonuç vermiyor. Üç çözüm aynı anda çalışacak, bütüncül biçimde. Yıllarca sadece terörle mücadele denendi. PKK bitme noktasına geldi ama vatandaşın sorunu devam etti. Bölgeden kaçabilme imkanı olan göç etti; İstanbul’da daha kötü bir hayata razı oldu. Neden? Çünkü kendi topraklarında üretemedi, iş bulamadı. Daha önemlisi ortaçağa ait feodal aşiret düzeninden, şeyhten, ağadan, beyden, onun baskısından kaçtı. Devlet bu düzeni değiştirecek mekanizmaları devreye sokamadı.
Doğu Anadolu bölgemizin temel sorunu kapitalizm ile gelişen toplumsal ilişkilere sahip olmayışıdır. Orada yaşayan vatandaşın içinde bulunduğu düzen orta çağdan kalma feodal aşiret düzeni. İşsizlik çok yüksek. Teknolojiye dayalı üretim sıfır. Ancak dikkat edin, yoksulluk aynı oranda yaygın değil. Bunun sebebi kaçakçılık ve uyuşturucu gelirleri. İşte bu durum bile bölgenin nasıl bir karanlığa hapsedildiğini gösteriyor.
Gelelim kültürel ve kimlik sorunlarına.1990’ların sonuna kadar Kürt kimliği yok sayıldı, vatandaşa kendi dili konuşturulmadı. Bunlar gereksiz korkulardan doğan baskılardı. Sorunu çözemeyen devlet baskıyla işi götürmeye çalıştı. Ancak bugün bu durum ortadan kalktı. Herkes kendi dilini konuşuyor. Radyo, televizyon, gazete serbest. Kürtçe özel okul açıldı. Ama tabi talep olmayınca kapandı. Herkesin İngilizce öğrenmeye çalıştığı bir küresel düzende, ötesi zaten beklenemezdi.

‘ESAS KONU EKONOMİ’

| Devletin, bölge ekonomisine, terörün kaynağını kurutma perspektifiyle yaklaştığı söylenebilir mi? Devletin böyle bir planı var mı, var mıydı, ne zaman neden terk edildi?

Devlet olaya bütüncül bakmadı. İlk hata kamu atamalarında yapıldı. Bu sorunlu bölgeye en yetenekli, en donanımlı personel atanmalıydı, valisi, kaymakamı, memuru, askeri, polisi. Ama tam tersi oldu. Bölge kimsenin gitmek istemediği, sürgün diye görülen bir yer oldu. Diyarbakır Emniyet Müdürü Gaffar Okkan, kaliteli bir kamu görevlisiydi, şehrin emniyet personeli ile ilişkisini nasıl değiştirmişti!
Devlet PKK’nın doğuşu ile beraber kültürel ve kimlik sorunlarına, çözüme dayalı değil baskıya dayalı bir modelle yaklaştı. Öncesinde ise zaten ağayla, şeyhle götürüyordu işini.
Esas konu yani ekonomi ise ciddi hiç bir plan ve proje ortaya konmadan ele alındı. Sadece yol, alt yapı yaparak iyileştirmenin yeterli olacağı düşünüldü. Bu hataydı. Bu bölge sanayileşmeye sadece üretim ve gelir artışı için değil, esas feodal ve aşiretler tarafından güdülen toplumsal yapının değişmesi için ihtiyaç duyuyordu. Türkiye bu işi başaramadı.
Ben 2000’li yılların sonunda BM’de yöneticiyken Diyarbakır valisi Efkan Ala’ydı. Görüştük. Biz buraya artık devlet gelmesin, devleti istemiyoruz, özel sektörle kalkınacağız diyordu. Bölgenin gerçeklerinden haberi olmayan vali.
Bu bölgenin öncüsü kamu olacaktır; özel sektör gelmez. Bölgede yaşayan Kürt kökenli vatandaşlardan parası olana yatırım yap demek de hamasetten öte gitmez. Zaten sonuç ortada. TÜSİAD bölgede toplantı yapıyordu, ne oldu? Hangi fabrikayı kurdu?

‘PLAN KAĞIT ÜSTÜNDE KALDI’

| Doğu ve Güneydoğu Anadola’da ekonomik kalkınmanın önünde ne tür engeller var? Cumhuriyet yönetimi nasıl başardı? Neleri yaptı, neleri niçin yapamadı?

İkinci beş yıllık sanayi planının yatırım haritası var. Bölgeye kurulacak fabrikalar, faaliyet alanları saptanmış. Bunların hangi ulaşım yollarını kullanacağı da planlı bir biçimde hazırlanmış. Bazıları kurulmuş, bazıları başarılamamış. Ondan sonra yapılan planlar genelde kağıt üstünde kaldı. Sadece o bölgede değil.
AKP ise samimi davrandı! Planlamayı toptan kaldırdı! DPT’yi lağvetti. Zaten ben fabrika kurdum demekle bu iş olmuyor. Hangi ürünlerin hammaddesi bölgede üretilebilir, önce ürün deseni çıkacak. Sonra üretilecek hammadde ve fabrikalardan, işlendikten sonra çıkan nihai mal hangi pazarlara satılacak, bunlar planlanacak. Hangi pazara hangi taşıma yoluyla gidecek, maliyet ne olacak? Bu sorulara yanıtlar verildikten sonra iş başlar. Yani bütüncül bir kalkınma planı hazırlanacak, beraber uygulanacak, fabrika yapıyorsun, taşıma yok. O zaman o fabrika da boşa gider.
Bizde böyle atıl yatırım, harcama, israf çok. Yalnız şunun altını kalınca çizelim, Cumhuriyet’in en büyük başarısı eşit yurttaşlıktır. Bürokraside, özel sektörde, milletvekili, bakan, sanayici pek çok Kürt kökenli vatandaş var.

DEVLET FABRİKA KURARKEN NEDEN PAZARLIK YAPACAKMIŞ?

| “Çözüm Süreci”ne ilişkin eleştirilerinizi içeren bir kitabınız da daha önce yayımlanmıştı. AKP hükümetinin “çözüm” planı neye hizmet etmiştir?

Yaşanan sorunu çözmeye yönelik planlama yapmak, ortaya bir proje koymak şarttı. Ancak açılım süreci hiç bir zaman, bu sorunu çözmeye yönelik bir proje olmadı. Süreç PKK ile AKP yönetimi ve onların kontrolündeki bürokrasinin pazarlığından ibaretti. PKK bu pazarlığa elinde ağır silah ve bombalarla oturdu. 25 yıldır insan öldüren PKK ile, Öcalan’la neyin pazarlığını yapacaksın? PKK, bölge kalkınsın, sanayiler kurulsun, bölgede yaşayan insanlar çalışsın, kazansın, rahat etsin, bilimle, sanatla ilgilenir duruma mı gelsin diyor? PKK uyuşturucu parasından, aşiret liderliğinden vazgeçecek, modern bir toplumun kuruluşuna destek verecek öyle mi? Dağdaki teröristten Rönesans aydını çıkaracaksın yani. Bu ne saflıktır. Komik.
Bir de şu muhataplık konusu var. Devlet bir sorunu çözerken, fabrika kurarken neden onunla bununla pazarlık yapacakmış? Devlet kalkınma programı hazırlarken, daha modern, daha müreffeh bir ortam hazırlarken kimseyi muhatap almak zorunda değil ki.
Bölgenin sorunları belli, çözüm belli. Şimdi mecliste bulunan veya bulunmayan bütün muhalefet partilerinin bu sorunun çözümüne yönelik kapsamlı projelerini ortaya koyma zamanıdır. Halk çözümü istiyor ve destekliyor ama PKK’yı, onun destekçilerini, medyadaki şakşakçılarını desteklemiyor. ¦Z. Ruhsar Şenoğlu, Aydınlık, (25.9.2015)

FAİZ: PROF. ALTUĞ’DAN UYARI: FAİZE DOKUNMAYIN!

Politika faizinin %7.5’ta sabit tutulması, yerinde bir karar olarak görülüyor. Prof. Osman Altuğ, “MB, faizi artırırsa bankaların maliyeti artacak, bu da ister istemez dolara yansıyacak” diyor

Merkez Bankası’nın (MB) faizle ilgili son kararı, olumlu bulundu. Marmara Üniversitesi İdari ve İktisadi Bilimler Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Osman Altuğ, Merkez Bankası’nın beklentiler doğrultusunda politika faizini 7 buçukta sabit tutmasını, yerinde bir karar olarak değerlendirdi. Osman Altuğ, “Faizlerin indirilmesi, bankaların faiz maliyetlerini aşağıya düşüren bir operasyondur. Faizlerin yukarı çekilmesi de onların maliyetlerini arttırıcı bir unsurdur. Merkez Bankası faizleri arttırırsa; bankaların maliyetleri artacak. Bu da ister istemez dolara yansıyacak. Dolara yansıyınca da dolar fiyatları daha da yükselecek. O nedenle Merkez Bankası’nın bana göre faize müdahale etmemesi bugünkü ortamda doğrudur” dedi.

Etkiler nasıl olur?

Prof. Osman Altuğ, Merkez Bankası’nın faizleri yükseltmesi veya indirmesinin etkilerini şöyle anlattı:
“Zaten faizlerin değişmemesi lazımdı. Merkez Bankası’nın faizleri yükseltmesi veya indirmesi neyi etkiler? Merkez Bankası sadece bankalara kredi açabilir. Dolayısıyla bankalara verdiği borç paranın faizini indirdi veya yükseltti. Bankalara faizi indirirse, Merkez Bankası’nın şu anda yüzde 7 buçuk civarında uygulaması var. Bunu yüzde 5’e indirirse bankaları yüzde 5’ten fonlamış olacak. Bankalar yüzde 5’ten aldıkları bu parayı yüzde 12’yle devlete satacaklar. Bundan daha ala bir şey olabilir mi?”

Alacak TL, borç dolar

Faizlerin indirilmesinin bankaların faiz maliyetlerini aşağıya düşüren bir operasyon olduğunu anlatan Osman Altuğ, faizlerin yukarı çekilmesinin de onların maliyetlerini arttırıcı bir unsur olduğunu söyledi. Osman Altuğ, “O nedenle Merkez Bankası’nın bana göre faize müdahale etmemesi bugünkü ortamda doğrudur. Merkez Bankası faizleri arttırırsa bankaların maliyetleri artacak, bu da ister istemez dolara yansıyacak. Dolara yansıyınca da dolar fiyatları daha da yükselecek. Çünkü bankaların dolara ihtiyacı var. Bankalar yurtdışına dolar cinsinden borçlandılar. Türk lirası cinsinden devlete ve tüketiciye sattılar. Alacakları Türk lirası, borçları dolar” diye konuştu.

Amerika’dan 22 kat daha fazla faiz veriyoruz

Yanlış ekonomi politikası uyguladığımızı her defasında dile getirdiğini ifade eden Osman Altuğ, Türkiye’nin ithalat cennetine çevrildiğini kaydetti. Prof. Dr. Osman Altuğ, üretmeden tüketmenin ekonomiyi batırdığını ve gelecek nesilleri fakirleştirdiğini belirterek sözlerini şöyle sürdürdü:
“Düşük kur yüksek faiz nedeniyle Türkiye ithal malı cennetine dönüştü. Kurlar düşük olduğu için ithal mallar Türk tüketicisine daha ucuza gelmeye başladı. Borçlarımız arttı. Aldığımız parayı tüketimde kullandık. Borçlarımızı da ödememiz gerekiyor. Biz değil gelecek nesiller ödesin diye, çocuklarımıza kazık atıyoruz. Sürekli olarak fiyatlarda değişme var. Bu da arz baskısıdır. Üretimimiz az, talep yüksek fiyatlar yükseliyor. Tüketim mallarını ithal ederken dolar kullanıyoruz. Merkez Bankası’nın inmesi veya çıkması doları etkiliyor. Dolar yüksek olursa ithal malların fiyatları yükseliyor. Üreticiye kredi açmadığımız için üretim maliyetlerinin içindeki finansman gücü maalesef zaten banka kaynaklarından değil tefeciden, bankerden temin ediliyor. Amerika’dan 22 kat daha fazla faiz veriyoruz. Bu sebeple Merkez Bankasının şu anda aldığı kararı yerinde görüyorum.” ¦ Hanife Açıkalın, Yeniçağ, (25.9.2015)

[b]26.9.2015
YABANCI SERMAYE: ÜLKER'DEN DEV SATIŞ, KOLA TURKA'NIN YENİ SAHİBİ


Bünyesinde Ülker'i de barındıran Yıldız Holding, Della Gıda, Bahar Su ve İlk Mevsim Meyve Suları’nın yüzde 90 hissesini Japon içecek şirketi DyDo DRINCO’ya satma kararı aldı.

Murat Ülker'in Yönetim Kurulu Başkanlığı'nı yaptığı Yıldız Holding, ana işi olan atıştırmalık kategorisine odaklanma çalışmaları kapsamında, içecek şirketleri Della Gıda, Bahar Su ve İlk Mevsim Meyve Suları’nın yüzde 90 hissesini Japon içecek şirketi DyDo DRINCO’ya satmaya karar verdiğini açıkladı.

Geçtiğimiz yıl Kasım ayında United Biscuits’i satın alarak dünyanın 3. büyük bisküvi şirketi olan Yıldız Holding, ana işi atıştırmalık kategorisine yönelik odaklanma çalışmalarına devam ediyor. Yeniden yapılanma kapsamında, Yıldız Holding’in içecek şirketleri Della Gıda, Bahar Su ve İlk Mevsim Mevye Suları’nın yüzde 90 hissesinin, 335 milyon TL karşılığında Japon içecek şirketi DyDo DRINCO’a satılmasına karar verildi.

Hisse devri sonrasında şirketler Türkiye operasyonlarını sürdürecek. Cola Turka, Çamlıca, Saka Su, Sunny, Maltana, Eskipazar, Flores ve Link markaları ise DyDo DRINCO çatısı altında tüketicileri ile buluşmaya devam edecek.

DyDo DRINCO KİMDİR?

1975 yılında kurulan Japonya merkezli içecek üreticisi DyDo DRINCO, Japonya içecek pazarının en önemli oyuncularından biri. Otomat ülkesi olarak bilinen Japonya’da 280.0000’in üzerinde otomatı kapsayan dev satış ağı ile tüketicilere alkolsüz içecek çeşitleri sunan şirket, bu alanda üçüncü sırada yer alıyor. DyDO DRINCO bünyesinde Daido Pharmaceutical Corporation isimli, Japon pazarının bir numaralı içecek üretici şirketi ile, Tarami Corporation isimli sektör lideri kuru meyve reçeli/tatlı üreticisi bulunuyor. Bu grup şirketlerine ait ürünlerin ise, otomatlar aracılığı ile satışı yapılıyor. ¦ Bugün, (26.9.2015)

TARIM ÜLKESİ TÜRKİYE TARIMA SERVET ÖDEDİ

Tarımda uygulanan yanlış politikalar çiftçiyi üretime küstürürken, Türkiye’yi dışa bağımlı hale getirdi. Son 3 yılda Türkiye, sadece buğday, mısır, yağlı tohum, pamuk ve soyaya 58 milyar 500 milyon dolar para ödedi.

Türkiye’de tarımın geldiği içler acısı hal, rakamlarla kendini göstermeye başladı. Tarım ülkesi diye adlandırılan Türkiye, kendi topraklarında bolca yetiştirilebilecek ürünleri bile ithal eder duruma düştü.

Son 13 yılda uygulanan yanlış tarım politikaları yüzünden Türkiye, tarımda dışa bağımlı hale geldi. Buğday, mısır, pamuk ve soya gibi ürünlerin üretim üssü olmasına rağmen, üretici desteklenmeyince, 3 yılda bu ürünlere servet ödedik. Sadece son üç yılda buğday, mısır, yağlı tohum, pamuk ve soya ithalatı için devletin kasasından 58,5 milyar dolar çıktı.

Buğdaya 10 milyar dolar

Türkiye Ziraat Mühendisleri Odası (ZMO) Başkanı Özden Güngör, Türkiye’nin tarım ithalat raporuyla ilgili önemli verileri, BUGÜN Gazetesi’yle paylaştı. Türkiye’nin 2012-2015 döneminde 10 milyar dolarlık buğday ithal ettiğini açıklayan ZMO Başkanı Güngör, aynı dönemde mısıra 3 milyar dolar, yağlı tohuma 25,5 milyar dolar, pamuğa 14 milyar dolar, soyaya ise 6 milyar dolar ödendiğini bildirdi. 2003-2015 döneminde tarımsal destekleme bütçesinin toplamda 61 milyar lira olduğuna dikkat çeken Güngör, aynı dönemde tarım ve gıda ithalatına 270 milyar lira ödendiğini kaydetti. Güngör, “Dünyada, kendi üreticisine ayırdığı paranın 4,5 katını yabancı ülkelere savuran başka bir ülke yoktur” diye sitem etti.

Üretim liderliğinden ithal liderliğine

Türkiye’nin baklagillerin gen merkezi olduğunu dile getiren Güngör, dünyanın baklagillerdeki lider ülkesi olan Türkiye’nin son 3 yılda Hindistan’dan sonra en büyük ikinci ithalatçı ülkesi konumuna düştüğünü vurguladı.

Güngör konuşmasına şöyle devam etti: “Mısır, Etiyopya, Bangladeş, Çin’den kuru fasulye, Kanada’dan nohut ve yeşil mercimek, ABD, Ukrayna ve Kanada’dan bezelye ithal ettik. İstenilse bu ürünlerin hepsi Türkiye’de bolca yetişir, ama çiftçi desteklenmediği için tarımda üretim durdu.”

Mazota ödenen vergi 9 milyardan fazla

Türkiye’de tarım sektöründe çiftçinin 4 milyon ton mazot kullandığını ifade eden ZMO Başkanı Güngör, çiftçinin bir litre mazot için devlete 2 lira 28 kuruş ödediğini, dolayısıyla üretim için mazot kullanan çiftçinin devlete yılda 9 milyar 120 milyon lira vergi ödediğini açıkladı. Tarım ürünlerini ucuza üretmek için bu tür vergilerin kaldırılması gerektiğini anlatan Güngör, bu desteklerin verilmediği sürece devletin daha büyük gelir kaybı yaşayacağına dikkat çekti.

7 ayda rekor pamuk ithali

İstanbul Tekstil ve Konfeksiyon İhracatçıları Birliği (İTHİB) Başkanı İsmail Gülle, 2015 yılı ilk 7 ayı itibariyle Türkiye’nin 767 milyon dolarlık pamuk ithal ettiğini açıkladı. Pamukta dışa bağımlılıktan kurtulmak için 5 yıllık pamuk üretimi planlarının yapılması gerektiğini vurgulayan İsmail Gülle, ayrıca yerli pamuk kullanan sanayicinin de teşvik edilmesi gerektiğini dile getirdi. Gülle pamukla ilgili çeşitli girişimler yapılmasına rağmen sektörün taleplerinin karşılanmadığını kaydetti. ¦ Sümeyra KIRCA, Bugün, (26.9.2015)

27.9.2015
GEÇMİŞ ARAŞTIRMASI: BORDUM'DA SELİN FATURASI BÜYÜK


Vali Çiçek, ziyaret için geldiği Fethiye'de, 22 Eylül'de Bodrum'da yaşanan sel baskınına ilişkin yaptığı açıklamada, olay günü tüm ilgililerle araç ve gereçleri Bodrum'a seferber ettiklerini belirtti.

Bayramda turizme herhangi bir hasar getirmemek için kaymakamlık, belediyeler, AFAD ve diğer kurumları faaliyete geçirerek arife günü bütün iş yerlerini bayrama hazır hale getirdiklerini vurgulayan Çiçek, ilçede hayatın normale döndüğünü kaydetti.

Burada vatandaşın hem malına hem de canına bir şey olmaması için hassasiyetle davrandıklarını anlatan Çiçek, şöyle konuştu: "Bu hususta arama kurtarma ekiplerimizle hayatı etkileyecek alt yapı, içme suyu, kanalizasyon, yol, elektrik ve iletişimdeki arızalar 24 saat geçmeden giderildi.

Bunlar yapılırken ön hasar tespitleri için kriz merkezine müracaat eden vatandaşlar için ekiplerimiz çalıştı. Dün akşam itibariyle hasar tespitlerimiz hemen hemen tamamlanmış durumda. Hasar tespiti için 15 günlük süre devam ediyor. Haberi olmayan vatandaşlarımız varsa bu süre içinde müracaat edebilirler."

"224 İŞ YERİ, 90 KONUT VE 130 ARAÇ HASAR GÖRDÜ"

Çiçek, yapılan hasar tespit çalışmalarında, 224 iş yeri, 90 konut ve 130 aracın hasar gördüğünü ancak burada binaların yıkılması gibi bir durumun söz konusu olmadığını belirterek, zararın sadece ev ve iş yerlerindeki eşyalardan ibaret olduğunu ifade etti.

Vatandaşların müracaatına göre hasar gören ev, iş yeri ve araç sayısında küçük bir artış olabileceğine, yapılacak değerlendirmelerin ardından genel afet olup olmadığının tespit edileceğine vurgu yapan Vali Çiçek, "Hasar tespitlerini ağır, orta ve hafif olarak dikkate aldık. Şuan Bodrum'da hayat normal seyrinde devam ediyor. Hiçbir yerli ve yabancı turistimize engel olmadı" dedi. ¦ Ortadoğu, (27.9.2015)

AMERİKA, CAN DÜŞMANI: PKK'NIN BİLİNMEYEN SİLAHI ABD ORDUSUNDAN ÇIKTI

PKK'lı teröristlerden çıkan Zargos isimli silahın Amerikan askerleri tarafından kullanıldığı ortaya çıktı.

Bingöl'de çeşitli saldırılarda aktif rol aldığı belirlenen 4 PKK'lı terörist, güvenlik güvenlik güçleriyle girdikleri çatışmada öldürüldü.

Öldürülen PKK'lıların üzerlerinden Türkiye'de daha önce rastlanmamış olan helikopterlere karşı kullanılan Zagros adlı bir silah ele geçirildi.

AMERİKAN ASKERLERİ KULLANIYOR

Zargos isimli silahların Amerikan askerleri tarafından da kullanıldığı ortaya çıktı. ABD Ordusu Özel Kuvvetlerinde yaygın olarak kullanılan bu silahlar, balistik mermi atabiliyor. ¦ Ortadoğu, (27.9.2015)

MİLYONERLERDE 1.5 MİLYAR LİRALIK ALTIN VAR

TÜRKİYE'deki milyoner mudilerin hesaplarında 2015 temmuz itibarıyla yaklaşık 1,5 milyar liralık altın bulunuyor. Gerçek kişi olan milyonerler hesaplarında 1 milyar 168 milyon liralık altın tutarken, bu rakam ticari ve diğer kuruluşlarda 299 milyon lira seviyelerinde.

Türkiye'deki milyonerlerin hesabında bu yılın temmuz ayı itibarıyla 1,5 milyar liralık altın bulunurken, bunun büyük bir kısmının gerçek kişiler tarafından tutulduğu görülüyor.

AA muhabirinin Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) verilerinden derlediği bilgilere göre, 2015 temmuz itibarıyla Türkiye'de hesabında 1 milyon lira ve üzeri bakiye olan 88 bin 641 kişi bulunuyor. Bu mudilerin bankalardaki toplam mevduatı ise Türk Lirası (TL) bazında 586 milyar 693 milyon liraya tırmandı.

Milyoner mudilerin bankalardaki mevduatının dağılımına bakıldığında bunun 303 milyar 949 milyon lirasını yerel para cinsinden mevduat, 281 milyar 277 milyon lirasını döviz tevdiat hesabı, 1 milyar 467 milyon lirasını da kıymetli maden depo hesapları oluşturuyor.

Buna göre milyonerlerin hesabında yaklaşık 1,5 milyar liralık altın, 280 milyar liralık döviz, 304 milyar liralık da TL cinsinden para bulunuyor.

Altın milyoneri olan mudilere bakıldığında, Türk bankalarında bulunan yaklaşık 1,5 milyar liralık altının en büyük kısmına gerçek kişilerin sahip olduğu görülüyor.

Gerçek kişi olan milyonerlerin hesabında 1 milyar 168 milyon liralık altın bulunurken, bu rakam resmi kuruluşlar da sıfır, ticari ve diğer kuruluşlar da ise 299 milyon lira olarak kayıtlara geçti.

Bu tablo konu döviz olunca değişiyor. Yani hesabında daha çok döviz olan milyonerlerin çoğu ticari ve diğer kuruluşlardan oluşuyor.

Milyoner olan ticari kuruluşların hesabında yaklaşık 162 milyar 263 milyon lira karşılığında döviz bulunuyor. Bu rakam gerçek kişilerde 113 milyar 788 milyon lira, resmi kuruluşlar da ise 5 milyar 226 milyon lira olarak hesaplanıyor.

Yerel para cinsinden mevduat ise gerçek kişilerde 85 milyar 150 milyon lira, resmi kuruluşlarda 62 milyar 158 milyon lira, ticari ve diğer kuruluşlar da da 156 milyar 641 milyon lira olarak dağılıyor. ¦ Ortadoğu, (27.9.2015)

28.9.2015
KRİZ: ABD TEKRAR TEHLİKELİ TOPRAKLARA GİRİYOR


ABD son 40 yılda dört kez parasal sıkıştırmaya gitti, hepsi de krizle sonuçlandı. En büyük felaketi, 2004-2007 yılları arasında uygulanan dördüncü sıkılaştırma getirdi.
ABD Merkez Bankası FED, parasal sıkıştırma, ilk adımda faiz yükseltme planını 2015’te uygulamaya başlayacak mı yoksa erteleyecek mi? Mali piyasalar FED’den gelen karışık sinyallerden şikayet ediyor. Uluslararası borsalardaki hareketliliğin sorumlusu olarak Çin ekonomisindeki yavaşlama gösterilse bile asıl sorunun ABD ekonomisi olduğu ifade ediliyor.
FED’den gelen çelişkili mesajların ardında bir tereddüt mü var? Ekonominin bu kez aşırı ısınmasından mı endişe ediyor?
Eğer böyleyse haksız sayılmazlar. Zira ABD son 40 yılda dört kez parasal sıkıştırmaya gitti, hepsi de krizle sonuçlandı. Her defasında istihdam ve üretim, FED’in tahminlerinin ötesinde daraldı. En büyük felaketi, 2004-2007 yılları arasında uygulanan dördürcü sıkılaştırma getirdi. Şimdi ABD tekrar tehlikeli topraklara giriyor.

KEYNEZYEN POLİTİKA YERİNE...

1979-1982 yılları arasında FED Başkanı Paul Volcker, siyasi otoriteyi ikna etti. O güne kadar uygulanan Keynezyen politikalar yerine dolaşımdaki parayı kontrol ederek, atıl kapasite ve işsizlikle mücadelede daha büyük adımlar atılacağını umuyordu. Ancak maliyeti büyük oldu. Citi ve benzeri finansal kuruluşlar iflastan zor kurtuldu. O yıllarda ABD’nin doğrudan etkisi altında bulunan Latin Amerika ülkeleri beş yıl süren bir krize sürüklendi.

GREENSPAN’IN İKİ GİRİŞİMİ

Bir başka parasal sıkılaştırma programı 1988-1990 yıllarında uygulandı. FED Başkanı Alan Greenspan, zaten hayatta kalma mücadelesi veren para ve kredi kuruluşlarını borç batağına sürüklendi. Federal yönetimler durgunluğun önüne geçmek, iflas eden şirketlerini kurtarmak için büyük çaba harcadılar... Teksas eyaletinin o dönem üç aylık devlet gelirlerinin tümünü tükettiği söylenir...
Alan Greenspan, 1993-1994 yıllarında bir tur daha parasal sıkılaştırmaya gitti. Küçük çaplı bir sıkılaştırmayla uzun vadeli varlıklar ve borçlanma maliyetlerinde önemli sonuçlar alacağını umuyordu. Neyse ki Federal Açık Piyasa Komitesi üyelerinin büyük muhalefeti üzerine, Greenspan uygulamadan kısa süre sonra vazgeçti. ABD ekonomisi bir yeni durgunluk dönemine girmekten böylece kurtuldu.

EN SONUNCUSU EN YIKICISI

En sonuncusu (2004-2007), en yıkıcısı oldu. Düzenlemenin ardından finansal sistemin ve konut sektörünün ne kadar kırılgan hale geldiğini ne Greenspan anladı ne halefi Ben Bernanke. Dünya ekonomisi ABD’den başlayan 2008 krizinin etkilerinden hâlâ kurtulabilmiş değil.
ABD’de kriz karşısında çaresizce sarınılan politikalar, deregülasyonlar ve sıkılaştırmalar devam ediyor. ¦ Z. Ruhsar Şenoğlu, Aydınlık, (28.9.2015)

FED, FAİZ, DOLAR: FED'İN FAİZİ ARALIK'TA ARTAR

FED Başkanı Janet Yellen geçtiğimiz perşembe günü ABD’de University Of Massachusets / Amherst’te yaptığı konuşmada ülkede enflasyon arzu edildiği gibi artmaya devam ederse ve ekonomik gidişat (yani reel büyüme) de istihdamı artırıp, işsizlik oranlarını makul seviyede tutarsa faiz hadlerini 2015 yılı içinde artırmaya başlamanın mümkün olabileceğini belirtti. Her şeyin ekonomik verilere bağlı olduğunu da tekrar etti.

ARTIŞ İÇİN UYGUN YERDEYİZ

Konuşma özetinde Yellen, Federal Open Market Comittee (Para politikasını belirleyen komite) üyelerinin kendisi dahil çoğunun şu andaki şartların bir faiz artırımı yapmaya oldukça uygun olduğu kanısına geldiklerini söyledi. 2015 yılında “ federal funds rate” denen kısa vadeli faizde artış yapabileceklerini ve bu artış sonrası da yavaş bir tempoda para politikasını sıkıştırmaya da devam edebileceklerini söyledi.

KONUŞMASI SÜRPRİZ OLDU

Yellen’in bu son konuşması, bundan tam bir hafta önce 16-17 eylül toplantısından sonra yaptığı ve faiz arttırmanın eylül ayında gerçekleşmeyeceğini kararlı bir şekilde vurgulayan konuşmadan sonra sürpriz oldu. Yellen konuşmada şu anda enflasyonun gidişatı , hedef olan yüzde 2 enflasyon oranına doğru oldukça yavaş bir tempoda olsa da, bugünlerde beklenmedik oranda düşük olan petrol fiyatları artmaya başladıktan sonra, ve de dolar da biraz değer kaybettikten sonra, enflasyon hedefe doğru kıpırdanırken, faiz oranlarının yavaşça yükseltilebileceğini söyledi.

BASIN TOPLANTISI ARALIKTA

Her yıl sekiz defa olağan toplantılarında bir araya gelen FOMC, önümüzdeki dönemde 2015 yılında 27-28 Ekim'de ve aralık ayında da 15-16 Aralık'ta toplanacak. Birçok analist 2015 yılı aralık ayında faiz artışına başlanacağı beklentisinde. Çünkü aralık toplantısında oldukça geniş kapsamlı bir toplantı. Yellen bir resmi konuşma yapacak, geleceğe dönük beklentileri sayısal olarak yayınlayacak ve de bir basın toplantısı da yapacak.

Geciktirmenin sonuçları da olumsuz olur

Ayrıca Yellen, konuşmasında şu andaki global ekonomik zayıflığın FED’in aralık ayında faiz oranlarını artırmasına engel olmayacak kadar önemsiz boyutta olduğunu belirtti. Yellen faiz artışını daha da geciktirmenin de sorunları olabileceğinin altını çizdi. Faiz artışına uygun bir zamanda başlamanın ve yavaş hareket etmenin en uygun yaklaşım olduğunu belirten Yellen böylece nerede ise 10 yıla yakın bir zaman sonra ve 2007 yılından bu yana ilk defa sıfırlanan faizleri normale döndürmeye başlayacak.

İkinci çeyrek % 3.9 büyüdü!

Bu arada ABD’de 2015 yılı ikinci çeyreğinin nihai reel büyüme tahmini sayısı da beklentileri de aşarak yüzde 3.9 olarak revize edildi. En çok artış da özel tüketim ve şirket yatırımlarından geldi. Büyüme sayısı da 25 Eylül tarihinde yani Yellen’in konuşmasından bir gün sonra açıklandı. ¦ Deniz Gökçe, Akşam, (28.9.2015)

YABANCI SERMAYE: DÜNYA DEVİ, GLOBAL LİMAN'DAN HİSSE ALIYOR

Global Liman'ın yüzde 10.84'ü için satışı için Avrupa Yatırım ve Kalkınma Bankası (EBRD) ile sözleşme imzalandı

Global Yatırım Holding, bağlı ortaklığı Global Liman'ın yüzde 10.84'ünün Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası'na (EBRD) satışı için sözleşme imzaladı.

EBRD Global Liman'ın sermayesinin 66.25 milyon liradan 74.31 milyon liraya artırılması sonucu ihraç edilecek hisseleri satın alacak.

Şirketin KAP'a yaptığı açıklamada anlaşmanın mali değeri hakkında bilgi yer almadı.

Açıklamada EBRD'nin yaptığı yatırımın Global Liman'ın EBRD'nin faaliyet gösterdiği ülkelerde yapacağı yatırım ve büyüme planlarının hayata geçirilmesi amacıyla kullanılacağı belirtildi.

Hisse devri gerekli izinlerin alınmasının ardından sonuçlanacak ve anlaşmanın mali değeri bunun ardından açıklanacak. ¦ Dünya, (28.9.2015)

YABANCIYA TOPRAK: YABANCI YATIRIMCININ İLGİSİ ARSA VE ARAZİLERE KAYDI!

Türkiye'de yabancıya ilk 7 ayda 12 bin 300 konut satıldı. Geçen yıl toplamında ise 18 bin konut satılan yabancılar asıl ilgiyi ise arsa ve arazilere gösteriyor.

Türkiye'de yabancıya ilk 7 ayda 12 bin 300 konut satıldı. Geçen yıl toplamında ise 18 bin konut satılan yabancılar asıl ilgiyi ise arsa ve arazilere gösteriyor.

Bunda yılbaşından beri yüzde 26 değer kazanan doların etkisi bulunuyor. Nitekim yabancı yatırımcı, lira karşısında değerlenen döviz ile yılbaşına göre dörtte bir oranında daha fazla toprak satın alabiliyor. Ankara başta olmak üzere yurt genelinde yabancı gayrimenkul yatırımcısını Türkiye'ye çeken Onursal AŞ Yönetim Kurulu Başkanı Onur Öngün, dövizdeki artışın ardından Avrupalı firmaların daha önce satın aldıkları arazilere yenilerini eklemek için harekete geçirdiğini söyledi. “Ruslar, Araplar, Kuzey Iraklılar ve Azeriler de irili ufaklı arsa alarak ‘köşeye attı.” diyen Öngün, “Yabancılar için bu yıl toprak 1 yerine 1,26 verdi diyebiliriz. Çünkü 1 Ocak'ta 2,33 olan dolar kuru, bugün 2,94'lerde, ama arsa ve tarla fiyatları son aylardaki belirsizlikler nedeniyle yılbaşındaki düzeylerde. Kasım ayında yeniden seçim yapılacak olması iç piyasa kadar yabancı yatırımcılar için de önemli bir dönemeç. Türkiye, bu süreçte yaşanması muhtemel kriz ortamını en kârlı şekilde değerlendirmek isteyen yabancılar için mercek altında. Kapımızı çalan yabancı gayrimenkul yatırımcısının sayısı her geçen gün artıyor.” dedi.

Araştırmaya göre son 10 yılda yatırımcılar arsalara, tarlalara, organize sanayi bölgelerine yöneldi. İstanbul'da yapımı devam eden 3. köprünün sektöre olumlu yansıdığını savunan Öngün, “Nükleer santral projeleri, hemen her şehirde açılması düşünülen havaalanları, yeni otoban çalışmaları gibi yatırımlar da yabancı sermayenin iştahını kabarttı. 5 Eylül 2015 ¦ Emlak Kulisi, (28.9.2015)

YABANCIYA TOPRAK: YABANCILAR DAİRELERİ SATMAK İÇİN ALIYOR!

Şahinler Holding Yönetim Kurulu Başkanı Kemal Şahin, "Westside İstanbul'daki 1155 dairenin yarısını 1 yılda sattık. Alanlar da yüzde 40-50 civarında kâr sağladı" dedi.

Yabancılar daireyi satmak için alıyor. İstanbul'un yeni yaşam merkezi Beylikdüzü'nde yükselen Westside İstanbul'da şu ana kadar satışa çıkarılmayan doğal koru manzaralı 99 daire ve 80 işyeri dünyanın en önemli gayrimenkul fuarında yatırımcılarla buluştu. Şahinler Holding Yönetim Kurulu Başkanı Kemal Sahin, Westside projesinde B ve D Blok'taki en değerli 99 daire ve 80 işyeri için Dubai'de talep topladıklarını ifade etti. Fuarda projelerine, emlakçı ve aracılardan çok gelen olduğunu söyleyen Şahin, "Körfez yatırımcısı bunun çoğunu yatırım için alıyor, kiraya veriyor" dedi. Şahin, yabancıya satış hedeflerinin yüzde 5 olduğunu kaydetti. Bir yıl içinde projedeki 600 daireyi sattıklarını, alanların da yüzde 40-50 civarında kâr sağladığını anlatan Şahin, "E-5 otoyolu üzerinde, kendisine ait metrobüs durağı olan, bölgenin tek ve en büyük meydanıyla iç içe konumda olan Westside İstanbul tamamlandığında dairelerimizin yüzde 80-100 arasında değer kazanmasını bekliyoruz" dedi.

BEYLİKDÜZÜ'NDE 1155 DAİRE

Beylikdüzu nde 1155 daire ve 116 dükkandan oluşan Westside İstanbul'da 15 blok bulunuyor. Stüdyo, 1 oda 1 salon, 2 oda 1 salon, 3 oda 1 salon ve 4 oda 1 salon daire tipleri yer alan ve daire büyüklükleri 40 -220 metrekare arasında değişen projede, 4 adet açık, 3 adet kapalı yüzme havuzu, 3 adet fitness center ve Türk hamamları da bulunuyor. 30 bin metrekarelik de 116 ticari alanı bulunan projede bittikten sonra 5000 kişinin yaşaması öngörülüyor. Sektörün güçlü firmalarından Mes Turkuaz, Beyaz İnşaat, Mutlu İnşaat ve Mes Group ortak girişimiyle Şahinler Holdingin 74 bin metrekarelik arsasında yükselen Westside İstanbul'da bazı blokların kaba inşaatı biterken, diğer blokların inşaatı da hızla ilerliyor. 17 Eylül 2015 ¦ Emlak Kulisi, (28.9.2015)

29.9.2015
BORÇLANMA-HALK, BANKALAR: BORÇLAR EKONOMİYİ DURDURDU


Bildiğiniz gibi Türk Lirası olması gerekenin üzerinde değer kaybetti. Tabii bu aşırı değer kaybı özellikle bankaların dış borçlarının Türk Lirası karşılıklarını artırdı.

Bu arada bankaların borç verdiği şirketlerin ve tüketicilerin borçları da aynı hızla çoğaldı. İşte yaşanan yüksek oranlı devalüasyon nedeniyle hem bankalar hem şirketler hem de tüketiciler borçlarını ödemekte zorlanmaya başladılar.

Niye zorlanmaya başladılar? Çünkü yıl başından beri yaşanan yüzde 32 oranındaki devalüasyonu karşılayabilmek için Türk parası üzerinden yüzde 32 oranında kazanç sağlamak aynı dönemde mümkün değil. Dolayısıyla Tüketici Güven Endeksi Eylül ayında 2008 krizi düzeyine geriledi. Ve Tüketici Güven Endeksi yüzde 6,1 oranında azalarak 58.5 düzeyine indi. Genel ekonomik durum beklentisi yine Eylül ayında yüzde 7,2, tasarruf etme ihtimali yüzde 18,3 oranında azaldı.

Bu arada sektörel güven endeksleri de Eylül ayında geriledi. Yani sadece tüketici güveni değil, Eylül ayında girişimcilerin ekonomiye güvenleri de geriledi. Hemen belirtelim sektörel güven endeksi 10’dan fazla çalışana sahip özel sektör girişimcilerine sorularak hazırlanıyor. Dolayısıyla girişimcilerin beklentilerini yansıtıyor. İşte girişimlerin beklentilerine göre; perakende ticaret sektöründe güven endeksi yüzde 4,6, İnşaat Sektörü Güven Endeksi yüzde 2,1 ve hizmet sektörü endeksinin yüzde 2,3 oranında azaldığını belirtelim.

Gelelim bu kısa açıklamayı niye yaptığımıza…

Yaptık, çünkü Türkiye’de bankaların, yabancı bankalara borçları, 14 Eylül 2015 itibariyle yıl başından bugüne 241,9 milyar liradan 322,8 milyar liraya yükseldi. Böylece 9,5 ayda bankaların yurtdışı bankalara borcu döviz bazında 174 milyar dolar olarak kaldığı hâlde, Türk Lirası olarak, bu borçlar yüzde 33,4 oranında çoğaldı.

Bir de yerli bankaların yurtdışı bankalara borçlarının yüzde 55’inin kısa vadeli borç olduğunu hatırlatalım.

“Peki, bütün bunların sorumlusu kim” sorusu akla gelebilir. Hemen cevaplayalım, tabii ki AKP’nin ekonomi yönetimi oluyor. AKP’nin para politikasında yaptığı hatalar tüketici ve girişimi güvenini düşürdü.

Bu arada bankaların şirketlere baskısı, yenilenmeyen krediler ve vadesi gelmeyen kredilerin ödenmesinin istenmesi girişimcileri bunalttı. Anlayacağınız hızla artan borçlar nedeniyle ekonomi durgunluğa girdi. İşte ekonomide yeni durum bu. ¦ Süleyman Yaşar, Taraf, (29.9.2015)

YOLSUZLUK, KAYNAK KULLANIMI, AHLAK: MÜZELİK ARSADA ZORLU İNCELEME

Koruma Kurulu, 2.Grup tarihi eseri “müze yapacağım” diyerek aldığı, ancak müze yerine havuzlu villa yaptırdığı iddiasıyla Zorlu Holding’in patronu için inceleme başlattı. A.Nazif Zorlu için 3 yıla kadar hapis cezası istenebileceği gündeme geldi.

Türkiye’nin en büyük yolsuzluk operasyonu olarak tarihe geçen 17 ve 25 Aralık dosyalarında adı geçen Zorlu Holding sahibi Ahmet Nazif Zorlu’nun havuzlu villasına inceleme başlatıldı. Boğazı tepeden gören bir yeşil alanda yer alan tarihi eser alanını, “Müze yapacağım” diyerek alan ancak, kendisine havuzlu villa yaptırıp etrafını da iki metre duvarla ördüğü belirtilen Zorlu’yla ilgili, CHP Kadıköy Meclis Üyesi Hüseyin Sağ suç duyurusunda bulundu. Koruma Kurulu’nun inceleme kararı verdiği şikayet dilekçesine göre süreç şöyle gelişti:

SİT ALANI İLAN EDİLMİŞTİ

İstanbul Boğazı’nın kalbi Rumelihisarı’nda Duatepe olarak adlandırılan 37 ada 1,2,12 ve 13 parseller Anıtlar Yüksek Kurulu tarafından “Doğal Sit Alanı” ilan edilmiş, daha sonra Boğaziçi İmar Kurulu, 1985’te arazide Fatih Anıt Alanı yapılması ve mevcut tarihi eserlerin restore edilmesi planı yapmıştı. 2005 yılında, Boğaziçi İmar Müdürlüğü bölgeyle ilgili planın değiştirilmesi için İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Meclisi’ne başvurdu. Bu arada, TMMOB Şehir Plancıları Odası İstanbul Şubesi, İBB tarafından onaylanan projenin Boğaziçi’nin doğal güzelliklerini bozacağı gerekçesiyle dava açtı. İstanbul 2. İdare Mahkemesi 2008’de, plan değişikliğinin şehircilik ilkelerine, planlama esaslarına ve hukuka aykırı olduğunu belirterek yürütmeyi durdurma kararı aldı. Yeni bir plan hazırlayan Boğaziçi İmar Müdürlüğü, bunu İBB Meclisi’ne 2011’de onaylattı. Yeni planda “Fatih Anıt Alanı” çıkarılarak 37 ada 1 parselin bir kısmı ile 12 parsellerin tamamı yeşil alan olarak düzenlendi.

KAMUYA AÇIK KULLANIM ŞARTI

Mahkeme kararının ardından Zorlu, arazisinde tescilli eser kalıntısı olduğu iddiasıyla Boğaziçi İmar Yüksek Koordinasyon Kurulu’na başvurdu. Başvurunun ardından Kurul, alanda tarihi eser kalıntısı olduğuna karar vererek, bu tescilli eserlerin planlara işlendiğini belirtti. Yeni planlarda “Parsellerdeki korunması gerekli kültür varlığı olarak tescilli bina ve bina grupları kulüp, müze, sanat galerisi ve benzeri kamuya açık kullanımlar vermek koşuluyla Büyükşehir Belediye Başkanlığı’nın uygun bulması ve Koruma Bölge Kurulu Kararıyla mülkiyet sahiplerince restore ettirilerek kullanılır veya kullandırılır” notunun da özel olarak ayrıca düşüldü.

ETRAFI DUVARLA PERDELENDİ

Bu sürecin ardından, araziye 2011 tarihinde Zorlu tarafından havuzlu köşk inşa ettirildi ve çevresinde de, yaklaşık 2 metrelik duvarlarla ördürüldü. Çalışmalar Google Earth’e bile yansıdı. 2007’de yeşil alan olarak gözüken arazi üzerinde 2011 yılında başlanan inşaat sonucunda önce tüm zeminin kazıldığı, daha sonra duvarları örülerek içinde yapılacak çalışma perdelendiği görüldü.

ÇİVİ BİLE ÇAKILAMAZ ALANA VİLLA

Gelişmenin ardından suç duyurusunda bulunan CHP’nin Kadıköy Meclis Üyesi Hüseyin Sağ, 2. Derece tarihi eser statüsündeki alanda, çivi bile çakmanın yasak olduğunu, buna rağmen alanın tamamında mevzuata aykırı bir şekilde kazı çalışması yapıldığını vurguladı. Zorlu’nun tarihi yapı üzerine helikopter pisti bile yaptırdığını belirten Sağ dilekçesinde, projenin geçerli bir ruhsatının olmadığını ifade etti.

ÜÇ YILA KADAR HAPİS İSTENEBİLİR


Suç duyurusunun üzerine Koruma Kurulu harekete geçti. Yapılaşmanın olduğu alanla ilgili, 3 No’lu Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu uzmanları olay yerinde inceleme yaptı. Kurul, 10 Ağustos 2015’te ise ilgili Belediyeye yazı yazarak, söz konusu projenin onaylı projeye uygun olup olmadığının tespitini istedi. Yazıda, Belediyeden gelecek belge ve bilgiler doğrultusunda Ahmet Nazif Zorlu ile ilgili 2863 sayılı Yasa Kapsamında işlemlerin yapılabileceği belirtildi. Zorlu’nun suçlu bulunması halinde “izinsiz tamir ve tadilat” hükümlerince altı aydan üç yıla kadar hapis veya adli para cezası ile cezalandırılması da gündeme gelebilecek.

232 BİN METREKARE İMAR İZNİ ALDI 615 BİN METREKARE YAPTI

Türkiye’de bir arazi için en yüksek bedeli ödeyerek, İstanbul Zincirlikuyu’daki Karayolları arsasını Özelleştirme İdaresi’nden 800 milyon dolara alan Zorlu Grubu, yatırımının karşılığını imar planlarını altüst ederek fazlasıyla çıkarmıştı. Zorlu Grubu 232 bin metrekare izinle başladığı arsaya 615 bin metrekarelik dev bir bina dikti. Mimarlar Odası, bu bölgedeki binaların yüksekliğinin İstanbul Boğazı’ndaki hava akımını olumsuz yönde etkileyeceğini, böyle büyük çapta bir yapının sadece Zincirlikuyu’nun değil tüm İstanbul’un havasını etkileyeceğini belirterek iptal davası açtı. Taraf bu haberi “Zorla Center” manşetiyle duyurmuştu. ¦ AYSUN YAZICI, Taraf, (29.9.2015)

MERKEZ, BÖLÜCÜLÜK, CEMAAT: CIA'NIN EĞİTTİĞİ 50 AÇILIMCI

CIA ve FBI’ın 50 açılımcıyı eğittiği ve ‘çözüm’ süreci öncesi Türkiye’ye gönderdiği tespit edildi. F tipi örgüte bağlı bu ekibin, TSK’nın PKK ile mücadelesine engel olması için Güneydoğu’da görevlendirildikleri öğrenildi

F tipi örgütle ilgili operasyonlar sürerken hergün yeni bir bilgiye ulaşılıyor. Aydınlık’ın edindiği bilgilere göre, yapılan operasyonlarda örgütle ilgili gizli kalmış noktalar çözülürken bunda örgütte yaşanan çözülmeler de önemli rol oynuyor. Yapılan operasyonlarda örgütle “açılım” süreci arasındaki ilişkilere de ulaşıldığı bildiriliyor. ABD koordinatörlüğünde, AKP Hükümeti ile PKK arasında yürütülen “açılım” sürecinde rol üstlenen F tipi örgüt elemanlarının ABD’de CIA ve FBI eğitiminden geçirildiği ortaya çıktı. Konuyla ilgili bilgi veren kaynaklar “açılım” süreci başlarken yaşanan gelişmelerle ilgili şu bilgileri verdi:
Örgüt AKP iktidarı ile arası iyiyken iktidarın tüm olanaklarını kullanmış. Üstelik de Erdoğan’a çok yakın olmuş. Ne istiyorsa yaptırmış. Örgüt elemanlarının eğitimini devletin üstüne yıkmış. Örneğin açılım süreci öncesinde çok sayıda eleman ABD’ye gönderilmiş ve orada doktora yapması sağlanmış. ABD ile birlikte hareket ettikleri için çok organize çalışmışlar. Açılım süreci başlamadan önce ABD’de doktora yapan ve CIA ie FBI’ın özel eğitiminden geçen yaklaşık 50 kişiye Türkiye’ye dönme talimatı verilmiş. Dönen kamu görevlilerinin tamamına yakını Güneydoğu’ya atanmış. Açılım sürecinde, PKK ile mücadele eden askerler hakkında soruşturma açılmasında, onların itibarsızlaştırılmasında, TSK ve güvenlik güçlerinin PKK ile mücadelesinin engellenmesinde rol almışlar. Bölgedeki süreci esas olarak ABD’de eğitim gören bu ekip yürütmüş.

DİJİTAL VE İSTİHBARATA KARŞI KOYMA EĞİTİMİ

Operasyonlarda ortaya çıkarılan bir başka olay da kritik birimlerde görev verileceklerin eğitimi. Örgütün, sınav sorularını çalarak üyelerine aktarıp onların istenilen yerlere girmelerini sağladığı belirlendi. Sınav sonuçları beklenmeden kazanılmış gibi eğitimlere başlandığı da öğrenildi. Aydınlık’a bilgi veren kaynaklar örgütün yöntemlerini şöyle anlattı:
Örgüt işe sınav sorularını çalıp üyelere aktarmakla başlıyor. Genç kadrolar örgütün okul ve dershanelerinden seçiliyor. Kimin yargıya, kimin emniyete, kimin TSK’ya, kimin MİT’e, kimin maliyeye, kimin diğer hassas kurumlara gideceğine örgüt içindeki heyetler karar veriyor. Hassas birimlere girecek olanlar kampa alınıyor, dijital ve istihbarata karşı koyma eğitiminden geçiriliyor. Bazen bu eğitim için sınav sonuçları bile beklenmiyor. Göreve başlayan elemanlara daha sonra ihtiyaca göre daha üst eğitim de yaptırılıyor. Gerektiğinde doktora, master eğitimi için Amerika’ya gönderiliyor ve orada onlara CIA ile FBI’da kurs verdiriliyor.
Hassas kurumlarda çalışacak örgüt elemanlarına verilen taktikleri de gündeme getiren kaynaklar bunlardan bazılarının, “Telefonlarınızı 2 yıldan fazladır kullanıyorsanız hemen değiştirin, telefonunuzu başkasının üzerine alın, adres olarak kentsel dönüşüme uğrayacak yerlerin adreslerini verin, gerekirse adınızı değiştirin, anne babanız da adını değiştirsin, nüfus kütüğünüzü sık sık değiştirip ilk yerini kaybettirin...” şeklinde olduğunu açıkladı.

ÇANAKKALE’DEN ÇEKİRDEK KADROYA

Bu işlerin yeni olmadığını, örgütün yıllar öncesinden bu faaliyetlere başladığını vurgulayan kaynaklar, “Örneğin 1985’te Çanakkale’de kampa katılan polis koleji öğrencileri daha sonra F tipi örgütün emniyetteki çekirdek kadrosunu oluşturdu. O tarihte bu kamp açığa çıkmış. Ama nasıl olduysa 14 gün içinde takipsizlik verilerek olay kapatılmış” dedi. Bu kampın abilerinden olan, Abdullah Gül tarafından bir üniversite rektörlüğüne atanan F tipi elemanın, önce kendi adını soyadını, sonra babasının adını soyadını değiştirdiği, arkasından nüfusa kayıtlı olduğu yeri önce Ankara Keçiören’e, sonra Çankaya’ya kaydırdığı da belirlendi. ¦ Aydınlık, (29.9.2015)

UÖŞ: DİJİTAL HABERCİLİKTE DEV SATIN ALMA!

Dünyanın en büyük medya gruplarından Almanya merkezli Axel Springer, dijital ekonomi haberleri platformu olan Business Insider’ı satın aldı

Yüzde 88 için 343 milyon dolar ödeyen Axel Springer, daha önce Business Insider’ın yüzde 9’luk hissesine sahipti.Böylelikle Axel Springer, şirketin yüzde 97’sine sahip olurken, geriye kalan yüzde 3’lük hisse ise ABD’li teknoloji şirketi Amazon’un kurucusu Jeff Bezos’ta kalmaya devam etti. ¦ Haberturk, (29.9.2015)

UÖŞ: DAS SCANDAL!

Volkswagen'de yaşanan emisyon skandalı tüm dünya medyasında manşetleri süslerken Alman otomotiv devine yoğun eleştiriler yapılıyor

Dünyanın gündemine bomba gibi düşen Volkswagen'deki emisyon krizi, birçok ülke basınında manşetlere çıktı. Alman otomotiv devinin emisyon ölçümlerini olduğundan düşük göstermesi şirkete milyarlarca dolara mal olacağı düşünülüyor. Yaşanan skandalın ardından yabancı medyada da Volkswagen'e yoğun eleştiriler yapılıyor.

Almanya'nın önde gelen yayın organlarından Der Spielgel yaşananları "İntihar" başlığıyla okuyucularına duyururken Kanada'da yayın yapan The Chronicle Herald şirketin reklam sloganı olan "Das Auto"ya atıf yaparak "Das Scandal" manşetini attı.

The New York Times ise Volkswagen'de yaşananları "1 Numara olmak isteyen Volkswagen'in hırsı skandalı yarattı" yorumunu yaptı.

İngiliz The Telegraph'a göre ise Volkswagen skandalından "Milyonlarca benzinli araç da etkilenebilir."

Volkswagen emisyon skandalının Avrupa'ya yayıldığına dikkat çeken The Indipendent'a göre skandal daha fazla model ve rakip otomobil üreticisini tehdit ediyor.

Financial Times ise yaşananları şu sözlerle özetledi: VW skandalı dizel otomobil endüstrisini boğacak!

The Chronicle Herald Canada ise haberi "Skandal: Kanadalı VW sahipleri Volkswagen aldatmacasından dolayı çok öfkeli" başlığı ile verdi. ¦ Haberturk, (29.9.2015)

30.9.2015
BORÇLANMA: DIŞ BORÇ KIRILGANLIĞIMIZI ARTIRDI


Standard and Poor'sun 29 Eylül 2015 tarihli "Kim Risk Altında?" raporuna göre, bugünkü ekonomik konjonktürde gelişmekte olan piyasalar için üç önemli risk bulunuyor:

* ABD Merkez Bankası'nın faiz artırımının ardından küresel likiditede düşüş görülme riski,

* Bankacılık sisteminde ve varlık fiyatlarında son yıllarda artış gösteren yurt içi kredinin aşırılığının gevşetilmesi,

* Çin'in ekonomik büyümesindeki yavaşlama.

Raporda bu risklere karşı en duyarlı ülkelerin, Venezuela, Arjantin, Türkiye, Kolombiya ve Peru olduğu vurgulanıyor.

Son beş yıldır, ABD Merkez Bankası FED, IMF, reyting kuruluşları ve AB raporlarında Türkiye kırılgan ülke olarak yer alıyor. 2015 yılında bu kırılganlığı artıran iki önemli sorun yaşıyoruz... Birisi siyasi kaos... Diğeri de kur artışı ile dış borçların çevrilmesinde ortaya çıkan zorluklar...

Türkiye'de sorun dış borçlardır. Zira iç borçlar, bir iç transferdir. Kamu borç faizi enflasyonun üstünde olduğu sürece, kamu alacaklı olanlara reel faiz transfer eder. Tersine, yani faiz enflasyonun altında ise, eksi reel faiz var demektir. Bu durumda da, özel sektörden devlete gelir transferi olur.

Türkiye son 13 yıldır hazır yedi. Cari açık verdi. Borçlandı. Üstelik bu borçlarla yatırım yapmadı, ara malı ve ham madde ve tüketim malı ithal etti. Yani borçla iyi geçindik. O kadar ki 2002 yılında Türkiye'nin toplam dış borç stoku 129,6 milyar dolar iken 2015 ilk çeyrekte, 392,8 milyar dolara yükseldi. Bir yılda çevirmek zorunda olduğumuz dış borç stoku yıllara göre 170 ile 200 milyar dolar arasında değişiyor.

Kısa dönemde, dış borçlar 5 açıdan kırılganlığımızı artırıyor:

Bir... Cari açık devam ediyor,

İki... Yabancı sermaye girişi azalıyor,

Üç... Kırılganlık arttığı için artık dış borçları daha yüksek faiz ödeyerek çevirebiliyoruz,

Dört... Merkez Bankası'nın toplam döviz rezervi ve kendi rezervi düşüyor (toplam döviz rezervi 118 milyar dolara, kendi rezervi ise 30 milyar dolara düştü),

Beş... Siyasi baskı nedeniyle Merkez Bankası ürkek davranıyor ve faizlere dokunamıyor.

Öte yandan, tek başına dış borç rakamları veya dış borç stokunun GSYH'ya oranı dış borç yükünün ne kadar ağır olup olmadığını göstermez. Ayrıca kısa vadeli dış borçların ağırlığına da bakmak gerekir. Türkiye'de bir yıldan kısa vadeli dış borç stoku 129,6 milyar dolardır. Kaldı ki sıcak para da kısa vadeli ve hatta vadesi belirsiz dış borç niteliğindedir. Daha da önemlisi, dış borçların çevrilmesinde ekonominin döviz kazanma potansiyeli de önemlidir. Dış borç ödeme kapasitesi döviz kazanma potansiyeline bağlıdır. Türkiye'nin cari açıktan dolayı döviz kazanma potansiyeli düşüktür.

Dış borçlar kamu veya özel olsun, hepimizi ilgilendiriyor. Zira;

1) Dış borçlar döviz ihtiyacını artırır. Yabancı sermaye ve sıcak para girişi azaldığında, kurların artmasına neden olur. Kur artışı da sonunda fiyatlara yansır. Ayrıca dış borç ödemelerinde sıkıntı olursa ekonomik istikrar bozulur. Hepimiz etkileniriz.

2) İster kamu, ister özel dış borç olsun, dış borç alındığında ülkeye kaynak girişi olur. Anapara ve faiz ödendiğinde kaynak çıkışı olur. Borç stokunun yüksek olması her yıl daha fazla faiz çıkışı demektir. Ayrıca aldığımız dış borçtan daha fazla dış borç anaparası ödediğimizde, net kaynak çıkışı artacaktır. Türkiye'den dış borç anapara, dış borç faizi çıkışı ve yabancı sermayenin kâr transferi gibi toplam kaynak çıkışının GSYH'ya oranı, büyüme oranından daha yüksek olursa, fakirleşme başlayacaktır.

Sonuç: Borç yiyen yalnız kendi kesesinden değil, hepimizin refahından götürüyor. ¦ Esfender Korkmaz, Yeniçağ, (30.9.2015)

YABANCIYA TOPRAK: TEKFEN, ABD’LİLERLE İNŞAAT ŞİRKETİ KURDU

Tekfen Holding İstanbul’da gayrimenkul yatırımları için ABD’nin Amstar şirketiyle ortaklık niyet mektubu imzaladı

Tekfen Holding AŞ’nin Kamuyu Aydınlatma Platformu’nda (KAP) yayımlanan açıklamasında, “Şirketimiz ile Amstar Global Partners Ltd. arasında, her bir proje bazında yüzde 50- yüzde 50 esaslı ortaklıklar kurularak arsa satın almak suretiyle Türkiye’de ve özelikle İstanbul’da konut, karma kullanım ve A sınıfı ofis projelerini hayata geçirmek amacıyla bir niyet mektubu imzalanmıştır. Buna ek olarak Tekfen, ilgili projelerin geliştiricisi ve inşaat işlerinin genel yüklenicisi sıfatıyla kurulacak olan ortaklıklara hizmet verecektir” ifadeleri yer aldı. ¦ Yeniçağ, (30.9.2015)

YOLSUZLUK REEL SEKTÖRE SIÇRADI

Daha çok kar etmek, tüm şirketlerin en büyük hedefi. 1990’lardan sonra rekabetin ülke sınırlarını aşmasıyla irili ufaklı yüzbinlerce şirket ayakta kalmak, daha çok kazanmak için sınırlarını zorluyor. Her ne kadar çok sayıda yasa, kurumsal yönetim ilkesi falan berilenmiş olsa da, şirketler ne kadar şeffaf olduklarını her ortamda yüksek sesle dile getirse de yolsuzlukların önü alınmıyor.

Denetleme şirketlerinin her yıl yaptığı araştırmalar, yolsuzlukların gittikçe artığını gösteriyor. Şirket içinde “birkaç kendini bilmezin” kötü yola sapmasından çok daha büyük boyutlu yolsuzluklar söz konusu. Vergi kaçırmaktan, bilanço şişirmeye, siyasetçilerle kurulan ilişkiler sonucu rakibi ekarte etmeye ve sonuçta tüketiciyi aldatmaya kadar uzanan çok fantastik yolsuzluk hikayeleri duyuyoruz.

İşte son yaşanan Volkswagen skandalı da bunun bir örneği. İşin içinde siyasiler var mı yok mu henüz bilmiyoruz ama dünya otomotiv devi sadece rakiplerini değil, ülkeleri ve araçlarını kullanan milyonları aldatmakta hiçbir sakınca görmemiş.

2000’li yılların başında ABD’de üst üste yaşanan iflaslar, yolsuzlukları anımsayın. Dönemsel krizlerin kapitalizmin kaderi olduğu bir gerçek. 2000’li yıllarda tavan yapan muhasebe yolsuzluklarının ardından dünya birkaç yıl sakindi, ticaret iyiye gidiyor, ekonomiler büyüyordu. Para bolluğu döviz, faiz, borsa gibi kağıt ekonomisini de güçlendirdi, iştahlar kabardı ve yine özellikle hizmet sektöründeki yolsuzluklar yeniden ortaya çıktı, yani kağıt oyunlarının balonu söndü.

Hizmetten kaçınmayan biri olduğumu bilirsiniz, bu kez de oturup dünyanın son 20 yılına damgasını vuran dev şirket yolsuzluklarını araştırdım. Buyrunuz şirket yolsuzluk seçkisine…

Başbakanlar da yapıyor

Son yılların en ilginç siyasetçilerinden biri İtalya Başbakanı Berlusconi’ydi. Ülkesinde ünlü bir işadamıyken siyasete giren Berlusconi, sahibi olduğu Mediaset’in televizyon hakları hakkındaki yolsuzluk iddiaları nedeniyle mahkemeye çıktı. Berlusconi ve 10 kişi vergi kaçırmakla suçlandı. Dava sırasında Berlusconi'nin başbakan olduğu dönemde de vergi yolsuzluğu yaptığı ortaya çıktı.

Tarihin en büyük muhasebe yolsuzluğu

ABD’nin önde gelen iletişim şirketlerinden WorldCom, tarihin en büyük muhasebe yolsuzluklarından birini yürüttüğünü, Ocak 2001-Mart 2002 döneminde karını 11 milyar dolar yüksek gösterdiğini kabul etti. Şirket içerisinde bir departmanın 3.8 milyar dolarlık hesap açığını devlete ihbar edilmesiyle olay patladı. Şirketin CEO’su Bernie Ebbers 25 yıl hapse mahkum oldu.
Enerjinin kara deliği Enron: Dünyanın en büyük enerji şirketlerinden Enron’daki skandal, 2001 yılında patladı.

Şirketin üst yöneticilerinin aldıkları rüşvetler, kötü yönetim nedeniyle 74 milyar dolarlık bir delik oluştu. Şirketin CEO’su Jeff Skilling 24 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Enron, 2001 yılındaki skandaldan önce 5 yıl üst üste Enron Forbes dergisi tarafından ABD’nin en yenilikçi şirketi seçilmişti!
Denetçiler de masum değil: Enron skandalının hemen ardından bir başka dev şirket olan denetim şirketi Arthur Andersen da sarsıldı. Enron’un denetçisi olan Andersen’ın bu yolsuzluğu nasıl göremediği sorusu mahkemeye taşındı. Araştırmalar, Andersen’ın belgeleri yok ettiğini ortaya çıkardı.
Sahte iflas: Dünyanın en büyük yüksek teknoloji şirketi Global Crossing, sektörünün parlayan yıldızlarından biriydi. Şirket 2002 yılında iflasını açıkladı. Ancak incelemeler iflasın sahte olduğunu şirketin muhasebe oyunları sonucu battığını ortaya çıkardı. Global Crossing, daha sonra Singapurlu bir grup tarafından satın alındı.

Lehman 2008 krizini ateşledi: 2008 ekonomik krizinin ilk sinyalini dünyanın en güvenilir bankalarından biri olan 160 yıllık Lehmann Brothers’ın batışı başlattı. Şirket, son derece yüksek notlar alan fakat aslında değeri çok da yüksek olmayan CDS kağıtlarını piyasaya dağıtmış, zararı önlenemeyecek hale gelmişti. Binlerce kişinin işsiz kalması bir yana tüm finans sektörünü etkilemişti bu iflas…

Sıra reel sektörde

Yukarıda sıraladığım yolsuzlukların önemli bir kısmı teknoloji, hizmet ve finans sektörlerine ait. VW’le başlayan yolsuzluk skandalı daha da tehlikeli, çünkü artık reel sektörün de bu işin içinde olduğunu gösteriyor. Son bir haftada sadece VW değil, birkaç otomobil şirketi ve emtia şirketi Mitsui hakkında da yolsuzluk soruşturması başlatıldı.
Bugünü herkesin bildiği bir cümle ile kapatalım, çok laf yalansız, çok para haramsız olmaz! ¦ Esin Gedik, Yeniçağ, (30.9.2015)

BORÇLANMA, DIŞ: DIŞ BORÇ 405 MİLYAR DOLARI GEÇTİ

Hazine, brüt dış borç stokunun 2. çeyrekte 405,2 milyar dolar olduğunu açıkladı.

Türkiye Brüt Dış Borç Stoku, 2015 yılının ikinci çeyrek dönemi sonu itibarıyla 405,2 milyar dolar oldu.

Hazine'den yapılan açıklamaya göre, özel sektör borçlarının toplam dış borç stoku içerisindeki payı 287,5 milyar dolar ile yüzde 70,9 ve kamu kesimi borçlarının payı 115,8 milyar dolar ile yüzde 28,6 olarak gerçekleşti.

T.C. Merkez Bankası borçlarının toplam dış borç stoku içerisindeki payı ise 2 milyar dolar ile yüzde 0,5 oldu.

Hazine'den yapılan açıklamada şöyle denildi:
"Kamu Kesimi Dış Borçları: Kamu kesimi dış borçlarının büyük bir çoğunluğu, uzun vadeli dış borçlardan oluşmaktadır.

Merkezi Yönetim Dış Borçları: Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu’na ekli I, II ve III sayılı cetvellerde yer alan kamu idarelerinden oluşan Merkezi Yönetim Dış Borç Stoku, 2015 yılının ikinci çeyrek dönemi sonu itibarıyla 82,5 milyar ABD Doları seviyesinde gerçekleşmiştir. Bu miktarın 57,5 milyar ABD Doları tutarındaki kısmı, uluslararası finansal piyasalarda gerçekleştirilen tahvil ihraçları stokundan oluşmaktadır.

Diğer Kamu Kuruluşlarının Dış Borçları: Merkezi Yönetim dışında kalan mahalli idareler, fonlar, kamu bankaları, KİT'ler ve diğer finansal olmayan kamu kuruluşlarının toplam dış borçları, 2015 yılının ikinci çeyrek dönemi sonu itibarıyla 33,3 milyar ABD Doları tutarında gerçekleşmiştir.

Özel Sektör Dış Borçları

Kısa Vadeli Özel Sektör Dış Borçları: 2015 yılının ikinci çeyrek dönemi sonu itibarıyla kısa vadeli özel sektör dış borcu 110,3 milyar ABD Doları seviyesinde gerçekleşmiştir. Bu tutar içerisinde, bankacılık sektörünün payı 74,5 milyar ABD Dolarıdır.

Uzun Vadeli Özel Sektör Dış Borçları

2015 yılının ikinci çeyrek dönemi sonu itibarıyla özel sektörün uzun vadeli dış borçları 177,2 milyar ABD Doları olarak gerçekleşmiştir. Uzun vadeli özel sektör dış borç stoku içerisinde en büyük pay, 94,8 milyar ABD Doları ile finansal kuruluşların olmuştur.

T.C. Merkez Bankası Borçları: 2015 yılının ikinci çeyrek döneminde TCMB’nin uzun vadeli dış borçları 1,7 milyar ABD Doları, kısa vadeli dış borçları ise 270 milyon ABD Doları tutarında gerçekleşmiştir.

Kur etkisi

Bilindiği gibi dış borç istatistiklerinde uluslararası standart, büyüklüklerin ABD doları cinsinden ifade edilmesidir. Bu durum, yayımlanan istatistiklerdeki dış borç büyüklüklerinin çapraz kurlarda gerçekleşen hareketlerden etkilenmesine yol açmaktadır. Bu çerçevede, 2015 Mart – 2015 Haziran döneminde dış borç stoku, döviz kuru değişikliklerinden dolayı yaklaşık olarak 2 milyar ABD Doları tutarında artış göstermiştir." ¦ Dünya, (30.9.2015)

UÖŞ: RİO TİNTO, BENGALLA KÖMÜR MADENİNİ SATTI

Son iki yılda 4,5 milyar dolarlık varlık satışına giden İngiliz-Avustralya ortaklı madencilik devi Rio Tinto, Bengalla kömür madeninin 606 milyon dolarlık hisse satışında el sıkıştı.

Küresel piyasalarda emtia fiyatlarındaki düşük seyrin darbe vurduğu dünyanın önde gelen madencilik şirketi Rio Tinto varlıklarını elden çıkarmaya devam ediyor. Tinto son olarak Avustralya'daki Bengalla kömür madeninin hisse satışında anlaşma sağladı.

Rio Tinto PLC., küresel emtia fiyatlarındaki gerileme arasında Avustralya'daki Bengalla adlı büyük kömür madenine ait hisse satışında anlaşma sağladı. Anlaşmanın 2016 yılının ilk çeyreğinde tamamlanması bekleniyor.

Şirket, Bengalla kömür madeninde yüzde 40 hisse satmak için bağlayıcı anlaşma yaptığını ve alımın New Hope Corp. tarafından gerçekleştirildiğini bildirdi. Hisse satışının değeri 606 milyon dolar olarak açıklandı.

Rio Bakır-Kömür Şefi Jean-Sébastien Jacques Financial Times'a Bengalla kömür madeninin hisse satışı hakkında yaptığı yazılı açıklamada , "Bu satış bilançomuzu güçlendirmeye olan bağlılığımızı gösterirken grup genelinde sermaye tahsisi ve döngüsünü sağlayarak hissedarlarımıza getiriyi güçlendirmek için disiplinli bir yaklaşım sürdürdüğümüzün bir ifadesidir"dedi.

4,5 milyar dolarlık varlığını sattı

Küresel emtia fiyatlarındaki gerilemenin kötü etkilerini üzerinden atmak isteyen madencilik devi Rio Tinto Ocak 2013'ten bu yana 4,5 milyar dolarlık varlık satışını gerçekleştirdi. ¦ Dünya, (30.9.2015)
[/b]
avatar
TRABZON61
.::Otağ Yetkilisi::.


.::Otağ Yetkilisi::.





Yaş Yaş : 34
Cinsiyet Cinsiyet : Erkek
Nerden Nerden : Trabzon
Lakap Lakap : ¤ۣۜ..¤ ¤ۣۜ..¤ ¤ۣۜ..¤ ¤ۣۜ..¤ ¤ۣۜ..¤
Doğum Tarihi Doğum Tarihi : 01/11/84
İletiler: İletiler: : 1325
Üyelik Tarihi Üyelik Tarihi : 12/04/09




Kullanıcı profilini gör http://ilteris.forum.st/

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

default Geri: Neler Oldu 19 Ağustos-12 Kasım 2015 / Prof. Dr. Cihan DURA

Mesaj tarafından TRABZON61 Bir Ptsi 9 Mayıs 2016 - 4:06

Neler Oldu 1-6 Ekim 2015 (Gelir dağılımı, yolsuzluk, AKP, özelleştirme, üniversiteler, yolsuzluk, petrol, BOP, Suriye, UÖŞ, AB, işsizlik, kriz, borçlanma)


1.10.2015
GELİR DAĞILIMI: TÜRKİYE GELİR EŞİTSİZLİĞİNDE AVRUPA'NIN EN KÖTÜSÜ


Türkiye’de en zengin yüzde 10’luk kesim ile en yoksul yüzde 10 arasındaki gelir uçurumu tam 12.6 kat. Bu farkla Türkiye, 34 OECD ülkesi arasında beşinci, Avrupa’nın ise en kötüsü.

Türkiye’deki gelir dağılımı adaletsizliğinde de sıkıntılar büyüyerek devam ediyor. Türkiye’de en zengin yüzde 10’luk grubun geliri ile en yoksul yüzde 10’luk kesimin geliri arasındaki fark tam 12.6 kat. Yani en zengin yüzde 10 en yoksul yüzde 10’un tam 12.6 katı daha fazla gelirden pay alıyor. Bu veri Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) 18 Eylül’de açıkladığı 2014 yılına ait gelir ve yaşam koşulları araştırmasının sonucu. Gelir dağılımı adaletsizliği, Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü’nün (OECD) en çok dikkat ettiği verilerden biri. 34 OECD üyesi ülke arasında Türkiye 12.6 katlık gelir farkı ile beşinci sırada yer alıyor. Avrupa Birliği üyesi ülkeler arasında ise Türkiye bu adaletsiz yapısıyla birinci sırada. Öte yandan verilere bakıldığında, ABD de gelir eşitsizliği konusunda 3. sırada.

TÜRKİYE AVRUPA BİRİNCİSİ

Hürriyet'in haberine göre, OECD mayıs ayında açıkladığı raporunda üye ülkelerin 2013 yılına ait verileriyle bir sıralama yaptı. Bu sıralamaya göre en zengin yüzde 10 ile en yoksul yüzde 10 arasındaki gelir adaletsizliğinin en yüksek olduğu ülke 30.5 kat ile Meksika. Meksika’nın ardından gelen Şili’de bu oran 26.5 kat iken ABD’de 18.8 kata geriliyor. İsrail ise 14.9 katlık gelir dağılımı uçurumu ile OECD üyeleri arasında dördüncü sırada. Türkiye OECD’nin mayıs ayında açıkladığı sıralamada kullanılan 2011 yılına ait 15.2 katlık fark ile İsrail’in önünde dördüncü sıradaydı. Ancak TÜİK’in yeni verisiyle bu fark 12.6’ya geriledi ancak Türkiye hala en kötü beşinci ülke ve Avrupa birinciliğini de kimseye kaptırmadı. OECD ortalaması ise 9.6 katlık fark 30 yılın en ağır gelir dağılımı adaletsiliğini gösteriyo. OECD’ye göre, bu oran 1980’li yıllarda 7.1, 1990’lı yıllarda 8.1, 2000’li yıllarda ise 9.1’e çıkmıştı.

TÜİK’in 2014 verileri de yayımlandığında oldukça tartışma yaratmıştı. TÜİK’in en zengin yüzde 20’sinin geliri ile en yoksul yüzde 20’sinin geliri arasındaki fark 2013’te 7.7 kat iken 2014’te 7.4 kata geriledi. Gelir dağılımı eşitsizliği ölçütlerinden olan Gini katsayısında da 2013’te 0.40 olan veri 2014’te 0.391’e indi. Gini katsayısı 1’e ne kadar yakınsa gelir dağılımında o kadar kötüleşme olduğunu gösteriyor. Peki TÜİK bu veriyi nasıl iyileştirdi? TÜİK Başkanı Birol Aydemir Eurostat’ın maddi yoksunluğa ilişkin yeni modülünü kullandıklarını ve soruların bazılarının değiştiğini açıkladı. Aydemir “2013 yılında maddi yoksunluk için sorduğumuz soruların dördünde soruş şeklinde değişiklik yaptık. Sorulardaki değişiklikten ziyade, soruların algılanış biçimindeki değişim etkili oldu” dedi.

TÜRKİYE VERİSİ NEDEN 2014

OECD ülkelerin son açıklanan verilerine göre sıralamayı yapıyor. Ve bir sonraki rapor 2016 Mayıs’ında açıklanacak. 2015 Mayıs’ında açıkladığı raporda ülkelerin 2013 yılına ait veriler yer alırken 2016’da açıklanacak raporda 2014 yılına ait diğer ülkelerin verilerine ulaşılabilecek. Türkiye’de soru değişimiyle yaşanan iyileşme diğer ülkelerle daha rapat karşılaştırılabilecek. TÜİK daha önce OECD’nin mayıstaki raporunda Türkiye’nin 2011 yılına ait verisi kullanılarak sıralama yapmış ve Türkiye 15.2 katlık fark ile dördüncü sırada yer almıştı. ¦ Sol, (1.10.2015)

YOLSUZLUK: 'DAĞ ÇİLEĞİ'NDE BÜYÜK SAHTEKARLIK

Halk sağlığını tehlikeye atan gıda satışlarına yönelik denetimlerini sıklaştıran İzmir'in Karşıyaka Belediyesi zabıta ekipleri, Bostanlı Pazaryeri'ndeki beş tezgahta, "dağ çileği" etiketiyle çeri domates kurusu satıldığını tespit etti.

Aşırı şekerle tatlandırılan ürünün kaçak ve sağlığa zararlı olduğun, sorumlular hakkında kanuni işlem başlatıldığı belirtildi. Karşıyaka Belediye Başkanı Hüseyin Mutlu Akpınar, “Halk sağlığını tehlikeye sokacak her türlü girişimin karşısındayız.” dedi.

Vatandaşlardan gelen şikâyetleri değerlendiren zabıta ekipleri, Bostanlı Pazaryeri'nde, kilosu 18 ile 20 lira arasında, dağ çileği diye çeri domates kurusu satıldığı ihbarını aldı. Ürünün satıldığı beş tezgahta yapılan incelemeler sonucunda domateslerin önce kurutulduğu, daha sonra yoğun şekerle tatlandırıldığı tespit edildi. Ardından yetkili birimlere haber verildi ve ürünlerin satışı durduruldu. Tezgâh sahipleri ve toptan ürün sağlayıcılar hakkında kanuni işlem başlatıldı. Pazaryeri denetimlerinin sıklaşacağı ve devamlılık sağlanarak, insan sağlığının güvence altına alınacağı belirtildi.

Başkan Akpınar, konu hakkında yaptığı açıklamada, “İnsan sağlığını tehlikeye atacak her türlü girişimin karşısındayız. Halkın sağlığını korumak için titizlikle çalışıyoruz. Her ihbarı uzman ekiplerimizce değerlendirip yasal olarak yapılması gerekenleri yapmaya devam edeceğiz. Dağ çileği etiketiyle domates kurusu satılması, kabul edilemez bir durum. Üstelik sağlığa da zararlı. Konunun takipçisi olacağız.” dedi. ¦ Cumhuriyet, (1.10.2015)

ME, AKP: AKSP KULİSLERİNİN ŞİFRELERİ!..

AKSP (Aksaray Partisi) kongresinin üzerinden biraz zaman geçti biliyorum. Aklınız fikriniz, 1 Kasım'da hangi partinin ne kadar oyla kaç mebus çıkaracağında.

Eyvallah!..

Aşağıdaki satırları, neden zamanında yazmadın derseniz. Bunun iki sebebi var. Birincisi; kesin teyit edilmesi gereken bilgiler. İkincisi ise; bendeniz gibi bazı meslektaşlarım, ikbal savaşlarına sahne olan AKSP kongresi hakkında detaylı bilgiler yazdı. Ancak, ulaştığım son bilgiler yeni unsurlar içeriyor. İsterseniz gelin, 12 Eylül AKSP kongre sürecinde yaşanan ikbal savaşlarına hep birlikte gün gün, saat saat tekrar göz atalım. Bu, teyit edilmiş kulis bilgileri, 2 Kasım'a pusuya yatan AKSP'lileri iyi anlamanız için de çok hayati değer taşıyor!..

9 Eylül Çarşamba: R. Erdoğan, AKSP kurucularını topladı. Burada, Demokles'in Kılıcı gibi Ahmet Hoca'nın kellesinin üstünde salladığı Binali Yıldırım'a övgüler düzerken mevcut "Genel Başkan"ı yerden yere vurdu.

9 Eylül Çarşamba gecesi: "Patrondan geldi" denilerek yeter sayısınca delegeye boş kağıt imzalatıldı. Sarayın imzalattığı boş kağıtların Binali Yıldırım'ın AKSP Genel Başkanlığı adaylığı için olduğunu öğrenen delegelerin bir kısmı bunu AKSP kurucusu Abdullah Gül ile paylaştı. Sarayın, Binali Yıldırım dayatmasından duydukları rahatsızlığı dile getirdiler. Gül ise gelişmeleri takip ettiğini ve gerektiği yerde müdahale edeceğinin sinyalini verdi.

10 Eylül Perşembe: AKSP "Genel Başkan"ı Davutoğlu, saraydan randevu alarak çoktan seçmeli olsun diye hazırladığı 120 kişilik MKYK listesiyle Erdoğan'ın huzuruna çıktı. R. Erdoğan, listenin olduğu dosyanın kapağını bile açmadan çizip attı ve kendi hazırlattığı yedekleriyle beraber 50 kişilik listeyi Davutoğlu'nun koltuğunun altına sıkıştırdı. Davutoğlu, görüşmede "o zaman ben istifa edeyim" diye karşılık verdi. Erdoğan ise "sen bu listeyle kongreye git. İstifa etme, onun yerine aday ol'' dedi. Bir de pek çok kez yaptığı gibi "sen kendini lider mi sanıyorsun" mealinde ezme yaptı. Bunun üzerine Davutoğlu, gerisin geriye döndüğü AKSP'de, danışmanlarıyla görüştü. Danışmanlar kendisine; "sakın istifa etmeyin, Türkiye krize girer seçimin altından kalkamayız" şeklinde telkinlerde bulundu.

10 Eylül Perşembe gecesi: Abdullah Gül, aracılar vasıtasıyla -el altından- yeni parti hususunda işaret verdi. Davutoğlu'nun çizilmesine razı olmadığı mesajını da iletti. Gül, "Binali Yıldırım aday olur, Davutoğlu istifa ederse aday olurum" sinyalleri gönderdi. Bunun üzerine saray, Binali Yıldırım kartını geri çekme kararı aldı. Ancak, Gül'e yakın olan Ali Babacan, Bülent Arınç, Beşir Atalay, Hüseyin Çelik, Salih Kapusuz gibi isimleri MKYK listesi dışında bıraktı saray... Aynı zamanda bu isimlerin vekillik yolunun kapalı olduğunun da işaretini verdi.

11 Eylül Cuma: Ahmet Hoca, gidip saraydan özür diledi. Dayatılan MKYK listesini olduğu gibi kabul etti... Binali Yıldırım ise, Gül'ün resti Davutoğlu'nun durumu kabullenmesinin ardından adaylıktan çekildiğini ilan etti, parti içinde...

Kongre, beklendiği gibi tek adam tek liste şeklinde sonuçlandı. Ancak, kongrede süren restleşmeler vekil listelerinin hazırlanmasında devam etti. Kongreye yeterince ağırlığını koyamadığını düşünen Abdullah Gül, listelerin tesliminden kısa bir süre önce NTV yayınına çıkarak saraya ince, kendine göre "diplomatik" göndermelerde bulundu. AKSP kulislerine el altından Ali Babacan, Beşir Atalay, Taner Yıldız gibi isimlerin vekil listelerine girememesi halinde üç dönemliklerle yeni bir hareket başlatacağı imajını yaydı Gül... Erdoğan ise hem tek parti iktidarının zora girmesi hem de Gül'ün etrafında oluşacak kümelenmenin önüne geçmek için bazı "Gülcü" isimleri listeye koydu. Her gün görüşülen liste, sonuçta tamamen Erdoğan'ın arzuladığı gibi oldu. Ahmet Hoca, sadece bir kaç isimle renklendirme yapabildi... Listenin hazırlanmasında Binali Yıldırım önemli rol oynadı. Erdoğan, onu görevlendirerek gönlünü aldı. Beşir Atalay cezalandırılarak Van'a gönderildi; AKSP MKYK'sında 7 Haziran seçim sonuçlarını değerlendirdiği bir sunum yapmaya kalkışması yüzünden. Efkan Ala da "siyaseti bilmiyor" diye mebus listesine alınmak istenmemiş, ancak son anda listeye konulmuş.

Bu arada Hakan Fidan'ın, liste nedeniyle saray ile arası bozulan Davutoğlu'nu "Ben de vekil yapılmadım ama göreve geri döndüm, kaldığım yerden devam ediyorum, kendi işime bakıyorum" diye teskin ettiği dile getiriliyor.

Gördünüz mü?.. Devleti yönetenler ne alemde!.. Neler peşinde, neler için kavga ediyorlar!.. Böyle ikbal tartışmalarının gölgesinde terörün beli nasıl kırılıyor bir de siz düşünün... 2 Kasım için AKSP'lilerin ilk hedefinin ne olduğunu da iyi görün; Ya ikbal ya ikbal!.. ¦ Ahmet Takan, Yeniçağ, (1.10.2015)

2.10.2015
ELEKTRİKTE ÖZELLEŞTİRME DALGASI


Özelleştirme İdaresi Başkanlığı Akdeniz'de 5 hidroelektrik santralini özelleştirme kapsamına aldı.

Özelleştirme İdaresi Başkanlığı (ÖİB), Akdeniz’de Elektrik Üretim Anomim Şirketi (EÜAŞ) tarafından işletilen 5 hidroelektrik santralini (HES) özelleştirme kapsamına aldı. Burdur’un en büyük elektrik enerjisine sahip Karacaören HES’lerinin de bulunduğu ihaleler, 3 ayrı grup halinde gerçekleştirilecek.

ÖİB, elektrik dağıtım özelleştirmelerinin ardından EÜAŞ’a ait HES’lerin özelleştirmesine Akdeniz’den devam ediyor. Akdeniz’de 5 HES 3 ayrı grupta ekim ayı içinde gerçekleşecek ihaleyle özelleştirilecek. Ön yeterlilik ve son teklif verme günü 27 Ekim’de sona erecek birinci grup ihale kapsamında Karacaören 1 ve Karacaören 2 HES’lerinin satışı gerçekleştirilecek. İhaleye katılmak isteyenler, belirtilen tarihe kadar 25 milyon TL geçici teminat bedelini yatırmak zorunda.

Özelleştirme kapsamındaki Karacaören 1, Isparta ve Burdur’da Aksu Çayı üzerinde, sulama, taşkın kontrolü ve elektrik enerjisi üretimi amacıyla 1977-1990 yılları arasında inşa edildi. Özelleştirme kapsamındaki 32 MW güç kapasiteli HES yılda 142 GWh elektrik enerjisi üretiyor. Kurulu güç kapasitesiyle Burdur’un 2'nci büyük enerji santrali olan Karacaören 1, 31 bin 75 kişinin günlük hayatında ihtiyaç duyduğu tüm elektrik enerjisi ihtiyacını karşılayabiliyor.

44 BİN KONUTUN İHTİYACINI KARŞILIYOR

Aynı noktada bulunan Karacaören 2 sulama ve enerji amacıyla 1988- 1993 yılları arasında inşa edildi. Barajın özelleştirme kapsamındaki elektrik üretimi 47 MW güç ile yıllık 206 GWh olarak gerçekleşiyor. Burdur’un en büyük enerji santrali olan Karacaören 2, sadece konut elektrik tüketimi dikkate alındığında 46 bin 194 konutun elektrik enerjisi ihtiyacını karşılayabilecek elektrik üretimi yapıyor.

İKİNCİ GRUP ÖZELLEŞTİRME

Kepez 2 ve Manavgat HES’leri ise ikinci grup özelleştirme kapsamında yer aldı. Ön yeterlilik ve son teklif verme günü 14 Ekim’de sona erecek bu grup için belirlenen geçici ihale teminat bedeli ise 20 milyon lira.

Antalya’da bulunan Kepez 2 HES’i 6 MW kurulu gücüyle kentin 18'inci büyük enerji santrali. Kepez 2 HES de, sadece konut elektrik tüketimi dikkate alındığında 5 bin 245 konutun elektrik enerjisi ihtiyacını karşılayabilecek elektrik üretimi yapıyor. Kepez 2 ile aynı grupta özelleştirme ihalesi gerçekleştirilecek Manavgat ırmağı üzerinde kurulu Manavgat HES’i 48 MW kurulu gücüyle Antalya’nın 4'üncü büyük enerji santrali. Manavgat HES, sadece konut elektrik tüketimi dikkate alındığında ise 46 bin 43 konutun ihtiyacını karşılayabilecek elektrik üretimi yapıyor.

28 BİN KİŞİNİN ELEKTRİK İHTİYACINI KARŞILIYOR

Ön yeterlilik ve son teklif verme günü 5 Ekim’de sona erecek Fethiye HES’i ise 3'üncü grup olarak özelleştirilecek. İsteklilerin 10 milyon lirayı geçici teminat bedeli olarak yatıracağı Fethiye HES’i Muğla’nın Karapınar Deresi üzerinde yer alıyor. 16.50 MW kurulu gücüyle Muğla’nın 9'uncu büyük enerji santrali olan Fethiye HES, günlük 28 bin 817 konutun ihtiyacını karşılayabilecek elektrik üretimi yapıyor. Yap- işlet -devret modeliyle kurulan santral 1999 yılından itibaren 15 yıl süreyle FETAŞ Fethiye Enerji tarafından işletildi, ardından EÜAŞ’a devredildi. ¦ Sözcü, (2.10.2015)

ÜNİVERSİTELER: AKADEMİK SIRALAMADA NE BEKLİYORUZ Kİ?

Habertürk’ün internet sitesinde okudum: Dünyanın en iyi üniversiteleri sıralamasında daha önce ilk ikiyüz arasında yeralan ODTÜ, İTÜ yahut Boğaziçi gibi Türk üniversiteleri, bu seneki listede oldukça gerilerde, beş ile altıyüzler arasında yer bulabilmişler... İlk 250 içerisinde hiçbir Türk üniversitesine yer verilmemiş, 251-300 bandına ise sadece Koç Üniversitesi girebilmiş, Sabancı Üniversitesi ile Bilkent de daha gerilerde yeralmış.

Önceki senelerde listeye giren bazı üniversitelerimizin rektörleri sıralamadaki gerilemeyi, değerlendirme kriterlerinde yapılan değişikliklere bağlıyorlar ve eğitimlerinin kalitesinde değişme olmadığını söylüyorlar.

Rektörlerin sözlerinde haklılık payı mutlaka vardır ama konunun asıl önemli boyutunu gözardı etmemek gerekir: Her vilâyete lise açar gibi üniversite kurmaya dayalı bir yüksek öğretim politikasından ne bekliyoruz ki? Sadece tabelâ, masa ve sandalye ile birkaç yardımcı doçentten ibaret ama kütüphanesiz ve araştırma için bütçesi olmayan kasaba üniversitelerinin Oxford, Columbia, Cambridge, MIT, Yale yahut Stanford ile aşık atmasını mı?

LİSELERDEN BİLE GERİYİZ

Meselenin başka bir tarafı daha var: Sadece yeni kurulan tabelâ üniversitelerinde değil, memleketin en eski ve vakti zamanında en ciddî olan üniversitelerinde sosyal bilimler alanında bugün verilen eğitimin, artık geçmişteki büyük liselerdeki kalitenin bile gerisinde kalmış olması...

Tıp, fizik, matematik yahut mühendislik gibi teknik alanlardaki eğitimin bugünkü kalitesi benim ilgi ve bilgi alanımın dışında olduğu için sadece sosyal bilimler alanından sözediyorum ama teknik alanlarda sık sık yaşanan bir derdi gayet yakından biliyorum: “İntihal”in, yani bilimsel hırsızlığın artık nasıl sıradan bir iş olduğunu, bu işi yapanların YÖK tarafından kulaklarından tutup kapıdışarı edilmeleri gerektiği halde hırsızlıklarının hafif yaptırımlarla yanlarına kâr kaldığını ve akademik hırsızların uzadıkça uzayan soruşturma sürecinin ardından “zamanaşımı” yahut “kanıt bulunamaması” gibisinden bahanelerle genellikle aklandıklarını...

İntihal konusunu son 20 küsur seneden buyana diline en fazla dolayan, unvanlı hırsızlar için sık sık yayın yapan ve yazdığını da takip eden gazetecilerin başında gelenlerden biri, herhalde bendenizim. Dünya kadar akademik hırsızlığı sergiledim, kanıtları ile yayınladım, işin üzerine hiç durmadan gittim ama ettikleri haltı her yönü ile belgelediğim unvanlı hırsızların hiçbirini akademik hayattan kapıdışarı ettirmeyi başaramadım. Bir yolunu mutlaka buldular, fakültelerin kurduğu komisyonlar yahut YÖK tarafından temize çıkartıldılar, hattâ bir-ikisi de ödüllendirilip mensubu oldukları fakültenin başına getirildi...

Verdirmeye muvaffak olduğum en ağır ceza, intihalcinin üniversite ile ilişkisinin üç aylığına kesilmesi oldu. Ama bu ceza sonradan affa girdi ve başkasının eserinin üzerine hiç sıkılmadan oturan akademik hırsız şimdi afra-tafrasıyla meşhur bir profesör olarak etrafa güya ilim nurları saçıyor!

KENDİNDEN BÜYÜK İNTİHAL

İntihal meselesi memlekette vak’a-i âdiyeden kabul edilir hâle geldiği için, üniversite hocalarının gönderdikleri yeni akademik hırsızlık dosyalarını artık yayınlamıyorum, zira netice çıkmıyor ve yazdığım takdirde hem köşemi, hem de zamanımı israf etmiş oluyorum...

Yine de geçenlerde gönderilen ve şimdiye kadar eşine-emsâline rastlamadığım bir intihalden bahsetmeden edemeyeceğim: Unvanlı hırsızın biri, Amerikalı bir fizikçinin 1955’te yayınladığı makalesini 2000’li senelerde almış, Türkçe’ye çevirmiş ve kendi adıyla neşretmişti! Yani, teknolojinin bu kadar hızlı geliştiği bir devirde kendisinden de yaşlı bir makaleyi çalmış, hırsızlığı farkedilince fakültesine şikâyet edilmiş ama açılan soruşturmadan sonuç çıkmamıştı!

Türkiye’de teknik konularda ciddî ve ileri memleketler ayarında yayın yapılmıyor mu? Tabii ki yapılıyor, hem de dünya kadar çalışma var ama bilim vasfını kaybetmiş, uyuşmuş ve hevesten nasibini almamış, üstelik mebzul miktarda intihalcinin bulunduğu akademik dünyamızda bu gibi emek mahsulü çabaların artık maalesef esâmileri okunmuyor.

Dolayısı ile tekrar sorayım: Rektörlerimiz böyle bir ortamda ne bekliyorlar? Oxford, Columbia, Cambridge, MIT, Yale yahut Stanford gibi okullar ile aynı kefeye konmayı mı? ¦ Murat Bardakçı, Haberturk, (2.10.2015)

3.10.2015
GELİR DAĞILIMI, YOKSULLUK: TÜRKİYE’NİN %22’Sİ YOKSUL ANKARA ZENGİNLİKTE BİRİNCİ


Gelir ve Yaşam Koşulları Araştırması’na göre Türkiye’de yaşayanların en fakir yüzde 20’sinin ortalama fert geliri 4 bin 515, en zengin yüzde 20’sinin ortalama geliri 33 bin 417 lira. İl bazında ortalama fert gelirinin en yüksek olduğu yer ise Ankara.

TÜİK, “Gelir ve Yaşam Koşulları Araştırması” ile hanelerin ve hanelerde yaşayanların gelirleri, yaşam koşulları konularında bilgi topluyor.

Hanelerde yaşayanların verdikleri bilgilere dayalı olarak, kişilere ve bölgelere göre kullanılabilir gelirin dağılımı açıklanıyor.

Eylül ayında kişilerin kullanılabilir gelirlerinin, yüzde 10’luk ve yüzde 20’lik nüfus dilimlerine göre dağılımını gösteren bilgiler yayınlandı.

Araştırma gösterdi ki:

- Bu ülkede yaşayan toplam nüfusun, en fakirlerden oluşan yüzde 10’luk dilimindeki 7.5 milyon insan, toplam gelirin yüzde 2.5’unu alırken, en tepedeki 7.5 milyon insan gelirin yüzde 29.7’sine sahip.

- Nüfus yüzde 20’lik dilimlere ayrıldığında en alttaki yüzde 20’lik gruptaki 15 milyon insan, toplam gelirin yüzde 6.2’sini, en varlıklı 15 milyon kişi ise toplam kullanılabilir gelirin yüzde 45.9’unu paylaşıyor.

Aynı araştırmanın dün açıklanan bölümünde bölgesel gelir dağılımına ait bilgiler var. Açıklamada, toplam kullanılabilir gelirin, bölgesel dağılımı yanında, yoksulların sayısı ve yoksulların bölgeler arası dağılımı yer alıyor.

Ortalama gelir 14.533 TL

Nüfusun en düşük gelire sahip yüzde 20’lik grubunun (yaklaşık 15 milyon kişinin) yıllık ortalama kullanılabilir geliri 4.515 TL iken en zengin yüzde 20’lik nüfus diliminde 15 milyonun ortalama kullanılabilir geliri 33.417 TL.

Kişi başına ortalama kullanılabilir gelirde Ankara, Türkiye şampiyonu durumunda. Ankara’da kişi başı kullanılabilir gelir 20.446 TL. İstanbul’da 19.062 TL.

Mardin, Batman, Şırnak, Siirt ortalaması ise kişi başı 7.570 TL.

Gelir dağılımının en iyi olduğu iller Zonguldak, Karabük...

Gini katsayısı gelir dağılımının göstergesidir. Gini katsayısı, sıfıra yaklaştıkça gelir dağılımında eşitliği, 1’e yaklaştıkça gelir dağılımında bozulmayı gösterir.

Gini katsayısı Türkiye’de 2014 yılı itibarıyla 0.391 iken, en düşük olduğu (gelir dağılımının göreceli olarak düzgün olduğu) bölgeler; 0.304 ile Zonguldak, Karabük, Bartın ve 0.308 ile Tekirdağ, Edirne, Kırklareli.

Gini katsayısının en yüksek olduğu (gelir dağılımının en çarpık olduğu) bölgeler ise 0.413 ile Erzurum, Erzincan, Bayburt ve 0.412 ile Şanlıurfa, Diyarbakır. … ? ¦ Güngör Uras,Milliyet, (3.10.2015)

PETROL YATIRIMLARINDA TARİHİN EN BÜYÜK DÜŞÜŞÜ

Uluslararası Enerji Ajansı İcra Kurulu Direktörü Birol, petrol fiyatlarının yüzde 20 azalacağını ve bunun tarihteki en büyük düşüş olacağını belirtti.

Uluslararası Enerji Ajansı İcra Kurulu Direktörü Fatih Birol, düşük petrol fiyatları nedeniyle, bu yıl petrol yatırımlarının geçen yıla göre yüzde 20 azalacağını ve bunun tarihteki en büyük düşüş olacağını belirtti.
Birol, Uluslararası Enerji Ajansı'nın Orta Vadeli Yenilenebilir Enerji Sektör Raporu'nu sunduğu basın toplantısında soruları yanıtladı.

Düşük seyreden petrol fiyatlarına ilişkin soru üzerine Birol, "2015 yılında, petrol yatırımlarının 2014'e göre yüzde 20 azalmasını bekliyoruz. Bu, tarihteki en büyük düşüş olacak" diye konuştu.

Petrol fiyatlarındaki düşüşü Kuzey Amerika ve Irak'ta yaşanan petrol üretimi artışı ile bazı ülkelerdeki ekonomik durgunluk sonucu yaşanan talep düşüklüğüne bağlayan Birol, "Özellikle ABD, Brezilya ve Kanada'daki yatırımlar etkilenecek. ABD'deki günlük petrol üretiminin 200 bin varil azalmasını bekliyoruz" ifadesini kullandı.

Birol, yeni yapılacak petrol yatırım projelerinin ekonomik açıdan makul olmadığına dikkati çekerek, petrol fiyatlarının bu seviyede kalması halinde bahsi geçen ülkelerde yatırımlardaki düşüşün kalıcı olabileceğini vurguladı.

Petrol fiyatlarında ani bir yükseliş beklemediğini anlatan Birol, "Fiyatlar yukarı yönlü. Piyasalarda yeniden bir dengeleme bekliyorum. Er veya geç düşük petrol fiyatlarından dolayı talep artmasıyla yukarı doğru bir baskı yaşanacak" şeklinde konuştu. ¦ Milliyet, (3.10.2015)

BOP, SURİYE, IŞİD: BUYURUN SAVAŞA

9 Haziran 2014’te IŞİD Musul’u işgal edip Kürdistan bölgesine yönelince ABD ve müttefikleri IŞİD’e karşı uluslararası bir koalisyon kurdu. Üye sayısı 70 civarında olan Koalisyon uçakları 19 Eylül 2014’ten bu yana IŞİD mevzilerini bombalıyor. Bir yıllık bombalamanın somut sonuçlarını bir tek Kobani savaşında gördük.
Bundan dolayı PYD’ye bağlı YPG güçleri batının müttefiki oldu Putin ise son konuşmasında ‘IŞİD’e karşı samimi bir şekilde savaşan iki güç var: Suriye ordusu ve YPG ‘ dedi.
Şimdi gelin birlikte şu maskaralık denkleme bakalım.
Batılı ülkeler IŞİD’i bombalıyor ya da bombalar gibi yapıyor ama Esad ‘Birlikte bombalayalım’ deyince olmaz diyorlar.
Batılı ülkeler ama daha çok AKP yönetiminde Türkiye, Katar ve Suudiler ‘IŞİD Esad’ın adamları’ diyorlar ama Esad ‘ Gelin birlikte yok edelim IŞİD’i’ deyince ortadan kayboluyorlar.
PYD’ye IŞİD’i yenebilecek güç olarak bakan Batılı ülkelerin tersine AKP yönetiminde Türkiye ‘IŞİD’ gibi PYD de Esad’ın adamları’ diyor.
ABD Başkan Yardımcısı Biden ise 25 Haziran 2014’te ‘Suriye’deki tüm terör örgütlerinin kurulup güçlenmesinden Türkiye sorumludur’ demişti.
Yani IŞİD, Nusra, ÖSO ve benzeri onlarca örgüt. ABD ise bunların bazılarına ‘ılımlı’ diyor ve bunları eğitip donatıyordu ama şimdi ondan da vazgeçti. Çünkü eğitilip donatıldıktan sonra Suriye’ye gidenler silahları ile birlikte Nusra ya da IŞİD’e katılıyorlar.
‘Ilımlı katil olmaz bunların tümü ruh hastasıdır’ dediğimde bana kızmışlardı.
Putin ‘Ben bu maskaralığa son vereceğim’ diyerek uçaklarını Suriye’ye gönderdi.
Putin Koalisyon ülkelerine ‘ Siz bir yıldır IŞİD’i bombalıyoruz diyorsunuz ve ben size destek verdim ama sonuç alamadınız. Şimdi sıra bende ve ben bu işi Suriye ordusu ile birlikte yapacağım. Gerekirse Irak ve İran ile işbirliği yaparım. Önemli olan IŞİD’i ortadan kaldırmak ise buyurun beraber yapalım’ diyor.
Koalisyoncular ‘Olmaz’ dedi.
Bu yetmedi ortak bildiri yayınlayarak Putin’e ‘ Sen ılımlı muhalifleri de bombalıyorsun’ dediler.
ABD, Fransa, İngiltere, Almanya, Suudi Arabistan, Katar ve AKP yönetiminde Türkiye.
Yorumsuz 7 ülke.
‘IŞİD’i yok edin’ dediğimizde eğleniyorlar ‘ Gelin beraber yok edelim’ rica ettiğimizde kızıyorlar.
Putin noktayı koydu: Bu işi bitireceğim.
Türkiye zor durumda.
900 kilometrelik Suriye-Türkiye sınırının yaklaşık 550 kilometresi PYD yani YPG güçlerinin kontrolünde. YPG gücü içinde çok sayıda Esad yanlısı Arap aşiretler var.
ABD ve Rusya’ya göre PYD dost ve müttefik.
Yani Türkiye onlara dokunamaz.
Sınırın geri kalan bölümünde IŞİD ve Ankara dostu diğer gruplar var:
Nusra, ÖSO ve onların türevi 30 kadar terör örgütü ya da çetesi…
Putin hepsini temizlemeye kararlı.
Temizleme operasyonunun havadan bombalamayla başarılamayacağını bilen Putin Suriye ordusunun bu bölgeye yönelik kara operasyonuna destek verecektir. İşte o zaman Rusya ile Türkiye karşı karşıya gelecektir. Yani çok ciddi bir savaş riski var. Çünkü o bölgenin güvenliği Rus uçaklarının denetiminde olacak ve terör örgütlerinin şimdiye kadar olduğu gibi Türkiye’ye girip çıkmalarına izin verilmeyecek.
Bildik TIR’lar Suriye’ye giremeyecek.
5 gündür İstanbul’da keyif çatan terör örgütlerinin komutanları şimdiye kadar olduğu gibi Suriye’ye girip çıkamayacak.
Putin Suriye krizinin başladığı Mart 2011’den bu yana düşündükten sonra kararını verdi ve Suriye’ye girdi. Putin Üçüncü Dünya Savaşı dâhil her şeyi göze alarak Suriye’de savaşacak.
‘Teröristleri yok etmeden çekilmem’ diyor.
Terörist dediği tipler arasında yaklaşık 12 bin Çeçen, Kafkas ve Orta Asya kökenli radikal İslamcı militan var. Bunlar Suriye’den ayrılıp Türkiye üzerinden evlerine dönerlerse Rusya için çok büyük bir risk oluştururlar.
Putin buna izin vermeyecek.
Putin dört buçuk yıldır Türkiye’nin Suriye’deki planlarına izin vermedi.
Suriye’nin kuzeyinde uçuşa yasak bölge, tampon bölge ve son olarak güvenli bölge.
AKP yönetiminde Türkiye’nin işi çok zor.
Putin’in hiç şakası yok.
BOP’tan sonra SİP (Siyasal İslam Projesi) de çökmüştür. ¦ Hüsnü Mahalli, Yurt, (3.10.2015)

UÖŞ: OTOMOTİV DEVLERİNDE DEPREM SÜRÜYOR

Emisyon skandalıyla boğuşan Volkswagen, Ar-Ge birim başkanlarının görevlerini askıya aldı. Skandal diğer otomotiv devlerine de sıçradı

ABD'deki emisyon testlerinde usulsüzlük skandalıyla mücadele eden Volkswagen, Audi ve Porsche markalarının araştırma ve geliştirme bölümlerinin başkanlarının görevlerini askıya aldı.

Volkswagen'de yönetim kurulu başkanlığından geçen hafta istifa eden Martin Winterkorn hakkında ise soruşturma açıldı.

Şirketin denetim kurulu Cuma günü yaptığı toplantıda da egzoz testlerinin sonuçlarını çarpıttığına yönelik incelemeyle başlayan emsiyon skandalının ayrıntıları ortaya çıkana kadar adlarını açıklamadığı bazı çalışanlarını izne çıkarmıştı.

Daha önce de uyarılmıştı

Volkswagen çalışanları ve tedarikçilerinden bir tanesi emisyon testlerinde usulsüzlük yaratabilecek yazılım konusunda yıllar önce uyarı alırken, şirket sahipleri üst düzey yöneticilerin konudan haberdar olup olmadığını araştılıyor.
Volkswagen ise konunun detayları hakkında yorum yapmayı reddetti.

Audi de etkilendi

Ayrıca, Volkswagen’i sarsan skandaldan 2,1 milyon Audi marka aracın da etkilendiği açıklandı.

Alman basınında Audi sözcüsüne dayandırılan haberlerde, emisyon testlerinde usulsüzlük yapılan Audi marka araçların 1 milyon 420 bininin Batı Avrupa ülkelerinde, 577 bininin Almanya ve 13 bininin de ABD’de olduğu yer aldı.

Emisyon değerleri ile oynanan Audi marka araçların EA 189 tipi 1,6 ve 2 litre dizel motoru kullanılan A1, A3, A4 ve A6, Audi TT, Q3 ve Q5 modelleri olduğu öğrenildi.

Söz konusu modellerde egzoz gazı normu EU 5 olan araçların skandaldan etkilendiği, egzoz gazı normu EU 6 olan modellerde sıkıntı olmadığı kaydedildi. ¦ Yurt, (3.10.2015)

4.10.2015
AB: GÜMRÜK BİRLİĞİ'NE 'TÜCCAR' AYARI


Hükümet, işadamlarına Gümrük Birliği'ni sordu, dokuz alanla ilgili tecrübeler ve öneriler hükümete iletilecek.

Türkiye ile AB arasındaki Gümrük Birliği'nin güncellenmesi çalışmalarında iş dünyasına aktif rol verildi. Hükümet, işadamlarına Gümrük Birliği'ni sordu, dokuz alanla ilgili tecrübeler ve öneriler hükümete iletilecek.

20 YILDIR TARTIŞILIYOR

Türkiye ile AB arasında GB Anlaşması 1 Ocak 1996'da uygulamaya konuldu. Süreç içinde uygulanan kotalar, Türkiye'ye etkileri ve vize gibi sorunlar nedeniyle polemikler yaşandı.

TÜRKİYE ile Avrupa Birliği (AB) arasında 'Gümrük Birliği'nin (GB) güncellenmesi' için yürütülen çalışmalarda işadamları da etkin rol oynuyor. Hükümet, Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) kanalıyla iş dünyasına tecrübelerini ve önerilerini sordu. Kamu alımlarından tarım ticaretine, tarifelerden mevzuat farklarına kadar 9 ayrı başlıkta gelecek yanıtlar, görüşmelere de yön verecek. - Bugüne kadar "kamu alımları" konusunda yaşadıkları sorunları iletmeleri istenen ihracatçılara, "Kamu alımları alanında karşılıklı piyasaların açılmasını yararlı buluyor musunuz?" sorusu yöneltildi.

Anketler yapılacak

GB kapsamında, taraflar arasında "gümrükler alanı"nda yaşanan sorunlar da ortaya konulacak. Fikri mülkiyet hakları konusundaki sorunlu alanlar, irdelenen başlıklardan biri. ? GB'nin güncellenmesi çalışmalarında ele alınması istenen farklı başlıklar da işadamlarına soruldu. ? Yürütülen çalışmalara yön vermesi için "anketler" yapılması plan-
lanıyor.

Tarım tavizleri genişletilmeli mi?

"AB ile ticari ilişkilerimizde mevcut tarım tavizlerinin genişletilmesini yararlı buluyor musunuz? Rekabetçi olduğumuz halde AB tarafından yüksek tarife uygulanması veya tavize konu edilmemiş olması sebebiyle AB pazarına ihraç edilemeyen ürünler neler?" sorularına yanıt verecek olan tüccarlardan, tavizlerin karşılıklı genişletilmesinde yarar gördükleri ürünleri belirtmeleri de istendi.

Ticaret yapılmayan yer var mı?

İhracatçılardan, "Standartlardan, ülkemizde yerleşik imalat süreçlerine yapısal olarak uyumsuz olması sebebiyle ticaretin vuku bulmadığı sektörler var mı?" sorusuna yanıt talep edildi. Değerlendirme kapsamında, Türkiye ile AB'nin uyguladığı standartlar, teknik düzenlemeler, karşılıklı tanıma, piyasa gözetimi ve denetimi gibi konulardaki mevzuat farklılıkları analiz ediliyor. ¦ Hakkı KURBAN, Akşam, (4.10.2015)

İSTİHDAM, İŞSİZLİK, GÖÇ: SERMAYENİN YENİ KÖLELERİ: SIĞINMACI ÇOCUK İŞÇİLER

Suriye’deki çatışma ortamından kaçarak Türkiye’ye yerleşen 950 binden fazla çocuk Türkiye’de sermayenin yeni köleleri oldu.

Türkiye’de yasak olmasına karşın çalıştırılarak sermayeye ucuz işgücü oluşturan çocuk işçilere Suriye’den kaçarak Türkiye’ye sığınan binlerce yeni çocuk işçi eklendi. BMMYK’nin (Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği) 2014-2015 yılı istatistiklerine göre, Suriye’den 3 milyon 956 bin 198 kişi kaçtı ve bunlardan 2 milyona yakını Türkiye’ye sığındı. İstatistikler bu rakamın yarısının çocuk olduğunu ortaya koyuyor. Yüzde 14,2’si 12-17 yaş arasında olan bu çocukların büyük bölümü çalışarak ailelerine destek olmaya çalışıyor. Çoğu yasadışı yollardan Türkiye’ye giren bu çocukların kayıt dışı olmaları nedeniyle rahatlıkla sömürü aracı olduğu bildiriliyor.

İnsan haklarına aykırı

Bu durum işsiz sayısının 5 milyonun üzerinde olduğu Türkiye’de daha kötü koşullarda ve daha düşük ücrete çalışmaya hazır bir işsiz kitlesi oluşturuyor. Suriye’den Türkiye’ye gelen çocukların büyük bölümü tekstil işçiliği, hizmet sektörü, mevsimlik tarım işçiliği, çobanlık, inşaat işçiliği gibi çeşitli işlerde çalışıyor. Bunun yanı sıra zorla evlendirilenler, evlilik için satılanlar, fuhşa zorlananlar ve dilencilik yapanların sayısının oldukça fazla olduğu belirtiliyor. Çocukların çoğu günde 11 saatten fazla ve haftada 6 gün sigortasız ve iş güvencesiz çalıştırılıyor. Türkiye’de kaçak olarak bulunan çocukların ‘’Polise ihbar’’ korkusu sömürüyü daha da ağırlaştırıyor.

Ücretleri de düşürüyor

Türkiye’ye güney sınırından girerek gelen bu ucuz işgücünün Türkiye’deki işçiler üzerinde baskı yaratarak iş gücü pazarındaki ücretlerin azalmasına da neden oluyor.
Piyasada Suriyelilerden oluşan iş gücünün farkındaki işverenler sosyal haklar, sigorta, tazminat, gibi yükümlüklerini yerine getirmemeye başladı. ¦ ÇAĞLAR BALLIKTAŞ, Birgün, (4.10.2015)

GELİR DAĞILIMI: YOKSULLUK VE BÖLGESEL EŞİTSİZLİK

TÜİK Gelir ve Yaşam Koşulları Araştırması bölgesel sonuçlarını (2014) kamuoyu ile paylaştı. Veriler 2013 yılındaki durumu ortaya koyuyor. Dolayısıyla 2014 yılı verisinin ne olduğunu seneye açıklanacak verilerden öğreneceğiz. Haber bülteninde İstatistiki Bölge Birimleri’ne göre eşdeğer ortalama hanehalkı kullanılabilir fert gelirinin dağıltıldığı bir harita var. Türkiye’de yoksulluğun coğrafyaya göre nasıl kanadığını gösteren bir harita. Türkiye haritada yoksulluğa göre üçe bölünmüş. Konya, Antalya, Ankara, Bartın bir sınır. Bu iller dahil batıya doğru ülkenin görece geliri yüksek bölgeleri. Sınırın doğusu da ikiye bölünmüş. Ağrı, Kars, Iğdır, Ardahan, Van, Muş, Bitlis, Hakkâri, Şanlıurfa, Diyarbakır, Mardin, Batman, Şırnak, Siirt illerini kapsayan istatistiki bölgeler en yoksullar. Bu bölgenin kuzeyi ve batısı görece orta kuşak gelire sahip bölgeler.

Söz konusu gelirin en düşük olduğu bölge Mardin, Batman, Şırnak ve Siirt’in olduğu bölge. En yüksek gelir ise Ankara’da. İki bölge arasında gelir farkı yaklaşık 3 kat.

Yoksulların sayısı son bir yılda 195 bin kişi artmış (medyan gelirin yüzde 50’sine göre). Akdeniz ve Ege Bölgesi ile İstanbul yoksul sayısının en çok arttığı iller. Bunda elbette nüfus hareketlerinin önemli bir etkisi var. Eşdeğer ortalama hanehalkı kullanılabilir fert geliri reel olarak bir yıl içinde İstanbul’da yüzde 3, Ege Bölgesi’nde yüzde 5 gerilemiş durumda.

Buna karşın yoksulların yaklaşık 3’te biri Türkiye’nin en yoksul coğrafyasında. Ancak bu bölgede bir önceki yıla göre yoksul sayısı azalmış. Yani yoksulluk nüfusla birlikte batıya doğru göç ediyor.

Bu durum sağlıklı bir durum değil elbette. Bölgesel eşitsizlikleri giderebilmenin yolu yoksul nüfusu yer değiştirmeye zorlamak değildir.

TÜİK bir başka harita daha koymuş haber bültenine. Bölgelerin kendi içlerindeki yoksulluk oranlarını gösteriyor. Bu harita bölgelerin kendi içindeki gelir eşitsizliğini gösteriyor. Yani bölgeler arasındaki yoksulluğu karşılaştırabilmeye olanak tanıyan bir veri değil. O anlamda öne çıkartılması sanki biraz kafa karıştırıcı olmuş.

Gelir dağılımı açısından önemli göstergelerden biri olan Gini katsayısına göre Türkiye OECD ülkeleri arasında gelir dağılımı en bozuk üçüncü ülke. Diğerleri Şili ve Meksika.

Türkiye göreli yoksulluk oranı ve en zengin yüzde 10 ile en yoksul yüzde 10 arasındaki farkta da OECD ortalamasının çok üstünde bir orana sahip. Rakiplerin arasında Şili ve Meksika haricinde ABD ve İsrail de var.
Yoksullukla mücadele ve gelir ve bölgesel eşitsizliklerin giderilmesi önemli bir mücadele alanı olarak karşımızda duruyor.

Sorunlarımız çok: Yoksulluğun yaygın olduğu bölgelerde kamu harcamalarının halk için değil halka karşı kullanılması, doğal kaynakların Türkiye’nin dört bir yanında sermaye birikiminin çarkları dönsün diye halkla savaşarak yağmalanması, daha fazla rekabet gücü, daha fazla büyüme diye yoğun emek sömürüsü üzerinden birilerinin zenginleşmenin umut diye sunulması, ücretleri baskı altına almayı hedeflemiş bir istihdam politikasının varlığı, bölgesel eşitsizlikler değil, sermayenin yatırım iştahının ön plana alındığı bir yatırım perspektifi.
Sermayenin egemenliğini biricik amaç edinmiş, bu amaç uğruna her türlü baskı ve zulmü ihtiyaç duyduğu her alanda dayatan bir sistemin bölgesel eşitsizlikleri derinleştirmesi elbette kaçınılmazdır.

Yoksulluğumuzun elde ettiğiniz gelir ya da yaptığınız harcama ile ölçüldüğü bir dünyada asıl yoksulluğun kaybettiğimiz (doğal, insani) değerler olduğunu düşünmek gerekmiyor mu? Kapitalizm karakterlerimizi aşındırırken, onun bedenimiz ve ruhumuz üzerinde ağır yararlar açan, doğal kaynakları tüketen, eko sistemi tahrip eden doğasını sorgulamamız, bu sisteme karşı başka mümkünlükleri araştırmamız gerekmiyor mu?

¦ SERKAN ÖNGEL, Birgün, (4.10.2015)

5.10.2015
DEİ, IMF, KRİZ, BORÇLANMA-DIŞ: GELDİK YİNE IMF’NİN KAPISINA


İhracat dokuz aydır üst üste geriliyor. Bu yılın ilk yedi aylık verilerine göre 44 milyar dolar tutarında yabancı sermaye ülkeyi terk etti. Bu arada Tüketici Güven Endeksi 2008 krizi düzeyine gerileyerek 58,5 oldu.

Tabii bu gelişmeler Merkez Bankası’nın döviz rezervlerine olumsuz olarak yansıdı. Ve döviz rezervleri, altın dâhil, son bir yılda 134,4 milyar dolardan 117,9 milyar dolara, altın hariç, 112,7 milyar dolardan 99,5 milyar dolara geriledi.

Gelelim bu kısa açıklamayı niye yaptığımıza…

Yaptık çünkü döviz gelirlerinin azalmasıyla Merkez Bankası rezerv kaybetmeye başladı. Çünkü muhalif gazetecilerin dövülmesi, çıplak arama, mal müsaderesi, makul şüphe, verginin iktidardaki parti tarafından silah olarak kullanılması bizi tekrar IMF’nin kapısına getirdi.

Peki, niye IMF’nin kapısına tekrar geldik?

Geldik, çünkü IMF’nin mevzuatına göre; döviz rezervlerinin yapılandırılması, ülke parasına istikrar kazandırılması, ithalat ödemelerinin yerine getirilmesi, ülke koşullarının sağlam bir büyümeye geçiş için restore edilmesi amacıyla IMF ödünç para verebiliyor. Yani ödünç para almanın koşullar bunlar.

İşte IMF’nin koşullar böyle olunca, Türkiye ekonomisinde bu koşulların var olduğunu görüyoruz. Nasıl görüyoruz? Çünkü Merkez Bankası rezervleri kısa vadeli dış borçları karşılamıyor. Kısa vadeli dış borçlar 128 milyar dolar düzeyindeyken altın dâhil döviz rezervleri 117,9 milyar dolara geriledi. İşte bu nedenle rezervlerin yapılandırılması gerekiyor. Yine Türk parası son sekiz aydır bir türlü istikrarı bulamıyor. Dolar 3 lirayı geçti. Yarım dolar ve yarım euro’dan oluşan sepet kur 3 lira 17 kuruş oldu. Ve bu durumda ithalat ödemelerinde sorun çıkıyor. Tabii bu arada büyüme hızı geriledi. Dolayısıyla sağlam bir büyüme için koşulların restore edilmesi şart. Kısaca IMF’den borç almak için bütün koşullar tekrar geçerli oldu.

Bu arada IMF’ye 5 milyar dolar borç vereceğiz diyen iktidardan hiç ses yok. IMF’ye borç vermekten artık bahsetmiyor iktidar.

Anlayacağınız, 2002 seçimlerinde vatandaş, IMF’yi göndersin diye AKP’yi iktidara getirdi. O zaman demokrasi ve Avrupa Birliği çıpasına tutunan AKP, IMF’yi gönderdi. Ama AKP, demokrasi ve Avrupa Birliği çıpasını bırakınca ülkeyi tekrar IMF’nin kapısına getirdi. İşte ekonomide rakamlar bize bu gerçeği gösteriyor. Nereden nereye…¦ Süleyman Yaşar, Taraf, (5.10.2015)

Yolsuzluk: ‘Yerli’ diye ihaleye çıkıp ithal makam aracı almışlar!

Sayıştay, hükümetin ‘tasarruf önlemi’ diye getirdiği ‘yerli makam aracı şartı’nı bürokrasinin sıradışı bir yöntemle yok ettiğini ortaya çıkardı.

Yapılan denetimlere göre Tarım Bakanlığı’nda bazı genel müdürlükler ihaleye ‘yerli otomobil’ şartıyla çıkıp, ihaleyi kazanan firmadan ithal otomobil temin etmişler.

Kamudaki makam araçlarına yönelik eleştirilerden sonra getirilen tasarruf önlemlerinin de, bürokrasiyi ‘yabancı makam aracı’ ısrarından vazgeçiremediği ortaya çıktı. Sayıştay’ın tasarruf tedbirlerinin getirildiği 2014 yılına ilişkin yaptığı denetimlere göre, bazı genel müdürlükler ihaleye ‘yerli otomobil’ şartıyla çıkıyor ancak ihaleyi kazanan firmadan ‘yabancı otomobil’ temin ediyor.

Söz konusu duruma Gıda , Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’nın denetimleri sırasında rastlandı ve bakanlığın denetim raporunda da ayrıntılı bir şekilde işlendi.

Hürriyet gazetesinden Hacer Boyacıoğlu’nun haberine göre, Taşıt Kanunu ve Bakanlar Kurulu Kararları’yla belli makamlar dışında ne olursa olsun yabancı menşeli taşıt edinilemeyeceğinin hükme bağlandığına dikkat çekilen raporda, “Yapılan incelemede, yerli olarak ihalesi yapılan bazı birimlere ait araçların, sonradan yabancı menşeli araçlara çevrildiği ve bu şekilde kullanıldığı görülmektedir. Yerli olarak ihalesi yapılan araçların ihaleden sonra yabancı menşeli araçlara çevrilmesi ve bu şekilde kullanılmasının, hem ihale mevzuatına hem de Taşıt Kanunu’na uygun olmadığı değerlendirilmiştir” denildi. Bakanlıkta genel müdürlüklerde bu yolla 3 Volkswagen, 2 de Skoda marka binek aracının kullanıldığı belirlendi. ¦ Taraf, (5.10.2015)

ÜNİVERSİTELER: DOKTORANIN SEFALETİ

GEÇEN cuma günü üniversitelerimizin dünya sıralamasında bu sene gittikçe gerilerde yeralmasını yazdım. Daha önce ilk yüz arasında bulunan ama bu sene arkalara atılan üniversitelerimizden bazılarının rektörleri de gerilemeye sıralama kıstaslarında yapılan değişikliklerin sebep olduğunu söylüyorlardı...

Anadolu’nun her vilâyetinde lise açar gibi sadece masa, sandalye ve bir-iki yardımcı doçentten ibaret dünya kadar tabelâ üniversitesi kuruluyordu ve dolayısı ile sıralamada gerilerde yer almamız gayet normaldi. Bu durumda dünyanın önde gelen üniversiteleri ile aşık atmamız mümkün değildi...

Hafta içerisinde, üniversite mesuplarından çok sayıda mail aldım. Yazdıklarımın doğru olduğunu söylüyor, meselenin sadece tabelâ üniversitelerinin kurulmasından ibaret bulunmadığını, asistanların ve öğretim üyelerinin eş-dost arasından seçildiğini ve akademik hayatta artık sadece ahbap-çavuş ilişkisinin geçerli olduğunu anlatıyorlardı.

Bu mailleri gönderen üniversite hocası okuyucularım kusura bakmasınlar ama, eş-dost kayırmayı yüksek öğretimin kalitesinde yaşanan gerilemenin en önemli sebebi olarak görmek bile üniversitelerimizde olması gereken bilimsel bakışın ne kadar gerilediğini gösterir. Ahbapçavuş ilişkileri eğitimdeki kalitenin düşmesini tabii ki etkiler ama gerilemenin çok daha mühim bir tarafı vardır: Öğretim üyesi kadrosunu hakkıyla elde etmiş, yani tanıdık vasıtası ile değil, bilgisi ile doçent yahut profesör olmuş birçok hocanın bile artık bilimsel çalışma yapmaması!

KİTAPSIZ PROFESÖRLER

Yüksek öğretimin kalitesiz hale gelmesini sadece geleneksel derdimiz olan “torpil” kavramına bağlayamazsınız! Tabelâ üniversitelerinin birçoğundaki kadroların bu şekilde doldurulduğunu kabul edelim ama büyük şehirlerdeki eski ve köklü üniversitenin senelerden buyana hiçbir bilimsel araştırma ve yayın yapmamış, kitap çıkartmamış, hattâ dişe dokunur tek bir makale bile yazmamış ve profesör olmalarından sonra ilimle alâkalarını tamamen kesmiş dünya kadar hocasına ne diyeceğiz?

Dert sadece bilimsel seviyenin düşmesinden yahut artık ciddî akademik yayın yapılmamasından ibaret değil... Bir de doktora meselesi, var ki evlere şenlik!

Üniversitelerin birçoğu, özellikle de açıkta öğrenci kalmaması için kurulmuş olan sosyal bilimler alanındaki bölümlerde verilen eğitimin seviyesi mâlûm: Eski yılların büyük liselerindeki tedrisatın bile gerisindeler...

Şimdi, bir de bu fakültelerin verdikleri master, yani yüksek lisans ve doktora unvanlarını düşünün...

Yüksek lisans, bizde senelerden bu yana iş bulmada nisbeten kolaylık sağlaması yahut erkekler için askerliği erteleme vasıtası haline gelmiştir; üstelik lisans eğitimdeki zayıflığı tamamlamaya yönelik bir ilâve dersler seviyesindedir.

“Doktora” ise bilimsel bir unvandır, temeli ortaya kaynak eser konmasıdır ve bu eserin sahibi bilime katkıda bulunmuş demektir...

Ama, tabelâ üniversitelerinde dağıtılan doktoraların kalitesine bakın!

KES, YAPIŞTIR, DOKTOR OL!

Konuları merak sahama giren doktoraları YÖK’ün tez sitesinde sık sık gözden geçiririm, okuyucuya açık olanları indirmeye çalışırım, istifadeye kapalı tezlerden gerek duyduklarımı da arkadaşlar sağolsunlar, YÖK’ten temin edip gönderirler.

Bir-iki tez müstesna, neredeyse tamamında tam bir hayal kırıklığı yaşadım...

Zira, çoğu daha önce yayınlanmış eserlerden yapılan alıntılardan ibaretti, üstelik kaynak seçiminde doğru-yanlış yahut iyi-kötü değerlendirmesine gidilmeden yapılmış ne kadar yayın varsa tezi doldurma vasıtası olarak kullanılmıştı, ortaya bilinmeyen, yeni bir şey konmamıştı ve Türkçeleri de kuru, sıkıcı ve maalesef bozuk halde idi.

Büyük üniversitelerde kabul edilen doktoraların tamamı da pek öyle şâheser şeyler değil ama taşradaki tabelâ fakültelerine verilen doktoraların ekseriyeti, açık söylemek gerekirse lisans tezlerinden bile düşük seviyede ve neredeyse tamamı bilimsel birer felâket!

İsmini duyurmak için yahut siyasi maksatlarla Sultan Abdülhamid’e bile “ulaşım” alanında fahrî doktora vermek gibisinden bir garabet içerisine giren tabelâ üniversitelerinin doktora verme yetkileri ellerinden alınıp bu vazife sadece köklü okullara verilmediği takdirde, akademik istikbalimiz çok daha berbat olacaktır! ¦ Murat Bardakçı, Haberturk, (5.10.2015)

6.10.2015
BORÇLANMA, DIŞ: ŞİRKET BORÇLARI SİNYAL VERİYOR


Sonbahar dünya ekonomisindeki gelişmelerin değerlendirildiği, sorunların masaya yatırıldığı, geleceğe yönelik öngörülerin şekillendiği, bir bakıma yıllık bilanço mevsimidir. Uluslararası finans kuruluşları birbiri ardına ekonomik raporlar yayınlarlar, küresel ekonomiye ilişkin ayrıntılı istatistikler ortaya dökülür. Çünkü bu dönemde IMF-DB yıllık toplantısı gerçekleştirilir. 2015 “Washington İkizleri” zirvesi önümüzdeki hafta sonu Peru’nun başkenti Lima’da düzenleniyor.

Bu yılın gözde konusu: Türkiye’nin de aralarında bulunduğu “yükselen ülkeler” tabir edilen grubun dış yükümlülükleri. IMF’nin yılda 2 kez yayınladığı “Küresel Finansal İstikrar Raporu”, Uluslararası Ödemeler Bankası’nın (BIS) 3. çeyrek raporu, Uluslararası Finans Enstitüsü’nün Yükselen Ülkeler Portföy Akışları bülteni hep bu konu üzerinde yoğunlaşıyorlar.

IMF’nin yayınında hem yükselen ülkeleri bekleyen dış borç tehlikesine işaret ediliyor, hem de bir bakıma asıl sorumlunun küresel ekonomik düzen olduğu itiraf ediliyor. IMF’nin araştırmasına göre, önde gelen yükselen ülkeler finansal olmayan şirketlerinin borçları 2004’teki 4 trilyon dolardan, 2014’te 18 trilyon doların üzerine fırladı. ABD, Avrupa ve Japonya’daki düşük faiz oranları borçlanmayı teşvik eden en önemli etmen oldu. Firmaların kaldıraç oranı olarak da tabir edilen borç-varlık oranı artarken, paralel biçiminde döviz borcu yükümlülükleri de sıçradı.
Özellikle inşaat, petrol ve doğal sektördeki firmaların borçlarında büyük yükseliş gözlendi. Ülkeler ve firmalardan kaynaklanan öznel etmenler kaldıraç oranının artışında sınırlı rol oynarken, asıl küresel ekonomik ortam belirleyici oldu. Bilançoları pek parlak görünmeyen şirketler bile düşük oranlardan ve daha uzun vadelerle borçlanmayı başardılar.

Raporda gelişmiş ülkelerde sıfıra yakın seyreden faiz oranları, bu ülkelerdeki yatırımcıların göreceli yüksek getiri arayışları ve emtia fiyatlarının yüksek seyri, borçları kabartan en önemli etmenler olarak sıralanıyor. 2007-2014 arasını kapsayan istatistikler GSMH’ye oranla borçları en hızlı artan ülkeler sıralamasında Çin’i birinci, Türkiye’yi ikinci sıraya yerleştiriyor, sonra da Şili, Brezilya derken Latin Amerika ülkeleri sıralanıyor.

Bankacılık ve finans sektörüne ait bir kuruluş olan Uluslararası Finans Enstitüsü’nün 29 Eylül tarihli raporu da, yükselen ülkelerden büyük bir sermaye çıkışının başladığına dikkat çekiyor. 2015 3.çeyreğinde bu ülkeleri terk eden 40 milyar doların, 19 milyar dolarını hisse senetleri, 21 milyar dolarını ise tahviller oluşturuyor. Sermaye çıkışları hızlandıkça yerel paraların hızlı değer kaybı gözleniyor. Enstitünün hesaplarına göre, bu süreçten en fazla zarar gören ülkeler, şirket borçları GSMH’sinin yüzde 7.3’ü kadar artan Brezilya ile yüzde 6.2’si düzeyinde sıçrayan Türkiye. Tüm devalüasyon tartışmalarına karşın renminbinin değer kaybının sınırlı olduğu Çin bu listede ön sıralarda yer almıyor. Sinyal veren ülkeler arasında sektirmeden boy gösteren ise yine Türkiye…

BIS’in 3.çeyrek raporu da, şirketlerin ABD dışında gerçekleşen dolar borçlarının 96 trilyon dolara, Avro Bölgesi dışındaki avro borçlarının 2.8 trilyon dolara dayandığını ortaya koyuyor. Hane halkı, şirketler kesimi ve hükümetlerin borçlarını, bir anlamda finansal olmayan sektörlerin kaldıracını gösteren sıralamada Türkiye için GSMH’nin yüzde 108’i kadar bir yük söz konusu. Bu oran gelişmiş ülkelerin yüzde 265’e varan oranının oldukça altında kalıyor. Ne var ki, şirketler kesimi borçlarının 2007’den bu yana GSMH’nin yüzde 28’i oranında artışı dikkat çekiyor.

Merkez Bankası Temmuz 2015 dönemine ait Finansal Kesim Dışındaki Firmaların Döviz Varlık ve Yükümlülüklerini yayınladı. Buna göre şirketlerin döviz varlıkları 108.2 milyar dolar, yükümlülükleri 283.0 milyar dolar, net döviz pozisyonu ise 174.8 milyar dolardır. Aşağıdaki tablo özetle 2002’den bu yana şirket döviz borçlarının seyrini gösteriyor:

Tablo 2002’den bu yana, yani AKP’li yıllarda nereden nereye geldiğimizi, şirketlerin dış borçlarının bir saatli bomba gibi Türkiye ekonomisini tehdit ettiğini gösteriyor. TL’nin değer kaybı dış borçların firmalar üzerindeki yükünü zaten artırıyor. Bir de dolar faizlerinin artış döngüsü başlarsa, bu borçların servisinde hem dolar yükü ağırlaşacak, hem de mevcut borçların yenilenmesi daha da zorlaşacak. İşte o zaman kızılca kıyamet kopacak…¦ Hayri Kozanoğlu, Birgün, (6.10.2015)

BORÇLANMA, HALK: 2 MİLYON KİŞİ KART BORCUNU ÖDEMEDİ

Bireysel kredi kartından dolayı yasal takibe uğrayıp ödeyemeyenlerin sayısı 1.9 milyon kişiyi de aşarak 2 milyon kişiye yaklaştı.

Türkiye genelinde bireysel kredi kartından dolayı yasal takibe uğrayıp ödeyemeyenlerin sayısı 1.9 milyon kişiyi de aşarak 2 milyon kişiye yaklaştı. Türkiye Bankalar Birliği Risk Merkezi verilerine göre, bireysel kredi veya bireysel kredi kartı borcundan dolayı yasal takibe ayınan kişi sayısı geçen yılın ilk yedi ayına göre yüzde 6 arttı.

Aynı yıl içinde birden fazla kaydı bulunan kişilerin bir kez sayılmasıyla elde edilen veriler dikkate alındığında; bireysel kredi borcundan dolayı yasal takibe intikal etmiş kişi sayısı geçen yılın ilk yedi ayına göre yüzde 12 artarak, ilk yedi ayda ayında 436 bin kişi oldu.

Bireysel kredi kartı borcundan dolayı yasal takibe alınanlar da aynı dönemde yüzde 3 artarak 638 bin kişiye çıktı. Bireysel kredi veya bireysel kredi kartı borcundan dolayı yasal takibe alınan toplam kişi sayısı yılın ilk yedi ayında, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 6 artarak 847 bin kişi oldu.

Böylece, halen bireysel kredi borcunu ödemeyen kişi sayısı 1 milyon 581 bin kişiye, kredi kartı borcunu ödemeyenler de 1 milyan 906 bin kişiye yükseldi. ¦ Sözcü, (6.10.2015)

ABD, PKK, BOP, SURİYE: PKK, AMERİKA’NIN STRATEJİK ORTAĞI!

“Terör örgütü PKK’nın, dünya devi Amerika ile ne ilişkisi olabilir?” demeyiniz.
PKK, Suriye’de ABD’nin kara ordusu gibi… Amerika, PKK’nın Suriye kolu PYD’ye her türlü yardımı yapıyor.
O yardımların bir kısmı Türkiye’deki PKK’lılara ulaşıyor ve onlar da bizi vuruyor!
Önceki bir yazımda dostumuz (!) Amerika’nın, Türkiye’deki terörün baş destekçilerinden biri olduğunu belirterek Amerika’nın PKK ile ilişkisini anlatmıştım.
Amerika ile PKK’nın stratejik ortaklığını, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin emekli tuğgenerallerinden Nejat Eslen de anlatıyor ve terör örgütü PKK’nın, Amerika’nın Ortadoğu’daki “Kara ordusu ve Stratejik Ortağı” olduğunu söylüyor.

* * *

ABD’nin, IŞİD’le savaşta PKK ile ortak hareket ettiğini dile getiren Eslen Paşa’ya göre:
“Türkiye’nin Kobani’de uyguladığı politika çok çelişkiliydi. Kobani’nin düşmesini önlemek için Türkiye, PYD’ye (yani PKK’ya) yardım etti. Dolaysıyla ülkemizin çıkarlarına çok ters düşen Kürt koridorunun gerçekleşmesine katkı sağlamış oldu.
Türkiye, PYD’nin, PKK’nın uzantısı olduğunu bildiği halde PYD’ye karşı nasıl davranılacağını bir türlü kestiremiyor!
Suriye’nin geleceği, Amerika’nın stratejik ortağı PKK eliyle değiştirilmeye çalışılıyor.
Suriye ile hayati çıkarlarımız var. Suriye’nin siyasi ve toprak bütünlüğü Türkiye için çok önemli. İktidar, yanlış bir değerlendirme yaparak Esad’ın yıkılmasına çalışıyor.
Nasıl Libya’da Kaddafi kısa sürede devre dışı bırakıldıysa Türkiye’yi yönetenler de Suriye’de kısa sürede Esad’ın devrileceğini düşündüler ve bunda çok yanıldılar.
Halbuki Esad’ın arkasında Rusya ile İran vardı ve onlardan güç alarak mücadelesini sürdürüyor.”

* * *

“Türkiye yanlış politikalar sonucu yepyeni tehditlerle karşı karşıya kaldı. Suriye’deki kaos nedeniyle Türkiye’nin Suriye sınırında da yeni bir Kürt tehdidi ortaya çıktı.
Türkiye, Suriye sınırında Kürt koridoru istemiyor ve orayı güvenli bölge yapmak istiyor.
Amerika güvenli bölgeye karşı çıkıp Kürt koridoru istiyor. Bu nedenle Amerika, Türk askerinin Suriye’ye girmesine izin vermez.
Irak’tan Akdeniz’e kadar uzanacak bir Kürt koridoru İsrail ve Amerika’nın projesidir ve Büyük Kürdistan projesinin bir parçasıdır. Dolaysıyla Türkiye’nin Suriye’ye müdahale şansı kalmamıştır.
Zaten böyle bir irademiz olsaydı, Süleyman Şah Türbesi’ni apar-topar oradan kaçırmazdık!” ¦ Rahmi Turan, Sözcü, (6.10.2015)
avatar
TRABZON61
.::Otağ Yetkilisi::.


.::Otağ Yetkilisi::.





Yaş Yaş : 34
Cinsiyet Cinsiyet : Erkek
Nerden Nerden : Trabzon
Lakap Lakap : ¤ۣۜ..¤ ¤ۣۜ..¤ ¤ۣۜ..¤ ¤ۣۜ..¤ ¤ۣۜ..¤
Doğum Tarihi Doğum Tarihi : 01/11/84
İletiler: İletiler: : 1325
Üyelik Tarihi Üyelik Tarihi : 12/04/09




Kullanıcı profilini gör http://ilteris.forum.st/

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

default Geri: Neler Oldu 19 Ağustos-12 Kasım 2015 / Prof. Dr. Cihan DURA

Mesaj tarafından TRABZON61 Bir Ptsi 9 Mayıs 2016 - 4:07

Neler Oldu 19-24 Ekim 2015 (Özelleştirme, açlık, borçlanma, BOP, siyasal İslam, DEİ, dış açık, tarım, AB, yabancıya toprak, Atatürk’e saygısızlık, yabancı sermaye, altın, bölücülük, Çin, FED, döneklik, seçimler)


19.10.2015
ÖZELLEŞTİRME: LİMAN SATIŞLARI ERTELENİYOR


Yunanistan`ın en büyük iki limanı Pire ve Selanik`in çoğunluk hisselerinin özelleştirilmesi sürecinin 1 ay erteleneceği kaydedildi.

Yunanistan özelleştirme ajansı HRADF Başkanı Stergios Pitsiorlas, ülkenin en büyük iki limanı Pire ve Selanik'in çoğunluk hisselerinin özelleştirilmesi sürecinin 1 ay erteleneceğini bildirdi.

Yunanistan'ın kurtarma programının ilk gözden geçirmesinin tamamlanması için Pire ve Selanik limanlarının satışı için bağlayıcı tekliflerin toplanmasına yönelik nihai tarihi belirlemesi gerekiyor.

Pitsiorlas açıklamasında Pire limanını işleten OLP'nin hisseleri için tekliflerin büyük olasılıkla 30 Kasım veya Aralık ayı başına kadar toplanacağını ifade etti.

Pire limanı ile Danimarka merkezli APM Terminals, Çin'den Cosco ve Filipinlerd'den International Container Terminal Services ilgileniyor. ■ Akşam, (19.10.2015)

AÇLIK: DÜNYADA 52 ÜLKE AÇ

117 gelişmekte olan ülke için hazırlanan ‘Küresel Açlık Endeksi’ hala dünyada açlığın önemli bir problem olduğuna dikkat çekiyor. Beş yıl öncesine göre açlıkta yüzde 22 iyileşme kaydedilmesine rağmen halen 52 ülkenin insanları ‘ciddi ve endişe verici’ açlık seviyesinde bulunuyor. Türkiye listede var ancak en düşük ikinci açlık seviyesine sahip.

‘Küresel Açlık Endeksi’ 2015’te 21.7’ye gerileyerek 15 yıl öncesine göre yüzde 27 iyileşme gösterdi. Dünya Uluslararası Gıda Politikası Araştırma Enstitüsü (IFPRI), Alman kalkınma ve insani yardım örgütü Welthungerhilfe ve İrlandalı sivil toplum örgütü Concern tarafından yayımlanan rapor yine de dünyada 52 gelişmekte olan ülkede açlığın ‘endişe verici’ ve ‘ciddi’ seviyede olduğunu ortaya koydu. Türkiye listede var ancak 5.1 endeks verisi ile dünyadaki en düşük ikinci açlık seviyesine sahip.

GELİŞMİŞ ÜLKELER YOK

2006’dan beri düzenli olarak yayımlanan rapor ‘gelişmekte olan’ 117 ülkeyi değerlendiriyor. Yetersiz beslenen nüfus oranı, çocukların düşük kilolularının oranı, yaşlarına göre gelişemeyenlerin oranı ve çocuk ölümlerinin oranı olmak üzere dört kategoride ülkelerin açlık endeksi için veriler toplanıyor. Endeks 0 ile 100 arasında değer alıyor. Endeks 9.9’dan düşük ise düşük açlık seviyesi, 10.9 ile 19.9 arasında ise orta dereceli açlık seviyesi, 20.0-34.9 ciddi açlık seviyesi, 35.0-49.9 alarm veren açlık seviyesi 50 üstü ise aşırı derecede açlık seviyesini gösteriyor. ABD, Kanada, Avrupa Birliği ülkeleri gibi gelişmiş ülkelere bu endekste yer verilmiyor. Aslında son ekonomik kriz sonrasında gelir dağılımı eşitsizliğinin artmasıyla bu ülkelerde de oldukça yüksek bir nüfus yetersiz besleniyor. Ancak endeksi hazırlayanlar sadece ‘gelişmekte olan’ ülkelerle ilgileniyorlar.

‘BODUR’LUK PROBLEMİ

Rapordaki veriler hala korkutucu. Küresel çapta 795 milyon kişi yetersiz beslenmeyle karşı karşıya. Her yıl beş yaşının altındaki 3.1 milyon çocuk yetersiz beslenme nedeniyle hayatını kaybediyor ki bu küresel çocuk ölümlerinin neredeyse yarısını oluşturuyor. 161 milyon çocuk ise yetersiz beslenme nedeniyle kısa kalıyor. 51 milyon çocuğun ise yine yetersiz beslenme nedeniyle kiloları boylarına göre çok çok düşük. Rapora göre Türkiye’nin de en büyük problemi de ‘bodur’luk. Yetersiz beslenen çocuklar normalin altında boya sahip oluyorlar. Bu da Türkiye’nin endeks sıralamasından çıkmasını engelliyor. Yoksa nüfusunun yüzde 0.2’si yetersiz beslenen, beş yaş altı çocuk ölümlerini yüzde 1.9’a kadar indirmeyi başaran Türkiye ‘bodur’luktan kurtulamıyor. Açlık konusunda en kötü ülke Orta Afrika Cumhuriyeti. Rapor ayrıca çatışmaların ve iç savaşların da açlığı körüklediğine dikkat çekiyor. Siyasi istikrarsızlığın ve çatışmaların yaşandığı Orta Afrika Cumhuriyeti’nde açlık endeksi 46.9. 4.6 milyon kişilik ülkede 2.1 milyon kişi açlık çekiyor. Çocuk askerlerle de bilinen ülkede şimdilik anlaşma yapıldı ve UNİCEF her yıl yüzlerce çocuğu savaştan kurtarmak için çalışıyor. … ■ Şebnem TURHAN, Hürriyet, (19.10.2015)

BORÇLANMA: ÖZEL SEKTÖRÜN DIŞ BORCU, 181.5 MİLYAR DOLARA YÜKSELDİ

Merkez Bankası verilerine göre: Özel sektörün yurtdışından sağladığı uzun vadeli kredi borcu, Ağustos sonu itibariyle 2014 yıl sonuna göre 13.8 milyar dolar artarak 181.5 milyar dolara yükseldi.

Bir önceki yıl sonuna göre; bankaların kredi biçimindeki borçlanmaları 12 milyar dolar, tahvil ihracı biçimindeki borçlanmaları ise; 720 milyon dolar arttı.

Aynı dönemde, bankacılık dışı finansal kuruluşların kredi biçimindeki borçlanmaları 481 milyon dolar azalırken, tahvil stoku ise; 306 milyon dolar artışla 3.4 milyar dolar seviyesinde gerçekleşti.

Söz konusu dönemde, finansal olmayan kuruluşların kredi biçimindeki borçlanmaları 721 milyon dolar artarken, tahvil stoku ise; 274 milyon dolar artışla 5.3 milyar dolar seviyesinde gerçekleşti.

Ağustos sonu itibarıyla, özel sektörün yurtdışından sağladığı kısa vadeli kredi borcu (ticari krediler hariç), 2014 yıl sonuna göre; 13.6 milyar dolar azalarak 30.8 milyar dolar olarak gerçekleşti.

Özel sektörün yurtdışından sağladığı toplam kredi borcu, Ağustos sonu itibarıyla kalan vadeye göre incelendiğinde, 1 yıl içinde gerçekleştirilecek olan anapara geri ödemeleri toplam 70.5 milyar dolar tutarında gerçekleşti. ■ Reel Piyasalar, (19.10.2015)

20.10.2015
AB, BOP, SURİYE: SURİYE YERİNE TÜRKİYE TAMPON OLDU!


Erdoğan ve Merkel el ele Türkiye'yi tampon bölge haline getiriyor.

Önceleri Türkiye’nin AB üyeliğine karşı çıkan Merkel, Erdoğan ile birlikte Türkiye’nin AB sürecini destekleyeceği, mali yardım ve vize kolaylıkları sağlayacağı yalanlarıyla tüm mültecileri başımıza sardı.

Avrupa’ya sığınmacı akınının kontrol altına alınmasını Türkiye’nin başına yıkmaya çalışan Merkel, işbirliği karşılığında Türkiye’ye mali yardım ve vize kolaylıkları taahhüt etti.

Deutsche Welle Türkçe sitesinin aktardığı habere göre, Die Welt gazetesindeki Deniz Yücel imzalı yorumda şu satırlar dikkat çekti:

“Türkiye Suriye’de bir tampon bölge oluşturmak istiyordu; şimdi kendisi tampon bölge oluyor. Seyahat kolaylıkları gösterileceği ve bir maskaralığa dönüşmüş olan üyelik müzakerelerinde yeni başlıklar açılacağı yönündeki muğlak vaatler, Merkel’in Türkiye’ye son olarak Kaddafi’nin üstlendiği sınır bekçisi rolünü biçtiği konusunda kimseyi şüpheye düşürmesin. Erdoğan şimdi Avrupa’nın, otoriter yönetim biçimine daha az eleştiri getireceği umudunu taşıyabilir.”

TÜRKİYE İLE İŞBİRLİĞİNİN MALİYETİ

Frankfurter Allgemeine Zeitung (FAZ) gazetesindeki “Merkel’in görevi” başlıklı yorumda da Türkiye ile işbirliğinin maliyeti irdeleniyor:

“Merkel pazar günü seçimlere iki hafta kala istemeden de olsa Türk iç politikasının ortasına düşünce, Ankara’nın beklentilerine dair fikir sahibi oldu. Bu beklentiler arasında Merkel’in öncelikleri arasında olmadığı çok iyi bilinen üyelik sürecinin canlandırılması da yer alıyor. Çıkar çatışmaları ile siyasi, ahlaki ve hukuki açmazlar birbirine bağlanıyor. Başbakan Merkel, sığınmacı yükünü Avrupa ülkeleri arasında adil bir şekilde paylaştırmak isterken, bu konuda kilit rolü üstlenen Türkiye tarafından yükün paylaştırılmasına zorlanıyor. Türkiye ile işbirliğinin maliyeti ne kadar yüksek olacak?” (FAZ gazetesi boşuna endişeleniyor. Avrupa bu zamana kadar Türkiye’ye verdiği taahhütleri yerine getirmedi.)

MERKEL TEK BAŞINA TAAHHÜT VERECEK DURUMDA DEĞİL

Volksstimme gazetesinde ise Merkel iç politikada karşı karşıya olduğu baskının artacağı görüşüne yer veriliyor:

“Başbakan Merkel, Türk hükümetine sığınmacı krizi konusunda arka çıktı. Fakat çok sayıda Avrupa Birliği ülkesi bunun ne anlama geldiğini sorarken, yapılan destek açıklamaları kimin işine yarar ki? Merkel Türklere yükün paylaşımı, para ve vize kolaylıkları sözü verebilir. Ancak AB üyesi ülkeleri de arkasına almak zorunda. AB ise bu konuda görüş ayrılığı içinde. Bu böyle olduğu sürece, durumda da bir değişiklik olmayacaktır. Yani Merkel Türkiye ziyareti ile sorundan kurtulmuş değil. Almanya da öyle. Merkel’in iç politikada karşı karşıya olduğu baskı daha da büyüyecek.” ■ http://www.millibirlikhaber.com, (20.10.2015)

SİYASAL İSLAM: TÜRKİYE’DE HAFIZ SAYISI 120 BİNİ AŞTI

Diyanet İşleri Başkanlığı Din Eğitimi Genel Müdürlüğü Yaygın Din Eğitimi Daire Başkanı Bünyamin Albayrak, 1976 yılından itibaren kayıtları tutulan hafızların toplam sayılarının 2015 yılı itibarıyla 120 bin 80’e ulaştığını söyledi.

Diyanet İşleri Başkanlığı Din Eğitimi Genel Müdürlüğü Yaygın Din Eğitimi Daire Başkanı Bünyamin Albayrak, 1976 yılından itibaren kayıtları tutulan hafızların toplam sayılarının 2015 yılı itibarıyla 120 bin 80’e ulaştığını söyledi.

Malatya’nın Darende ilçesinde müftülüğe bağlı Hulusi Efendi Erkek Yatılı Kur’an Kursu’ndan mezun olan 16 hafıza icazet belgelerinin verildiği törende konuşan Albayrak, Türkiye’de bin 300 yatılı olmak üzere toplam 15 bin Kur’an kursunda 61 bin 500 öğrencinin yatılı kaldığını kaydetti. Bu öğrencilerden 30 bininin hafızlık için çalıştığını aktaran Albayrak, “Bu yıl Malatyamızda 59, Türkiye’de ise 6 bin 150 civarında hafızımız diplomasını aldı. 1976 yılından itibaren kayıtları tutulan hafızların toplam sayıları 2015 yılı itibarıyla 120 bin 80’e ulaştı. 1932 yılında 9 kişi ile başladığımız bu yolda bugün 19 bin 850 kadrolu Kur’an kursu olmak üzere toplamda 40 bin hocamızla 1 milyon 150 bin vatandaşımıza 2014-2015’te Kur’an hizmetlerini ulaştırdık” diye konuştu.

Malatya Valisi Süleyman Kamçı hafızlara çeşitli hediyeler verirken, bazı iş adamlarının ise para ve altın hediye etmesi dikkat çekti. ■ Aydınlık, (20.10.2015)

DEİ, CARİ AÇIK: CARİ AÇIK SORUNU ÇÖZÜLMEDİ

Merkez Bankası’nın açıkladığı 2015 Ağustos ayı Ödemeler Dengesi Raporu’na göre cari işlemler açığı 163 milyon dolar olarak gerçekleşti.

Merkez Bankası’nın açıkladığı 2015 Ağustos ayı Ödemeler Dengesi Raporu’na göre cari işlemler açığı 163 milyon dolar olarak gerçekleşti. Genel itibarıyla aylık bazda 2 milyar doların üzerinde cari açığa alışkın olan Türkiye’de, 2015’in Ağustos ayında 163 milyon dolara kadar gerileyen cari açık verisi dikkat çekti. Bu tek aya bakılarak yapılan değerlendirmelerde düşük cari açığın sevindirici bir gelişme olduğu değerlendirmeleri yapıldı.

‘MÜCADELE EDİLMELİ’

Hafta sonu Kanal 7’de yayınlanan Başkent Kulisi programında gündeme ilişkin soruları yanıtlayan eski Başbakan Yardımcısı ve AKP Ankara milletvekili adayı Ali Babacan, cari açıktaki düşüşü değerlendirdi.

“Cari açık son ay düşük çıktı ama o çok ölçü değil. Tek bir aya bakarak ‘cari açık sorunu çözüldü’ dememiz mümkün değil’’ ifadelerini kullanan Babacan, ‘’Yıl sonu geldiğinde nereden baksanız yüzde 5’in belki biraz altında, belki biraz üstünde bir cari açığı yine göreceğiz bu yıl. Yani milli gelirin yüzde 5’i. Hala yüksek bir cari açık. Bununla mücadele etmeye devam etmek gerekiyor” uyarısı yaptı.

DÜŞÜK BÜYÜMENİN HABERCİSİ

Düşük cari açık verisi ekonomistlerce de temkinli karşılandı. ALB Forex Araştırma Uzmanı Enver Erkan , düşük cari açığın, düşük büyümeyi beraberinde getireceğini belirtti. 2015 yılı boyunca ortalama olarak 3 ila 4 milyar dolar civarlarında seyreden cari açığın Ağustos ayında oldukça büyük bir sapma göstererek 163 milyon dolar seviyesine gerilemesinin dikkat çekici olduğunu kaydeden Erkan, ‘’Cari işlemler hesabı içerisinde yer alan ihracat ve ithalat rakamlarına baktığımız zaman, hem aylık Ağustos rakamlarında, hem de Ocak-Ağustos dönemi kıyaslamasında ciddi azalma görülmektedir. İhracat rakamlarındaki geri çekilme konusunda dışsal faktörlerde olumlu değişimler görmediğimiz sürece, dışarıya mal satmak konusunda sıkıntılar yaşayacağımızı söyleme gerekiyor’’ dedi.

GİZEMLİ PARA GİRİŞİ

İthalattaki düşüşün, dış ticaret açığındaki gerilemenin ana nedeni olarak görülmekle beraber, Türkiye’nin mevcut yapısal durumu ithalatı gerekli kıldığı için büyüme açısından olumlu bir gösterge olmadığını kaydeden Enver Erkan, değerlendirmelerini şöyle sürdürdü: ‘’İthalattaki azalma, ancak ithal ettiğimiz malları kendimiz ürettiğimiz zaman olumlu olarak değerlendirilebilir, oysa ki temel hikaye Türkiye’nin ithal girdi bağımlılığıdır. Öte yandan net hata noksan kalemindeki değişim dikkat çekmektedir. Çünkü Temmuz ayında sadece 391 milyon dolar net hata noksandan para girişi olduğu görülürken, Ağustos ayında bu rakam 1.43 milyar dolar para girişi olarak gerçekleşmiştir. Görünen o ki, sürdürülebilir bir cari açık iyileşmesi mevcut şartlarda görünmüyor. Türkiye’nin büyüme görünümü açısından ihracat ve ithalatın aynı anda geriliyor olması daraltıcı bir etkiye sahiptir. Son açıklanan OVP’de büyüme beklentisi yüzde 4’ten yüzde 3’e çekildi. İlk iki çeyrekte açıklanan veriler itibarıyla da Türkiye ekonomisinin yüzde 2.5-3 bandında büyümesi ihtimali son derece güçlüdür.’’ ■ Aydınlık, (20.10.2015)

21.10.2015
TARIM:13 YILDA 2,4 MİLYON HEKTAR TARIM ARAZİSİ KAYBOLDU


TEMA Vakfı, 13 yılda tarım arazilerinin yüzde 9’unun yok edildiğini açıkladı. Vakıf Genel Müdürü Doç. Dr. Barış Karapınar, “Verimli tarım alanları büyüme odaklı ekonomik politikalara feda ediliyor” dedi.

Türkiye Erozyonla Mücadele, Ağaçlandırma ve Doğal Varlıkları Koruma Vakfı (TEMA) tarım arazileri ve gıda güvenliği konusuna dikkat çekti. Vakıf adına konuşan Genel Müdür Doç. Dr. Barış Karapınar, Türkiye’de nüfusun 2020 yılına kadar 5 milyon artacağını belirtti. Bu durumda ek 400 bin hektar tarım alanına daha ihtiyaç duyu- lacağını aktardı. Karapınar, buna rağmen Türkiye’nin verimli tarım alanlarını ve ormanlarını yapılaşmaya açtığını belirtti.
Yüzde 9’u yok oldu

"Yeterli ve sağlıklı gıda üretimi için gereken verimli tarım alanları büyüme odaklı ekonomik politikalara feda ediliyor" diyen Karapınar, Türkiye’de 13 yılda kaybedilen tarım arazisinin 2,4 milyon hektar olduğunu belirtti.Karapınar, “Bu rakam tarım arazilerimizin yüzde 9’una denk geliyor” ifadelerini kullandı.

Orman yapısı da bozuldu

Or­man alan­la­rı­nın da son yıl­lar­da hız­lı bir şe­kil­de yok ol­du­ğu­nu ak­ta­ran Ka­ra­pı­nar, “Şim­di­ye ka­dar 2/B uy­gu­la­ma­sı ile 473 bin 420 hek­tar alan or­ma­nın ya­pı­sı bo­zul­du­” ifa­de­le­ri­ni kul­lan­dı. Or­man Ka­nu­nu kap­sa­mın­da çe­şit­li te­sis ku­ru­lu­mu için ve­ri­len izin­le­rin bun­da kat­kı­sı­nın bü­yük ol­du­ğu­nu be­lirt­ti. Ka­ra­pı­nar, “2013 so­nu­na ka­dar bu yol­la 414 bin 222 hek­tar or­manlık alan yok ol­du" de­di. ■ Ömer Önder, Bugün, (21.10.2015)

AB, GÜMRÜK BİRLİĞİ: ‘YETKİLERİ DEVREDERSEK İKTİDAR DERDİ OLMAZ!’

TÜSİAD adına Gümrük Birliği raporu hazırlayan Sinan Ülgen, yasama yetkilerini Avrupa Birliği’ne devretmeyi savundu: Açıkçası, mevzuatı Avrupa çıkaracak. Biz o masada yokuz ama uyacağız.

AB ile ABD arasında süren Serbest Ticaret Anlaşması (STA) nedeniyle Gümrük Birliği (GB) yeniden gündemde. Türk Sanayici ve İşadamları Derneği (TÜSİAD), İngiltere Büyükelçiliği ile ortaklaşa hazırlattıkları bir raporu, dün kamuoyuna açıkladı. Raporu hazırlayan Sinan Ülgen, teşviklerin çok ötesine geçen devlet yardımlarının ve şeffaf olmayan kamu ihalelerinin, Avrupa açısından kabul edilemez olduğunu söyledi. Bu durumun, GB’yi “derinleştirmenin” önündeki en büyük engel olduğunu belirten Ülgen, “köklü mevzuat uyumu”nun tek çare olduğunu savundu. “Türkiye’yi Türk mahkemelerine bile şikayet edemiyorsunuz” dedi. Ülgen, böylece kamunun serbest piyasa düzenine ilişkin ihlallerinin siyaseten bloke edildiğini belirtti. Tam mevzuat uyumunda ise uluslararası mahkeme yolu açılacak, “Devrimsel bir sonucu olacak”tı! Ülgen şöyle konuştu: “Açıkçası mevzuatı Avrupa çıkaracak. Biz o masada yokuz, ama uyacağız. Türkiye bu durumda yasama özgürlüğünü yitiriyor! Bunu nasıl bir kurguyla kabul edeceğiz, bu çok önemli. İki model var, birine uyacağız... Yasama yetkilerini Avrupa Birliği’ne devredersek, kamu ekonomiye müdahale edemez, o iktidar gitmiş bu iktidar gelmiş sorunundan da kurtuluruz.”

‘EKONOMİNİN NATO’SU’

“Tam mevzuat uyumu” olursa müzakere başlıklarının kapanacağını belirten Ülgen, Türkiye’nin AB-ABD Serbest Ticaret Anlaşması (TTIP) sürecine de bu yolla dahil olabileceğini öne sürdü. TTIP’i isabetli biçimde NATO’ya benzeten Ülgen, sonuçta kaybeden ve kazanan sektörlerin, firmaların olacağını, ama yeni bir ekonomi hikâyesi yaratılması için bunun kaçınılmaz olduğunu savundu.

TÜSİAD Başkanı Cansen Başaran Symes de “Gümrük Birliği’nin yürürlüğe girmesinden 19 yıl sonra Türkiye ekonomisi için en stratejik meselelerden biri TTIP’e taraf olmaktır” dedi. Symes, “Türkiye TTIP’e girdiği takdirde ekonomik, siyasal ve hukuki anlamda parçası olduğu transatlantik blok ile ilişkilerini bir adım ileri götürme fırsatını yakalamış olacaktır” diye konuştu.

‘YALNIZCA İŞ DÜNYASINA...’

Symes, Türkiye’nin TTIP’e katılımının, ABD ile AB arasında anlaşmaya varıldıktan sonra üçüncü ülkeleri kapsayabilecek şekilde düzenlenmesi gerektiğini savundu. Tam üyelik hedefinden vazgeçmediklerini, kaldı ki AB’nin kendi içinde yapısal sorunlar tartıştığını hatırlatan Symes, AB’ye eleştirilerini dile getirmekten kaçınmadı: “Türkiye göçmenlere karşı AB’nin tampon bölgesi veya kapı bekçisi olamaz. Üyelik sürecinin toplumun bütününe sağlayacağı siyasal ve sosyal kazanımların bir kısmından ya da bu kazanımları toplumun bir bölümünden (mesela yalnızca iş dünyasına tanınan bir vize kolaylığından) yoksun bırakacak dengesiz bir yaklaşıma sıcak bakmamız mümkün değil. Bu tip ilişkilerin çoğunu AB zaten Avrupalı olmayan birçok üçüncü ülkeyle de kurmaktadır. Dolayısıyla Türkiye’ye özel bir ayrıcalık değildir.” Dünya Bankası ekonomistlerinden Dr. Kamer Karakurum Özdemir, sadece bazı sektörlerin ve firmaların değil, en yoksulların da kaybedeceğine iyi bir örnek verdi.

‘İŞSİZLİK ARTABİLİR!’

Dünya Bankası geçen yıl, Avrupa Komisyonu’nun talebi üzerine bir Gümrük Birliği raporu yayımlamıştı. Dr. Özdemir, raporu hazırlayan ekibin üyesi olarak bazı bilgiler verdi. Örneğin tarım sektörünün GB’ye dahil olması durumunda Türkiye’nin 840 milyon avro, AB’nin 400 milyon avro kaybı olacağını hesaplamışlardı. İstihdamda da binde 5 ile yüzde 3.25 arası bir düşüşe yol açabilirdi bu durum.

‘95’TE ANLATAMADIK’

Sinan Ülgen, 95 sonlarında (GB anlaşmasının imzalandığı dönemde) “iletişime önem vermemekle” hata ettiklerini belirterek GB’nin “sokaktaki” imajının kötü olduğunu vurguladı. Ülgen önümüzdeki sürecin “siyasi polemiğe daha müsait” olduğunu belirtti: “İletişim konusuna destek olabilecek paydaş konusuna ağırlık vermemiz lazım. Bunu hem topluma hem siyasetçiye anlatmamız lazım.” ■ Ruhsar Şenoğlu, Aydınlık, (21.10.2015)

22.10.2015
YABANCIYA TOPRAK: YABANCILARA KONUT SAT, İHRACATA KATKI YAP!


Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) Başkanı Mehmet Büyükekşi, yabancıların konut satışının Türk markalarının bilinirliğini artırdığını belirterek, "Bu da ülkemizin ihracatına pozitif katkı veriyor" dedi. İşte açıklaması...

Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) Başkanı Mehmet Büyükekşi, yabancıların konut satışının Türk markalarının bilinirliğini artırdığını belirterek, "Bu da ülkemizin ihracatına pozitif katkı veriyor" dedi.

Büyükekşi, Cityscape'in bilgi ortaklığı, Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK), İstanbul Ticaret Odası (İTO), Müstakil Sanayici ve İşadamları Derneği (MÜSİAD) ile Türkiye İhracatçılar Meclisi'nin (TİM) desteğiyle sektöre yeni bir ivme kazandırmak için gerçekleştirilen, "Türk Gayrimenkul Sektörünün Körfez Yatırımcıları ile Buluşması" etkinliğinde konuştu. Üç gün süren etkinliğe; Katar, Kuveyt, Dubai, Suudi Arabistan gibi Körfez ülkelerinden gelen 50'ye yakın yabana yatırıma katıldı.

Büyükekşi, geçen yıl en çok ihracat yaptıkları ilk 5 Körfez ülkesinin Irak, İran, Birleşik Arap Emirlikleri, Suudi Arabistan ve Umman olduğunu belirterek, sadece bu 5 ülkeye ihracatın 22 milyar dolan aştığını vurguladı. Büyükekşi, yabancıların özellikle konut sektörüne yoğun ilgi gösterdiğinin altını çizerek, mütekabiliyet yasasından bu yana yabancıların yaklaşık 4.5 milyar dolarlık konut aldığını açıkladı. Geçen yıl ise Türkiye'de, yabancılara yaklaşık 18 bin konut satıldığını vurgulayan Büyükekşi, en fazla konutun 6 bin 500 ile Antalya'da satıldığını dile getirdi. Büyükekşi, ikinci sırayı 5 bin 600 konut ile İstanbul ve üçüncü sırayı ise 1.200 konut satışı ile Aydın'ın aldığını belirtti.

Konut alımına en çok ilgi gösteren 5 ülkenin Irak, Suudi Arabistan, Rusya, Kuveyt ve İngiltere olduğunu aktaran Büyükekşi, şöyle devam etti: "Sizler ülkemizde konut alarak, ülkemizde yaşayarak aynı zamanda Türk markalarına da aşina oluyorsunuz. Kendi ülkenize döndüğünüzde Türk markalarının bilinirliğini artırıyorsunuz.

Bu da ülkemizin ihracatına pozitif katkı veriyor. Bu anlamda ülkemizin çok büyük bir potansiyeli var. Sizleri bunu keşfetmeye çağırıyoruz." ■ Emlak kulisi, (22.10.2015)

ATATÜRK’E SAYGISIZLIK: AOÇ ARAZİSİ DAVASI YARGITAY'A TAŞINIYOR!

TMMOB Mimarlar Odası Ankara Şube Başkanı Tezcan Karakuş Candan, AOÇ arazisine Cumhurbaşkanlığı Külliyesi inşa edilerek Atatürk'ün vasiyetinin ihlal edildiği iddiasıyla açılan davanın reddedilmesi kararını Yargıtay'a taşıyacaklarını söyledi.

TMMOB Mimarlar Odası Ankara Şube Başkanı Tezcan Karakuş Candan, Atatürk Orman Çiftliği (AOÇ) arazisine Cumhurbaşkanlığı Külliyesi inşa edilerek Atatürk'ün vasiyetinin ihlal edildiği iddiasıyla açılan davanın reddedilmesi kararını Yargıtay'a taşıyacaklarını, oradan gelecek karara göre Anayasa Mahkemesi ve gerekirse AİHM'e gideceklerini söyledi.

Şube başkanı Candan, Atatürk'ün vasiyetinin ve şartlı bağışının ihlali davasının 4. duruşmasında davanın, beklemedikleri bir şekilde reddedildiğini hatırlattı.

Candan, duruşmada savunmalar alındıktan sonra herhangi bir değerlendirme yapılmadan, "Hepimiz Atatürk'ün vasiyetine sahip çıkmalıyız ama davayı reddediyoruz" şeklinde bir karar alındığını savundu.

Ret kararının doğru olmadığını ileri süren Candan, 26. Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından, TMMOB'a bağlı meslek odalarınca açılan davanın, konuyla hiç alakası olmayan bir maddeden reddedildiğini iddia etti.

Candan, "Kararı üzüntüyle karşıladığımızı, Yargıtay'a başvuracağımızı, oradan gelen karara göre gerekirse Anayasa Mahkemesine, gerekirse AİHM'e kadar gideceğimiz süreç olduğunu ifade etmek isteriz ama bu, gerçekten üzüntü verici bir karar" dedi. ■ Emlak kulisi, (22.10.2015)

YABANCI SERMAYE, ÖZELLEŞTİRME: AKP’DEN KAÇAN KAÇANA, SEKİZ AYDA KAÇAN SERMAYE 31 YILDA ELDE EDİLEN ÖZELLEŞTİRME GELİRİNİ GEÇTİ

Önceki gün Merkez Bankası uluslararası yatırım pozisyonunu açıkladı. Buna göre 2014 yılı sonuna kadar 91 yılda 670,8 milyar dolar yabancı sermaye geldi. Şimdi sıkı durun 2015’in ilk sekiz ayında yani Ocak- Ağustos döneminde, sözkonusu 670,8 milyar dolarlık toplam yabancı sermaye tutarı 606,6 milyar dolara geriledi. Kısaca bu yıl başından beri 64,2 milyar dolar tutarında yabancı sermaye bu ülkeden kaçtı.

Gelelim şimdi yabancı sermaye kaçışının ayrıntılarına…

Yabancıların doğudan yatırımları 2014 yılı sonunda toplam 177,9 milyar dolar tutarındayken, 2015’in ağustos ayında bu tutar 146,5 milyar dolara geriledi. Yine portföy yatırımları aynı dönemde 192,4 milyar dolardan 155,9 milyar dolara düştü. Böylece ayda ortalama 8 milyar dolarlık yabancı sermaye Türkiye’yi terk etti.

Peki, Türkiye’de oturanlar aynı dönemde ne yaptılar?

Şunu yaptılar; onlar da paralarını yurtdışına gönderdiler. Yerli yatırımcılar Türkiye’de yatırımı riskli gördükleri için yurtdışındaki doğrudan yatırımlarını 2015 yılının ilk sekiz ayında 39,9 milyar dolardan 43 milyar dolara yükselttiler.

ÖZELLEŞTİRMEDEN 31 YILDA 66,9 MİLYAR DOLAR ELDE EDİLDİ, SEKİZ AYDA KAÇAN SERMAYE 70 MİLYAR DOLARA ULAŞTI

Gelelim bütün bunları niye anlattığımıza…

Anlattık, çünkü mevcut AKP yöneticileri biz olmazsak ekonomide istikrar olmaz diyorlar. Şimdi sormak gerekiyor onlara; Bu mu istikrar? Ekonomiyi AKP yönetiyor ve bu yılın ilk sekiz ayında 64,2 milyar dolar tutarında yabancı sermaye kaçtı. Yine 5 milyar dolar tutarında yerli sermaye ülkeyi terk etti. Yani yaklaşık 70 milyar dolar tutarında sermaye AKP’nin yönettiği bu ülkeden sekiz ayda kaçtı. Bu arada unutmadan sözünü ettiğimiz sekiz ayda kaçan sermaye tutarının 31 yılda elde edilen 66,9 milyar dolarlık özelleştirme gelirinden daha fazla olduğunu belirtelim.

O hâlde AKP yönetmeye devam ederse Türkiye’den yabancı ve yerli sermaye kaçmaya devam edecek. Çünkü AKP’nin mevcut yöneticileri yatırım iklimini bozdular. Makul şüphe, çıplak arama, mal müsaderesi, verginin siyasi muhaliflere silah olarak kullanılması, hukuk devletinden ve demokrasiden uzaklaşılması yerli ve yabancı sermayeyi korkuttu.

İşte bundan sonra AKP ekonomiyi yönetmeye devam ederse sermaye bu ülkeyi terk etmeye devam edecek. Dolayısıyla büyüme hızı düşecek. İşsizlik daha da artacak. Anlayacağınız AKP’den kaçan kaçana…■ Süleyman Yaşar, Taraf, (22.10.2015)

ALTIN NEREYE?

Altın bazılarına göre, bugün de, aynen geçmişte sık sık olduğu gibi, tüm risklere karşı geçerli bir kurtarıcı olarak düşünülüyor. Bazıları ise altının kurtarıcı rolü olamayacağını, bazen siyasi, bazen ekonomik risklerin etkisiyle ve pek kolay tahmin edilemeyecek şekilde, aşağı veya yukarı hareket ettiğini söylemekteler.

Ama bugünlerde altının nereye gideceğini belirleyen en önemli faktör ABD’nin Merkez Bankası’nın olası faiz artış kararı diye düşünen pek çok insan ve kurum da var. Faizler çok aşırı yükselirse de, altına talebin artması da aslında son derece normal bir gelişme olur.

ABD verileri etkiliyor

Altın bu ay eylül ayında ABD istihdam verileri açıklandıktan sonra yüzde 5.3 değer kazanmıştı. Tabii burada altının dolar değerinden bahsediyoruz. Altının TL cinsi fiyatı ise TL dolara karşı değer kaybettikçe, global değeri sabit de kalsa, yerel faktörler nedeniyle artabiliyor.

Tabii aslında altının faiz getiren varlıklara karşı, faiz getirisi olmaması nedeniyle zayıf kalması da çok doğal bir durum olabilir.
Geçmişe bakarsak, 1980 yılının başlarında altının dolar değeri Sovyetler Birliği askerlerini Afganistan’a soktuktan sonra ve de İran’da İslami devrim olduktan sonra yüzde 60 zıplayıvermişti.

Krizde yüzde 150 değerlendi

Global kriz ortamında Ekim 2008 tarihinden Eylül 2011 tarihine kadar ise, altının değeri yüzde 150 civarında zıplamıştı. Batı ekonomilerindeki kargaşa ve Merkez Bankalarının para basması sonucu enflasyon riskinin çok artabileceği tür değerlendirmeler, altını gene vitrine çıkarmış ve o günlerde 1930 dolar ons başına kadar bile yükseltmişti. Ama sonra altının ons başına dolar değeri 1100- 1150 dolar düzeyine kadar düşüp inip sürekli oralarda dalgalanmaya başlamıştı.

Ama ağustos ayında Çin ekonomisinin teklemeye başlamış olabileceği düşünülmeye başlanınca ve petrol fiyatları yüzde 17 düşerken ve ABD hisse senedi piyasalarının S&P 500 endeksi de yüzde 11 aşağıya gelirken, altın önce yüzde 5.9 değer kazanmış ama sonra da yeniden aşağıya düşmüştü.

Faiz-altın ilişkisine dikkat

Altın 2000 yılının başından bu yana üç defa çok yükselmiş ve sonra düşmüş bulunuyor. Şu anda da altın değeri ile faizin korelasyonu eksi yüzde 0.74 civarında. Yani faiz yükselirse altın kuvvetli şekilde değer kaybedecek durumda. Aralarında kuvvetli bir ters ilişki var!

Dolayısıyla altın piyasası da, tüm finans kesimi gibi AB FED faiz politikasının gelişmelerini beklemekte. Ayrıca enflasyonun sıfıra yakın bir ortamda olduğu bir ortamda altın enflasyona karşı korur demek de anlamsız kalıyor.

Sevdalılar hâlâ var

ABD verilerinin sorunlu çıkması ve de daha da uzun süre düşük faiz yaşanmasının enflasyonu artırıp altına talebi uyandırabilnesi de mümkün diye düşünen, altın sevdalıları da hâlâ var. Mesela, Financial Times haberine göre Kanadalı yatırımcı, maden zengini Seymour Schulich varlıklarının yüzde 25 kadarını hâlâ altın olarak tutmakta imiş. Altın fiyatı aşağıya gitse de o varlık kompozisyonunu değiştirmemeye yeminli imiş. ■ Deniz Gökçe, Akşam, (22.10.2015)

23.10.2015
DERİN MERKEZ, BOP, BÖLÜCÜLÜK: SEVR’E KARŞI LOZAN SAVAŞI!


100 yıl önce adı Sevr’di, 100 yıl sonra BOP oldu, Büyük Ortadoğu Projesi.

Genişletildi, Geniş Ortadoğu Projesi oldu.

Hedefe yeni yerler eklendi, Geniş Ortadoğu ve Kuzey Afrika Projesi oldu.

Adı değişti ancak özü hep aynı kaldı: Bölgeyi parçalamak, yeni devletçikler kurmak.

Neden? Sömürebilmek için!

İngiliz ve Fransız emperyalizmi 100 yıl önce bu topraklara Sevr için saldırdı.

ABD iki kez Irak’a Sevr için saldırdı. Ve ABD Suriye’ye yine Sevr için saldırdı.

ABD’nin Sevr’i, Basra’dan Doğu Akdeniz’e uzanan bir koridordu.

Bu koridorun geçeceği Irak’ın, Suriye’nin, Türkiye’nin ve İran’ın adım adım bölünmesi gerekiyordu.

İlk adımı Irak’ta attılar ve Barzanistan adı altında Irak koridorunu kurdular, şimdi Suriye’de ikinci bir koridor inşa etmeye çalışıyorlar.

Dün Irak’ta Özal‘ı kullandılar, bugün Suriye’de Erdoğan‘ı kullanıyorlar.

Fakat şartlar artık değişti. ABD daha zayıf, Atlantik Cephesi yekpare değil ve bölge ülkelerinin arkasında bu kez somut olarak Rusya ve Çin var.

Üstelik İran, Irak ve Suriye bir blok olarak hareket ediyor.

Bu tablo, Amerikan Koridoru inşa etmek için Suriye’ye Sevr dayatanlara Lozan yanıtı üretmeye çalışmaktadır.

Kısacası Atlantik ile Avrasya, Suriye’de çarpışmaktadır.

Bu çarpışma bir son değil, yeni bir sürecin başlangıcıdır: Yeni emperyalizm olan küreselleşmeye karşı bölgesel yanıtların verildiği ve tek kutuplu dünya döneminin kapatılıp, çok merkezli dünyaya gidildiği bir süreç…

Bu süreç, kuşkusuz sancılı geçecektir. Ancak dünyanın merkezi ve kadim uygarlıkların sahnesi olan bu coğrafya, en sonunda yine başı dik bir şekilde ayağa kalkacaktır.

“Suriye’nin Sevr’i: Amerikan Koridoru” adlı yeni kitabımız, Atlantik ile Avrasya’nın bu büyük çarpışmasını incelemektedir.

Somutlarsak, Obama‘nın IŞİD stratejisi ile Putin‘in Suriye planı karşı karşıyadır; İncirlik ile Lazkiye üsleri cephe cepheyedir; terör örgütleriyle ordu göğüs göğüsedir.

İçinde vekalet savaşlarının olduğu, özel savaş yöntemlerinin sergilendiği, petrol ve gaza dayalı alan savunmalarının yapıldığı tarihi bir savaş.

Dünyanın dört bir yanında deneyim yaşamış savaşçıların bölgeye akın ettiği, her gün yeni bir terör örgütünün kurulduğu, istihbarat kurumlarının çarpıştığı bir savaş.

Basra’dan Doğu Akdeniz’e koridor kurabilmek için yakıp yıkmak isteyenler ile emperyalizme karşı direnen ve vatan savunması verenlerin savaşı.

Sevr’e karşı Lozan savaşı! ■ M. A. Güller, http://mehmetaliguller.com, (23.10.2015)

ÇİN’DE NELER OLUYOR?

Bugün global çapta ne tür riskler var diye kime sorsanız, ezber şöyledir: Birincisi, ABD’nin ne zaman faiz artıracağı ve doların bu nedenle ne kadar değerleneceği ve ne boyutta dövizin ABD’ye geri döneceği önemi bir belirsizlik kaynağıdır . İkincisi ise, gelişen ülkelerde önemli boyutta yaşanan daralma ve kötüleşmenin ne zaman toparlanacağı veya toparlanıp toparlanamayacağı sorusudur. Ve tabii üçüncüsü, Çin’in büyümesinin ve ithalat ve ihracatının azalıp azalmayacağı sorunu da önemlidir. Kurlar, emtia fiyatları, reel büyüme ,dış ticaret, nerede ise tüm önemli veriler önümüzdeki dönemde bu üç soruya verilecek cevaplara bağlı. Üstelik emtia satan gelişen ülkelerin kaderi de!

Bu gün Çin ile ilgili birkaç kelam edeceğiz. Dünyada Çin konusunda iki temel görüş var. Birincisi daha iyimser olan görüş. Bu görüşe göre Çin genel ekonomi yaklaşımını değiştiriyor. İmalat sanayi ve ihracata dayalı ekonomisini şimdi iç tüketim ve hizmet sektöründe büyüme yapısına doğru değiştiriyor. Yani dıştan içe dönüyor. Bu tür bir değişiklik uzun zaman alabilecek bir değişim ve de gidişatı anlayabilmek için büyümenin bugüne kadar olan verilerden daha farklı verilerin toparlanması ile değerlendirilmesi gerekiyor. Tabii kötümserler de reformist gidişatın ve veri değişimin bu kadar kısa zamanda gelişemeyeceğini iddia etmekteler ve verilere inanmıyorlar.

IMF 2015 Ekim ayında açıkladığı yıllık raporunda Çin büyümesinin 2013 yılında yüzde 7.7, 2014 yılında yüzde 7.3, 2015 yılında yüzde 6.8 ve de 2016 yılında da % 6.3 olacağı tahminini yapmıştı. Yani IMF Çin büyümesinin zaman içinde önemli boyutta yavaşlayacağını tahmin etmekte idi.

IMF yukarıda belirttiğim gibi 2015 için yüzde 6.8 büyüme bekliyordu ama bu yılki hükümet hedefi de yüzde 7 idi. Bu hafta ilan edilen verilerde üçüncü çeyrek büyümesi de yıllık 6.9 olarak gelmişti. 6.9 oranı 2009 yılından bu yana en düşük değerdi ama, gene de ilk iki çeyrekte de yüzde 7 büyüme yaşadığından Çin 2015 yılında gene yüzde 7 büyüme oranı sağlayabilirdi. Hükümete göre yüzde 6.9 büyüme değerinin gerçekleşmesine tüketim yüzde 50 artarak yüzde 4 kadar katkı yapmıştı. Hizmet sektörü de yüzde 50 artış sergilemişti, bu da yüzde 8.6 büyüme demekti. Halbuki sanayi yüzde 5.8 ve de yatırım yüzde 3 kadar katkı yapmıştı. 2014 yılında üçüncü çeyrekte yüzde 15 artan sabit sermaye yatırımı 2015 üçüncü çeyrekte sadece yüzde 10.3 büyümüştü.

Hizmetlerin Çin ekonomisinde bu kadar çabuk ve bu kadar büyük katkı yapmış olması, bugüne kadar görülmemiş bir durumdu. Bu nedenle bu rakamlar birçok Batılı analist tarafından şüphe ile karşılandı. Tabii Çin yavaşlıyor tespiti de derhal birçok emtia satıcısı ülkeyi paniğe soktu. Petrol, demir çelik, bakır, alüminyum yani tüm emtia talebi ve fiyatları düşmeye başladı. Emtia talebi de sallanmaya başladı.

Batı medyasında “Çin istatistiklerde hile yapıyor” tezini destekleyen ve bu nedenle en kötümser hatta ağır itham edici eleştiriyi içeren değerlendirme New York Times gazetesinde 21 Ekim günü 18’inci sayfada bir Reuters köşe yazarı tarafından yazılmıştı. James Saft adlı yazara göre şimdiki Başbakan Li Kegiang (Çin Başbakanı bu görevinden daha önceki yıllarda kendisi bir endeks yaratmıştı) büyümeyi hesaplamak için resmi sayılara pek güvenmediği için elektrik kullanımı, banka kredileri ve taşınan kargo miktarlarına dayanarak büyüme tahmini yapardı. Kendi yaptığı Li Kegiang Endeksi 2013 yılı ortasından bu yana düşmekte idi, hem de çok aşağıya. Ayrıca 2015 yılı üçüncü çeyrekte bu endekste tüketim pek artmazken, perakende satışların yüzde 11 arttığı gibi çelişkili bir veri de ortada dolaşıyordu.

Yani şu anda tam ne olduğu bilinmiyor. Batı medyasının kıskançlık veya küçük görme huyu vardır. Ancak zaman, Çin ekonomisinde önemli bir reformun mu gerçekleştiğini, yoksa da istatistiki verilerin şişirilmiş mi olduğunu gösterebilir, bu nedenle bekliyoruz. ■ Deniz Gökçe, Akşam, (23.10.2015)

24.10.2015
FED, FAİZ, ÇİN: NOBEL ÖDÜLLÜ EKONOMİSTTEN FAİZ TAHMİNİ


Joseph Stiglitz, ekonominin ısınmasının çabuk olamayacağına işaret ederek ABD Merkez Bankası'nın 2015 yılında faizleri artırmaya başlamasının mümkün olmadığını söyledi.

Nobel ödüllü Ekonomist Joseph Stiglitz, ABD Merkez Bankası'nın (Fed) faizleri artırmaya bu yıl bitmeden başlamasının mümkün olmadığını söyledi.

Columbia Üniversitesi Ekonomi Profesörü Stiglitz, ABD ekonomisindeki iyileşmenin yavaşlamaya başladığını belirterek, "Fed'in faiz artışına bu yıl içinde başlaması şu an itibarıyla mümkün görünmüyor. Başta enerji ve metaller olmak üzere doğal kaynakların fiyatlarındaki gerileme ekonomi için daralma anlamına geliyor. ABD ekonomisindeki toparlanma gücünü kaybetti" dedi.

Fed'in eylül ayında uluslararası gelişmeleri gerekçe göstererek faiz artışına gitmeyerek doğru karar verdiğini vurgulayan Stiglitz, "Federal Açık Piyasa Komitesi'nin (FOMC) ekim toplantısında yeterli veriye sahip olacağını sanmıyorum. Şu anki ekonomik görünüm aralıkta da başlamayacaklarını gösteriyor" değerlendirmesini yaptı.

"ENFLASYON ARZ FAZLASI NEDENİYLE DÜŞÜK"

Stiglitz, başta Janet Yellen olmak üzere birçok üyenin daha kademeli bir yol izleyebilmek için faiz artışına çok geç kalınmadan başlanması yönünde görüş bildirdikleri anımsatıldığında ise, "Ben faiz artışına yakında başlamazlarsa, ani ve hızlı bir artış patikası izlemek zorunda kalacaklarını düşünmüyorum çünkü ekonominin ısınmaya başlaması özellikle de küresel ekonominin şu anki durumu göz önüne alındığında o kadar çabuk olacak birşey değil" dedi.

Stiglitz, "enflasyonun emtia ve iş gücü piyasalarındaki arz fazlası nedeniyle düşük seyrettiğinin" altını çizerken, bu sorunun para politikalarıyla değil, mali politikalarla çözülebileceği öngörüsünü paylaştı.

"ÇİN'İN YAVAŞLAMASI İYİYE İŞARET"

Küresel ekonomiye ilişkin değerlendirmelerde de bulunan Stiglitz, son dönemdeki gelişmelerde en belirleyici faktörün doğal kaynaklara yönelik talebin düşmesi olduğunu dile getirdi.

Stiglitz, özellikle metal ve petrol ihracatçısı ülkelerin bu gelişmeden olumsuz etkilendiklerine işaret ederken, buna Çin ekonomisindeki yavaşlamanın neden olduğunu ifade etti.

"Ancak, Çin'in yavaşlaması istenen bir durum çünkü ekonomilerinin yapısını değiştirmeleri gerekiyordu" ifadelerini kullanan Stiglitz, dünya ekonomisindeki yavaşlamaya karşın küresel resesyon tehlikesi görmediğini vurguladı.

Stiglitz, tüm ülkelerin normal trendinin altında büyüyen küresel ekonomiye ayak uydurması gerektiğini belirtirken, Fed'in de faiz artışını hem yerel hem de uluslararası gelişmeler çerçevesinde vereceğini söyledi.

Dünyaca ünlü ekonomist Joseph Stiglitz, 'Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerin küresel ekonominin yeni şartlarına uyum sağlamak için ne yapması gerektiği' sorusu üzerine, her ülkenin farklı şartlara uygun olduğunu belirterek, ''Her biri şartlara uyum sağlamak için kendi gerçeklerini göz önünde bulundurarak, farklı bir yol izlemeli. Hepsine uyacak tek bir yol yok" yorumunu yaptı. ■ Karşı gazete, (24.10.2015)

DÖNEKLİK: İKİ ÇETİN ALTAN

"27 Mayıs 1960’la yükselen devrimci dalgada, iki gazeteci kitlelerin sevgilisi olacaktı. Akşam yazarı Çetin Altan ve Cumhuriyet yazarı İlhan Selçuk. İkisi de sosyalist gençlerin hayranlık duyduğu yazarlardı."

27 Mayıs 1960’la yükselen devrimci dalgada, iki gazeteci kitlelerin sevgilisi olacaktı. Akşam yazarı Çetin Altan ve Cumhuriyet yazarı İlhan Selçuk. İkisi de sosyalist gençlerin hayranlık duyduğu yazarlardı. Çetin Altan’ın, Akşam gazetesindeki “Taş” köşesinde hakim sınıflara ve iktidara yönelik alaycı ve çarpıcı üslubu gençlik tarafından çok seviliyordu. 1960’ların Türkiye’sinde sosyalizm bilgisi son derece yetersiz ve yüzeyseldi. Belki bu yüzden, Çetin Altan’ın kaba sömürü edebiyatı gençliği çok etkiliyordu. 27 Mayıs sonrası yükselen bağımsızlıkçı hareket, İstanbul Teknik Üniversitesi’nin (İTÜ) adını öne çıkarmıştı. “Milli Petrol” ve “Milli Maden” kampanyalarının afişlerinin altında İTÜ Talebe Birliği’nin imzası vardı. Aralarında Aziz Nesin, Çetin Altan ve İlhan Selçuk’un da bulunduğu dönemin önde gelen fikir adamları ve yazarları belki ilk kez Gümüşsuyu konferans salonunda gençliğe seslenme olanağı bulacaklardı. İTÜ Talebe Birliği’nin Başkanı Hasan Yalçın’dı. Hasan Yalçın, yıllar sonra “Dönekler”in en başına Çetin Altan’ı yazacaktı.

‘ONLAR UYANIRKEN’

Çetin Altan, Türkiye İşçi Partisi (TİP) tarafından siyasete çağrıldı ve milletvekili oldu. Sosyalist olduğu dönemde 1967’de emekçiler tarafından kendisine gönderilen mektuplardan “Onlar Uyanırken” adıyla bir kitap yaptı. Kitabın giriş bölümünde şöyle yazıyor: “Türkiye’nin ezilen, horlanan, çağının dışında bırakılan emekçileri... bütün gücün kendi sınıflarında olduğunu görecek ve sınıflarının özgürlüğünü kimseden bir şey ummadan kendilerinden yana olan namuslu aydınlarla sağlamaya çalışacaktır... Bu mücadelede elbette başı belaya girenler, felaketlere uğrayanlar, eziyet çekenler olacaktır... Ama şunu unutmamak gerekir ki, insanlığın kurtuluşu için uğraşanlar ölümsüzdürler... Sosyalizm alabildiğine geniş, alabildiğine derin, alabildiğine insanca bir çabanın hiç bitmeyecek bir meyvasıdır.”

‘DEĞİŞİM’ BAŞLIYOR

Altan, TİP’in 9 Kasım 1968’de başlayan ve dört gün süren Üçüncü Kongresi’nin başkanlığını yaptıktan hemen sonra, Türkiye’nin yeni şekillenen sosyalist hareketini büyük hayal kırıklığına uğratan bir davranışla, Akşam gazetesindeki köşesinde, mücadele arkadaşlarını suçlayarak Parti’den ayrıldığını açıkladı (Akşam, 14 Kasım 1968).

12 Mart’tan hemen sonra cezaevine girdi. TİP’ten zaten istifa etmişti. Tutukluluk günlerinde büyük “değişim” başladı. Gerçi yatıp yatacağı iki yıllık bir hapislik bile değildir, ondan da Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk’ün özel affıyla kurtulur. Ama uzatılan her mikrofona, “304 ceza davasından geçtim” diye anlatmaktan hiç vazgeçmeyecektir. Cezaevinden çıktıktan sonra yazdığı “Büyük Gözaltı”, “Bir Avuç Gökyüzü” ve “Viski” adlı romanları bu değişimin ilk ürünleriydi. “Onlar Uyanırken”in emekçileri, artık gözüne, “yağlı kaygan bir bataklık” (Viski) gibi görünüyordu. ABD’ye ve Avrupa’ya bakışı da değişmişti. Oraları uygarlığın merkezleriydi. Bu süreçte Altan, geçmişte inandığı bütün devrimci fikirleri terk eder. Dün savunduğu her fikrin tam tersini söylemeye başlar. Dün uğrunda mücadele ettiği her değerin karşısına çıkar. Artık dönekliğini, “Kozmos’taki sürekli değişim” ile açıklayacaktır. Emekçilermiş, vatanmış, bağımsızlıkmış, sınıfmış artık hepsi Altan için birer alay konusudur. Türkiye ve Türkler hakkında saçma sapan iddialar ileri sürmeye başlar.

TÜRK DÜŞMANLIĞI

Artık bir büyük Türk düşmanı olup çıkmıştır. Kendi öz milletine karşı hınç ve nefret doludur. Artık şöyle yazmaktadır: “Türkler’in büyük çoğunluğu ömür boyu dişlerini sıkarak yaşarlar. İsterseniz buna, ‘kıçlarını sıkarak’ da diyebilirsiniz. Neden böyle yaşarlar Türkler’in çoğunluğu? Çünkü Türkler’in genel ve temel özelliği mesleksiz oluşlarıdır. Hazineden geçinen mevki sahiplerinin önemli bir bölümü de dahildir buna; gecekondularda yaşayanlar da, yılda 37 gün çalışan 46 milyon köylü de... demek ki, genel ve temel özelliği mesleksiz olan Türkler’in; egemenler bölümü hapazlamacı, geri kalan kullar bölümü de dişini, yahut kıçını sıkmacı...” (Sabah, 7 Temmuz 2000)

Hasan Yalçın, Çetin Altan için şöyle der: “Oral Çalışlar, Hadi Uluengin, Cengiz Çandar ve Taner Akçam neden ve nasıl dönmüşlerse o da aynı şekilde dönmüştür. Yol da aynıdır, güzergah da aynı. Devrim dalgasının saraylardan sürükleyip getirdikleri arasında yer almış, halkın sırtına basarak yükselebildiği yere kadar çıkmış, dalga geri çekilirken diğerleri gibi o da halkı suçlayarak saraya dönmüştür.” ■ Hikmet ÇİÇEK, Aydınlık, (24.10.2015)

SEÇİMLER, DEMOKRASİ: 'BİR BAYBURTLU BEŞ İZMİRLİ'YE BEDEL'

AGİT 1 Kasım Erken Seçimleri'ne yönelik ara raporunda , illerin nüfusuna göre çıkardıkları milletvekili sayısı arasında eşitsizlik olduğu, bu nedenle "oyların eşitliği" konusunda endişeler ortaya çıktığı belirtilirken, Bayburt'ta 26 bin seçmenin bir milletvekili seçmesine karşın İzmir'de 121 bin seçmenin bir milletvekili seçtiğine dikkat çekildi. ■ odatv, (24.10.2015)
avatar
TRABZON61
.::Otağ Yetkilisi::.


.::Otağ Yetkilisi::.





Yaş Yaş : 34
Cinsiyet Cinsiyet : Erkek
Nerden Nerden : Trabzon
Lakap Lakap : ¤ۣۜ..¤ ¤ۣۜ..¤ ¤ۣۜ..¤ ¤ۣۜ..¤ ¤ۣۜ..¤
Doğum Tarihi Doğum Tarihi : 01/11/84
İletiler: İletiler: : 1325
Üyelik Tarihi Üyelik Tarihi : 12/04/09




Kullanıcı profilini gör http://ilteris.forum.st/

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

default Geri: Neler Oldu 19 Ağustos-12 Kasım 2015 / Prof. Dr. Cihan DURA

Mesaj tarafından TRABZON61 Bir Ptsi 9 Mayıs 2016 - 4:08

Neler Oldu 25-31 Ekim 2015 (Eğitim, siyasal İslam, yabancı sermaye, bedhahlar, tarım, Çin, özelleştirme, yolsuzluk, Dolar, FED, UÖŞ, RTE, altın, petrol)

25.10.2015
EĞİTİM, SİYASAL İSLAM, DİNCİLİK: İLKOKUL 2'LERE SEÇMELİ ARAPÇA DERSİ GELDİ


Ekim 2015'te yayımlanan karara göre, 2016-2017 öğretim yılında ilkokul 2. sınıflar seçmeli olarak Arapça dersi alabilecek.

Cumhuriyet gazetesinden Figen Atalay'ın haberine göre bu kararda, “Din Öğretimi Genel Müdürlüğü’nün 02/07/2015 tarihli ve 45123216-101- E.6877879 sayılı yazısı üzerine MEB Talim ve Terbiye Kurulu’nda görüşülen İlkokul Arapça Dersi (2, 3 ve 4. sınıflar) öğretim programının, 2016-2017 öğretim yılından itibaren 2. sınıftan başlamak üzere kademeli olarak uygulanması kararlaştırıldı’’ deniliyor.

Başkan Prof. Dr. Emin Karip’in ve Kurul üyelerinin adlarının bulunduğu yazıda, ders kitabı, öğrenci çalışma kitabı ve öğretmen kılavuz kitabının takım halinde hazırlanması, hazırlanacak 2. sınıf taslak ders kitaplarının incelenmek üzere Başkanlığa ilk başvurularının 18 Ocak- 1 Şubat 2016 tarihleri arasında yapılması gerektiği belirtiliyor.

MEB Din Öğretimi Genel Müdürlüğü’nün hazırladığı ilkokul 2, 3 ve 4. sınıflar Arapça Dersi Öğretim Programı’nda, bu dersin amacı şöyle anlatılıyor:

“22 ülkede yaklaşık 350 milyon nüfusun anadil olarak konuştuğu Arapça, BM’nin kabul ettiği altı resmi dilden biridir. İslam ülkelerinde dini açıdan da önemli olan Arapçanın öğrenilmesi için başta tarihi ve kültürel sebepler vardır. Arapça konuşan coğrafyanın jeopolitik ve stratejik önemi nedeniyle gün geçtikçe önem kazanması, Arapçanın dini sebeplerin yanı sıra ekonomik, turistik, siyasi ve ticari sebeplerle de öğrenilmesini zorunlu kılmaktadır.

Kültür mirasımızda birçok Arapça eserin bulunması, bu dili kültür tarihimiz açısından da önemli kılmaktadır. Gerek Türk- Arap ve gerekse Türk İslam tarihine ışık tutan dillerden biri yine Arapçadır. Ayrıca Arap dünyasıyla artan ilişkilerimiz yetişmiş elemana olan ihtiyacı ortaya çıkarmıştır. Söz konusu nedenlerle Arapça ilk defa ilkokul 2. Sınıftan itibaren bir yabancı dil olarak iletişimsel yaklaşımla, yakından uzağa, basitten karmaşığa, sarmal ve öğrenci merkezli olarak ele alınmaktadır.’’

Eğitim-İş: Seçmeli dersler zorla seçtiriliyor

İlkokul 2. sınıfta seçmeli ders bulunmadığına dikkat çeken Eğitim-İş Genel Başkanı Veli Demir, "Seçmeli de olsa zaten ‘seçmeli dersler’ altında belirli dersler seçtiriliyor. Bunu da zorla seçtireceklerdir" dedi. Demir, "Öğrenciler, kendi dillerinde meramlarını anlatamıyor, dilekçe yazamıyor. Arapça gibi zor dili ilkokul 2. sınıfta öğretme kararı siyasi bir karardır. Doğru bulmuyoruz, yargıya taşıyacağız" diye konuştu. ■ Milliyet, (25.10.2015)

YABANCI SERMAYE, BANKALAR: ÖZYEĞİN FİBABANK’A 2 YABANCI ORTAK ALDI

Hüsnü Özyeğin, Finansbank’ı Yunan NBG’ye satışının ardından, bu kez de yeni kurduğu bankası Fibabanka’ya, Dünya Bankası Kuruluşu IFC (Uluslararası Finans Kurumu) ve EBRD’yi (Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası) ortak etti

Sözleşme ile, her birinin payı yüzde 9.95 olmak üzere IFC ve EBRD’nin toplam yüzde 19.9 oranında fibabanka’ya ortak olmaları konusunda taraflar arasında anlaşma sağlandı. Sermaye artışı yoluyla kurulacak bu ortaklık, ilgili resmi kurumların onayının alınmasını takiben tamamlanacak. 5 yılda 10 misli büyüyen Fibabanka’nın, istikrarlı ve başarılı ilerleyişini IFC ve EBRD ile yapacağı ortaklık sayesinde daha güçlü bir şekilde devam ettirmek için önemli bir adım attığı bildirildi.

‘Hızlı büyüyeceğiz’

Fiba Holding Yönetim Kurulu Başkanı Hüsnü Özyeğin “Yabancı ortaklarımızın da vereceği katkı ile Fibabanka’da büyüme hedeflerimize daha hızlı bir şekilde ulaşmayı hedefliyoruz” dedi.

IFC Başkan Yardımcısı Dimitris Tsitsiragos, “Türkiye’de ilk 10 banka toplam aktiflerin yüzde 85’ini oluşturuyor. Uzun dönemli iş ortağımız Fibabanka ile ortaklığımızı bir adım daha geliştirerek, bankanın rekabetçiliğini artırmasına destek olacağız” diye konuştu.

EBRD Finansal Kurumlar Grup Başkanı Nick Tesseyman ise, “Bugün Fibabanka’ya ortak olmaktan ve Fiba Holding ile yanyana bu gelecek vaat eden bankanın büyümesini desteklemekten gurur duyuyoruz” dedi. ■ Milliyet, (25.10.2015)

BEDHAHLAR, İÇ: MANKURT KİMDİR?

Tayyip Erdoğan, açık mektup yazarak kendisini ve AKP iktidarını Almanya Başbakanı Merkel'e şikâyet eden "liberal-sol aydınlar"ı"mankurt" olmakla suçladı. Toplum içinde fark ettim ki çoğunluk mankurtun anlamını bilmiyor. Bana soranlar arasında öğretmenler de var! Daha önce çok yazdık ama önce mankurtu açıklayalım.

Mankurt tiplemesi, ünlü Kırgız yazar Cengiz Aytmatov'un "Gün Olur Asra Bedel" romanının ana konusudur. Yalnız, mankurt hayal ürünü bir tip değildir. Tarih boyunca mankurtlar yetiştirilmiştir.

Hüseyin Özbek, mankurtu şöyle özetlemişti:

"Kırgızların ve diğer Türk boylarının komşusu olan Juan Juanlar tutsak aldıkları savaş esirlerinin saçlarını usturayla kazıdıktan sonra kafalarına yaş deve derisinden bir başlık geçirip çöle salarlardı. Çöl sıcağında geçen süre içinde kuruyan deve derisi tutsağın kafasını mengene misali sıkar, korkunç acılar verirdi. Saçlar, kuruyan deve derisinden başlığın etkisiyle kafatasına doğru gelişirdi. Tutsakların birçoğu korkunç acılara ve kızgın çöle dayanamaz, ölür. Yaşayanlar ise bilinçlerini kaybeder. Hafızaları sıfırlanır silinir. Geçmişlerini, ailesini, obasını ulusal köklerini unutur, benliklerini kaybederler. Bu, kafası boş, bedenleri sağlam tutsaklar efendilerine köle itaatiyle bağlanırlardı.

Nayman Ana, eski çağlarda, uzun bir arayıştan sonra, tutsak düşerek mankurta çevrilen oğlunun izini bulur. Ona geçmişini hatırlatmaya çalışır. Ana sıcaklığını kullanarak kendine gelmesi için çabalar. Ne yapsa boşunadır. Çünkü mankurtluğun dönüşü mümkün değildir. Mankurt olan oğlu sonunda anasını oklar, öldürür.

Nayman Ana'nın defnedildiği yer tüm Kırgızlarca kutsal bir ziyaret yeri olarak kabul edilir. Efsanesi de kuşaktan kuşağa günümüze ulaşır."

* * *

Ülkesindeki durumun düzeltilmesi için kendi yöneticilerini yabancılara şikâyet etmek, elbette aydın tavrı değildir.

Atilla Akar, medyaradar sitesindeki yazısında Erdoğan'ın hedefindeki "Mankurt Aydınlar"ın kökenini Tanzimat dönemine dayandırıyor ve "Şüphesiz Cumhurbaşkanı Erdoğan bu konudaki tepkisinde haklı görünüyordu. Ancak onun da tarihsel ve ironik çelişkisi şuydu ki; hem çok önceden iradesini AB'ye devretmeyi taahhüt etmiş bir devletin cumhurbaşkanı oluşu hem de bir vakitler 'AB'ciliği' neredeyse bayrak edinmiş, her şeyi AB'ye göre düzenleyen, 'bizi niye almıyorlar' diye şikâyet eden, en büyük hedefini 'AB'ye katılmak' olarak tarif eden bir partinin eski genel başkanı bulunuşuydu" diyor...

* * *

Biz mankurta dönelim... Kendi köklerinden kopanlar, annesini bile öldürebilecek kadar kişiliksizleşir, bırakın insan olmayı hayvandan da aşağı bir dereceye düşer. Hiçbir hayvan, anasını öldürmez.

Vatan da ana gibidir. Meselâ vatana, yabancı güçleri davet etmek, anayı yabancılara teslim etmek demektir.

Kazakların ünlü düşünürü Muhtar Şahanov, "Uygarlığın Yanılgısı" adlı eserinde "Dört Ana'sını unutanlar"dan bahseder!

Şahanov'a göre insanın uzun ve zor hayat yolunda ona hayat veren öz anası yanısıra dört ana daha ona kanadını gerer. Bu dört anadan biri ruhumuz ve her şeyimizin temeli Anayurt'tur, ikincisi baba ve atalarımızdan miras Ana Dili'dir. Üçüncüsü, Gönül Zenginliği ve Törelerimiz, dördüncüsü Millî Tarihimiz'dir.

Günümüzde anayurdunun topraklarını yabancılara satanlar yok mu? Millî tarihimizi, kimliğimizi, gönül zenginliğimiz ve törelerimizi ve anadilimizi hiçe sayanlar yok mu? "Keşke İngiliz işgali olsaydı" diyenler yok mu? Dört anasına sahip çıkmayanın; vatan topraklarını, derelerini, akarsularını, yaylalarını, sınır şeritlerini, stratejik kuruluşlarını satanların, milletin adını, millî tarihini ve millî terbiyesini, dolayısıyla birliğini hiçe sayanların, yabancılara özerk yönetimler için söz verenlerin mankurttan ne farkı var? ■ Arslan Bulut, Yeniçağ, (25.10.2015)

26.10.2015
--
27.10.2015
TARIM: 'PAMUKTA REKOLTE KAYBI BÜYÜK '


İzmir Ticaret Borsası (İTB) öncülüğünde oluşturulan rekolte tahmin heyeti, Ege Bölgesi'nde, 2015-16 sezonunda pamuk rekoltesinde bir önceki sezona göre yüzde 38'lik gerileme öngörüldüğünü açıkladı. Ekim alanlarının 2002 yılına göre yüzde 61 gerilediği, üreticisi sayısının da 62 binlerden 12 binlere düştüğü belirtildi.

İTB öncülüğünde yapılan rekolte tahmin çalışmaları, bugün borsa binasının meclis salonunda düzenlenen toplantıyla açıklandı. Toplantıya, İTB Meclis Başkanı Barış Kocagöz, İTB Yönetim Kurulu üyeleri, Ege Üniversitesi'nden öğretim üyeleri, üreticiler ve sektör temsilcileri katıldı. Pamuk rekolte tahmini çalışmasının tamamen bilimsel bir proje olarak yürütüldüğüne dikkat çeken İTB Meclis Başkanı Kocagöz, 16 yıldan bu yana tahmin çalışmalarında uydu görüntülerini kullandıklarını hatırlattı. Çalışmalar kapsamında tespit edilen Ege Bölgesi pamuk ekim alanı verilerinin doğruluk oranının yüzde 100'e yakın olduğunu kaydeden Kocagöz, İzmir Ticaret Odası, Ege İhracatçı Birlikleri, Söke Ticaret Borsası ve Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi'ne teşekkür etti.

Geçen sezonda verim miktarının yüksek olması nedeniyle üretimde iyileşme görüldüğünü belirten Kocagöz, bu sezon Türkiye genelinde hem ekim alanları hem de ortalama kütlü verimin gerilediğine dikkat çekti. Türkiye'de bu sezon 570 bin ton seviyelerinde bir pamuk üretimi gerçekleşeceğinin tahmin edildiğini dile getiren Kocagöz, “Gerileme nedeniyle tekstil sektörü hammadde ihtiyacında ithalatı artıracaktır. 2014/ 2015 sezonunda 1 milyar 400 milyon değerinde 800 bin ton pamuk ithalatı yapılırken, 2015/ 2016 sezonunda pamuk ithalatı 900 bin tonu aşabilecek. Bizler, bu kadar yüksek bir ithalat oranı ile tekstil sanayimizin küresel piyasalarda rekabetçi olamayacağını düşünüyoruz. Bu nedenle, pamuk yıllardır ifade edilen stratejik ürün kimliğini artık kazanmalı ve yıllık 1 milyon ton lif pamuk üretimi stratejik hedefini gerçekleştirecek politikalar hayata geçirilmelidir" dedi.

'Yüzde 38'e kadar gerileyecek'

Çalışmalar kapsamında elde edilen verileri paylaşan İTB Yönetim Kurulu üyesi Bülent Uçak, 2015-16 sezonunda önceki sezona göre bölgede pamuk ekim alanlarının yüzde 9.2 oranında azalarak 82 bin 652 hektara, ortalama kütlü veriminde yüzde 9 gerileyerek dekar başına 413 kilograma kadar düşeceği tahmini yapıldığını anlattı. Uçak, şöyle dedi:

"Son yağmurlar nedeniyle randıman oranının yüzde 38'e kadar gerileyeceği ve mahlıç pamuk üretiminin de 129 bin 803 ton olacağı tahmin edilmektedir. Pamuk ekim alanları 2002 yılında yapılan rekolte tahminine göre yüzde 61 geriledi. Bir dönem önemli miktarda pamuk üreten Manisa, Muğla ve Balıkesir olarak değerlendirildiğinde ekim alanındaki daralma daha vahim. Üç ilin pamuk ekim alanları aradan geçen 14 yılda yüzde 87 düşmüş. Kısacası bu 3 ilde ekonomik anlamda bir pamuk üretiminden bahsetmek neredeyse imkansız. Geriye kalan Aydın, İzmir ve Denizli illerinde ekim alanları gerilemiş olsa da çiftçimiz üretmek için adeta direniyor. 2002 yılında bölgemizde toplam 62 bin olan pamuk üreticisi sayısı 12 binlere gerilemiş durumda. 2002 yılında sadece Manisa'da 112 bin pamuk üreticisi olduğunu düşünürsek durumun ne kadar acı verici olduğu ortaya çıkmaktadır." ■ Dünya, (27.10.2015)

TARIM: DOLARDAKİ YÜKSELİŞ TARIMDA 10 MİLYAR DOLARA MAL OLDU

Türkiye Ziraatçılar Derneği'nin Tarım Sektörü 2015 Yılı Değerlendirmesi raporunda, kurdaki yükselişin tarımda en az 10 milyar dolar kayıp yaratacağı belirtildi.

Türkiye'de 60 milyar dolar civarında olan tarımsal milli gelirin, dolar kurundaki yükselişin sektör maliyetlerine etkisi nedeniyle 45-50 milyar dolara düşmesi beklenirken, kurdaki yükseliş tarım sektöründe asgari 10 milyar dolara mal olacak.

Türkiye Ziraatçılar Derneği'nin (TZD) "Tarım Sektörü 2015 Yılı Değerlendirmesi" raporuna göre; bu senenin bütçesinden çiftçiye doğrudan 10 milyar lira kaynak ayrıldı. Ancak kamu iktisadi teşebbüslerinin (KİT) finansmanı, diğer müdahale alımları, kredi sübvansiyonu gibi kalemler de dikkate alındığında bu miktarın 13,1 milyar lirayı bulması bekleniyor.

Açıklanan bütçe, Tarım Yasası'nın öngördüğü milli gelirin yüzde 1'inin altında kaldı.

Türkiye'de tarımsal girdilerde dışa bağımlılık oranının yüksek olması üreticilerin döviz fiyatlarındaki dalgalanmalardan doğrudan zarar görmesine yol açıyor. Doların yükselmesinden olumsuz etkilenen çiftçiler özellikle mazot, gübre, yem ve ilaç gibi ithal girdilerdeki artış nedeniyle desteğe ihtiyaç duyuyor.

Rapora göre, bu talepler tüketicileri de ilgilendiriyor, çünkü girdilerdeki fiyat artışları, yüksek aracı karlarıyla birleşince tüketiciye katlanarak yansıyor.

Türkiye'de 60 milyar dolar civarında olan tarımsal milli gelirin, dolar kurundaki yükselişin sektör maliyetlerine etkisi nedeniyle 45-50 milyar dolara düşmesi beklenirken, kurdaki yükseliş tarım sektöründe asgari 10 milyar dolara mal olacak. Türkiye'de tarıma verilen yıllık desteklemenin 10 milyar lira civarında olduğu düşünülürse, çiftçi, dolardaki yükseliş nedeniyle bir yıllık desteklemenin üç katı miktarında gelir kaybına uğramış durumda.

Dolar cinsinden tarımsal milli hasıladaki bu düşme sonucu tarım kesiminde kişi başına düşen milli gelir 2 bin 800 dolara kadar geriledi. Türkiye ortalaması ise 10 bin dolar civarında. Yani tarımsal nüfusun yaşam standardı kentsel nüfusun çok altında bulunuyor.

Tarımda yılda 3,3 milyon ton mazot kullanılıyor

Tarım sektöründe yılda 3,3 milyon ton civarında mazot kullanılıyor. Mazottan, yüzde 36,57 ÖTV ve yüzde 15,07 KDV alınıyor. Bu rakam, çiftçiye bu yıl verilen 10 milyar liralık toplam desteğe yakın bir miktarı oluşturuyor. Yani salt mazottan alınan dolaylı vergilerle, çiftçiye bir yılda verilen tüm destek geri alınıyor.

Gübreden yüzde 18 KDV, kırsal elektrikte yüzde 1 enerji fonu, yüzde 2 TRT payı ve yüzde 18 KDV, tarımsal ilaçlardan, tarım makinaları ve traktörlerden, tohumluk ve hayvan yemlerinden yüzde 8 KDV alınıyor.

Rapora göre, gelinen noktada tarımsal girdilerde vergi oranlarının düşürülmesi ve fiyat dalgalanmalarına karşı girdi sübvansiyonlarının artırılması zorunluluk arz ediyor. ■ Dünya, (27.10.2015)

YABANCI SERMAYE: DANFOSS, DAF ENERJİ'Yİ SATIN ALDI

Danfoss Grubu, daire istasyonu pazarında faaliyet gösteren DAF Enerji'yi satın aldı

Danfoss'un daire istasyonu pazarında faaliyet gösteren DAF Enerji'yi satın aldığı bildirildi. Danfoss Isıtma Segmenti Başkanı Tveen, satın almayla birlikte Türkiye pazarında konumlarını sağlamlaştıracaklarını söyledi

Danfoss'tan yapılan açıklamaya göre şirket, DAF Enerji'yi satın alma anlaşmasını imzaladı.

Açıklamada görüşlerine yer verilen Danfoss Isıtma Segmenti Başkanı Lars Tveen, DAF Enerji'nin satın alınmasının Danfoss açısından çok önemli bir yatırım olduğunu bildirdi.

Bu sayede üretim tesislerine sahip olarak Türkiye pazarında konumlarını sağlamlaştıracaklarını ve güçlendireceklerini aktaran Tveen, Türkiye'nin Danfoss Grubu açısından güçlü büyüme potansiyeli ile önemli ve stratejik bir pazar olduğunu dile getirdi.

Tveen, Türkiye'nin binalarda enerji verimliliğini artırma yönünde önemli atılımlar gerçekleştirdiğini belirterek, "DAF Enerji ile birlikte Türkiye'de daire istasyonu işinde müşterilerimizin menfaatine büyük gelişim potansiyeli görüyoruz" ifadelerini kullandı.

'Eşsiz bir imkan'

DAF Enerji Kurucusu ve Genel Müdürü Mehmet Tayfun Başaran da ısıtma pazarında Danfoss'un tecrübesi ve yetkinlikleri ile işlerini daha da güçlendirme imkanının kendilerini heyecanlandırdığını bildirdi.

Başaran, "Danfoss bünyesine katılmak, DAF ürün ve hizmetlerini mevcut Danfoss çözümleri ve projeleriyle birleştirmek ve Türk pazarında bölgesel/merkezi enerjiyi tanıtmak yönünde eşsiz bir imkan sunuyor" değerlendirmesinde bulundu.

Açıklamada yer alan bilgilere göre Danfoss, anlaşma gereği DAF Enerji hisselerinin yüzde 60'ını şimdi, kalan hisselerini ise önümüzdeki yıllarda satın alacak.

Satın almanın 2018 yılının başında tamamlanması beklenirken, DAF Enerji yönetim ekibi satın almanın avantajlarından tamamıyla yararlanabilmek için mevcut görevine devam edecek. Aynı şekilde DAF Enerji çalışanları da şirketteki görevlerini sürdürecek. ■ Dünya, (27.10.2015)

28.10.2015
ÇİN TARİHİ KALKINMAYI PLANLA GERÇEKLEŞTİRDİ


Çin son 37 yılda hanehalkı tüketimini yılda ortalama yüzde 8 büyüttü. Aynı dönemin yıllık ortalama milli gelir büyümesi yüzde 9.8 oldu. Hedefler, artık daha da büyük...

Çin Komünist Partisi Merkez Komitesi (ÇKP MK), dün başladığı 4 günlük toplantıda, ülkenin 2016-2020 dönemini kapsayan 13. planına son biçimini verecek.

Planın ana hedefi “orta-müreffeh” bir toplum yaratmak, kişi başına düşen geliri 2010 düzeyinin iki katına çıkarmak. Yüksek büyüme düzeyinden orta düzey büyüme sürecine geçilirken ekonomik faaliyet bu “yeni normal” ile uyumlu hale getirilecek, yüksek kaliteyi, yüksek verimi gerçekleştirmeye yönlendirilecek. Planın alt başlıkları bu amaca hizmet edecek.

Daha uzun vadedeli hedefler: 2025 yılında “sağlam bir üretim gücü haline gelmek”; 2050 yılında zengin, güçlü, demokratik, kültürel olarak gelişmiş ve uyumlu bir modern sosyalist ülke hedefini gerçekleştirmek.

BÜYÜME YÜZDE 9.8

Çin, beşer yıllık ekonomik ve sosyal kalkınma planları uygulamasına 1953 yılında başladı...

Çin’in dışa açılma ve reform politikasının uygulamaya konduğu 1978 yılından günümüze 37 yıl geçti. 37 yılda Çin, insanlık tarihinin en hızlı kalkınmasını gerçekleştirdi. Bu dönemde Çin hanehalkı tüketimi yılda ordalama yüzde 7.7 büyüdü. Eğitim ve sağlık dahil toplam tüketim yılda ortalama yüzde 8 arttı. Yine aynı dönemin yıllık ortalama milli gelir büyümesi yüzde 9.8 oldu.

KAMU MÜLKİYETİNDE ISRAR

ÇKP MK yaklaşırken Çin medyası “plan gerekli mi” sorusu etrafında bir tartışma yürüttü. Reformların derinleştirildiği bir ortamda böyle bir tartışmaya gereksinim duyuluyordu. Verilen yanıtlar genellikle olumlu yöndeydi.

Çin, “sosyalist piyasa ekonomisi” ile planlı ekonominin diğer uygulayıcılarından farklı bir çizgide ilerliyor. Çin, dev kamu işletmelerinin özel sektöre geçmesine asla izin vermedi, vermiyor. ÇKP MK, 2013 toplantısında “Kamu mülkiyetinin hakim durumunda ısrar edeceklerini, bundan hiç sapmayacaklarını” ilan etmişti. Buna karşılık “Sosyalist Planlama”nın anavatanı Sovyetler Birliği’nden farklı olarak Çin’de, küçük ve orta ölçekli işletmelere sahip milyonlarca milyarder bulunuyor. Batı’nın karma ekonomilerine ise özel sektör hakim. 1934’te planlı ekonomiye geçen Türkiye de 1980’den sonra o yolun yolcusu oldu.

YATIRIMLAR GÜVENCEDE

Büyük şirketler kamuda olmakla birlikte Çin’de kamu ekonomisi büyük payı oluşturmuyor. Planlar da esas olarak büyüme oranı, yatırım, tüketim ve endüstriyel hedefler gibi makro ekonomik hedefler belirliyor. Bunun dışında piyasa mekanizması işliyor.

Çin Renmin Üniversitesi Finansal Araştırmalar Enstitüsü’nden John Ross, Çin’in üstünlüğünün, yatırımları güvence altına almış olmasında görüyor. Eski Londra Ekonomi ve İşletme Politikaları Enstitüsü Müdürü Ross, Batılı iktisatçı Keynes’e göndermede bulunarak şöyle diyor: “Bugünkü hacmiyle yatırımlar özel ellere bırakılamaz.”

John Ross, 2 Ağustos günkü Global Times gazetesinde yayımlanan makalesinde, ABD’den çarpıcı rakamlar vermiş: Özel şirketlerin kârlılığı 1980’den 2013’e yüzde 20’den yüzde 26’ya yükseldi. Ancak özel sektör sabit sermaye yatırımları yüzde 19’dan 15’e düştü. Ross, “Yatırımı zorlamak için ABD’nin elinde mekanizma yoktu. Düşen yatırım durgunlukla sonuçlandı” diyor. ■ Z. Ruhsar Şenoğlu, Aydınlık, (28.10.2015)

ÖZELLEŞTİRME, YOLSUZLUK: 'YÜZYILIN VURGUNU... TÜRK TELEKOM ŞU AN İTİBARİYLE BATTI'

CHP İstanbul Milletvekili Aykut Erdoğdu, Türk Telekom'un özelleştirme süreci ve sonrasında kamunun 97,8 milyar TL zarara uğratıldığını iddia etti.

CHP İstanbul İl Başkanlığında yaptığı açıklamasına, "Siyasetten önceki kamu denetim elemanlığımın da siyasi hayatımın da en yürek yakan yolsuzluğundan bahsedeceğim. Bence bu yolsuzluk Türkiye Cumhuriyeti açısından yüzyılın vurgunudur, yüzyılın soygunudur. Bu, Telekom özelleştirilmesi ve sonrasında yaşanan gelişmelerden oluşmaktadır" diye başlayan Erdoğdu, ihale süreci ve sonrasında yapıldığını iddia ettiği yolsuzlukları madde madde anlattı.

11.5 MİLYAR DOLARA İHALE EDİLEN ŞİRKETİN DEĞERİ 40 MİLYAR DOLARDI

Erdoğdu, Türk Telekom'un Suriye kökenli Hariri Ailesine 2005 yılında ihale edildiğini ve ihale sürecinde yolsuzluklar yapıldığını belirterek, 11,5 milyar dolara ihale edilen şirketin minimum değerinin en iyimser hesaplamalarla 40 milyar dolar olması gerektiğini söyledi.

Bu süreçte üst düzey bir siyasetçiye Birleşik Arap Emirlikleri'nde 2.5 milyar dolar rüşvet verildiğini iddia eden Erdoğdu, "Bu iddia Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'na iletilmiş ve soruşturma başlatılmış. Ancak rüşvetin verildiği ülke olan Birleşik Arap Emirlikleri ile adli yardımlaşma konusunda bir anlaşma olmadığı için bu iddia ne yazık ki delillendirilememiş, yeterince araştırılamamıştır ve takipsizlikle sonuçlandırılamamıştır" dedi.

KURUMLAR VERGİSİ 10 PUAN İNDİRİLEREK 2 MİLYAR TL KAMU ZARARINA NEDEN OLUNMUŞTUR

Kurumlar vergisinin özelleştirmeden 7 ay sonra yüzde 30'dan yüzde 10'a indirildiğini ve devletin zarara uğratıldığını belirten Eroğlu, "Türk Telekom'un mali tablolarını incelediğimizde, bu değişiklik nedeniyle özelleştirilmiş olan Telekom'un kasasına 2005 ile 2015 yılları arasında haksız şekilde 2 milyar Türk Lirası girdiğini tespit ettik. Bu rakamın 20 yılda 4 milyarı bulacağını tespit ettik" dedi.

TELEKOMA AİT GAYRİMENKULLERİN SATIŞI

Eroğlu, özelleştirme sürecinde Telekom hisse satış işlemine Danıştay tarafından şerh düşüldüğünü belirterek şöyle devam etti:

"Telekom'un alt yapısı ve teçhizatları, özelleştirme süreci sonrasında yani 21 yıl sonra devlete geri dönmesi gerekmektedir. Bu şu demektir; bu şirket alt yapısı ve teçhizatları itibariyle satılmamış kiralanmıştır. Bu yüzden bu şirketin devlete ait olan arsalarını satması hukuksuzdur ve yolsuzdur. Ama Türk Telekom'un çok değerli gayrimenkulleri haraç-mezat fiyatlarla Ak Parti yandaşlarına satılmıştır. CHP'nin bu konuda ısrarlarına rağmen satışlar konusunda doğru dürüst bilgi verilmemiştir."

ABONELER SOYULMUŞTUR

Özelleştirmeden sonra Türk Telekom'un abonelerden fahiş sabit ücret alınmasına ve piyasa gereklerinin üzerinde fiyat yükselmesine göz yumulduğunu iddia eden Eroğlu, "Abonelerden haksız olarak alınan sabit ücretler sonucunda Hariri ailesine 2015 yılına kadar en iyi hesaplamalarla 11 Milyar Türk Lirası haksız kaynak aktarılmıştır. 2005-2015 mali tablo verileri ve pazar gelişmeleri dikkate alınarak yaptığımız tahminlerde bu tutarın 2026 yılına kadar 20 milyar Türk Lirasına ulaşması beklenmektedir" diye konuştu.

TÜRK TELEKOM ŞU AN İTİBARİYLE BATMIŞTIR

Telekom'un kamuya ait Türksat frekanslarını ücretsiz kullanımına Sayıştay'ın ısrarlı uyarılarına rağmen göz yumulduğunu anlatan Erdoğdu, şirketin şu anda borç batağında olduğunu ileri sürdü. Erdoğdu sözlerini şöyle sürdürdü:

"2005 yılında hemen hemen hiç borcu olmayan, 12 milyar varlığı olan şirketin 2015 yılı son mali tablosuna göre varlıkları sadece 6 milyar lira artmasına rağmen borcu 11 milyar lira artmış, öz kaynakları da 3.1 milyara erimiştir. Borç batağına sokulan Telekom 5 milyar lira faiz borcu ödemek zorunda bırakılmıştır. Şu gün itibariyle 15 milyar 224 milyon lira borcu vardır. Bunun üstüne yaklaşık 20 milyar Türk Lirası da şirketin ana hissedarı olan OGER Telekom, Telekom hisselerini rehin ederek borç yapmıştır. Bu yaklaşık 35 milyar borç demektir. Ve borç karşısında devlete ait olan 2026 yılında devredilecek olan teçhizat ve alt yapı rehin olarak verilmiştir. Telekom şu an itibarıyla batmıştır."

21 YILLIK ZARAR 97.8 MİLYAR LİRA OLARAK HESAPLANMIŞTIR

Özelleştirme sonrası çalışanların da çok büyük mağduriyetler yaşadığını dile getiren Erdoğdu sözlerini "Telekom özelleştirmesi ve sonrası yapılan yolsuzluklar ve kötü yönetimin Türkiye ekonomisine 21 yıllık zararı 97.8 milyar Türk Lirası olarak hesaplanmış, Bu rakamın bir kısmı devlete ödenmesi gereken paraların ödenmemesinden, bir kısmı halktan alınmaması gereken faizler, sabit ücretlerden bir kısmı da Telekom şirketinin rakipleri olan diğer şirketleri ezmesi sonucu elde edilen gelirlerdir" diyerek tamamladı. ■ Cumhuriyet, (28.10.2015)

YABANCI SERMAYE NEDEN ÇIKIYOR?

Seçim sonrası ekonomik istikrar ülkenin siyasi kaostan çıkışına bağlıdır. Üretici ve tüketici siyasi kaostan tek çıkış yolunu yeni bir koalisyon hükümeti olarak görüyor. Zira, bugünkü hükümete güven duymuyor. Ekonomik güven endeksleri, reel sektör güven endeksleri ve tüketici güven endekslerinin tamamı bugünkü yönetime güvensizlik gösteriyor.

Yönetime ve hukuka güven, ekonomi ve piyasa için yerli ve yabancı sermaye kararları için birinci derecede önemlidir. Özellikle sıcak para ve yabancı yatırım sermayesi için güven sorunu işin püf noktasıdır. Çünkü Türkiye tasarruf yaratamıyor ve maalesef dış kaynağa muhtaçtır.

Öte yandan FED, faiz artırma kararı vermese bile, yabancı sermaye açısından artık dünya eski dünya değildir. Bu sene şimdiye kadar, Ali Babacan'ın da açıkladığı gibi, gelişmekte olan ülkelerden 540 milyar dolar yabancı sermaye çıktı. Daha güvenli gördüğü gelişmiş ülkelere gitti.

Yabancı sermaye Türkiye'den de çıkıyor. Merkez Bankası'na göre, Ocak-Ağustos arasında 8 ayda portföy yatırımları 36.6 milyar dolar azaldı. Yurt dışı yerleşiklerin hisse senedi stoku yüzde 30.3 ve bunların mülkiyetindeki DİBS stoku yüzde 34.8 azaldı. Yurt dışındaki Türk vatandaşlarının Merkez Bankası nezdinde olan Döviz Tevdiat Hesapları (DTH) da yüzde 32.3 oranında azaldı. (Aşağıdaki tablo.)

Yabancı yatırım sermayesinde azalma devam ederse Türkiye, cari açığını kapatmakta ve dış borçlarını çevirmekte sıkıntıya girebilir.

Maalesef bugünkü ekonomi yönetimi, İpek-Koza Grubu'na el koyarak yabancı sermayeyi daha çok ürküttü. Çünkü bu grupta, halka açık olan şirketlerin, açıklanan şekliyle halka arz ettikleri hisse senetlerinin yüzde 70'i yabancı sermayenin elindedir. Yönetim değiştiği için bunların Sermeye Piyasası Kanunu'na göre ellerindeki hisseleri geri verme hakları vardır.

Özetle, nereden bakarsak bakalım, tek çıkış yolu ve denenmemiş tek çözüm koalisyondur.

Zaten bugüne kadar mevcut ekonomi yönetimi başarılı olsaydı ekonomi dünyanın en kırılgan ekonomisi olarak ilan edilmezdi, bugünkü istikrar sorununu ve bugünkü durgunluğu yaşamazdık. Aşağıdaki tablo ekonomide beklentileri gösteriyor ve hiç de iç açısı bir tablo değil.


2006 yılından bugüne kadar MB enflasyon hedefini tutturamadı. 2004 yılından beri TÜFE oranı yaklaşık aynı düzeyde gidiyor. Bu durum hem Merkez Bankası'nın, hem de ekonomi yönetiminin başarısız olduğunu gösteriyor.

2012 yılından beri de ekonomik durgunluk yaşıyoruz. Bu sene milli gelirde yüzde 2.9 büyüme bekleniyor. Yani fert başına büyümenin ortalama yüzde 1.8 olacağı tahmin ediliyor. Ayrıca IMF, Dünya Bankası ve OECD, 2016 ve 2017 yılı içinde düşük büyüme tahmin ediyor.

Bu şartlarda ekonomi yönetimine başarılı diyemeyiz.

Yine, faiz konusunda da ekonomi yönetimi çift başlı davrandı. MB de bağımsız olduğu halde, bağımlı davrandı. Bağımlı bir MB başarılı olamaz.

Sonuç; ekonominin iç dinamikleri harekete geçmek için yeni bir kıvılcım bekliyor. Bu kıvılcımı ancak ve ancak yeni ve farklı anlayış içinde olan bir hükümet yaratabilir. ■ Esfender Korkmaz, Yeniçağ, (28.10.2015)

29.10.2015
DOLAR: FED'İN FAİZ KARARI SONRASI DOLAR YÜKSELDİ


Ekonomik aktivitenin ılımlı bir hızla iyileştiği belirtilen açıklamada "İstihdam ve enflasyon hedeflerindeki ilerleme Aralık'ta değerlendirecek" denildi. Fed kararının ardından da dolar uluslararası piyasalarda 2,92'nin üzerine çıktı.

Piyasaların yakından takip ettiği karar açıklandı. ABD Merkez Bankası (Fed), politika faizini yüzde 0 ile 0,25 aralığında bırakma kararı aldı.

Reuters anketine katılan 46 ekonomistin tamamı Fed'in politika faizini değiştirmeyeceğini tahmin ediyordu. Banka, 16 Aralık 2008'den bu yana faizi aynı seviyede tutuyor.

9'A KARŞI 1 OYLA

Faizlerin sabit tutulması kararı 9'a karşı 1 oyla alındı. Jeffrey Lacker karara muhalefet etti. FED'in toplantı metninden küresel gelişmelerin ekonomik büyümeyi sınırladığına yönelik ifade çıkarıldı.

Ekonomik aktivitenin ılımlı bir hızla iyileştiği belirtilen açıklamada "Komite maksimum istihdam ve yüzde 2 enflasyon hedeflerine doğru gerçekleşen ve beklenen ilerlemeyi Aralık'ta değerlendirecek" denildi.

DOLAR 2,92'NİN ÜZERİNE ÇIKTI

Fed'in faiz kararının ardından dolar uluslararası piyasalarda 2,92'nin üzerine çıktı.

Karar öncesi dolar 2,89'un hemen üzerinde seyrediyordu. Fed faizi sabit bırakma kararı almıştı. ■ Karşı gazete, (29.10.2015)

UÖŞ: ALMAN DEVİNDEN KÖTÜ HABER: 15 BİN KİŞİYİ İŞTEN ÇIKARACAK

Bu yılın ilk çeyreğinden 6 milyar euro zarar eden Deutsche Bank, 10 ülkeden çekilme ve 15 bin çalışanını işten çıkarma kararı aldı. Banka Almanya'daki 200 şubesini de kapatacak.

Almanya’nın en büyük bankası Deutsche Bank sıkıntılı günler geçiriyor. Bu yılın 3. çeyreğinde 6 milyar euro zarar ettiğini açıklayan Deutsche Bank, 4 bini Almanya olmak üzere dünya çapında 9 bin çalışanını işten çıkartıyor. Buna ilaveten kurum dışı hizmet sektöründe faaliyet gösteren 6 bin kişinin de işten çıkartılacağı kaydedildi. Bankanın Almanya’da 200 şubesini kapatması bekleniyor.

113 BİN ÇALIŞANI VAR

John Cryan yönetimindeki Deutsche Bank’ın önümüzdeki yıllarda işçi çıkartmaya devam edeceği de belirtiliyor. Frankfurter Allgemeine Zeitung’un bildirdiğine göre, şu anda 113 bin çalışanı bulunan banka, 2018 yılında 77 bin kişiyi istihdam etmeyi hedefliyor.

10 ÜLKEDEN ÇEKİLİYOR

Deutsche Bank tarafından Frankfurt’ta yapılan açıklamada bankanın dünya çapında küçülmeye gideceği ve 10 ülkeden tamamen çekileceği kaydedildi. Deutsche Bank’ın çekileceğini duyurduğu ülkeler arasında Arjantin, Şili, Meksika, Peru, Uruguay, Danimarka, Finlandiya, Norveç, Malta ve Yeni Zelanda bulunuyor. Küçülme kararının bankaya 3,8 milyar euro tasarruf imkanı sağlayacağı kaydedilirken, tazminatlar ve diğer masrafların yaklaşık 3- 3,5 milyar euro tutmasının beklendiği duyuruldu.

1950'DEN BERİ İLK KEZ

Göreve geldiği Temmuz ayından bu tarafa ilk kez basının karşısına çıkan Deutsche Bank Genel Müdürü John Cryan, bankanın geleceği için böyle bir karar alındığını ve işten çıkarmaların adil bir şekilde yapılacağını söyledi. Bir süredir sıkıntılı günler geçiren Deutsche Bank, önceki gün banka tarihinde 1950’li yıllardan bu yana ilk kez 2015 ve 2016 yıllarında hissedarlarına kar payı dağıtamayacağını duyurmuştu. ■ Ahmet YILDIRIM, Radikal, (29.10.2015)

ÇİN, YABANCI SERMAYE: PEKİN’DE TOBİN VERGİSİ GÜNDEMDE

Çin’den rekor düzeyde sermaye çıkışının yaşanmasıyla Tobin Vergisi yeniden gündeme geldi. Yabancı döviz işlemlerinden vergi alınması ihtimali, resmi düzeyde ikinci kez dile getirildi

Çin’den son 13 ay içerisinde yaklaşık 828,4 milyar dolar seviyesinde net sermayenin çıkması, dünyanın en büyük ikinci ekonomisinde likidite ihtiyacına ilişkin endişeleri artırıyor. Çin’den rekor düzeyde sermaye çıkışının yaşanmasıyla Tobin Vergisi yeniden gündeme geldi. Yüksek sermaye çıkışlarının yuan üzerinde baskıyı artırmasıyla, yabancı döviz işlemlerinden vergi alınması ihtimali resmi düzeyde ikinci kez dile getirildi.

Merkezi Londra’da bulunan CrossBorder Capital’ın sermaye hareketleri verilerine göre son 13 ayda Çin’den yaklaşık 828,4 milyar dolar net sermaye çıkışı meydana geldi. Bu yılın yedi aylık dönemi içerisinde ise Çin’den net sermaye çıkışı yaklaşık 448 milyar dolara dayandı.

Çin’de son iki ayda yaklaşık 190 milyar dolar net sermaye çıkışının yaşanması, büyümedeki yavaşlamayı ve likidite koşullarına ilişkin endişeleri artırıyor.

3.6 trilyon dolar

Uluslararası finans uzmanlarına göre Çin’in mevcut döviz rezervleri yaklaşık 3,6 trilyon dolar seviyesinde olsa da, sermaye hareketlerindeki tersine dönüş Çin’in ekonomik büyümesindeki yavaşlama endişeleri ile birleştiğinde ilave para politikası manevraları gerektirebilir. CrossBorder Capital’ın araştırmasında, “Çin bu seviyedeki sermaye çıkışını takip edemez. Çin’in para politikası yapıcılarının kontrolü kaybedip kaybetmediği tartışılabilir. Lehman benzeri bir durumun oluşması olası değil fakat yuan üzerindeki baskılar artıyor. Son verilere bakıldığında halen bu yılın sonuna kadar yüzde 10 değer kaybının yaşanmasını tahmin ediyoruz” ifadelerine yer verildi.

“Devalüasyon kaçınılmaz”

CrossBorder Capital Direktörü Michael Howell, “Yuanda yaklaşık yüzde 10 değer kaybı bekliyorum fakat bu değer kaybına para politikasında da bazı değişikliklerin eşlik etmesi gerekecek. Bir çok yorumcu Çin’in yaklaşık 3,6 trilyon dolar döviz rezervi olduğunu, üç yıl boyunca her ay 100 milyar dolar sermaye çıkışı yaşasa bile sorun olmayacağını söylüyor ama bu son derece yanlış bir düşünce” dedi. Çin’in ekonomik büyümesinin istikrarı için düzenli sermaye akışına ihtiyaç duyduğunun altını çizen Howell, “Çin’den her sermaye çıkışında kredi sıkışması yaşanıyor. Bu durum sürdürülemez” değerlendirmesinde bulundu. Çin başta olmak üzere gelişen piyasalardan sermaye çıkışının bu hızla devam edemeyeceğini belirten Howell, “Yeni dengelenme nasıl bulunacak? Özellikle Çin için yeniden dengelenmenin sağlanması için yuanın değer kaybetmesi gerekiyor. Çin’de yaşanacak devalüasyonlar piyasalarda şok etkisi oluşturacaktır. Bunun sonucunda yatırımcılar daha güvenli varlıklara doğru hareket edecektir” ifadelerini kullandı.

Sıcak paraya Çin’den mali tedbir

Tobin vergisi , sıcak paranın ya da sermayenin vergilendirilmesidir. Amerikalı Nobel ödüllü iktisatçı James Tobin ilk kez 1971 yılında, spekülatif amaçlı kısa vadeli sermaye hareketlerinin vergilendirilmesi yoluyla, piyasa hassasiyetlerinin azaltılabileceğini ve döviz spekülasyonlarının önemli ölçüde azaltılabileceğini savunmuştu. Bu teorisinden sonra dünyanın bir çok ülkesinde kısa vadeli sermaye hareketlerine vergi getirildi.

Yuan, IMF’nin rezerv parası olacak

Çinli yetkililere göre IMF, yuanı yakında rezerv paralar arasına alacağını kaydetti.

Uluslararası Para Fonu (IMF), konu hakkında bilgiye sahip Çinli yetkililerin bildirdiği üzere, Çinli yetkililere toplantıda yuanın yakında Fon’un rezerv para birimlerinden oluşan sepetine dahil olacağını yönünde güçlü işaretler verdi. Bu hareket, Çin para birimini kullanma ya da rezervlerine ekleme konusunda daha fazla ülkeyi rahat ettirebilir. Görüşmelerin gizli yürütülmesinden dolayı adını vermeyen üç kaynağa göre, IMF Çinli yetkililere, Fon’un hesap birimi olan Özel Çekme Hakkı’nın (SDR) şimdiki değerlendirilmesinde muhtemelen yuanın da içerileceğini söyledi. Kaynaklardan ikisi, Çin’in bu hakkı elde edeceğine çok güvendiğini ve bu yüzden kararı kutlayan bir açıklama hazırlamaya başladığını belirtti. IMF’nin onayının kazanılması, Devlet Başkanı Xi Jinping’in dünyanın ikinci en büyük ekonomisini daha fazla piyasa uyumlu yapma ve gelecek yıl ülkede düzenlenecek G20 toplantısı öncesi ülkenin prestijini artırma çabalarının doğrulanmasını sağlayacak. Standard Chartered Plc ve AXA Investment Managers’a göre, yuanın IMF’in rezerv sepetine katılması durumunda, en az 1 trilyon dolar tutarında küresel rezerv Çin varlıklarına çevrilecek. SDR, hali hazırda dört rezerv parayı içeriyor ve bunlar dolar, euro, yen ve sterlin. ■ Yeniçağ, (29.10.2015)

RTE: AKP, BAŞI KESİLMİŞ TAVUK GİBİ KOŞUYOR!

Fuat Avni, Tayyip Erdoğan'ın bir "saray darbesi" plânladığını iddia etti ve seçim öncesinde İpek Grubu'na el konulmasının da bu plânın gereği olduğunu öne sürdü:

-İpek Grubu'na yapılan çökme operasyonunun devamı gelecek. Sırada, Sözcü, Cumhuriyet ve Doğan Grubu var.

-Hükümet ve bakanlıklar feshedilmiş durumda. Tüm plânlar ve ülke yönetimi, etrafındaki avanelerce yürütülüyor.

-Tek başına iktidar olamayacağının farkında. Yaptığı darbeyi kitlesine kabul ettirmek için medyada muhalif ses istemiyor.

-Giderayak ülkeyi felâkete sürüklüyor. Etrafındaki üç beş kişiden başka herkes felâketin farkına vardı. Ağızları bıçak açmıyor.

* * *

Tayyip Erdoğan ise Atatürk'ün millete yeşil alan olarak miras bıraktığı Atatürk Orman Çiftliği'nde yaptırdığı sarayda, 81 ilden gelen vatandaşlara hitaben konuşmaya başlarken "Milletin evine hoş geldiniz" dedi.

Erdoğan, tek parti dönemini eleştirdi ve Cumhuriyet mitinglerini yapanların Cumhuriyet adını kullanarak milletin iradesine saldırdığını, vesayeti korumak istediğini, artık Cumhuriyetin sahibinin milletin ta kendisi olduğunu, bunun sembolünün de Cumhurbaşkanlığı Külliyesi olduğunu öne sürdü.

Erdoğan, "Bundan sonra hiç kimse Cumhuriyet adına Cumhuriyeti korumak adına, Cumhuriyetin tehlikeye düştüğü iddiasıyla ortaya çıkarak vesayet hevesini hayata geçirmeye çalışamayacaktır. Bu değişim sadece simgesel değildir. Çok güçlü bir altyapıya, çok güçlü bir arka plâna da sahiptir" dedi.

* * *

Fuat Avni, "saray darbesi" diyor, Erdoğan ise sarayın kutsanmasını, cumhuriyetin sembolü olarak görülmesini istiyor!

Gerçek şu ki AKP iktidarının 13 yıl boyunca yaptığı, "Ne mutlu Türk'üm diyene" ilkesine dayanan Cumhuriyetin kuruluş felsefesiyle mücadele etmektir. Zaten, AKP iktidarı, Atatürk'ün millet tanımını reddetmiş, Türk adını Anayasa'dan kaldırmaya kalkışmıştır.

AKP'nin önderi olan Tayyip Erdoğan'ın Cumhurbaşkanı seçilmesi ise partisini başı kesilmiş ama hâlâ yaşayan tavuk durumuna düşürmüştür!

Başı kesilmiş tavuk, kanı akmadan bırakılırsa ayağa kalkar ve bir süre daha yaşar. Fakat bu arada garip sesler çıkararak sağa sola koşuşturur, kanı çekilince düşer...

BBC'nin haberine göre ABD'de 70 yıl önce Colorado'da başı kesilen Mike adlı tavuğun 18 ay nasıl yaşadığı efsanesi araştırıldı. Olayın doğru olduğu anlaşıldı.

Mike'ın başı kesildikten sonra sahibi tarafından yemek borusundan şırıngayla verilen sıvı gıda ve suyla beslendiği, böyle bir beslenme sırasında boğularak öldüğü biliniyor.

Newcastle Üniversitesi'nden Dr. Tom Smulders'a göre Mike, kan kaybetmediği için ölmemiş ve 18 ay yaşayabilmişti. Ayrıca, beyin kütlesinin, vücudun nabız, nefes ve sindirim gibi fonksiyonlarını kontrol eden yüzde seksenlik kısmına bir şey olmamıştı.

* * *

Başı gövdesinden ayrılmış olan AKP, "tekrar seçim"le sağa sola koşuşturuyor. Meclis'i çalıştırsalar yolsuzluktan boğulup ölecekti. Tayyip Erdoğan bu durumu gördüğü için "partili cumhurbaşkanı" formülünü uygulamaya çalıştı ama bunun için vücudun "400 milletvekili" ile kuvvetlendirilmesi gerekiyordu. Başsız kalan vücut, giderek zayıflamaya başladı ama beyin kütlesinin bir kısmı gövdede kaldığı için yüzde 41 seviyesinde hayata tutundu.

Tıpta henüz kafa veya vücut nakli başarılamadı.

Tayyip Erdoğan, sarayı Cumhuriyetin sembolü haline getirerek böyle umutsuz bir operasyona girişmiş oluyor.

Bir defa, o adını reddettiği millet, "çözüm süreci"yle asıl darbenin kendisine vurulduğunu görmeye başladı.

AKP ise Mike gibi yemek borusundan şırıngayla beslenmektedir. Basını baskı altına aldığı, yandaşlaştırdığı, yani gören gözü işiten kulağı da olmadığı için "telkine müsait" değildir.

Akıbet kaçınılmazdır. ■ Arslan Bulut, Yeniçağ, (29.10.2015)

30.10.2015
ALTIN 3 HAFTANIN EN DÜŞÜĞÜNDE


Altın fiyatları, ABD Merkez Bankası'nın bu yıl içinde faiz artıracağı beklentisiyle üç haftanın en düşük seviyelerini gördü.

Spot altının ons fiyatı üç haftanın en düşük seviyesi olan 1,147.46 dolardan işlem görüyor. Altın fiyatlarının gerilemesinde ABD Merkez Bankası'nın bu yıl içinde faiz artıracağı beklentisi etkili oldu.

KAPALIÇARŞI'DA ALTIN FİYATLARI

Kapalıçarşı'da saat 08.30 itibarıyla gram altın 112.01, çeyrek altın 185.13, yarım altın 370.24 ve cumhuriyet altını 743.34 liradan satılıyor. ■ Akşam, (30.10.2015)

TARIM: MERALARA BİNA YAPILABİLECEK

Mera tahsisli alana 20 yıllık ot gelirini yatıran bina yapabilecek.

Bakanlar Kurulu 1998 yılında yayınlanan Mera Yönetmeliği’nde değişiklik yaparak, birinci sınıf mera alanlarına 20 yıllık ot gelirini yatırana bina yapmasının önünü açtı.

Resmi Gazete’de yayınlanan Bakanlar Kurulu Kararı ile 31 Temmuz 1998 tarihli Mera Yönetmeliği’nin 8’inci maddesinin 5’inci fıkrasına yeni bir bent eklendi.

Buna göre, durumu ve sınıfı çok iyi veya iyi olan mera, yaylak ve kışlaklarda tahsis amacı değişikliği yapılamadığı için, bölge kentsel dönüşüm alanı olarak ilan edilmeden önce1/5000 ölçekli haritası ile Mera Komisyonuna başvurarak uygun görüş alınacak.

Tahsis amacının valilikçe değiştirilmesinin ardından 20 yıllık ot gelirinin yatırılması sağlanacak. Ot bedeli yatırıldıktan sonra iki yıllık süre zarfında kesinleşmiş uygulama imar planının komisyona sunulacak. Bu süre zarfında söz konusu planların sunulmaması durumunda tahsis amacı değişikliği iptal edilecek. ■ Dünya, (30.10.2015)

PETROLDE ABD TEDİRGİNLİĞİ

ABD'de büyümenin gerilediğini gösteren verinin ardından petrol fiyatlarında düşüşün sürebileceği öngörülüyor.

Ham petrol fiyatları ABD ekonomisinde büyümenin önceki üç aylık döneme kıyasla gerilediğini gösteren verinin ardından geriledi.

ABD'de ekonomik büyümenin yüzde 3.9'dan 1.5'e inmesi piyasada arz fazlası devam ederken talepteki zayıf seyrin süreceği endişelerini güçlendiriyor.

Brent petrol, 54 dolar seviyesinden yaşadığı düşüş sonrası 46.95 seviyesini gördükten sonra dönüş sağladı ve 49 dolar seviyesine kadar yükseldi.

Ancak petrol stoklarındaki artışın sürmesi fiyatların gelecek haftalarda dar bir aralıkta seyredeceğine işaret ediyor.

Bu sabah itibariyle baktığımızda, Brent petrolün varil fiyatı 48.67 dolardan, ABD hafif petrolün varil fiyatı 45.84 dolardan işlem görüyor.

Bu rakamlar göz önünde bulundurulduğunda, Brent ve ABD hafif ham petrolünün fiyatları haftalık bazda üç haftadır ilk defa artıda kapanmaya hazırlanıyor. ■ Dünya, (30.10.2015)

BOP, BÖLÜCÜLÜK, SURİYE: ‘TÜRKİYE KENDİNİ MAHVETMEK ÜZERE’

Esad’ın hala işbaşında olduğuna ve bir Kürt devletinin kurulması olasılığının da bulunduğuna işaret eden İngiliz Independent gazetesinin dış politika uzmanı yazarı Patrick Cockburn, Türkiye’nin kendini mahvetmek üzere olduğunu açıkladı
Türkiye’nin Suriye politikası yurt dışında da tartışılıyor. İngiliz Independent gazetesi yazarı ve dış politika uzmanı Patrick Cockburn, “Türkiye kendini mahvetmek üzere mi?” başlıklı değerlendirmesinde Esad Yönetiminin hala yerinde olduğuna, bir Kürt devletinin kurulması olasılığının da bulunduğuna işaret ederek Ankara’nın Suriye politikasının ‘tam bir fiyasko’ olduğunu savundu.

Patrick Cockburn, yazısında Rusya’nın hava saldırılarının, ABD öncülüğündeki koalisyonununkinden çok daha yoğun olduğunu belirtti ve örnek olarak da Rus uçaklarının son iki gün içinde IŞİD militanlarına karşı 712 sortiyle 118 hava saldırısı gerçekleştirdiğini, ABD öncülüğündeki koalisyon güçlerinin ise son 4 gün içinde sadece bir saldırı düzenlediğini açıkladı.

Suriye’deki savaştan etkilenen ülkelerin, savaşın niteliğinin değişmekte olduğunu gördüğünü ve yeni stratejiler aradıklarını söyleyen Cockburn, “ABD, hava saldırılarının sayısını artıracağını IŞİD liderlerini hedef almak için özel güçlerini sınırlı ölçüde devreye sokabileceğini söylüyor. ABD’nin sorunu yaklaşık 25 bin kişilik bir güç olan Halk Koruma Birlikleri’nin (YPG) dışında, ülkede saldırı düzenlenecek hedeflerin koordinatlarını verecek etkili bir ortağının olmaması” dedi.

Türkiye’nin çıkarları tehlikede

Yazısında Türkiye’nin Suriye politikaları üzerinde duran ve “Türkiye Suriye’de çıkarlarına aykırı olan iki gelişmeye karşılık verecek etkili bir yol arıyor” diyen Cockburn, “Bunlardan biri Rusya’nın 30 Eylül’de Beşar Esad’a destek için Suriye’de hava saldırılarına başlaması. Bu gelişme Türkiye’nin Suriye lideri Beşar Esad’ın iktidardan uzaklaştırılması politikasını daha az gerçekçi kılıyor. Ayrıca Rusya’nın varlığı Türkiye’nin doğrudan bir askeri müdahalesini daha riskli hale getiriyor” görüşünü dile getirdi. Cockburn şunları söyledi: “Türkiye’de tüm dikkatler Pazar günkü seçimlerde. Geçen hafta, YPG’nin Haziran’da IŞİD’den aldığı Tel Abyad’da bir çatışma çıktı. Türk ordusu Kürt milislere makineli tüfeklerle ateş açtı. Yaralanan olmadı ancak Başbakan Ahmet Davutoğlu, Türk ordusunun YPG’yi hedef aldığını doğruladı. Seçimlerde büyük bir rol oynamasa da Türkiye’nin Suriye’deki savaşa yönelik politikası tam bir fiyasko. Türkiye’nin amacı Esad’dan kurtulmaktı. İkisi de hala yerinde. Daha da ciddisi, Ankara, 2011’de başlangıçtaki niyeti ne olursa olsun 4 yıl sonra Suriye nüfusunun yüzde 10’unu oluşturan Kürtlerin ülkenin kuzey doğusunda, Türkiye sınırı boyunca uzanan, Rojava adını verdikleri fiili bir devlet kuracaklarını düşünmemişti. Dahası, bu küçük devlet Türkiye’nin 1984’ten beri savaş halinde olduğu PKK’nın Suriye kolu PYD’nin denetiminde.” ■ Yeni Mesaj, (30.10.2015)

31.10.2015
YOLSUZLUK: SAYIŞTAY’DAN ÇOK KONUŞULACAK AK SARAY RAPORU…’AOÇ HİLEYLE DEVREDİLDİ, İŞGAL ALTINDA’


Sayıştay Başkanlığı, Atatürk Orman Çiftliği’nin (AOÇ) 2014 yılı denetimine ilişkin hazırladığı raporda, arazinin kiralama yoluyla Cumhurbaşkanlığı Sarayı’na devredilmesinin ‘kanuna karşı hile’ olduğunu belirtti.

AOÇ’nin Atatürk’ün bıraktığı miras olduğuna dikkat çeken Sayıştay, arazilerin kiralanması yoluyla Cumhurbaşkanlığı Sarayı’na devredilmesini eleştirirken “AOÇ arazilerinin, kiralama adı altında fiilen devir veya kullanıma açılmasına yol açacak ve kanuna karşı hile anlamına gelecek yöntemlerle kiraya verilmesi uygulamalarından vazgeçilmesi gerekmektedir” dedi.

Atatürk’ün bağış mektubu doğrultusunda AOÇ arazilerinin, mümkün olduğunca ağaçlandırılması gerektiğine vurgu yapan Sayıştay, işgal niteliğindeki yapılaşmaya da son verilmesini istedi.

Sayıştay’ın AOÇ 2014 Yılı Denetim Raporu’na Cumhuriyet gazetesinden Alican Uludağ ulaştı.

Raporda, “Tüm engelleme çabalarına rağmen, Ulu Önder Atatürk’ün ülkenin çeşitli bölgelerinde 150 bin dekar arazi üzerinde tesis ederek, bağış mektubu ile millete mal ettiği 5 çiftliğin en büyüğünü teşkil eden Atatürk Orman Çiftliği, bağışlandığı tarihlerde 55.540 dekar iken, çeşitli tarihlerde yapılan bağış, satış ve işgaller sonucu giderek küçülmüş ve 2014 yılsonu itibarıyla yaklaşık 33 bin dekara kadar gerilemiştir. Son dönemlerde üzerine kalıcı tesisler yapılmak üzere kiralama adı altında AOÇ arazilerine el atmaların devam ettiği görülmektedir” denildi.

İŞGALCİLER KİMLER?

Raporda, “AOÇ arazilerinin, mümkün olduğunca ağaçlandırılması; hem araziye yönelik satış, kiralama, işgal gibi el atmaların önlenebilmesi, hem de halkın dinlenme ve eğlenme ihtiyacının karşılanabilmesi ve arazinin çağdaş bir başkente yaraşır hale getirilmesi bakımından büyük önem taşımaktadır” denildi.

Raporda şu ifadelere yer verildi:

“AOÇ arazilerin önemli bir kısmı, başta Ankara Büyükşehir Belediyesi ve Başbakanlık (Cumhurbaşkanlığı Sarayı) olmak üzere pek çok kamu kurumu ve kamusal hizmet veren (enerji nakil hattı vb.) diğer kurum ve kuruluşlarca kiralanmıştır. Kamusal hizmet veren bu kurumlar çiftliğin arazisinin en büyük kullanıcısı ve kiracısıdır.” ■ Taraf, (31.10.2015)

SEÇİMDEN SONRA DOLAR NE OLACAK

Dün Türkiye’de piyasalar kapalıydı. Ama Amerikan Doları birdenbire 2 lira 93 kuruşun üzerine yükseldi. Hâlbuki dolar hafta içerisinde 2 lira 87 kuruşa kadar gerilemişti.

Peki, niye böyle oldu?

Çünkü hem içeride mülkiyet haklarının çiğnenmesi hem de Amerikan Merkez Bankası’nın faiz artırımını gelecek toplantıda gözden geçireceğini belirtmesi doları, Türk parası karşısında değerlendirdi.

Tabii bu arada, Amerikan Merkez Bankası’nın yarattığı beklenti üzerine euro/dolar paritesinin dün öğleden sonra 1.0971 düzeyinden işlem gördüğünü belirtelim. Şimdi gözler Amerikan Merkez Bankası’nın 15-16 Aralık’ta yapacağı toplantıya çevrildi. Peki, bu toplantıdan bir faiz artırımı olur mu? Olmayacağı söylenemez. Çünkü federal açık piyasa komitesi yaptığı yazılı açıklamada; ekonomik gelişmelerin maksimum istihdam düzeyi ve yüzde 2’lik uzun vadeli enflasyon hedefiyle tutarlı olduğunu belirtti. O hâlde ABD’de küresel koşullar dikkate alınarak Aralık toplantısında 0.25 puanlık faiz artışının yapılması olasılığı var. Yani Amerikan ekonomisi faiz artışına hazır ama küresel koşullara bakılacağı söyleniyor.

Durum böyle olunca seçimlerin ardından Türkiye’de kapsayıcı bir koalisyon hükümeti kurulmadığı takdirde Türk parasının değer kaybedeceğini ileri sürebiliriz.

Niye böyle bir tespit yapıyoruz?

Yapıyoruz, çünkü ekonomik göstergeler dolar fiyatını yukarı ittirecek özelliklere sahip görünüyor. Bu göstergelerden en önemlisinin Merkez Bankası rezervleri olduğunu hemen belirtelim. Merkez’in altın hariç rezervleri bir yıl önce 113,2 milyar dolar düzeyindeydi. Ama 22 Eylül 2015’te altın hariç rezervler 99,5 milyar dolara geriledi. Bu arada Eylül 2015 ortası itibariyle kısa vadeli dış borçların 124,9 milyar dolar olduğunu belirtelim. Yine ihracatın dokuz ay üst üste düşerek yıllık bazda 157 milyar dolardan 140 milyar dolara gerilediğini hatırlatalım. Yani döviz girdilerinin azaldığını söyleyelim. Bir de bizim Merkez Bankası’nın faizleri değiştirmeyip enflasyon hedefini yüzde 7,9’a yükseltmesinin, dövize olan talebi, çoğaltacağını unutmadan belirtelim.

1 KASIM SEÇİMİNİN ARDINDAN CHP EKONOMİNİN YÖNETİMİNDE OLURSA DOLAR 2,45 LİRAYA GERİLEYEBİLİR

İşte bütün bunlar kapsayıcı koalisyon olmadığında yüksek riske dönüşecek göstergeler oluyor. Fakat içerisinde CHP’nin bulunduğu bir koalisyon hükümeti kurulduğu takdirde beklentiler olumluya dönüşebilir. Ve dolar 2 lira 45 kuruşa kadar gerileyebilir. Bunu ileri sürmemizin nedeni şu; CHP’nin ekonomik önerileri tutarlı ve kadroları güven veriyor. Bu arada hemen belirtelim, CHP’nin ekonomiyi yönetecek kadroları AKP’den çok daha fazla uygulama birikimine ve teorik beceriye sahipler.

Başta Kemal Kılıçdaroğlu olmak üzere, Faik Öztrak, İlhan Kesici, Akif Hamzaçebi, Selin Sayek Böke küresel yatırım koşullarını, piyasa ekonomisinin ilkelerini bilen ve küresel hukuk kurallarına uymayan davranışlara dur diyebilecek kişiler. Dolayısıyla kurulacak kapsayıcı hükümette, girişim özgürlüğüne ve mülkiyet hukukuna saygı gösteren ekonomi yöneticileri olduğu takdirde, bu ülkeden sermaye kaçışının duracağını belirtmekte fayda var. Hattâ, sekiz ayda yani Ocak-Ağustos 2015 döneminde Türkiye’den kaçan 64 milyar dolarlık yabancı sermayenin kısa sürede geri döneceğini söylersek yanlış olmaz herhâlde. Anlayacağınız CHP’nin içinde olduğu bir hükümet işleri hızla düzeltebilir.

CUMHURİYET DÖNEMİNDE EN YÜKSEK BÜYÜME HIZINI TUTTURAN BAŞBAKAN İSMET İNÖNÜ OLDU

Dün Cumhuriyet’in 92. yılını kutladık. Şimdi Cumhuriyet döneminde kesintisiz beş yıl ve üzerinde başbakanlık yapanlardan en hızlı ekonomik büyümeyi hangisinin sağladığına bakalım:

Başbakan Yıllık ortalama büyüme hızı Partisi

İsmet İnönü % 7,1 CHP

Turgut Özal % 5,7 ANAP

Adnan Menderes % 5,6 DEMOKRAT PARTİ

Süleyman Demirel % 5,1 ADALET PARTİSİ

Recep Tayyip Erdoğan % 4,8 AKP

■ Süleyman Yaşar,Taraf, (31.10.2015)

AKP, 52 MİLYAR DOLARLIK ÖZELLEŞTİRME YAPTI

CHP Bursa Milletvekili Lale Karabıyık, AKP’nin iktidarda kaldığı 13 yıl içerisinde, özellikle 2004 yılından itibaren ve 2006-2007 ve 2008 yıllarında son derece artan miktarda özelleştirme yapıldığını vurguladı.

Karabıyık, 1986 ve 2015 yılları arasında toplam 59 milyar dolarlık özelleştirme yapıldığını ve bu rakamın 52 milyar dolardan fazlasının ise sadece AKP iktidarında gerçekleşmiş olduğunu söyledi. Karabıyık “Sadece son 10 yılda içinde bir çok limanın, Türk Telekom, Petkim, Tüpraş, Sümer Holding, Tekel vb. şirketlere ait çok sayıda işletme ve taşınmaz ile birlikte, otoyollar, enerji ve alt yapı kuruluşları gibi küçükler hariç sadece 125 büyük şirket satılmıştır” dedi. Özelleştirmenin bir takım ekonomik hedeflere ulaşmak amacıyla kullanılan araçlardan biri olduğunun altını çizen Karabıyık, özelleştirme uygulamalarında nihai amacın ulusal ekonominin bir bütün olarak etkinliğini ve verimliliğini arttırmak, dış rekabet gücünü yükseltmek ve toplumsal refahı çoğaltmak olduğunu ifade etti. CHP’nin ekonomist milletvekili, sadece kaynak yaratmak amacıyla anlamsız kullanıldığında günü kurtaran ancak geleceği kaybeden bir uygulama özelliğini taşıdığını söyledi.

“KIRGINLIKLAR ARTIYOR”

Lale Karabıyık, “Eğer verimsiz ve karsız olup da özelleştiği zaman verimliliği artacak, istihdam ve gelir artışı sağlayacak, toplumsal fayda yaratacaksa ne ala. Ama gelecekteki karlarıyla birlikte, ucuza ve ülke için stratejik önemi olduğu halde elden çıkarılmış ve kontrol dışı kalması bile göz ardı edilerek zaten yüksek kazanç potansiyeli olan bir yerin satışı yapılarak tepside sunulmuşsa bu yanlıştır. Burada kamu yararından değil ancak kamu zararından söz edebilirsiniz. Özelleştirmenin amaçlarından birisi rekabet yaratmak dense de örneğin otoyolları satma konusunda nasıl bir rekabet faydası olabilir? Sonuçta otoyol kamu tekelidir. Köprü ve otoyolların özelleştirilmesi, enerji i haberleşme ve ulaşım şirketlerinin özelleşmesi aksine daha maliyetli olmuş ve vatandaşa yansıyan fiyatlara daha fazla yük bindirmiştir” dedi.

Türkiye’de Milli Tasarruf Düzeyi’nin yetersizliği sebebiyle yatırım yapmak için yabancı sermayeye ihtiyaç duyulduğunu vurgulayan CHP milletvekili şöyle devam etti: “AKP iktidarında sizi İMF ye muhtaç etmedik deniyor; ancak zaten ülkelerin çoğu artık İMF ye muhtaç değil, çünkü küresel sermayenin ülkeden ülkeye kazanmak için gezindiği ortamda İMF yerine doğrudan ya da dolaylı yabancı sermayeden açıklarını finanse ediyor. Kaldı ki AKP iktidarında yabancı sermayeye daha da muhtaç hale getirilmiştir. Çünkü 2000 yılı öncesi yüzde 20lerde olan Yurt İçi Tasarruflar düzeyi özellikle 10 yıldır oldukça geriledi ve %12,4 seviyelerine geriledi. Tabi bu da Türkiye’nin kırılganlığını arttırıyor.” ■ GÜLER YILMAZ,Taraf, (31.10.2015)
avatar
TRABZON61
.::Otağ Yetkilisi::.


.::Otağ Yetkilisi::.





Yaş Yaş : 34
Cinsiyet Cinsiyet : Erkek
Nerden Nerden : Trabzon
Lakap Lakap : ¤ۣۜ..¤ ¤ۣۜ..¤ ¤ۣۜ..¤ ¤ۣۜ..¤ ¤ۣۜ..¤
Doğum Tarihi Doğum Tarihi : 01/11/84
İletiler: İletiler: : 1325
Üyelik Tarihi Üyelik Tarihi : 12/04/09




Kullanıcı profilini gör http://ilteris.forum.st/

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

default Geri: Neler Oldu 19 Ağustos-12 Kasım 2015 / Prof. Dr. Cihan DURA

Mesaj tarafından TRABZON61 Bir Ptsi 9 Mayıs 2016 - 4:08

Neler Oldu 1-6 Kasım 2015 (Yabancıya toprak, tasarruflar, özelleştirme, borçlanma, Dolar, AKP, altın, işsizlik, devletçilik, Çin, seçimler)

1.11.2015
YABANCIYA TOPRAK: YABANCILARIN KONUT ALIMI OTEL DOLULUK ORANINI DÜŞÜRDÜ!


Yabancıların konut alımı ve arkadaş evi desteği otel doluluklarını eylülde yüzde 12.4 düşürdü. TUROB Başkanı Bayındır, "2016 hedefimiz 2015 yılının altına düşmemek" dedi.

Uzun bayram tatili de otelcilerin yüzünü güldürmedi. Eylül ayı otel doluluk oranlan bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 12,4 düşerek yüzde 65,3 oldu. Turistik Otelciler, İşletmeciler ve Yatırımcılar Birliği (TUROB), Başkanı Timur Bayındır, "Belirsizlik ve endişeyle geçirdiğimiz 2015 yılının ardından, önümüzdeki 2-3 senenin kolay olmayacağı kesin. 2016 hedefimiz 2015 yılının altına düşmemek. Bu konuyla ilgili devletten de destek bekliyoruz" dedi.

24'üncü sıraya geriledi

Ülke bazında bakıldığında otel doluluklarında başı yüzde 91,6 ile Malta, ikinciliği yüzde 89 ile Macaristan alırken Türkiye bu sıralamada yüzde 65,3 dolulukla 24'üncü sırada yer aldı. TUROB, ağustos ayında olduğu gibi eylül ayında da Türkiye'nin en büyük düşüş yaşayan ve en düşük doluluk oranına sahip ülke olduğuna dikkat çekti.

İstanbul'a gelen kaldı

Son 3 yılda İstanbul'dan toplam 13 bin 60 konut alan yabancının İstanbul tatilinde tercihi ise ağırlıklı olarak kendi evi oldu. 2014'e göre konaklama tipinde kendi evinde konaklama yüzde 21,62, arkadaş ve akraba evinde konaklama ise yüzde 31,48 arttı. Bu durum otel doluluk oranlannı aşağıya çekti. İstanbul'a gelen turist sayısında artış yaşanmasına rağmen otel doluluklan aynı artıştan payını alamadı. İlde bir önceki yıla göre doluluk oranı yüzde 7,7 düşerek yüzde 70,3 oldu. 2014 yılının aynı ayında bu oran yüzde 76.1 olmuştu. Otel doluluk oranlan aynı dönemde Antalya'da yüzde 11, Ankara'da da yüzde 20,3 düştü.

Gelirin yüzde 80,9'u yabancılardan TÜİK'in açıklamasına göre turizm geliri temmuz, ağustos ve eylül aylarından oluşan 3. çeyrekte bir önceki yılın aynı çeyreğine göre yüzde 4,4 azalarak 12 milyar 294 milyon 189 bin dolar oldu. Turizm gelirinin (cep telefonu dolaşım ve marina hizmet harcamaları hariç) %80,9'u yabancı ziyaretçilerden, %19,1 'i ise yurtdışında ikamet eden vatandaş ziyaretçilerden elde edildi. ¦ Emlak Kulisi, (1.11.2015)

BORÇLANMA, TASARRUFLAR: TÜRKİYE BORÇLA AYAKTA DURUYOR

Tasarruf fakiri Türkiye, yatırım açığını, dış kaynakla kapatmak zorunda kalıyor.

Moody’s de bu konuda şu uyarıyı yapıyor: “Dış sermayeye bağımlılığı, yıllık dış borç oranı ve gergin siyasal ortam nedeniyle Türkiye, dış risklere karşı en hassas ülke”

Sıfırcı Hoca olarak da bilinen ABD merkezli uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Moody’s, hazırladığı raporda Türkiye’nin de içinde olduğu Brezilya, Güney Afrika, Hindistan ve Endonezya’yı kritik 5 ülke olarak gösteriyor. Çeşitli uyarıların yapıldığı raporda, “Türkiye, dış sermayeye yüksek bağımlılığı ve yıllık dış borç oranının yanı sıra, yükselen siyasi riskler nedeniyle, bu beş ekonomi arasında dış risklere karşı en hassas ülkedir” deniliyor.

Türkiye’nin ortalama tasarruf oranı, yani toplam tasarrufların milli gelire, bir başka deyişle, gayri safi yurt içi hasılaya oranı oldukça düşük seviyede bulunuyor. O kadar ki, rakamlar, gelişmekte olan bu 5 ülke içinde en az tasarruf yaratanın Türkiye olduğunu gösteriyor.

Dünyanın en az tasarruf yapan ülkesiyiz. İç tasarruflar düşük olduğu için de yatırım-tasarruf açığını, dış kaynaklarla kapatmak zorunda kaldığımızı, bu nedenle cari açık verdiğimizi vurgulayan analistler şöyle diyor:

FAKİRLEŞME SÜRECİ KAPIDA

“Sonuçta dış borçlarımız artıyor. Bu denklem çözümsüzdür ve sürdürülemez. Dış borçlanma aynı hızda ve devamlı olmayacağına göre, eğer iktisat politikalarına yeni bir anlayış içinde bakamazsak, bu denklemin bir yerde kopması kaçınılmaz bir sondur. Koparsa, Türkiye 2003 yılından beri hazır yediklerini geri ödemek zorunda kalacak ve fakirleşme sürecine girecektir.”

Türk insanının son 15 yıldır tasarruf yaratamadığını vurgulayan analistler, “Kamu ve özel toplam tasarrufların milli gelire oranı yani ortalama tasarruf oranı 2000 yılı öncesi yüzde 20’nin üzerinde iken, şimdilerde bu oran yüzde 12.4 düzeyine kadar geriledi. Küreselleşme ve kontrolsüz piyasa sürecinde dünyadan kopmaya başladı” açıklamasında bulunuyor.

Son yıllarda tüketim eğilimi azaldı fakat aynı zamanda da durgunluk nedeniyle doğal olarak gelir artışı da durdu. Uzmanların genel görüşü şöyle: “Gelir artışı olmadan da tasarruf olmaz. Çünkü tasarruf, artan gelirin tasarrufa gitmeyen kısmıdır.”

Tasarrufta neden son sıradayız?

KRİZLER, YÜKSEK ENFLASYON VE FAİZ

1994’ten sonra, 2001 yılına kadar 4 kriz yaşandı. Ekonomik krizler yatırım ve tasarruf ortamını zedeledi. Yüksek enflasyon, 2012 yılına kadar olan yüksek reel faizler, yatırımları engelledi.

SICAK PARANIN AFYON ETKİSİ

2002 sonrası AKP iktidarı sıcak paranın afyon etkisi cazibesine kapıldı ve ekonomi kontrolsüz sıcak para kontrolüne girdi. Sıcak paranın tüketimi teşvik edici etkisi oldu. Ancak, sıcak paranın ve spekülatif sermayenin hakim olduğu ekonomilerde, kırılganlık ve belirsizlik nedeniyle ciddi yatırım sermayesi gelmedi. Yalnızca kârlı işletmeleri satın alan veya Telekom gibi kârlı devlet tekellerini satın alan spekülatif yabancı yatırım sermayesi girdi. Yetmedi, Türkiye’de de sermaye piyasasında spekülatif kazançlar oluşunca, sanayiciler sanayi sektörüne yatırım yerine bu piyasaya ağırlık verdiler. Hem işletme sermayeleri ile bu piyasaya oyuncu olarak girdiler, hem de kendi şirketlerini de halka açarak, yeni yatırım yapmadan, balon sonucu yüksek kazançlar sağladılar.

BAZI GRUPLARA BASKI UYGULANDI

İktidar zaman içinde sermayenin el değiştirmesine yol açacak önlemler aldı. Bazı grupların üstüne aşırı baskı uyguladı. Ayrıca tek yanlı aşırı bürokrasi bir kısım sermayenin kaçmasına yol açtı. Sonuçta tasarruflar ve yatırımlar devlet eliyle engellendi.

KAOS ORTAMI KIRILGANLIĞI ARTIRDI

2012’den beri Türkiye, FED ve uluslararası kuruluşlar tarafından dünyanın en kırılgan ülkesi olarak ilan ediliyor. Siyasi kaos ortamı da kırılganlığı artırdı. Bu şartlarda ölü yatırım olarak gayrimenkul ön plana çıktı.

SUNİ REFAH ORTAMI YARATILDI

Suni refah ortamında dayanıklı tüketim mal alımları arttı. Kredi kartlarındaki artış, 2012’ye kadar artan dış finansman, tüketici kredilerinde de önemli bir artış yarattı. Hane halkının konut ve taşıt alımları yükseldi. ¦ karşıgazete, (1.11.2015)

TASARRUFLAR: VATANDAŞIN TASARRUF ORANI YÜZDE 11.9’A DÜŞTÜ

Tasarrufların yetersizliği, Türkiye'nin en büyük sorunu olmaya devam ediyor. 2015 yılı temmuz, ağustos ve eylül aylarını kapsayan üçüncü çeyrekte vatandaşın tasarruf oranı yüzde 11,9'a kadar geriledi. Önceki çeyreğe göre 1 puan düşüş oldu.

Türkiye, özellikle yatırımların finansmanı, daha az borçlanma için tasarrufları artıracak yeni yollar aramaya devam ediyor. Bireysel emeklilik sistemi, borsa gibi finansal piyasaları gelişterecek yeni çalışmalar yapılıyor.

Dünya Tasarruf Günü

Ancak ING Bank’ın "Türkiye’nin Tasarruf Eğilimleri Araştırması’nın 2015 yılı üçüncü çeyrek sonuçları (temmuz, ağustos, eylül) yaşanan sorunların devam ettiğini gösteriyor. 31 Ekim Dünya Tasarruf Günü kapsamında açıklanan sonuçlar, 2015 yılı üçüncü çeyreğinde kentsel nüfustaki tasarruf sahipliği oranının bir önceki döneme göre 1 puandan fazla bir düşüşle yüzde 11,9 olduğunu ortaya koydu.

'Yeterli gelirim yok'

Tasarruf sahibi olmama konusunda en önemli gerekçe olan "yeterli gelir sahibi olmama", 2015’in üçüncü çeyreğinde bir önceki döneme kıyasla 4 puan artarak yüzde 74’e yükseldi. İkinci neden ise "borçlarımdan dolayı". Bu neden ise bir önceki döneme kıyasla 5 puan düştü ve yüzde 16’ya indi. Ayrıca üçüncü çeyrekte "sisteme güvensizlik" unsurundaki 2 puanlık artış dikkat çekiyor.

En önemli gerekçe geleceğe yatırım

Tasarrufun en önemli gerekçesi olan "geleceğe yatırım" faktöründe bu dönem 3 puanlık artış oldu ve yüzde 44’ten yüzde 47’ye yükseldi. "Çocuklarım için" ve "beklenmedik durumlara karşı" gerekçeleri ise önceki dönemle aynı seviyede kaldı.

Altın ve döviz önde

En çok tercih edilen tasarruf araçlarının ilk sırasında, sistem dışı altın ve yastıkaltı nakit (TL ve döviz) var. Bunların payı yüzde 25. Yine TL vadeli hesapların payı yüzde 21, BES fonlarının payı ise yüzde 20 oldu. BES fonlarında iki puanlık bir artış söz konusu.

25-34 yaş arası para harcamayı tercih etti

Tasarruf sahibi olanların yaş dağılımına bakıldığında, 25-34 yaş grubunun payı bir önceki döneme göre azaldı ve 6 puanlık bir düşüşle yüzde 31’e geriledi. 45 yaş ve üstü grubun oranı 5 puan arttı ve yüzde 25’e çıktı.

Yine sonuçlara göre çocuklu bireyler arasında tasarruf sahibi olanların oranı yüzde 9 ile sabit kaldı. Çocuksuz bireylerin tasarruf sahipliğinde yüzde 21’den yüzde 16’ya dikkate değer bir düşüş gözlendi.¦ Bugün, (1.11.2015)

2.11.2015
ÖZELLEŞTİRME: TCDD’NİN ÖZELLEŞTİRİLMESİNDE SON VİRAJ!


AKP, Türkiye Cumhuriyeti Devlet Demiryolları’nın (TCDD) özelleştirilmesini tamamlamak için kolları sıvadı. AKP, 2013 yılında çıkardığı ve “serbestleştirme” adı altında demiryollarının özelleştirme sürecini başlatan yasaya dayanarak 2015 yılında bir yönetmelik hazırlamıştı.

AKP, Türkiye Cumhuriyeti Devlet Demiryolları’nın (TCDD) özelleştirilmesini tamamlamak için kolları sıvadı. AKP, 2013 yılında çıkardığı ve “serbestleştirme” adı altında demiryollarının özelleştirme sürecini başlatan yasaya dayanarak 2015 yılında bir yönetmelik hazırlamıştı. 2 Mayıs 2015 tarihinde Resmi Gazete’de yayımlanan yönetmelikte, ulusal demiryolu sisteminde işletmecilik faaliyeti yürütecek özel yük ve yolcu taşıma şirket- lerinin çalışma usul ve esaslarını belirlenmiş, İstanbul, Ankara İzmir gibi metropollerde TCDD eliyle yürütülen banliyö hizmetleri de yönetmelik kapsamında özel sektöre açılmıştı. AKP, TCDD’nin yeniden yapılandırılmasının tamamlanacağını, demir- yolu yük ve yolcu taşımacılığının özel demiryolu işletmelerine açılacağını 11 Ekim 2015 tarihinde Resmi Gazete’de yayımlanan 2016-2018 Orta Vadeli Programı’yla duyurdu.

ÇALIŞAN SAYISI AZALTILACAK

Aydınlık’a konuşan Türkiye Kamu-Sen’e bağlı Türk Ulaşım-Sen Genel Başkanı Şerafeddin Deniz, kâr eden alanların özel sektöre açıldığına dikkat çekerek, “TCDD’nin özelleştirilmesi kabul edilemez” dedi. Özelleştirmenin başarı sağlamasının mümkün olmadığını belirten Deniz, “Bütün Avrupa ülkeleri bunu yaptı. Ama çoğu geri adım atmak zorunda kaldı. Görüştüğümüz ülkeler böyle bir yapılanmaya gittiği için son derece mutsuz. Hiçbirinde beklenen fayda elde edilemedi. Bu serbestleştirme yasasının da beklenen faydayı vermesi mümkün değil. Burada özelleştirmenin başarı sağlaması mümkün değildir. Ne devlet demiryolları ne de biz bu işin nereye varacağını bilmiyoruz” diye konuştu. Deniz şöyle devam etti: “Demiryolları, Taşımacılık A.Ş. adında bir şirket kuruldu. Demiryolları ikiye ayrılacak Taşımacılık A.Ş. ve TCDD olarak. Bu yasayla birlikte demiryollarının özelleştirmesinin önü açılmış durumda. Bu süreç içerisinde demiryolunda çalışanlar yavaş yavaş eritilecek. Ya başka kurumlara gönderilecek ya süresi dolanları zorla emekli edecekler. Yani devletin eli bu alandan çekilmiş olacak.”

KÂR EDEN YERLER ÖZEL SEKTÖRE!

Kâr eden yerlerin özel sektöre kalacağını, kâr etmeyen alanların ise yine devlete bırakılacağını hatırlatan Deniz şunları söyledi: “AKP açıkladığı Orta Vadeli Program’da demiryollarının tamamını özelleştireceğini vaat ediyor. Fakat TCDD’yi özelleştirmek öyle kolay değil. Nereyi özelleştirebilirsin, yük taşımacılığının belli bir kısmını, cevher yataklarının yük taşıma potansiyelinin yüksek olduğu bölgelerdeki yük taşımacılığını özelleştirebilirsin. Çünkü özel sektör para kazanacaksa, kâr edecekse, gelir olarak bir şey elde edebilecekse burada taşımacılık yapar. Bir kazancı yoksa gelip burada taşımacılık yapmaz. Mesela Malatya-Tatvan, Kayseri-Adana hattını özelleştiremezsiniz, çünkü orada özel sektöre kazandıracak bir şey yok. Dolayısıyla işlemeyen yerler, iyi işletemediğimiz yerler, altyapı yatırımlarının olmadığı, coğrafi koşulların uygun olmadığı yerlerdeki demiryolu taşımacılığı, yani tamamıyla zarar eden birimleri yine devlette kalacak. Para kazanan, kâr eden yerler özel sektöre verilecek.” ¦ Aydınlık, (2.11.2015)

BORÇLANMA, HALK: VATANDAŞLARIN BANKALARA BORCU 377 MİLYAR LİRAYI AŞTI

Vatandaşların bankalara borcu hız kesmiyor. Merkez Bankası verilerine göre 288.3 milyar lirası tüketici kredileri, 88.9 milyar lirası kredi kartı borcu olmak üzere vatandaşların bankalara borcu 377.2 milyar liraya ulaştı

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) Haftalık Para ve Banka İstatistikleri’ne göre, vatandaşların bankalara borcu 377 milyar 266 milyon liraya ulaştı. Mevduat bankalarındaki tüketici kredileri yüzde 0.07 artarak 288 milyar 315 milyon 14 bin liraya, kredi kartı harcama tutarı da yüzde 0.42 yükselerek 88 milyar 951 milyon 132 bin liraya çıktı. Aynı dönemde taksitli ticari krediler ise yüzde 0.23 azalarak 185 milyar 325 milyon 698 bin liraya düştü. Mevduat bankalarındaki tüketici kredilerinin 129 milyar 543 milyon 868 bin lirası konut, 5 milyar 606 milyon 293 bin lirası taşıt, 153 milyar 164 milyon 853 bin lirası da diğer kredilerden oluştu. Geçen yılın aynı dönemine göre mevduat bankalarındaki tüketici kredileri yüzde 10.99, taksitli ticari krediler yüzde 26.06 ve kredi kartı harcama tutarı yüzde 8.20 arttı. Kredi kartı harcama tutarının 41 milyar 267 milyon 467 bin lirası taksitli, 47 milyar 683 milyon 665 bin lirası taksitsiz gerçekleşti.

Bankalardaki mevduat azaldı

Bankacılık sektöründeki toplam mevduat (bankalararası dahil) 23 Ekim ile biten haftada 8 milyar 632 milyon 681 bin lira azaldı. Söz konusu haftada 1 trilyon 241 milyar 303 milyon 561 bin liraya gerileyen bankacılık sektörü toplam mevduatında, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 20.62 artış kaydedildi.

Aynı dönemde bankalardaki TL cinsi mevduat yüzde 1.15 azalışla 679 milyar 490 milyon 218 bin lira, yabancı para (YP) cinsinden mevduat ise yüzde 0.04 artışla 509 milyar 252 milyon 455 bin lira oldu. Yıllık bazda bakıldığında 23 Ekim ile biten haftada bankalardaki TL cinsi mevduatta yüzde 11.88 ve yabancı para mevduatta da yüzde 38.15 artış görüldü. Söz konusu dönemde yurt içi yerleşiklerin mevduat bankalarındaki toplam TL mevduatı yüzde 1.23 azalışla 630 milyar 541 milyon 477 bin liraya düştü. ¦ Yeni Mesaj, (2.11.2015)

Demokrasi, sandık ve milli irade

Siyaset biliminde demokratik seçimlerle ilgili temel varsayım, seçmenlerin oy verirken en iyi siyasi adayı ya da en iyi siyasi görüşü ayırt edebilecek yetkinlikte olmasıdır. Ne var ki, yapılan pek çok bilimsel çalışmada bu varsayımın gerçekleşmediği sonucuna varılmıştır.

Anlaşılan o ki, demokratik süreçler ülkeden ülkeye farklılık gösterse bile, seçmen psikolojisinin sonucu olarak sandıktan çıkanlar en iyisi olmamakta, hatta vasatı dahi aşamamaktadır. Seçilen liderler, gerçek lider olma niteliğinden hayli uzak kalmaktadır. Bu noktada seçmenin tercihini belirleyen faktörler için çok şey söylenebilir. Ancak, merhamet ve inanç faktörü etkin görünmektedir; halkın inançlarını kullanan politikalar, seçmen psikolojisini etkilemektedir. Bunun adı din sömürüsüdür.

Temel yurttaşlık bilinci olmayan insanlar, demokratik seçimlerde adayların yetkinlik düzeylerini ya da savundukları düşüncelerinin niteliğini doğru değerlendirememektedir. Örnek verecek olursak; ekonomi konusunda hiçbir temel bilgisi olmayan bir seçmenin, ekonomiyi kalkındırabilecek yetkinlikte olan adayın hangisi olduğunu ayırt etmesi zordur. Yine, adalet konusunda bilgisi bulunmayan bir seçmenin anayasa referandumunda doğru değerlendirme yapması mümkün değildir.

Bu nedenle ne söylenirse söylensin, seçmen kitlesinin yurttaşlık ve demokrasi konusunda yeterli donanıma sahip olmadığı bir toplumda sandıktan çıksa çıksa vasat liderler çıkar.

Sandıktan çıkan sonucu “Milli İrade” olarak öne sürüp, “Milli İradeye Saygı” mitingleri düzenleyenleri gördük. Peki, milli irade nedir?

“Milli irade teorisi” 1789 Fransız İhtilâli’nin ürünüdür. “Hakimiyet kayıtsız şartsız milletindir” sloganının amacı da egemenlik tacını kralın başından alıp, milletin başına koymaktır.

Gel gör ki, Almanya’da ve İtalya’da yaşananlar, milli irade anlayışında sarsıcı etkilere yol açtı. Almanya’da Hitler’in Nazi, İtalya’da Mussolini’nin faşist diktatörlüklerini kurmaları karşısında, milli egemenlik ve milli irade kavramları altüst oldu. Hak ve özgürlükleri koruyamayan meclislere ve sayısal sandık demokrasisine güven sarsıldı.

Gerek Hitler gerekse Mussolini yönetimleri seçimle iktidara gelmiş, yasama organında çoğunluğu ele geçirmiş, sonradan kişisel diktatörlüğe dönüşerek hak ve özgürlükleri ve demokrasiyi tahrip etmişlerdi. Prof. Dr. Sayın Haydar Baş’ın deyimiyle “Seçilmiş Krallar” dı bunlar.

Günümüzde demokrasi anlayışı, sayısal demokrasi değil, çoğulcu ve katılımcı demokrasidir.

Hukukun üstünlüğü ve hukuk devleti kavramları tüm çağdaş demokrasilerde temel ilkeler olarak benimsenmiştir.

Milli irade kavramı yapısal değişikliğe uğramış, anayasal ve demokratik yöneliş, milli iradeyi insan hakları hukuku ile örtüştürmüştür. Sandıktan çıkan çoğunlukla her şeyin yapılabileceği, buna karşı gelinmesi durumunda da milli iradeye karşı gelinemeyeceğinin ileri sürülmesi, hukuk devletinde ve çağdaş demokrasilerde geçerliliğini yitirmiştir. ¦ Ünal Emiroğlu, Yeni Mesaj, (2.11.2015)

3.11.2015
DOLAR 2,70 LİRANIN ALTINA GERİLEYEBİLİR


Seçim öncesinde yatırımcılar AKP- CHP koalisyon hükümetini en iyi çözüm olarak düşündüler. Böylece kapsayıcı bir hükümet kurulup, toplumdaki kutuplaşma giderilebilirdi. Ama düşünülen gerçekleşmedi. Seçim sonuçlarına göre AKP tek başına hükümet kuracak çoğunluğa ulaştı.

Peki, şimdi ne olacak?

Şu olacak; eğer AKP seçim öncesinde vaat ettiği gibi 2002’deki kuruluş ilkelerine dönüp, hukuk devleti ve demokrasiye bağlı yeni bir hükümet kurarsa ekonomi hızla toparlanabilir. Yine toplumsal kutuplaşmanın ortadan kalkacağını düşünen yabancı sermaye kısa sürede Türkiye’ye dönebilir. Bildiğini gibi bu ülkeden 2015 Ocak- Ağustos döneminde 64 milyar dolar tutarında yabancı sermaye kaçtı. Toplumsal uzlaşma bu kaçan sermayeyi geri getirebilir. Dolayısıyla Türk parası değerlenir. Ve dolar kısa vadede 2 lira 70 kuruşa, hattâ onun altına doğru gerileyebilir.

Şimdi en çok sorulan soruya gelelim…

Peki, Amerikan Merkez Bankası faiz arttırırsa ne olur?

Hemen cevaplayalım. Bildiğiniz gibi Amerikan Merkez Bankası 2013 yılının mayıs ayından beri para basmayı durduracağını ve faiz artıracağını belirtiyor. Para basımını geçen yılın son çeyreğinde durdurdu. Şimdi faiz artırımı bekleniyor. İşte bu riskin yani Amerikan Merkez Bankası riskinin başladığı dönemde dolar en fazla 2 lira 22 kuruş düzeyine yükselmişti. Ama dış dinamikten daha çok, 2015 yılı başında iç dinamikte yaşanan gelişmeler nedeniyle Türk parası hızla değer kaybetti. Ve 3 liranın üzerine çıktı. Yani dış dinamiğin bu değer kaybında fazla etkisi olmadı.

Bu arada iç siyasete yaşananların etkisiyle Türk Lirası’nın, reel kurun yani enflasyondan arındırılmış kurun üstünde değer kaybettiğini belirtelim. Bildiğiniz gibi Merkez Bankası reel kur endeksine göre reel kur 2 lira 71 kuruş, Big Mac Endeksine göre reel kur 2 lira 41 kuruşa denk geliyor. O hâlde Amerikan Merkez Bankası faiz artırsa bile reel kurun üzerinde değer kaybı iç faiz ayarlamalarıyla önlenebilir. Çünkü reel kurun üzerindeki değer kayıpları Türkiye’nin sömürülmesi anlamına geldiğini pek çok kere belirttik.

O hâlde seçim öncesinde meydanlarda vaat edilen demokrasi ve hukuk devletine bağlı, kuruluş ilkelerine dönen bir AKP hükümeti ekonominin hızla toparlanmasını sağlayabilir. Böylece Türkiye riski azalır. Tabii bu arada yeni ekonomi yönetiminin kaynak dağılımını lüks AVM, lüks konut, lüks otomobil yerine sanayi ve tarıma ağırlık vererek yönlendirmesi gerekiyor. Aksi takdirde on aydır üst üste düşen ihracat düşmeye devam eder. Yine toplanamayan 126 milyar lira tutarındaki vergi ve sosyal güvenlik prim alacağı için bir af çıkarılması şart. Çünkü son dönemde yaşanan yüksek oranlı devalüasyon nedeniyle ekonomi küçüldü. Milli gelir 822 milyar dolardan 2015’in ilk altı aylık verilerine göre 772 milyar dolara geriledi. Tabii bu gerileme şirket bilançolarını da küçülttü. Dolayısıyla vergi matrahları azaldı. İşte bu nedenle geçmişte tahakkuk edip ödenemeyen vergileri toplayabilmek için af gerekiyor.

Kısaca küresel hukuk kuralları ve demokrasi ilkelerine bağlanma ekonomiyi tekrar rayına oturtur. Bu arada kaynak dağılımını, sanayi ve tarıma ağırlık verecek şekilde yeniden düzenlemek gerekiyor. Aksi takdirde yüksek oranlı ve sürdürülebilir büyüme hızına ulaşılamaz. ¦ Süleyman Yaşar, Taraf, (3.11.2015)

ABD, DERİN MERKEZ, AKP: STRATEJİK ORTAKLIK BİTTİ

Eski ABD Ankara Büyükelçisi Edelman’ın Türkiye raporu ortaya çıktı. Edelman’ın raporda ‘AKP tarafından kandırıldıkları’ ve ‘stratejik ortaklığın bittiğine’ yönelik ifadeleri dikkat çekti.

Seçimlerden 2 gün önce, 29 Ekim’de ABD’de düşünce kuruluşu Policy Center tarafından yayımlanan rapor, 2003 ile 2005 arasında ABD’nin Ankara Büyükelçiliğini yürüten Eric Edelman’ın da imzasını taşıyor.
Raporda ABD’li uzmanlar, AKP tarafından “kandırıldıklarını” öne sürüyor. Rapora göre AKP iktidara gelmeden önce demokratik ve liberal, Batı yanlısı bir hükümet vaat etti. Bu nedenle AKP 28 Şubat sonrasında Türkiye’deki liberallerden ve Batılı çevrelerden destek görürken “Batılı çevreler Türk Devleti ve otoriter laikliğini demokrasinin önündeki en büyük engel olarak gördü”.
Rapora göre, kuruluşundan 15 yıl sonra ise AKP hakkında Batı’da bütünüyle bir hayal kırıklığı yaşanıyor. “Türk Hükümeti’nin iç politikası gittikçe baskıcı ve otoriter ve artan derecede İslamcı bir söylem eşliğinde yürüyor. Dış politikada ise Türkiye’nin politikası Batılı müttefiklerinden gittikçe kopuyor, hatta Batı düşmanı ve mezhepçi olmaya başlıyor.”
Rapor, AKP’nin bu politikalarıyla aslına döndüğünü öne sürüyor. Raporu hazırlayan uzmanlar, AKP’nin yollar boyunca taktiksel yaklaşımlar sergilediğini, ama ideolojik olarak Milli Görüş çizgisinden vazgeçmediğini öne sürüyor. Buna göre “Türkiye’de siyasal İslam’ın tüm önderleri antiemperyalist, antisemit ve Batı karşıtı dünya görüşüne sahip.”

MİLLİ GÖRÜŞ RUHUNUN DÖNÜŞÜ

Rapor bir yandan Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın AKP politikalarındaki ağırlığını vurgularken, diğer yandan AKP’de kişisel faktörlerden çok ideolojik sürekliliğin bulunduğunun altını çiziyor. Buna göre partide görece ılımlı olarak ele alınan Bülent Arınç ve Abdullah Gül gibi liderler de bir alternatif oluşturmuyor.
Bipartisan Policy Center’in raporu, Türk-Amerikan ilişkilerinin geleceği açısından da oldukça karamsar. Obama hükümetinin Ankara’ya verdiği desteğin altını çizen rapor, bu tutumunun AKP’de Ortadoğu’yu Amerikan desteğiyle dönüştürme umutlarını beslediğini öne sürüyor.
Ancak rapora göre ABD’nin Türkiye’de etkisi oldukça sınırlı. Uzmanlar örnek olarak “Waşington Türkiye’nin IŞİD karşıtı koalisyona katılması için bir yıl uğraştı, ama karşılığında Ankara bu anlaşmayı PKK’ya operasyon başlatmak için kullandı” vurgusunu yapıyor.
Raporun sonuç kısmında dikkati çeken ifade ise şöyle: “Türkiye’nin ideolojik dönüşümü ABD’nin Ankara siyasetlerine verdiği destek çerçevesinde gerçekleşti. Şimdiyse bir zamanlar var olan stratejik ortaklık yerini, en iyi ihtimalle pragmatik işbirliğine bıraktı”.

GÜL VE ARINÇ KORKAK

Rapor, AKP’nin tüm liderlerinin Milli Görüş ideolojisini savunduğunu vurguluyor. Buna rağmen Arınç ve Gül’ün bazen Erdoğan’ın tutumlarına bir denge unsuru oluşturduğunu, bazen frenleyici etki yarattığını öne sürüyor. Ancak özellikle Abdullah Gül’ün, “korkak tavırlar sergilediği” belirtiliyor ve bu iki siyasetçinin AKP’ye alternatif önder oluşturamayacağı sonucu çıkarılıyor.

GÜLEN DE KİRLİ

Aralarında eski ABD Büyükelçisinin de bulunduğu yazarlar, Fethullah Gülen örgütüne de geniş yer ayırmış. Raporda bir yandan Gülen’in Milli Görüş’ün tersine Batı’ya dost bir çizgi izlediği vurgulanırken diğer yandan Cemaat’in yargıya sızdığı açıkça dile getiriliyor.
Gülen Örgütü’nün Ergenekon ve Balyoz tertiplerinde sahte belgeler ürettiği de raporda örnekleriyle ele alınmış. Rapor, Batı’nın başta destek de verdiği bu tertiplerle yüzler akademisyenin, gazetecinin, siyasetçinin ve subayın mağdur edildiğini vurguluyor.
Bir yandan AKP’nin Cemaat organlarına baskılarının anlatıldığı raporda diğer yandan bu organlar da Cemaat’in parçası olarak eleştiriye tabii tutuluyor. Buna göre sayısız tertip düzenleyen Gülen örgütü, demokrasiye sadece kendisi ihtiyaç duyunca sahip çıkıyor. ¦ Aydınlık, (3.11.2015)

4.11.2015
ÖZELLEŞTİRME: DEVLETTEN MİLLİ PİYANGO VE 2 LİMAN SATILIK


Özelleştirme İdaresi Başkan Vekili Ahmet Aksu, "Milli piyango ihalesinde ikinci sıradaki şirkete Aralık ortasına kadar süre verildi." dedi.

Özelleştirme İdaresi Başkan Vekili Ahmet Aksu, Milli Piyango’nun özelleştirilmesinin yıl sonuna kadar tamamlanmasının planlandığını belirtirken, bu yıl sonu için 8.7 milyar lira olan özelleştirme geliri hedefinin ise gelecek yıl için 10 milyar lira olduğunu kaydetti.

UniCredit Grubu tarafından düzenlenen “Türkiye Altyapı Finansmanı Kongresi”nde konuşan Ahmet Aksu, “Milli Piyango özelleştirmesini yıl sonuna kadar tamamlamayı planlıyoruz. Aralık ortasına kadar süre var, süreç devam ediyor” dedi.

Milli Piyango şans oyunlarını işletmek için lisans sözleşmesini imzalamak üzere 15 Nisan’a kadar ek süre alan Net Holding bu sürede de ihaleyi imzalayamayacağını açıklamış; ardından sürecin ikinci iyi teklifi veren ERG-Ahlatçı Ortak Girişim Grubu ile devam edilmesi kararı alınmıştı.

Bu yılın tamamı için 8.7 milyar liralık özelleştirme hedefleri olduğu belirten Aksu, bütçenin henüz netleşmediğini ancak 2016 yılında da 10 milyar lira civarında bir özelleştirme gelirinin beklendiğini ifade etti.

2 LİMAN ÖZELLEŞTİRİLECEK

2016 yılında limanlar ya da başka projelerin özelleştirilebileceğini belirten Aksu, “Seneye 2 limanın özelleştirmesi planı var. Bunlar İzmir ve Tekirdağ limanları, İzmir’deki kruvazör limanı ve yük limanı. Bu projeler için ihaleyi 2016 yılında sunacağız ve bu özelleştirmeleri gelecek sene içinde yapmayı planlıyoruz. Seçimlerden sonra özelleştirme programının hızlanacağına eminiz” diye konuştu.

Aksu, yaptığı açıklamada hedeflerinin 3 veya 4 sene içinde elektrik üretim santrallerinin çoğunun özelleştirilmesi olduğunu da belirtti. ¦ Yurt, (4.11.2015)

ALTIN FİYATLARI ÇAKILDI

Kapalıçarşı'da altının gram fiyatı 101,34 lira ile son 2,5 ayın en düşük seviyesine geriledi.

Kapalıçarşı'da işlem gören altının gram fiyatı 101,34 lira ile son iki buçuk ayın en düşük seviyesine geriledi. Genel seçim sonuçlarının ardından güne sert düşüşle başlayan altının gram fiyatı, daha çok dolar/TL'deki yüzde 5’e yakın gerilemenin etkisiyle Kapalıçarşı'da 101,34 liraya kadar gerileyerek 17 Ağustos'tan bu yana en düşük seviyesini gördü.

AKP'nin resmi olmayan sonuçlara göre iktidarı tek başına elde etmesinin ardından TL varlıklara artan ilgi ile sert bir şekilde düşen altının gram fiyatı şu dakikalarda 102,4 lira seviyelerinde dengelenmeye çalışıyor, altının ons fiyatı ise yatay bir seyirle 1.142 dolardan işlem görüyor.

Kapalıçarşı'da çeyrek altın şu dakikalarda 168 liradan, Cumhuriyet Ata lira ise 686 liradan alınıyor. ¦ Yurt, (4.11.2015)

DOLAR: FED BAŞKANI YELLEN'DEN FAİZ AÇIKLAMASI

Fed Başkanı Yellen'ın 'faiz artışına aralıkta başlanabilir' açıklamasının ardından, güne 2,82 seviyesinden başlayan dolar/TL kuru, 2,86'nın üzerine çıktı.

Yellen, ABD Temsilciler Meclisi Finansal Hizmetler Komitesi'nde yaptığı sunumda, Fed'in ABD bankalarına yönelik denetleme faaliyetleri hakkında bilgiler verdi ve soruları yanıtladı.

Büyük finansal kurumların, 2008 krizinden bu yana Dodd-Frank Bankacılık Reformu sayesinde önemli ölçüde güçlendiğine işaret eden Yellen, buna karşın bazı bankaların risk yönetimi konusunda hala zorluklar yaşadığına işaret etti.

Yellen, Fed'in bugün finans kuruluşlarına yönelik denetleme ve düzenleme faaliyetlerinde sistemin istikrarına odaklandığını belirterek, şunları söyledi:

"Odak noktamızdaki bu dönüşüm, büyük finansal kuruluşların denetlenmesi ve düzenlenmesinde kapsamlı bir değişime ön ayak oldu. Büyük bankaların başarısız olmasından ya da batmasından kaynaklanacak ekonomik ve finansal riskleri azaltacak bir dizi yeni kriter getirdik. Ayrıca, büyük finansal kuruluşlarını, daha ileri dönük bir yaklaşımla denetlememize imkan sağlayacak bazı değişiklikler yaptık."

Bununla birlikte, Fed'in daha küçük ölçekli finansal kurumlara yönelik denetleme sistemlerini de güçlendirdiğine işaret eden Yellen, bu kurumların risk oranları doğrultusunda gözetildiğini anlattı.

"ARALIKTA FAİZ ARTIŞINA GİDİLEBİLİR"

Fed Başkanı Yellen, sunumunda para politikasına yönelik herhangi bir değerlendirme yapmazken, toplantının soru cevap kısmında Fed'in ilk faiz artışına aralık toplantısında gidebileceğini ifade etti.

ABD ekonomisinin iyi durumda olduğunu ve işgücü piyasasındaki atıl kapasitenin azaldığını, ancak faiz artışı için henüz herhangi bir karar alınmadığını ifade eden Yellen, şu değerlendirmeyi yaptı:

"Ekim toplantısında küresel finansal ve ekonomik şartlara yönelik aşağı yönlü risklerin azaldığı sonucuna vardık. Federal Açık Piyasa Komitesi (FOMC) ekonominin işgücü piyasasında ek iyileşmeyi ve yüzde 2 enflasyon hedefini destekleyecek derecede büyümeyi sürdürmesini bekliyor. Eğer, gelecek veriler bu beklentiyi desteklerse, aralık toplantısı faiz artışı için 'canlı' bir olasılık olarak kalmaya devam edecek."

Yellen, ayrıca faiz artışının ülke ekonomisini olumsuz etkileyecek bir hızda olmayacağına işaret ederek, Fed'in kademeli bir faiz artış patikası izleyeceği taahhüdünü yineledi.

Dolar 2,86'nın Üzerine Yükseldi

Fed Başkanı Yellen'ın açıklamalarıyla dolar yükseldi. Uluslararası piyasada dolar/TL, 2,86'nın üzerine çıktı. Güne 2,82 seviyesinden başlayan kur gün içinde 2,8480'e kadar yükselmişti.

Fed Başkanı Yellen Aralık için karar verilmediğini belirterek "FOMC üyeleri Aralık'ta adım atılmasının uygun olabileceğini düşünüyor" dedi.

Euro 3 Ayın En Düşük Seviyesine Geriledi

ABD piyasaları, Yellen'in bu açıklamaları ardından kayıplarını artırırken, dolar yükselişini sürdürdü. Euro/dolar paritesi, faiz artış sinyalini takiben 1,0861 ile son 3 ayın en düşük seviyesine geriledi. ¦ Türkiye, (4.11.2015)

İŞSİZLİK 2001 KRİZİNİ SOLLADI!

2001 krizinde 1 milyon 902 bin olan işsiz sayısı, bu yıl 3 milyona dayandı.

HESA Ekonomi Araştırmaları Merkezi Direktörü ve Turgut Özal Üniversitesi İktisat Bölüm Başkanı Doç. Dr. Ramazan Taş, işsizliğin 2001 krizini solladığını ve işsizler ordusunun 3 milyona ulaştığını söyledi. TÜİK İşgücü İstatistiklerine göre resmi işsizlik oranının yüzde 9.8 olduğunu kaydeden Taş, “Bu oran 2001 krizi işsizlik oranı olan yüzde 8,5’in çok üstünde gerçekleşti. Türkiye’deki en son resmi işsiz sayısının 2 Milyon 970’e ulaştı. Bu rakam 2001 Krizindeki 1 Milyon 902 Bin işsiz sayısından 1 Milyon 68 Bin daha fazla” diye konuştu.

Doç. Dr. Ramazan Taş, İşsizlik verileriyle ilgili değerlendirmelerde bulundu. Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) 15 Ekim 2015 tarihinde İşgücü İstatistiklerini yayınladığını belirten Taş, en son açıklanan resmi işsizlik oranının yüzde 9.8 olduğunu, bu oranın 2001 krizi işsizlik oranı olan yüzde 8,5’in çok üstünde gerçekleştiğini açıkladı. Türkiye’deki en son resmi işsiz sayısının 2 milyon 970’e ulaştığını kaydeden Taş, bu rakamın 2001 krizindeki 1 milyon 902 bin işsiz sayısından 1 milyon 68 bin daha fazla olduğunu vurguladı.

Yapılan bütün alan araştırmalarından çıkan sonuca göre Türk halkının en önemli ekonomik ve sosyal sorununun işsizlik olduğunu ifade eden Taş, “Çünkü işsiz insan, insanca yaşama onurunu ve yaşama umudunu kaybetmektedir, yeteneklerini köreltmektedir. İnsan onuruna uygun bir yaşam sürebilmek için gerekli olan bir istihdam ve ücret elde etmek, herkes için temel insan hakkı ve sorumluluğudur. İşsizlikle yoksulluk arasında çok güçlü bir bağ vardır. İş bulamayan, işsiz kalan her insan aynı zamanda yoksul kalmaktadır. İşsizlik sorununu çözmeden yoksulluk sorunu çözülemez” şeklinde konuştu.

İşsizlik rakamlarının gerçeği yansıtıp yansıtmadığıyla ilgili olarak Taş şu değerlendirmeyi yaptı: “Türkiye ekonomisinin en başarısız, hatta 2001 Kriz döneminden bile kötü olan göstergesi işsizliktir. 2001 krizinde yüzde 8.5 olan işsizlik oranı 2002-2014 döneminde dünya krizinin de etkisiyle yüzde 9-14 bandına tırmanmış, 2001 krizi öncesindeki yüzde 7 bandına hiç inmemiştir. Türkiye ekonomisinin çift haneli işsizlik üretmesinin temelinde mevcut rantiye-dostu olan ama istihdam-dostu olmayan ekonomi modeli yatmaktadır. Mevcut ekonomi modelinde ısrar edilirse, Türkiye ekonomisi giderek artan oranda işsizlik ve yoksulluk üretmeye devam edecektir. İşsizlik ve yoksulluk sorunu görmemezlikten gelmek, değişik istatistiksel oyunlarla, sık sık yöntem değişikliğine giderek işsizliği olduğundan düşük göstermeye çalışmak asla çözüm değildir. İşsizlik sorununu gerçek boyutlarıyla bilmeden işsizliği karşı gerçekçi çözümler üretmek mümkün değildir.”

HER GENCE KARİYER PLANLAMA, KARİYER GELİŞTİRME, İŞ ARAMA VE İŞ BULMA HİZMETİ SUNULMALI

İşsizlik sorununun çözümüyle ilgili somut politika önerileri dile getiren Doç. Taş, “Türkiye’nin çift haneli işsizlik ve yüzde 20’yi aşan genç işsizlik sorununu çözebilmesi için acilen istihdam dostu yenilikçi ekonomi ve eğitim modeline geçmesi, yenilikçi istihdam stratejisi geliştirmesi gerekmektedir. Kamu-özel sektör-sivil toplum örgütleri işbirliği ile ilköğretimden üniversite düzeyine kadar her aşamada okul-iş dünyası işbirliği ofisleri açılmalı ve işletilmelidir. Ekonominin istediği formasyonla eğitim sistemimizin kazandırdığı formasyon arasındaki büyük çelişki ve boşluk nedeniyle işsiz kalan gençlerimiz dünün değil, bugünün ve geleceğin kariyer ihtiyaçlarına göre yetiştirilmelidir. Her gence kariyer planlama, kariyer geliştirme, iş arama ve iş bulma hizmeti sunulmalıdır. Türkiye, işsizlik ve yoksulluk sorununu kökten çözme iradesiyle acilen toplumun ve devletin bütün katmanlarının el birliği ve güç birliği ile yenilikçi işsizlikle ve yoksullukla mücadele işbirliği ağı kurmalıdır” açıklamasında bulundu. ¦ Karşı gazete, (4.11.2015)

5.11.2015
DEVLETÇİLİK, CHP, KK: ATATÜRK’ÜN KOLTUĞUNDAN KALKINIZ


Kemal Abi…
Marks der ki:
“Toplumsal reformlar; asla güçlünün zayıflığından ötürü değil, her zaman zayıfın gücünden ötürü gerçekleşir.”
Yani…
İktidar size sunulmaz; siz iktidarı söke söke alırsınız, demeye getiriyor.
Kollarını kavuşturup nesnel koşulların oluşmasını bekleyenler her daim yenilmeye mahkumdur, demeye getiriyor.
Ne yazık ki siz…
İflah olmaz politik toyluğunuz nedeniyle, zayıfa güç kazandıramadınız!
ABD’nin, TÜSİAD’ın ve kimi medyanın iktidarı avucunuza koyacağını sandınız!
Ya da kumpasçı Fethullah Gülen’in!
Niye böyle bir tavır içindesiniz biliyor musunuz?
Çünkü siz, 1990’larda yaşıyorsunuz.
Dünya için garabet olan “duvarın yıkılma” şokundan çıkamıyorsunuz. Neoliberalizm’in zaferini taçlandırmak için ortaya atılan “tarihin sonu”(kapitalizmden başka yol yok) safsatasına-böbürlenmelerine hâlâ inanıyorsunuz.
1990’ların etkisiyle sol politikaların bittiğini sanıyorsunuz ve sosyal adaletgibi kavramların adını bile duymak istemiyorsunuz.
Sovyetler Birliği’nin çöküşünü takip eden günah çıkarma, içe kapanma ve pişmanlık günlerinin etkisinden bir türlü kurtulamıyorsunuz.
Sol’u suçlayıp itip kalkan ufuksuzlar kervanından kopamıyorsunuz.
Yani…
Vahşi kapitalizm ve onun dayanağı “yeni sağ” hayaline kapıldınız gidiyorsunuz.
Hâlâ Sorosçu TESEV kafasındasınız!
Ya da kibarca dersem…
Bugün “model” değil, sadece sürekli tasarruf tedbirleri yalanıyla işsizliği-yoksulluğu artıran “mali disipline” dönüşen AB için, 1990’larda “insanlığın gelecek modeli” diyen Habermas kafasındasınız!
Bu nedenle…
Vahşi kapitalizmin ülkeleri ve insanları yok eden sömürü sistemine boyun eğmeyi inatla sürdürüyorsunuz.
Bu nedenle…
Zenginlerden çekinip dünyada ve Türkiye’de insanı çileden çıkaran eşitsizlikler hakkında tek söz etmiyorsunuz.
Bu nedenle…
Batı’dan çekinip -Ecevit’in Saddam’ın yanında durduğu kadar- emperyalizmin hedefindeki Esat’ın, Kaddafi’nin yanında duramadınız.
Avrupa’da örneklerini gördüğümüz ve yok olup giden aldırmaz lakayt sosyal demokrat liderlerden hiç farkınız olmadı…

İnziva partisi

Kemal Abi…
Alain Badiou der ki:
“İnsanlar eşit ve özgürdür. Eşitlik bir amaç ya da sonuç değil, eylemin dayanağıdır. Bu basit hakikati inkar eden her şey direnme hakkı ve görevini yaratır.”
Özgürlük kendisini, istemek ve eylemekle gösterir, demeye getiriyor.
Özgürlük ancak kendisini oldurarak olur, demeye getiriyor.
Eylemsiz özgür kalınamaz, eylemsiz özgür olunamaz, diyor.
Gerçekten merak ediyorum.
Siz… Hayatınız boyunca bir eylemde yer aldınız mı?
Bunu şu nedenle soruyorum:
Sol’un sadece teorisini değil, pratiğini de öldürdünüz.
Oysa, eylem üzerinden düşünmek sol’un en güçlü silahıdır.
Siz... Eylemden, direnmekten, başkaldırmaktan hep çekindiniz.
Bürokrat kimliğiniz nedeniyle -hayatın can merkezi- sokağı/eylemi unutup CHP’yi genel merkeze ve Meclis’e hapis ettiniz. Haziran Direnişi’ni, karşılarınaEkmel Bey’i koyarak durdurdunuz.
AKP “devlet partisi” yapılırken CHP’yi inzivaya çektiniz.
Bir türlü harekete geçmeyen “yaşlılar partisi” hüviyetine büründürdünüz devrimler yapmış koca partiyi.
Hep uzlaşmacı pasif politik kimliğinizle, masa başında üretilen süslü retorikleCHP’nin tarihsel rotasını geriye yönlendirdiniz.
Oysa, CHP put kırıcıdır.
Statükocu parti değildir. Tarihte CHP’yi bu noktaya getirip itibarsızlaştıranlar iktidar yüzü görmemişlerdir.
Fakat siz de ne yazık ki aynı yolda yürümekte kararlısınız!
Oysa, ne çok umudumuz vardı. Ama…
Hiçbir siyasal inancı olmayan bir Gorbaçov olup çıktınız karşımıza!
Bugün hâlâ…
Bunun CHP’yi parçalayıp yok edeceğini göremez haldesiniz!
CHP’nin “ölüm fermanının” yazılmasına nasıl razı olursunuz?

Kendinize yazık etmeyiniz

Kemal Abi…
Sol’un uzun karanlık gecesi bitti.
Suçluluk duyma devri sona erdi.
Yeni bir rüzgar esiyor dünyanın dört bir yanından.
2000’li yılların başından itibaren dünya; sol hareketlerin teorik ve politik dirilişine sahne oluyor.
Dünyayı kaplayan vahşi kapitalizme ve onun destekçilerine karşı amansız bir mücadele veriliyor. Seçimler kazanılıyor.
Bu terör ve kriz çağında etik-ahlak abidesi solcu ruh tekrar tarih sahnesine çıkıyor.
Tutuculuk dönemi bitiyor.
Sessizlik dönemi bitiyor.
Artık halkçı politikalara çamur atılamıyor.
Artık sol düşüncenin üzerine gölge düşürülemiyor.
Evet… Kemal Dervişçi “kumarhane ekonomisi” fantezilerine inananlar artık yolun sonuna geliyor.
Evet… Politik düşünsel dağınıklığın, istikrarsızlığın ve beceriksizliğin sonuna geliniyor.
Çetin ve ısrarcı çalışma yerine salt seçime dayalı politik faaliyet yürütmeninsonuna geliniyor.
Kemal Abi…
Tüm içtenliğimle yazıyorum.
Sizi insan olarak/ağabey olarak çok seviyorum, çok güveniyorum.
Ama ben, tarihsel ilerlemeye de inanıyorum.
Siz, 1990’ların düşünsel kirliliğinden/ bataklığından bir türlü çıkamıyorsunuz.
CHP’ye artık zarar veriyorsunuz.
Bu politikalarla CHP’nin başında kalmanız zor.
Kendinize yazık etmeyiniz.
Daha çok gözden düşmeyiniz; o büyük saygınlığınızı erozyona uğratmayınız.
Çok üzgünüm.
Yazmak zorundayım.
Atatürk’ün koltuğundan kalkınız.
Çünkü:
CHP’nin başkaldıran bir ruha ve halkçı politikalara ihtiyacı var.
Tüm devrimciler gibi Che Guevara da benzer sözler söylüyor:
“İktidarın olgun bir meyve gibi ellerine düşmesini bekleyenlerin bekleyişi hep sürecektir.”
Sizi işaret ediyor.
Ama biz/bizler..
İktidarın elimize düşmesini beklemeyeceğiz.
Her gün, her saat mücadele edeceğiz.
Koca Nazım’ın dediği gibi…
“Bıraksın peşimizi kendi yüreğinin kabuğunda yaşayanlar!” ¦ Soner Yalçın, Sözcü, (5.11.2015)

ÇİN PARASI YUAN KÜRESELLEŞİYOR

Yuanın IMF’de ‘Özel Çekme Hakları’ adı verilen (SDR) kur sepetine dahil edilmesi bekleniyor. Çinli ekonomist Xu Gao’ya göre; bu, yuanın uluslararasılaşmasını hızlandıracak.

Çin parası yuana olan talep, 500 milyar dolara ulaştı. Reuters, talebin, yuanın IMF sepetine girmesini hızlandıracağını yazdı. Ancak Çinli uzmanlar, yuanın off-shore piyasalarda güçlenmesinin zaman alacağını savunuyor.
Yuanın “Özel Çekme Hakları” adı verilen (SDR) kur sepetine bu yıl dahil edilmesi bekleniyor. Çinli ekonomist Xu Gao, “Yuanın SDR’ye dahil edilmesi, yabancı yatırımcılar arasında kullanımını, dolayısıyla uluslararasılaşmasını hızlandıracaktır” diyor.

IMF, KASIM’DA KARAR VERECEK

Reuters’in haberine göre uluslararası rezervlerin toplam değeri 11 trilyon 46 milyar dolar. Bunun yüzde 5’ini oluşturan 500 milyarlık bölümünü yuan rezervlerinin oluşturduğu tahmin ediliyor.
Konu IMF’nin de gündeminde. Çin’de yayın yapan Global Times gazetesi, bir e-postayla IMF’ye sormuş ve “SDR sepetiyle ilgili çalışmalar planlandığı gibi devam ediyor” yanıtı almış. Yanıtta “Konu hakkında IMF uzmanları tarafından tamamlanmak üzere olan bir rapor, Kasım’da yapılması planlanan kurulda değerlendirmeye alınacak” deniyor.
Bu arada ABD Hazinesi, yuan döviz kuruna ilişkin söylemini yumuşattı. İngiltere, Almanya ve Fransa da yuanın SDR sepetine dahil edilmesine verdikleri desteği dile getirdiler.
Çin Merchants Bank analisti Liu Dongliang, 500 milyar dolarlık küresel yuan talebinin makul olduğunu söylüyor. SDR sepetine dahil edilmesinin yuan bazlı varlıklara ve rezerv para olarak yuana talebi artıracağını belirten Liu “Ancak bu, zaman alacaktır” diyor ve ekliyor:
“Küresel pazarda yuanın geçerli para olma süreci, Çin yatırımlarının ve ticaretinin büyüme oranı ile bağlantılı olarak aşamalı olacaktır. Ayrıca yuanın uluslararası piyasalarda özgürce işlem görmesine izin verilmesi gerekir.”

3 YILDA YAKLAŞIK 5 KAT ARTTI

Xu da SDR sepetinin içeriğinin ülke ve bölge yöneticilerinin kararında etkili olmadığını, kendi rezervlerindeki yuanı bile zorunluluk durumunda kullandıklarını belirtiyor. Zira SDR, acil ödemelerde kullanılan sanal bir kur sepeti. Yabancı yatırımcıların tercihlerini belirleyen ise bir para biriminin küresel yatırımcılar arasındaki kabul düzeyi.
Bu arada yuan, küresel işlemlerde servis sağlayıcısı olan SWIFT’in verilerine göre uluslararası ödemelerde dünyanın dördüncü en çok kullanılan para birimi olarak Japon Yeni’nin yerini aldı. SWIFT 6 Ekim’de şu açıklamayı yaptı: Küresel ödemelerde yuanın payı 2013’ün başında yüzde 0.6 iken Ağustosta yüzde 2.79’a yükseldi.
SDR sepetinde dolar, avro, İngiliz Poundu ve Japon Yeni olmak üzere dört para birimi var, yuanın beşinci olması bekleniyor.

REFORMLAR YUANA DESTEK

Çin, yuanın SDR sepetine dahil edilmesi için, ülke çapında reformları hızlandırdı. Verileri zamanında ve IMF standartlarına uygun kapsamda yayınlama hedefini, 8 Kasım 2014’te duyurdu. 20 Kasım’da, merkez bankası niteliğindeki Çin Halk Bankası, Londra off-shore piyasasında yuan tahvilleri ihraç etti. Aynı gün Çin anakarasındaki en büyük yabancı banka olan HSBC, bir raporunda, IMF’nin yuanı SDR’ye dahil edeceğini bildirdi.

FAKİR ÜLKELERE 15 YILDA 12 MİLYAR DOLAR YARDIM

Çin Cumhurbaşkanı Xi Jinping de, Eylül ayı sonunda Birleşmiş Milletler’in (BM) New York’ta bulunan genel merkezinde düzenlenen BM Kalkınma Zirvesi’nde yaptığı konuşmada, eşitlikçi kalkınma vurgusu yapmıştı. Xi Jinping, zirvede yaptığı konuşmada, “Çin, ‘Güney-Güney İşbirliği Yardım Fonu’ kuracak ve gelişmekte olan ülkelerin 2015 yılı sonrası kalkınma programını uygulamak için ilk defa 2 milyar dolar sağlayacak. Çin, az gelişmiş ülkelere yatırımı artırmaya devam edecek. Yatırım miktarı 2030 yılına kadar 12 milyar dolara ulaşacak” dedi. Cumhurbaşkanı Xi, ayrıca küresel elektrik ihtiyaçlarını karşılamak için de dünya çapında daha çevre dostu enerji ağının oluşturulması önerisinde bulunmuştu. Xi, Çin’in aynı zamanda gelişmekte olan ülkelerin ekonomik büyümesine katkı yapmak ve vatandaşlarının yaşam koşulları- nı düzeltmek için “Bir Kuşak-Bir Yol” inşasını hızlandırarak Asya Altyapı Yatırım Bankası ve BRICS Kalkınma Bankası’nın bir an önce hizmete girmesi için ilgili taraflarla beraber çaba harcamaya hazır olduğunu dile getirmişti. ¦ Z. Ruhsar Şenoğlu, Aydınlık, (5.11.2015)


6.11.2015
SEÇİMLER, AKP: HİLE Mİ?


Haşa!…
Yapmazlar…

*

Çok temiz insanlardır…
ÖSYM’de hile mi vardı, daha dün KPSS’de hile yapan üç kişiyi tutukladılar, o yumurta çalmaktan…
Enflasyon rakamlarında mı hile yapıyorlar; kuru soğandan kıymaya kadar sekiz kat artarken enflasyon düştü…
“Milletin a… koyacağız” demelerine bakmayın siz, ihaleler hileli mi?..
Kutsal görev askerlik; hile ile askerden kaçan mı oldu?..
Kutsal emanettir; örtülü ödeneğe hile mi karıştı?..
Deniz Feneri; hile midir?..
O kutular, kasalar, saatler, elbise torbasında para taşımalar… Hile diyen savcı, hakim, polis, kim varsa çarpıldı …
Ergenekon; hileli yazılımlarla koca Türk Ordusu’nu çökerten bizdik…
Balyoz; olmayan bilgisayar kayıtları, hile neresinde?..
Bülent Arınç’a kepçe ve testere ile suikast ve arkasından Genelkurmay’ın kozmik odasına girilmesine hile diyen çarpılır…

*

Sorun o zaman:
Hilesiz bir tek temiz işi olmayanın, kendisi için yaşamsal seçimde hile yapmamış olması olası mı?..

*

SEÇSİS, bilgisayar ağı Adalet Bakanlığı’na bağlıdır…
Yani “kumpasın” merkezine…
Tüm dünyada seçim sistemlerinde zorunlu iken, bu sistemin UYSM’si (Ulusal yazılım sertifikası) yok…
Yani ütü alırken garanti sertifikası verirler, bunun yok…
ABD ile AB ülkeleri bu sistemi “güvensiz” bulup kaldırdılar…

*

Kim bilecek hile varsa?..
Kendi masalarındaki telefonların, milletvekillerinin mahremini, genel başkanlarının yatak odasını koruyamayan CHP ile MHP mi?…
Çoğunun önüne bilgisayar diye mikrodalga fırın koy, yazsın…

*

Bu ödlek basının sesi çıkmaz ama Batı basınındaki ciddi yayın organlarındaki başlıklar aynen şöyle:
“Hile kokusu…”
“Çalıntı seçim…”
“Hile var…”

*

Arısız bal yapan millettir bu millet…
“Hile var mı?” diye sormaz bile…
Bilir olmadığını!!! ¦ Bekir Coşkun, Sözcü, (6.11.2015)


Çin değişimi başarıyla sağlar mı?

Bugün birini çevirip dünyanın ne gibi sorunları var diye sorsanız, insanları çoğu size üç sorundan bahsederdi! Birincisi, ABD Merkez Bankası’nın faizleri artırıp, doları değerlendirip, gelişen ülkeleri dışa sermaye çıkarak, zor durumda bırakılması denirdi. İkincisi, gelişen ülkelerin çoklukla emtia satanlarının talebin azalması sonucu durgunluk yaşaması ve paralarının değer kaybı gibi olgular gündeme getirilirdi.

Üçüncüsü ise Çin ekonomisinin yavaşlaması ve emtia satanların en büyük müşterisi Çin’in içine kapanması ve gelişen ülkelerin karşısına global çapta talep zafiyeti çıkması denirdi. Bu olgular özellikle Çin’e yatırım yapanları ve Çin ile iş yapanları oldukça rahatsız etmişti. Ama piyasada en çok önem verilen de Çin’in yavaşlaması ve yapısal değişmesi olgusu. Çin’den kısa vadede gelen mesajlar, geçtiğimiz yaz hisse senedi borsasından çıkış yaşamaları, Merkez Bankası’nın değer kaybeden Çin parası ile mücadele etmek zorunda kalması ve de üçüncü olarak da Çin’in büyümesinin 2009 yılından bu yana en düşük reel büyüme oranına düşmesi oldu. Peki bu olgular sonrası Çin’de neler oldu? Bazıları düşen büyüme oranına bakıp Çin’in daha yüksek oranda büyüme düşüşü yaşamasının kaçınılmaz olduğunu söylüyorlar. Başkaları ise kötümser yorumlara itibar etmemeyi tercih ediyorlar. Hatta olanlar Çin’in uzun dönem için daha güvenilir, cyere daha sağlam basan bir ekonomik yaklaşıma girmekte olduğu anlamına geldiğini savunuyorlar. Hatta genel kanı bundan önceki otuz yılda çok hızlı büyüyenin şimdi yirmi otuz yıl daha yavaş büyümesi beklenilmesi gereken bir olgudur da diyorlar. Ve ekliyorlar: Komünist Parti endişeli olmadığına göre siz de endişelenmeyin!

Çin piyasalarında hızlı çıkış

Ancak ilginç bir karar son günlerde Çin liderleri tarafından gündeme getirildi. Çin liderleri ülkenin önümüzdeki beş yılı için yapılan ekonomik planda Çin’in beş yılda ortalama yüzde 6.5 reel büyüme yaşaması kararını aldılar. Yani 2016-2020 arasındaki reel büyüme ortalaması yüzde 6.5 olacak dendi. Tabii yıllarca borç ile yapılan ihracata dönük üretim artışından sonra ülke içinde tüketici talebinin, gelişmiş ülkelerin çoğunda olduğu gibi, iç tüketim talebi artışı şeklinde oluşması henüz güvenilen bir durum değil.

Yabancı yatırımcılar ise artık Çin’e yatırım yapan yabancıların bu değişiklikler karşında ilk defa önemli uzun vade önlemleri almak durumuna geldiklerini vurguluyorlar. Ama diğer taraftan da bir ülkede orta sınıf geliştikçe ve kuvvetlendikçe ihracattan, hizmet temelli iç tüketime geçmenin normal olduğunu da düşünüyorlar.

Ama son birkaç ayda ekonomik gelişmelerin dalgalı olması Çin hisse senetlerinden yüksek dozda çıkış getirdi. Fakat aslında Çin’in dışındaki tüm gelişen ülkelerin hisse senetlerinden de çıkış yüksek dozda. Ekim ayının son günlerinde gelişen ülkeler hisse senetlerinden toplam 70 milyar dolarlık kadar toplam satış gerçekleşmiş.

Orta gelir tuzağına düşebilir

Tabii ki Çin, Japonya’ya ve Kore’ye göre daha fazla oranda tepeden ve tek elden yönetilen bir ekonomi. İmalat sanayi ve yatırıma dayalı bir ekonomiden hizmet sektörü ve iç tüketime dönmek uzun yıllar alacak bir değişim. Çünkü gelişmiş ülkelerde özel tüketim milli gelirin yüzde 70 kadarıdır ama Çin’de sadece yüzde 38 kadar. Çin OECD ülkelerine benzemek istiyorsa da, özel tüketimi milli gelirin en az yüzde 60 kadarına çıkarması gerek. Bu da borçluluk oranı milli gelirin yüzde 300 kadarı olan bir ülkede zor! Güney Asyalı çeşitli ülkelerden iktisatçıların beş yıllık tahmini Çin’de özel tüketimin sadece yüzde 44 civarına çıkabileceği. Üstelik Çin’deki ortalama tasarruf oranı da yüzde 30 değerinin üstünde.

Bu tartışmanı özeti de Çin’in bir süre sonra orta gelir tuzağının içine düşebileceği, tabii tasarruf ve harcama eğilimlerini dramatik şekilde ve çok kısa zamanda değiştirmezse. ¦ Deniz Gökçe, Akşam, (6.11.2015)
avatar
TRABZON61
.::Otağ Yetkilisi::.


.::Otağ Yetkilisi::.





Yaş Yaş : 34
Cinsiyet Cinsiyet : Erkek
Nerden Nerden : Trabzon
Lakap Lakap : ¤ۣۜ..¤ ¤ۣۜ..¤ ¤ۣۜ..¤ ¤ۣۜ..¤ ¤ۣۜ..¤
Doğum Tarihi Doğum Tarihi : 01/11/84
İletiler: İletiler: : 1325
Üyelik Tarihi Üyelik Tarihi : 12/04/09




Kullanıcı profilini gör http://ilteris.forum.st/

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

default Geri: Neler Oldu 19 Ağustos-12 Kasım 2015 / Prof. Dr. Cihan DURA

Mesaj tarafından TRABZON61 Bir Ptsi 9 Mayıs 2016 - 4:09

Neler Oldu 7-12 Kasım 2015 (BOP, kriz, seçimler, borçlanma, başkanlık, yabancı sermaye, yabancıya toprak, TSK, dış açık, kitap, net hata noksan, cemaat)

7.11.2015
BOP, SURİYE, RTE: “SAPSIZ BALTA”!


Sevgili Erkan Güçiz anlatıyor: “Anadolu’da odun kesen, yaran herkes bilir. Baltanın sapı nemli tutulmazsa ucuna geçirilmiş kesici kısım yerinden sıyrılır, çıkar.

Ve kütüğe doğru tüm gücünüzle baltayı savurduğunuzda o kesici kısmın nereye gideceği, neyi hacamat edeceği bilinmez.

‘SAPSIZ BALTA’ budur..”

Ve ekliyor: “Küresel çete 2007’den beri ‘SAPSIZ BALTA’nın yerine koyacağı maşayı arıyor ve bulamayınca çaresiz ‘sapsız balta’ya geri dönüyor.”

Emperyalizm tıpkı Saddam, Mübarek ve diğer bir çoğu gibi özenle yetiştirip konuşlandırdıklarından bir süre sonra vazgeçer.. ‘Sapsız balta’ya dönüşenler olursa daha da acele eder. Bugün batının çıkarları Türkiye’de ‘istikrarlı bir kaos’u sürdürmekten yana.. Bunun için 2007’den beri ‘kullanım süresi’ geçmiş ‘ne yapacağı belirsiz’ bir iktidardan kurtulup, daha taze ‘maşaları’ iş başına geçirmek niyetindeydiler. Türkiye’deki sözüm ona ‘muhalefet’ ile son 6 aydır hızlanan görüşmeler bunun bariz örnekleridir.

Emirgan’da Amerikalı diplomatlar (emir taşıyıcılar) ile Abdullah Gül, Ali Babacan, CHP’li Şafak Pavey ve daha kimbilir kimler kimlerin buluşmaları basına yansıdı.. ‘Milliyetçi’ bilinen birilerinin de hem Amerikalılarla hem AKP kanadıyla görüştüklerine dair haberler de basında sızıntılar arasındaydı..

CIA’nin Türkçe’yi iyi konuşan uzmanlarından Henri Barkey seçimden sonra ilk değerlendirmesinde Amerika’nın düşüncelerini özetledi. ‘Seçim sonucunu belirleyen PKK saldırıları oldu.. AKP birincil olarak son aylardaki terör saldırılarından dolayı bu sonucu aldı.’

“Sandıktan seçmenin istikrar mesajı çıktı, Davutoğlu ile Erdoğan hariç herkes kaybetti. MHP mesajı olmayan bir partiydi, kaybetti. HDP yeniden çatışma sürecini başlatan PKK yüzünden kaybetti. CHP 6 ayda sadece 100 bin oy arttırabildi, fırsatı kullanamayan bir parti.. O da kaybetti. Cemaat de kaybetti, siyasete girmeye hazırlanan Abdullah Gül de kaybetti.”

Seçim sonrası Amerika’dan yükselen sesler ‘Sapsız balta’ ile devam etmek durumundayız’ diyor. Barkey, ABD Türkiye arasında ‘gerilen ilişkiler’den sözediyor ve baltaya sapın takılmasının aciliyetini vurguluyor:

Barkey’in yazısı Amerika’nın Sesi! Seçim sonrası Türkiye değerlendirmesini ‘Erdoğan yükseliyor’ başlıklı yazısından okuyalım:

“Amerika her zaman statüko ile hareket etmeyi tercih eder. AMA an itibariyle ittifak halinde olduğu NATO üyesi Türkiye ile 3 konuda karşı karşıya..

Birinci konu: Erdoğan’ın, AKP’nin ve yüzde 70’ine hakim olduğu basın yayın organları ve sosyal medyanın kullandığı Amerikan karşıtı dil, ABD’yi rahatsız ediyor.

İkinci konu: Hükümetin her alanda kişi ve kurumlara, cumhurbaşkanını eleştiren her alana uyguladığı baskı. Bu baskının artması durumunda ABD’nin Türkiye ile ikili ilişkileri gölgelenecektir.

Üçüncü ve en önemli konu: Suriye meselesidir. Türkiye ile ABD’nin Suriye’deki hedefleri senkronize değildir. Türkiye Esad rejimini ve Suriyeli Kürtlerin PYD sayesinde kazandıklarını yoketmeyi hedefine koymuştur.. Ki PYD, IŞİD’e karşı savaşan en önemli gruptur. Amerika ise tam tersine IŞİD’in yokedilmesi hedefine kilitlenmiştir. Esad’ın gitmesi ikincil sıradadır. Ve PYD ile müttefiktir. Bu ilişki PYD’yi PKK’nın uzantısı olarak gören Türkleri rahatsız etmiştir. Ancak Haziran ayında ABD, Ankara’dan Güneydoğudaki 4 hava üssünü IŞİD’e karşı kullanma izni almıştır.. Bu iznin bu kadar gecikme sebebi, Türkiye’nin ABD PYD ilişkisini ABD PKK ilişkisi olarak görmesindendir. Bu endişede haksız değillerdir. Çünkü Suriye’de PYD içinde savaşan birçok gerilla PKK üyesidir: Türkler ayrıca, ABD ile işbirliği yapan Suriyeli Kürtlerin Esad sonrası kendi özerk bölgelerine kavuşacaklarından da endişelidirler. Bu Türklere Irak’ın kuzeyinde kurulan Kürdistan Bölgesel Hükümetini hatırlamaktadır.
Amerikan planları için üsler had safhada önemlidir. … Washington bu üsler sayesinde 50 özel harekat birliğini Suriye’de konuşlandırmış ve tüm faaliyetleri kolaylaşmıştır….”

Bütün bu uzun CIA yazısının özeti mi:

1. AKP, Her ne kadar Pyd’den Pkk’dan rahatsız havasındaysa da “Seçim kazanmış olmanın verdiği rehavet içinde, PKK ile ‘barış süreci’ni yeniden başlatacaktır.” Çünkü ABD borç içindeki Ankara’ya bunu dayatacaktır.

2. Ekonomide koşullar Ankara için tarihin en zorlayıcı sınırına dayanacaktır.

3. Toplumdaki kutuplaşma ve kavga bugüne kadar görülmemiş en üst seviyeye çıkacaktır

4. İkisi de ABD yapımı olan, Işid bir yandan, PKK öbür yandan sıkıştıracak, terör artacaktır.
Sapsız balta mı? Ya fırlayıp gittiği yerde kalıp paslanacak, yerini daha güvenilir bir alete mesela bir maşaya bırakacak ya da yeniden sapın üzerine oturtulacaktır.

Biz mi? Türk milleti tarihte defalarca yaptığı gibi, Ölüm ile sıtma arasına itildiğinde bir süre bekleyecek, ‘istikrar’ diyecek, kafasını eğecek, çıkarına bakacak, iaşe ve ibadesini önceleyecektir ama o an gelince ‘gereğini’ yapacak, yapmak zorunda kalacaktır. ¦ Banu Avar, Güncel Meydan, (7.11.2015)

KRİZ, EKONOMİ: MOODY’S YİNE ‘TÜRKİYE’ DEDİ

Moody’S’ten yapılan açıklamada, “Türkiye dış kırılganlıklara büyük ölçüde açık; cari açığı yüksek, cari açığın finansmanı endişe kaynağı, döviz rezervleri yeterli değil” denildi.

Moody’S’ten yapılan açıklamada, “Türkiye dış kırılganlıklara büyük ölçüde açık; cari açığı yüksek, cari açığın finansmanı endişe kaynağı, döviz rezervleri yeterli değil” denildi. Açıklamada öne çıkan başlıklar şöyle:

- Türkiye dış kırılganlıklara büyük ölçüde açık; cari açık yüksek, cari açığın finansmanı endişe kaynağı, döviz rezervleri yeterli değil.
- Türkiye’nin cari açığı daraldı ancak yüksek; düşük enerji fiyatları daralmayı destekliyor.
- Cari açığın finansmanı dış borç ve portföy yatırımlarına dayanıyor.
- Türkiye’nin döviz rezervleri finansman gereksinimiyle karşılaştırıldığında görece düşük.
- Toplam dış borçtaki artış devletten ziyade özel sektörden kaynaklanıyor.
- Türkiye’nin ekonomi politikaları sonuçsuz kalan (Haziran) seçimden dolayı gecikti, ancak kamu maliyesi yeterli.
- Fed’in para politikasını sıkılaştırması kura yapacağı etki ve artan riskten kaçınma üzerinden Türkiye ve diğer gelişen ülkelere yansıyabilir.
- Finans piyasalarındaki oynaklık karşısında en kırılgan gelişen ülke Türkiye, ancak Brezilya da tam olarak korunamıyor.
- Dış borç yaratan akımlara bağımlılık geçen yıllarda belirgin ölçüde azaldı, ancak beş gelişen ülke arasında en çok Türkiye bağımlı. ¦ Aydınlık, (7.11.2015)

8.11.2015
EĞİTİM, SİYASAL İSLAM: OKULDA 'YAĞMUR DUASI' EĞİTİMİ


Değerler Eğitimi Yıllık Planı'nda ‘Dua ve ibadet’ konusunda öğrencilere ‘yağmur duası’ üzerinden dua etmenin önemi anlatılacak.

Orta okul ve liselerde verilecek Değerler Eğitimi derslerinin detayları ortaya çıktı. Değerler Eğitimi seminerleri eğitim ve öğretim yılına yayılacak. Değerler Eğitimi’nin en çarpıcı konu başlığı ‘dua ve ibadet’ oldu.

Toplumsal yaşamda sevgi, saygı gibi kavramların eksildiği gerekçesiyle çalışmaları başlatılan Değerler Eğitimi için geçen yıl temmuz ayında İslamcı Hizmet Vakfı ile protokol imzalandı. Milli Eğitim Bakanlığı bürokratları protokol sonrası gelen eleştirilere Değerler Eğitimi’nin İslamcı bir içeriğe sahip olmayacağını savundu. Ancak 39 sayfadan oluşan, ‘dua ve ibadet’, ‘iktisat ve şükür’ gibi 9 konu başlığından oluşan Değerler Eğitimi Yıllık Planı 15 Ekim’de okullara gönderildi. ‘Dua ve ibadet’ başlığı altında ortaokul ve lise öğrencilerine ‘yağmur duası’ üzerinden dua etmenin anlamı ve önemi anlatılıyor. Yağmur duası edildiğinde yağmurun yağmayabileceği, bunun yaratıcının takdirine bırakılması gerektiği ifade ediliyor.

“Allah’a bırakmalı”

Değerler Eğitimi Yıllık Planı ‘Dua ve ibadet’ başlığı altında yer alan ifadeler şu şekilde: İbadetlerin belirli vakitleri olduğu gibi bazı duaların da özel vakitleri vardır. Güneşin batması, akşam namazının vakti olduğu gibi. Yağmursuzluk da yağmur duasının vaktidir. Dua vakti geldiği için yapılmalı, yağmurun yağıp yağmamasına bakılmamalıdır. Yani sonucu Allah’a bırakmalı, takdir edilene razı olunmalıdır. (tedavi şeklini doktora bırakmak gibi) Dua sadece ‘el açıp bir şey istemek’ değildir. İstediğimiz şeyi elde etmek için gayret sarf etmek ve çalışmaktır. Bu çalışmak da ayrıca ibadettir.

Eğitim Sen: Ötekileştirici anlayış kabul edilemez

Eğitim Sen Erzincan Şube Başkanı Kemal Irmak ise Değerler Eğitimi Yıllık Planı’nın kendi okullarına da ulaştığını belirterek ‘değerler eğitimi’nin tek bir dinin tek mezhebinin değerleri doğrultusunda şekillendiğini ifade etti. Toplumun bu şekilde kutuplaştırıldığını anlatan Irmak, “Laiklikten, seküler yaşamdan yana olanlar hiçleştiriliyor. Yıllık planda adalet, iktisat, ibadet gibi kavramlar İslam’ın Sünni değerleriyle açıklanıyor. Bu inancın dışında kalanlar ötekileştiriliyor” dedi. Irmak, “Hizmet Vakfı aynı şekilde Sünni inancını yaymaya çalışıyor. O zaman Erzincan’da yaşayan Aleviler haklı olarak ‘Pir Sultan Abdal Kültür Derneği niye yok sayılıyor’ sorusunu gündeme getiriyor. Bizim bu ötekileştirmeyi, ayrıştırmayı kabul etmemiz mümkün değil. Öğrencilerimize bu şekilde öğretilmesinin sağlanmasını da istemeyiz”ifadelerini kullandı. ¦ Karşı gazete, (8.11.2015)

SEÇİMLER, TERÖR: AKP'NİN OYU NEDEN YÜKSELDİ?

Prof. Dr. Vamık Volkan, Ankara katliamı için yapılan “Türkiye’nin 11 Eylül’ü” yorumlarına katılıyor.

AKP’nin bu katliamın ardından gerçekleştirilen 1 Kasım seçimlerinden zaferle çıkmasını da “11 Eylül sendromu”na bağlıyor. Volkan, “Amerika’da 11 Eylül saldırılarından sonra bir günde Bush’un desteği yüzde 80-90’lara çıktı. Büyük trajedilerden sonra halkta yas tutamama psikolojisi gelişir. Kendinin de ölebileceğini düşünme, kuvvetli birisini arama. Türkiye’de muazzam bir korku var, buna karşı emniyet psikolojisi gelişti” görüşünü dile getiriyor.

Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden mezun olan Prof. Dr. Vamık Volkan, 45 yıl Virginia Üniversitesi’nde ders verdi. Çatışmalı bölgelerdeki çalışmaları nedeniyle Nobel Barış Ödülü’ne aday gösterilen Volkan, bir süre önce “Psikoanalizin Nobel’i” olarak anılan “Mary Sigourney Psikanaliz Ödülü”nü kazandı.

* İki büyük katliamın ardından, 5 ayda seçmen tercihinin bu kadar değişmesini siz nasıl “teşhis” edersiniz?

Çok büyük trajediler oldu. Öyle bir durumda halk bilinç dışından hemen bunları durdurmak için bir yol arıyor. Ankara’nın ortasında 102 kişi ölüyor, bu insanları korkuttu. Burada,Türkiye’de olanı Amerika’daki 11 Eylül saldırılarına benzettiler. Çok doğru. Öyle durumlarda halkta yas tutamama psikolojisi gelişir. Kendinin de ölebileceğini düşünme, kuvvetli birisini arama.11 Eylül’den sonra Bush’un destekçilerinin, himayesine girmek isteyenlerin oranı yüzde 80- 90’a çıkmıştı bir günde. Hürmetli anne, baba gibi herkesi kucaklayan biri ortaya çıksaydı, partiler biraraya gelebilseydi başka bir Türkiye olacaktı. O olmayınca emniyet psikolojisi ortaya çıkıyor, kuvvetli birisi aranıyor. Önemli olan şimdi ne yapılacağı. Hani bir düşman görünürse, nerede olduğu belli olursa bu düşmanın kuvveti azalıyor. Görünmez düşmanın kuvveti daha fazla oluyor.

* Kim bu düşman? Nasıl görünür kılınacak?

Türkiye’de on senelerden beri aklımızın almayacağı kadar büyük bir kimlik değişimi, dönüşümü oldu. Benim gibi dışarıda yaşayan Türkler, bu değişimi görüyoruz. Orada yaşayanlar görmüyor. Yavaş yavaş, sinsi sinsi, sonra açık açık bu değişiklik oldu. Bunun bir nedeni vardı. Dünyada Sovyetler-Batı dünyası vardı. Bu bitince “şimdi biz kimiz” psikolojisi gelişti. Böyle bir durum olduğu zaman çok defa tarihe, eskiye döneriz. Eskiden bize uygun olan, şeref veren şeylere. Bizde de aynı şey oldu. Osmanlı büyüklüğünü, eskiden bize şeref veren şeyleri arama. Atatürk gibi ileriye gidip yeni şeyler getirenler çok az.

* Kutuplaşma, ruhsal bölünmüşlük giderek keskinleşiyor. Nasıl aşılacak?

Neler oluyor ki, aramızda bu kadar bölünme oluyor? Kimlik psikolojisi oldu. Dünya yeni bir medeniyete giriyor, küreselleşme var, göçmenler var, bütün dünya karmaşa içinde. Biz onlar kadar fena olmasak bile ruhi bakımdan parçalanma oldu. Eskiyi, yeniyi bir araya getireceğimize eskiyi yeniyi ayırdık. Türklerle Kürtler beraber yürüyeceğine onları ayırdık. Türkiye’de geriye dönüş mağduriyet hissi ortaya çıkarmakla yapıldı. Mağduriyet psikolojisi büyüyünce halk içinde büyük bir bölünme oldu. Halk emniyet istiyor.

* 1 Kasım’dan sonra “kaybedenler” büyük hayal kırıklığı içinde. Bu umutsuzluk halinden çıkış yolu var mı?

Türkiye’de muazzam bir korku var. Görünmeyen düşman, halk içinde korku yaratıyor. Düşman göründüğü zaman iş kolaylaşacak. Türkiye’de bu psikolojik süreci görürsek, içimiz daha da rahatlar.

‘Ya general oluyorum, ya CIA!’

* 2009’da dönemin Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’le görüşmüştünüz. O zamandan beri Türkiye’de çalışmanız oldu mu?

2009’dan beri çalışmadım. Kürtlerle Türkler arasındaki konu için gelmiştim. Önemli bir şeyler bulmuştuk. O çalışmalar benim istediğim gibi sonuçlanmadı. 9 ülkeye gittim geldim son üç ay içinde. Her taraftan çağırıyorlar, Türkiye’den olmuyor. Çünkü bölünme olduğu için ya “dört yıldızlı” general oluyorum, ya annem Ermeni oluyor, ya ben CIA oluyorum!

* Başkanlık sistemi tartışmaları yeniden gündemde. ABD’den bakınca, bu konuda nasıl bir değerlendirme yaparsınız?

Sistem başka, sistemi uygulamak başka. Amerika’da başkanlık sistemi var ama katiyen kanundan bir damla dışarı çıkamazsınız. Demokrasiyi koruyan bir sistemin geliştirilmesi gerekir. ¦Türey Köse, Cumhuriyet, (8.11.2015)

BORÇLANMA, HALK: GERİ ÖDENEMEYEN TÜKETİCİ KREDİLERİNİN TUTARI;44,8 MİLYAR LİRA

Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu, bankacılık sektörünün 2015 üçüncü çeyreğine ait rakamlarını açıkladı.

Buna göre; geçtiğimiz yılın üçüncü çeyreği itibarıyla 35,7 milyar lira olan bankaların takibe düşen alacaklarının tutarı, bu yılın aynı döneminde 44,8 milyar liraya ulaştı.

Bu rakam, yüzde 25,5'lik bir artışa işaret etti. Aynı dönemde toplam nakdi krediler ise; yüzde 24,8 arttı.

Tüketim malları başta olmak üzere tüm ihtiyaç alanında yaşanan fiyat artışının ücretlerdeki artıştan daha fazla olması, vatandaşın hayat standartlarını aşağıya çekti.

Yaşam standardı düşen vatandaşlar, ücretlerinin ilerleyen zamanda artacağını umarak standartlarını koruyabilmek için bankalardan kredi çekme yoluna başvurdu. Ancak, ücretlerdeki artış beklenen seviyelerde gerçekleşmeyince kredilerin geri ödemeleri aksamaya başladı.

İş dünyasında da benzer gelişmeler yaşandı

Bu gelişmeler, bankaların takibe düşen kredilerinde ciddi artışlar yaşanmasına neden oldu.

Takipteki krediler, bu yılın üçüncü çeyreği itibarıyla geçen yılın aynı dönemine kıyasla 9,1 milyar lira artarak 44,8 milyar liraya ulaştı.

Rakamlara göre takibe düşen krediler sadece Hatay ve yurtdışında azaldı. Buna göre; geçen yılın üçüncü çeyreği itibarıyla 527,7 milyon lira olan Hatay'ın takipteki kredileri bu yılın aynı döneminde 515,7 milyon liraya geriledi. Gerilemenin yaşandığı bir diğer kesim ise yurtdışı oldu. Yurtdışındaki takipteki krediler tutarı bir yılda 12,2 milyon lira azalarak 39,2 milyon liraya geriledi. Bu gerileme yüzde 3 olarak istatistiklere yansıdı.

Zaman'ın haberine göre; takibe düşen kredilerin en çok arttığı iller alt alta sıralanıp bakıldığında ise göze çarpan ilk il Kilis oldu. Bu ildeki batık kredi tutarı son bir yılda 8,6 milyon lira arttı. Böylece yüzde 68,1 artan takipteki kredi tutarı, 21,1 milyon liraya ulaşmış oldu. Takipteki kredilerin en çok arttığı diğer iller arasında üst sıralarda yüzde 45,7 ile Kocaeli, yüzde 46 ile Mersin, yüzde 67,4 ile Siirt, yüzde 41,7 ile Kahramanmaraş yer aldı.

İl il hazırlanan kredi, takipteki kredi ve gayri nakdi krediler tablosuna bakıldığında ilginç bir tablo ortaya çıktı

Türkiye'deki 81 ilin ve yurtdışı kredilerin bulunduğu listedeki hiçbir ilde kredilerde azalma meydana gelmedi.

Toplam nakdi kredi miktarının en az arttığı il ise; yüzde 0,9 ile Zonguldak oldu. Bu ildeki toplam nakdi kredi miktarı 46,4 milyon lira artarak 5,2 milyar liranın üzerine çıktı.

Toplam nakdi kredilerdeki artışların son bir yılda en çok yaşandığı iller arasında Denizli ve Erzurum en çok dikkat çeken iki il oldu. Denizli'deki toplam nakdi kredi tutarı yüzde 38 artarak 23,3 milyar liraya ulaştı. Erzurum'daki artış ise yüzde 40'ın üzerine çıktı. Yüzde 40,7 artan Erzurum'un toplam nakdi kredi tutarı 6,6 milyar lirayı aştı. ¦Reel Piyasalar, (8.11.2015)

9.11.2015
BAŞKANLIK SİSTEMİ TÜRKİYE’Yİ BÖLER


"Türkiye Anayasa’da da belirtildiği şekilde üniter bir devlettir. Parlamenter sistemdeki aksaklıklarına rağmen yönetim şekli ve ülkemize en yakışan, kuvvetler ayrılığına duyarlı, genelde başarıyla yürüyen bir rejime sahiptir."

Türkiye Anayasa’da da belirtildiği şekilde üniter bir devlettir. Parlamenter sistemdeki aksaklıklarına rağmen yönetim şekli ve ülkemize en yakışan, kuvvetler ayrılığına duyarlı, genelde başarıyla yürüyen bir rejime sahiptir. “Cumhuriyet, parlamenter sistem bağımsızlık vasfı vazgeçilmez olan Türk Ulusuna en uygun yönetim şeklidir.”
Yeni düzenlenmesi planlanan anayasada amaçlanan aksaklıklarına rağmen parlamenter yönetimden, sistemden vazgeçip, özerklik; yani federasyon amaçlanmaktadır. Bunu “bölünme” olarak da değerlendirebiliriz. Üniter devlet yapımız, bize ithal edilmeye çalışan rejimle tamamen zıttır.
“Başkanlık Sistemi” ile, “federatif devletlerden oluşan, birlik-bütünlükten uzaklaşmış bir yönetim amaçlanmaktadır.” Federasyon yönetimine geçiş Anayasa’da değiştirilemez hükümler/maddeler arasında olmasına rağmen devletin idari şeklinin değiştirilmesi “Yeni Türkiye” adı altında gündeme getirilmiştir.
“Yeni Türkiye” diye sunulan şey özetle;
Türklük kimliğinden vazgeçilmiş, içerisinde Türklük kavramı bulunmayan bir anayasa değişikliği düşünülmektedir. Şunu da belirtmek gerekir ki bu mevcut yönetim şekliyle artık milli/üniter bir devletten söz etmekten artık söz edilemez. Milli duruşunu, milli kimliğini kendi aldığı karar ile terk eden bir ülke dünyada görülmüş değildir. Türk halkı yok sayılarak Türklük unutturulmaya çalışılmakta... Anayasa, “Türkiye’yi kuran herkesi etnik kökenine bakmaksızın, birleştirici şekilde Türk halkı” olarak nitelemiştir. Ne yazık ki yeni anayasada halkımızın bu önemli kimliğimizden uzaklaştırılmak amaçlanmaktadır.
12 Haziran 2011 senesinde genel seçimlerden sonra hükümet “ABD’deki gibi başkanlık ve iki partili sistemden yana olduğunu” referandum ile bunu gerçekleştireceğini daha o zamanlar söylemişti. Ama halkımız o zamanlar bu açıklamanın ne manaya geldiğini, henüz kavrayamamıştı.
Şunu unutmamalıyız ki;
Başkanlık Sistemi’ni ilk ortaya atan ve savunan Abdullah Öcalan’dır. Özerklik/bağımsızlık istemenin, “Büyük İsrail”in kurulmasında ulaşabilecek kısa yolun federasyon sistemi olduğunu ve bu yolun Başkanlık Sistemi’nden geçtiğini bilmemiz gerekir. Başkanlık Sistemi/rejiminin, Büyük Ortadoğu Projesi’nin bir ayağı olduğu unutulmamalıdır.
Ortadoğu ülkeleri, bir tür “Başkanlık Sistemi” olan feodal sistemlerle yönetilmektedir. Bu ülkelerde siyasi huzursuzluk, herkesçe bilinmektedir. Feodal sistemdeki boşluklar neticesi can ve mal güvenliğinin olmadığı ve İsrail’in güvende olduğu kaos ortamı hakimdir.
ABD ve İsrail kesinlikle bölgesinde ve dünyada üniter devletlerin varlığını istemez.
Unutmamalıyız ki, izleyeceğimiz milli politikalar tek kurtuluşumuzdur. ¦ Yakup Musa, Aydınlık, (9.11.2015)

YABANCI SERMAYE: DİGİTURK RESMEN KATARLILARA SATILDI

Rekabet Kurulu, Digiturk’ün yüzde 100’ünün beIN Media Group’a satışını onayladı. Rekabet Kurulu’ndan yapılan açıklamada, “DP Acquisitions B.V.’nin hisselerinin tamamının beIN Media Group LLC. tarafından devralınması işlemine izin verildi” ifadesine yer verildi.

Digiturk,Süper Lig maçlarını 2016-2017 futbol sezonu sonuna kadar yayınlamaya devam edecek.

Katarlı medya şirketi beIN Media Group, Çukurova Grubu’nun Mayıs 2013 tarihinden itibaren Türkiye Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu’nda (TMSF) bulunan Digiturk’teki ortaklığına ilişkin yönetim haklarını satın almıştı.

Digiturk, son günlerde muhalif kanallara sansür ile tartışılmıştı. ¦ Taraf, (9.11.2015)

YABANCIYA TOPRAK: YABANCIYA EMLAK SATIŞI ARTACAK

Emlakta umut yabancılarda. Başta Arap ülkeleri olmak üzere yabancıya mülk satışının 2016’da %20 artması bekleniyor.

Emlak sektörünün önde gelen isimleri, yabancı yatırımlarla 2015'in geri kalanının olumlu geçeceğini ve 2016'da satışların yüzde 15-20 oranında artacağını tahmin ediyor. CNR Emlak 2015'te bir araya gelen emlak ve müteahhitlik şirketlerinin temsilcileri yabancıya satışlardan umutlu.

Fuarda müşterilerine yatırım alanlarını anlatan, yönlendirmelerde bulunan Anka Invest'in ortaklarından Osman Soysal, seçimlerin ardından yabancılara satışın artacağını vurguladı. Soysal, "2016 itibariyle artışlar olacaktır. Artışlar 2010, 2011 ve 2012'de olduğu gibi aynı istatistikle devam edecektir. Yani yüzde 15-20 artışlar devam edecektir" dedi.

Satışların yüzde 70'i yabancılara[/b]

Buvan Yatırım'ın Yönetim Kurulu Başkanı Hakan Buvan da konut ile arsalara yabancı ilgisinin giderek arttığına işaret etti. Ayrıca emlak danışmanlık hizmetleri veren Türkiye Gayrimenkul Platformu'nun ortaklarından olan Buvan, "Bizim satışlarımızın yüzde 60-70'ine denk geliyor yabancılara satışlarımız. Yani yüzde 25-30 oranında yabancı tarafında etki olacak satışlara. 2016'dan sektör adına umutluyuz" şeklinde konuştu. ¦ BUĞRA KARDAN, Meydan, (9.11.2015)

10.11.2015
BOP: TSK, ABD'YE GÜVENMİYOR


‘Türk ordusu yeniden söz sahibi olmaya başladı. Bunun bir sebebi sahte Ergenekon ve Balyoz davalarının çökmüş olmasıdır, diğer bir sebebi ise TSK’ya yeniden ihtiyaç duyulmasıdır. Özellikle de Suriye krizinde... Ama TSK, Washington ile ilişkisinde hâlâ çok temkinli, etkin adımlardan kaçınıyor’

‘60 yıllık ittifak bittiğini düşünüyorum. Amerika, Türkiye’ye karşı şüphe dolu ve kendini koruyan bir yaklaşım benimsemeli. TSK ile ilişkiler, Kore’de uzun zaman önce başlayan coşkulu ruhtan yoksun olacak, iş odaklı bir seyir izleyecektir’

‘Obama Yönetimi, Erdoğan’ı ilerlemesi ve sürtüşmeleri hafifletmesi için seçim sonuçlarını kullanma konusunda teşvik ediyor. Washington’da varılan görüş birliğine göre, bu seçimlerin ardından Türkiye’deki siyasi durumun çözüme kavuşması, Türkiye ile Amerika arasındaki ilişkilerde yeni bir başlangıç için temel oluşturabilir

1 Kasım genel seçimleri, Washington yönetiminin Türkiye’yle olan ilişkisinde konumunu yeniden gözden geçirmesine neden oldu. Tabii ABD, Ortadoğu’daki planlarında da buna göre ayarlamalar yapıyor. Aydınlık gazetesi olarak tüm bu gelişmeleri “içeriden” öğrenebilmek için, Amerika’nın değişik kanatlarına mensup uzmanlarla bir dizi söyleşi yaptık. Böylece ABD’de yaşanan fikir ayrılıklarını ve değişik görüşleri yansıtmaya ve Türkiye’yle ilişkilerde hangi adımların planlandığını ortaya çıkarmaya çalışacağız.

Dr. Daniel Pipes, kendisini ABD muhafazakâr kanadına bağlı olarak tanımlayan bir Ortadoğu ve Türkiye uzmanı. Amerikan dış politikalarının belirlendiği Dış İlişkiler Konseyi(CFR) kıdemli üyesi. ABD Dışişleri’nin ‘gayrı-resmi’ danışmanı, Ortadoğu Forumu(MEF) kurucu başkanı. Sözleri doğrudan Washington yönetiminin benimsediği politikaları yansıtmasa da, Türkiye ile ilgili eğilimleri “içeriden” biliyor. İfadeleri, ABD başkenti çevresinde yüksek sesle dillendirilen fikirleri öğrenmek açısından dikkate değer. Özellikle de 4 Kasım 2014 tarihli ABD ara seçimlerinde muhafazakâr kanadın, Kongre’nin iki kanadında da çoğunluğu elde etmesi ve Obama’nın yalnızlaşmasına bakılınca, Pipes’ın değerlendirmeleri daha da önem kazanıyor... Dr. Pipes, Amerikan Yahudi lobisine yakınlığı ile de tanınıyor ve ideolojik olarak her türlü İslamcı harekete karşı. … ¦Aydınlık, (10.11.2015)

EKONOMİ, BORÇLANMA, DIŞ AÇIK, KRİZ: BU DEFA TEĞET GEÇMEZ

Amerikan Merkez Bankası’nın Aralık ayında faiz artırma olasılığı çoğaldı.

Niye çoğaldı?

Çoğaldı, çünkü işsizlik hızla geriledi. Ve Amerikan işsizlik oranı yüzde 5’e düştü. Bu düzey işsizliğin tam istihdam sayıldığını söylemek herhâlde yanlış olmaz.

KÜRESEL BORÇ TOPLAMI 199 TRİLYON DOLAR OLDU, BÖYLECE DÜNYA HÂSILASININ 2,5 KATINA ULAŞTI

Gelelim Amerikan Merkez Bankası’nın faiz artırması hâlinde neler olacağına…

Şunlar olacak; Birleşmiş Milletler’den Richard Kozul-Wright “What To Do About Debt” başlıklı makalesinde belirttiğine göre, küresel borç toplamı 2008’de Lehman Brothers’ın batışının ardından 58 trilyon dolar artarak 199 trilyon dolara ulaştı. Bu borç tutarı dünya yıllık hâsılasının 2,5 katına denk geliyor. Amerikan faizleri arttığında işte bu borcun özellikle gelişmekte olan ülkelere düşen kısmı ödenemeyecek. Çünkü yüksek borçlu ülkeler Ukrayna, Yunanistan, Gana, Puerto Rico ve diğer gelişmekte olan ülkelerin borçları sürdürülemez durumda. Böylece yaşanacak yüksek oranlı devalüasyonlar ekonomileri küçültecek. Pek çok ülke IMF ya da diğer kuruluşlardan büyük tutarlarda yardım istemek zorunda kalacaklar.

DIŞ BORÇ YÜKÜ YÜZDE 43,7’DEN, YÜZDE 57,4’ E YÜKSELDİ

Gelelim Türkiye’ye…

Türkiye de yüksek borçlu ülkeler arasına giriyor artık. Çünkü Türkiye’nin dış borcu bu yılın ilk yarı sonu itibariyle 405 milyar dolara ulaştı. Ve dış borcun milli gelire oranı 2013 yılında yüzde 43,7 düzeyindeyken 2015 yılında yüzde 57,4’e yükseldi. İşte bu nedenle dış borç yükü hızla artıp riskli hâle geldi.

Bu arada Türkiye’nin cari açık riski de çoğaldı. Çünkü AKP’nin ekonomi yönetimi cari açığı düşüreceğim derken cari açığı daha riskli hâle getirdi.

CARİ AÇIĞIN MİLLİ GELİRE ORANI YÜZDE 5,8’DEN YÜZDE 6’YA YÜKSELDİ

Nasıl mı oldu?

Hemen cevaplayalım, şöyle oldu; AKP’nin ekonomi yöneticileri ellerine tutuşturulan rapora göre cari açığı toplam talebi azaltarak küçülteceklerini düşündüler. Tabii toplam talep azalınca bu defa ekonomi küçüldü. Ama cari açık hızla düşmedi. Dolayısıyla cari açığın milli gelire oranı yüzde 5,8 düzeyindeyken bu defa yüzde 6’ya yükseldi. Ve daha riskli hâle geldi. Hâlbuki cari açık ekonomiyi küçülerek değil büyüterek kapatılmalıydı. Yani lüks konut, lüks AVM, lüks otomobil yerine kaynaklar imalat sanayiine ve tarıma aktarılarak dış ticarete konu mal üretimi çoğaltılmalıydı. Böyle olmayınca bu defa cari açık riski çoğaldı. İşte Aralık ayında Amerikan faizi artarsa Türkiye ekonomisi yüksek dış borçlu diğer gelişmekte olan ülkelerle birlikte zora girebilir.

Bazıları Türkiye’nin Amerikan faiz artışını satın aldığını ileri sürüyorlar. Bu söylem doğru değil. Bunun doğru olmadığını son birkaç gün içinde gördük. Türk parası seçim sonrası değerlendi. Ama tek bir haberle tekrar seçim öncesine döndü. Çünkü artık bir cepten diğer cebe krediler de kurtarıcı olamıyor.

O hâlde Türkiye, lüks AVM, lüks konut, lüks otomobile dayalı büyüme modelini terk edip, imalat sanayii ve tarıma dayalı yeni bir büyüme modeline geçmeden cari açığını kapatmaz. Zaten mevcut model duvara çarptı, direnmekte fayda yok. Dolayısıyla cari açığın milli gelire oranı yüzde 6, dış borçların milli gelire oranı yüzde 57,5 olan ülkenin iç ve dış şoklarda büyük hasar alacağını söylemek herhâlde hatalı olmaz.

Anlayacağınız mevcut koşullarda Amerikan dalgası bu defa teğet geçmez. ¦Süleyman Yaşar, Taraf, (10.11.2015)

11.11.2015
KİTAP DÜNYASI: YAZARLARDAN YAYINEVİNE AĞIR SUÇLAMA


İkinci Adam Yayınları’ndan kitap çıkartan bir grup yazar, baskı adedi, dağıtım ve kaliteli editörlük gibi sözleşmede yer alan taahhütlerin yerine getirilmediğini öne sürdü. Yayınevi ise bu iddiaları reddetti.

Tarık Tekgözli

Son beş yıldır Türkiye farklı bir yayıncılık türüyle tanıştı. İsmine “Destekli Yayıncılık” denilen ve yazarın ücret ödeyerek kitabını yayınlayabildiği bu sistemde faaliyet gösteren İkinci Adam Yayınları’ndan kitap çıkartan bir grup yazar, baskı adedi, fuar, dağıtım, kaliteli editörlük, reklam, düzenli dergi yayıncılığı gibi sözleşmede yer alan taahhütlerin yerine getirilmediğini iddia ederek yayınevi sahibi Alp Arıcan hakkında dava açtı.

Aydınlık’a konuşan Şevki Atik, imzasının taklit edilerek kitabın ikinci baskısının kendisine haber verilmeden yapıldığını ileri sürdü. Bakanlıktan aldığı belgelerdeki imzanın kendisine ait olmadığını ve bu nedenle suç duyurusu yaptığını söyledi. Atik, “Kitap basımında da birçok hata vardı ve satılan kitapların telif ücretini alamadım” ifadelerini kullandı.
Sözleşmede 10 hüküm varsa 5-6 tanesine uyulmadığını öne süren yazarlardan Arif Taner Tuzcu da, “1000 adet kitap basılacaktı. Ancak internet üzerinden sipariş verenlere kitap 45-50 gün süre içinde ulaşıyordu. Kitapların azar azar basıldığından kuşkulandım. 500 kitap kendime istemiştim. Gönderilmedi. Kitap fuarı sözü verildi, yerine getirilmedi. Dergi yayıncılığı sözü verildi, yapılmadı” dedi. Aynı şikayetleri sıralayan Aytekin Mehmet Aslan da “Çevrem rahat ulaşsın diye Kayseri’deki bir kitabevine kitabımdan 50 tane getirtmek istedim. Ama bu kitap bir türlü bana gelmedi. Yayınevini defalarca kez aradım ama beni oyaladılar” şeklinde konuştu.

‘KİTABIM BASILMADI MI?’

Ankara, İstanbul, İzmir ve Edirne’den kitabını sipariş eden okurlara kitabın ulaştırılmadığı bilgisine ulaştıklarını söyleyen Aslan, “Buradan yola çıkarak ‘Acaba kitap basılmadı mı?’ diye düşündük. Avukat, basıldığına dair matbaa faturası, depo kayıtları gibi pek çok belgeyi istedi. 1 hafta içerisinde vermesi gerekiyordu ama yayınevi vermedi” dedi. Daha sonra 2 bin tane kitabın apar topar basılarak kendisine ulaştırıldığını belirten Aslan, “Ancak baskılar çok kötüydü. Sanki fotokopi makinesinde çoğaltılmış gibiydi” ifadelerini kullandı.
Mağdur yazarlardan Serdar Tütün de kitabına aylar sonra ulaşanlardan. Tütün, “Sözleşme tarihinden aylar sonra kitabımı teslim aldım. Yayınevi sahibi ile iletişim kuramadım. Kendisine ihtarname çektim. Belge ve faturaları istedim. Bunları da göndermedi. Kitabımın ne kadar basılıp, ne kadar satıldığına dair 3 yıldır bana ulaşmış hiçbir belge, bilgi olmadı” dedi. İbrahim Bilginoğlu da mağdur edilen yazarlardan. Bilginoğlu, “Ben ücret karşılığında İkinci Adam Yayınları’nda romanımı bastırdım. Basılan romandan sadece 10 tane alabildim. Bundan sonra kitabımın akıbeti hakkında hiçbir bilgi alamadım. Kitabımın 2. baskısını yaptıklarını öğrendim. 1. baskıdan hiçbir telif alamadığım gibi 2. baskıda da hiçbir telif alamadım. Mahkemeye verdim ve haklı olduğuma dair bilirkişi raporu yayınlandı” diye konuştu.

DEPOSUNU GÖSTERMEDİ

Yüzyüze görüştüğümüz yayınevi sahibi Alp Arıcan iddiaları reddetti. Kendisine komplo kurulduğunu, tüm kitapları eksiksiz bastığını ve deposunun tam olduğunu ileri süren Alp Arıcan, “O halde kamera eşliğinde deponuza gelelim, bastığınız kitapları sayalım ve gerçekten haksızlığa uğradıysanız bu durumu haberleştirelim” teklifimizi ise hiçbir gerekçe göstermeden “Böyle bir şeye mecbur değilim” diyerek reddetti. ¦Tarık Tekgözli, Aydınlık, (11.11.2015)

DEİ, NET HATA NOKSAN: BU PARANIN NEREDEN GELDİĞİ BELLİ DEĞİL: TAM 13 MİLYAR DOLAR

Türkiye'ye yönelik "kaynağı belirsiz" döviz girişleri, yılın ilk dokuz aylık döneminde, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 52 artışla 13 milyar doları da aştı.

Merkez Bankası verilerine göre, ödemeler dengesinin "kaynağı belirsiz giriş" olarak nitelendirilen "net hata noksan" kalemi, Eylül ayında 1.98 milyar dolar ile 2.0 milyar dolara yakın arttı.

Bu artışla, yılın ilk dokuz ayındaki "kaynağı belirsiz girişler"in toplamı, geçen yılın aynı dönemindeki 8.87 milyar dolarlık girişin yüzde 52 gibi yüksek oranda üzerine çıkarak, 13.44 milyar dolara ulaştı.

Cari dengede yılın ikinci fazlası

Cari işlemler dengesi de, kaynağı belirsiz girişlerin 2.0 milyar dolara dayandığı Eylül ayında, Ağustos ayından sonra, 95 milyon dolar ile bu yıl ikinci kez fazla verdi. Merkez Bankası, 1.17 milyar dolar kaynağı belirsiz döviz girişinin yaşandığı Ağustos verisini 27 milyon dolar fazlaya revize etti. Cari dengede önceki fazla 2009 Ekim ayında verilmişti.

Merkez Bankası'nın ödemeler dengesi verilerine göre, Türkiye ekonomisinin "yumuşak karnı" olarak da nitelendirilen 12 aylık cari işlemler açığı da 40.57 milyar dolar oldu.

Merkez Bankası açıklamasında, dış ticaret açığının bir önceki yılın aynı ayına göre 2.54 milyar dolar azalarak 2.53 milyar dolara düşmesinin yanında altın kaleminde, bir önceki yılın Eylül ayında 648 milyon dolar net ithalat olurken, bu yılın aynı ayında 520 milyon dolar net ihracat gerçekleşmesinin de fazla verilmesinde etkili olduğu belirtildi.

Zeybekci: İhracattaki düşüş, ithalattaki düşüşten yavaş

Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekci, ödemeler dengesi verilerine ilişkin olarak yaptığı açıklamada, "Tüm dünyada görüldüğü gibi Türkiye’nin de hem ihracatında hem de ithalatında düşüşler görülüyor. Ancak Hükümet olarak Ekonomi Bakanlığı eliyle aldığımız önlemler ve Türk ihracatçısının büyük özverisi sayesinde ihracatımızdaki düşüş, ithalatımızdaki düşüşten çok daha yavaş olmaya devam ediyor" dedi ve ekledi:

"Dünya ticaretindeki gelişmeleri anlık olarak izliyor ve öngördüğümüz risklere karşı önlemlerimizi alıyoruz. Ülkemiz ihracatçısı bu zor küresel şartlarda rakiplerine göre daha iyi bir performans sergiliyor. Küresel şartlar her ne olursa olsun, geçmişte bir yapısal sorun haline gelmiş olan cari işlemler açığı sorununun çözümü daha fazla ihracat ve üretim ile mümkündür." ¦Cumhuriyet, (11.11.2015)

UÖŞ: BİRADA 108 MİLYAR DOLARLIK DEV SATIN ALMA

Dünyanın en büyük bira üreticisi Anheuser-Busch InBev 71 milyar sterlin (108 milyar dolara) rakibi SABMiller'ı satın aldı.

Dünyanın en büyük bira üreticisi Belçikalı Anheuser-Busch InBev, dünyanın ikinci en büyük üreticisi ve rakibi olan İngiliz SABMiller’ı resmen satın aldığını açıkladı. AB InBev ve SAB Miller yöneticileri regülasyon dosyalarını birlikte sundular.

Bu yılın en büyük satın almasında hisse başına 71 sterlin (67) dolar ödendiği belirtildi. Stella Artois ve Fosters marka biraların üreticisi SAB Miller, AB In Bev'in 106 milyar dolarlık (hisse başına 38 sterlin) önceki teklifini reddetmişti.

Anlaşma gereği SABMiller'ın MillerCoors'u hisselerini satması gerekiyor.

Dev birleşmeden sonra Budweiser, Stella Artois, Leffe, Fosters, Pilsner Urquell gibi dünya markaları tek şemsiye altında toplanmış oldu.

Dünya bira pazarını ele geçirdiler

Kırmızı: AB InBev bölgesi Sarı: SABMiller bölgesi Turuncu: AB In Bev & SABMiller ortak

AB InBev, halihazırda dünya bira piyasasının en karlı dört pazarından üçü olan ABD, Brezilya ve Meksika bira pazarnda en büyük oyuncu konumunda. AB InBev SABMiller'ı satın almasıyla birlikte Latin Amerika ülkelerinden Colombiya, Peru ve Afrika pazarına da girmiş olacak. ¦Dünya, (11.11.2015)

12.11.2015
KOCAKULAK, CEMAAT: BİZ DİNLEMEDİK, YABANCILAR DİNLEDİ...


Telefon dinlemeleri, Paralel Devlet Yapılanması iddiası ile mercek altına alınan Gülencileri çok tedirgin ediyor. Dinlemelerin binlerce mağduru var. Sadece dinlemeler değil, bu dinlemelerden elde edilen bilgilerle hazırlandığı düşünülen gizli çekimlerin yer aldığı videokasetleri bilindiği gibi siyaseti de derinden etkiledi. Deniz Baykal’ın CHP Genel Başkanlığından gitmesi ve Kılıçdaroğlu’nun gelmesi, MHP yöneticisi milletvekillerinin seçim öncesi istifa etmek zorunda kalması, hala bir muammadır.

Temel sorular şunlar: Başbakanı, bakanları, TSK mensuplarını, Anayasa Mahkemesi üyelerini, ülkenin en büyük holding patronlarını, yazarları, yüksek yargı mensuplarını, binlerce kişiyi dinleme cüretini kim gösterebilir? Nereden, kimden cesaret alabilir? Binlerce dinlemeyi üç beş kişi yapamaz. Karşımızda büyük bir organizasyon var. Çünkü dinlemeler dört aşamalı. Önce kimlerin dinleneceğine karar veren bir üst akıl var. Ona listeler sunuluyor, o da şunları dinleyin diyor. İkincisi bu direktifi yerine getirecek polis şefleri olması lazım. Sahada dinlemeleri yapacak yüzlerce polis memurları da olmalı. Sonra bu dinleme dökümlerini ciddi bulan savcılar lazım. Ama en önemlisi savcıların dinleme talep ettiği kişilerle ilgili hâkim kararı gerekiyor. Yani son noktada hâkimler var. O hâkimlerle ilgili soru şudur: Dinlenen isimlerin kim olduklarını bilerek mi onları suç örgütü üyesi olarak dinlettiler? Yoksa Paralel Yapı elemanı oldukları için gözü kapalı kararlar mı verdiler? İki ihtimal da dehşetengiz...

Bu soruların cevabı için geçen hafta, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca (HSYK) 100’e yakın hâkimle ilgili inceleme başlatıldığı öğrenildi.

Dinlemelerle ilgili kilit isim, halen bu konu ile ilgili tutuklu bulunan dönemin İstanbul Emniyet Müdürlüğü İstihbarat Şube Müdürü Ali Fuat Yılmazer. 7 Haziran seçimlerinde İstanbul’dan bağımsız milletvekili adayı olmuş ve Gülen medyası tarafından kuvvetli şekilde desteklenmişti.

Bu konu, Gülencileri panikletiyor. En son F. Gülen’in resmi internet sitesine 13 Ekim 2015 tarihinde, “İllegal dinlemeleri Cemaat mi yapıyor?” başlığı ile bir savunma kondu. Şöyle deniyor:

“Bir sivil toplum hareketi olan Hizmet’in dinleme yapması teknik olarak mümkün değildir. Dinlemeler ciddi bir ekip ve teşkilat yapısı gerektirir. Kaldı ki bu illegal dinleme iddiaları ispatı kadar bunu yapanların da Camia ile irtibatlı olduğu ve talimatla yaptığının da delillendirilmesi gerekir. Ancak ne yazık ki 8 aydır bunu iddia edenler bir tek delil ortaya koyamamışlardır. Bu durumda “Öyleyse kim yaptı?” diye soru akla gelebilir. Son süreçte ortaya çıktı ki, yabancı ülkelerin istihbarat servisleri Türkiye’yi uzun yıllar dinlemiş...”

Aynı savunmada bir de Gülen’den alıntı yapılmış:

“Biraz da karmaşık bir konu. Mahkeme kararıyla yapılan dinlemeler var, kanunsuz yollarla elde edilen dinlemeler de var. Her ne surette olursa olsun, hukukun dışına çıkarak dinleme yapan her kimse bulunup cezalandırılmalı. Bu kim olursa olsun, kime karşı sempati duyarsa duysun.”

Yani ne deniyor; “biz sivil toplum kuruluşuyuz, böyle şeyler yapmayız. Yapanlar varsa, Gülen’e sempati duyanlardan olabilir, o da bizi bağlamaz. Çok üzerimize geliyorsanız ispatlayın o zaman. Biz dinlemedik, yabancı istihbarat servisleri dinledi, bunu da herkes biliyor...”

Ancak haklarındaki deliller kuvvetli. Yargının kararını bekleyeceğiz. Yalan söyleniyorsa, yalancının mumu yatsıya kadar yanar.

Bir şey daha diyeyim. Bu dinlemeleri kim, kimin talimatıyla yaptıysa onlar kendilerini biliyor... ¦ Hüseyin Gülerce, Star, (12.11.2015)

DEİ: CARİ AÇIK RAKAMLARI AÇIKLANDI

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), Eylül 2015 'Ödemeler Dengesi'ni (Cari Açık) açıkladı. Buna göre, bir önceki yılın Eylül ayında 2 milyar 365 milyon dolar açık veren cari işlemler hesabı, bu yılın aynı ayında 95 milyon dolar fazla verdi. Bunun sonucunda, on iki aylık cari işlemler açığı 40 milyar 569 milyon dolar oldu.

Bu gelişmede, ödemeler dengesi tablosundaki dış ticaret açığının bir önceki yılın aynı ayına göre 2 milyar 539 milyon dolar azalarak 2 milyar 527 milyon dolara düşmesi etkili oldu. Diğer yandan, hizmetler dengesinden kaynaklanan net gelirler 29 milyon dolar artarak 3 milyar 445 milyon dolara yükseldi.

Parasal olmayan altın kaleminde, bir önceki yılın Eylül ayında 648 milyon dolar net ithalat olurken, bu yılın aynı ayında 520 milyon dolar net ihracat gerçekleşti.

Hizmetler dengesi altında seyahat kaleminden kaynaklanan net gelirler, bir önceki yılın aynı ayına göre 439 milyon dolar tutarında azalarak 2 milyar 913 milyon dolara geriledi.

Birincil gelir dengesi kalemi altında yatırım geliri kaleminden kaynaklanan net çıkışlar, bir önceki yılın aynı ayına göre 71 milyon dolar artarak 852 milyon dolar oldu.

FİNANS HESABI

Doğrudan yatırımlardan kaynaklanan net girişler (net yükümlülük artışı), bir önceki yılın aynı ayına göre 368 milyon dolar azalarak 255 milyon dolar tutarında gerçekleşti. Bu azalışta varlıkların 348 milyon dolar artarak 536 milyon dolara yükselmesi etkili oldu.

Portföy yatırımları 2 milyar 871 milyon dolar tutarında net çıkış kaydetti. Alt kalemler itibarıyla incelendiğinde, yurtdışı yerleşiklerin hisse senedi piyasasında 233 milyon dolar, devlet iç borçlanma senetleri piyasasında da 646 milyon dolar net satım yaptığı görüldü. Bunun yanı sıra, yurtdışında ihraç edilen tahvil ve bonolarla ilgili olarak bankalar 648 milyon dolar net geri ödeme gerçekleşti.

Diğer yatırımlar kaleminden kaynaklanan net çıkışlar 306 milyon dolar tutarında gerçekleşti.

Diğer yatırımlar altında, yurtiçi bankaların yurtdışı muhabirlerindeki efektif ve mevduat varlıkları 1 milyar 110 milyon dolar, yurtdışı bankaların yurtiçindeki mevduatları da 478 milyon dolar tutarında net artış kaydetti.

Yurtdışından sağlanan kredilerle ilgili olarak, genel hükümet ve bankacılık sektörü sırasıyla 75 milyon ve 42 milyon dolar net geri ödemede bulunurken diğer sektörler 1 milyar 420 milyon dolar net kullanım gerçekleşti. Bankalar, Eylül ayında kısa vadeli kredilerde net geri ödeyici, uzun vadeli kredilerde net kullanıcı oldu.

Resmi rezervler ise Eylül ayında 847 milyon dolar azaldı. ¦ Star, (12.11.2015)

DEİ: CARİ AÇIK, KAYNAĞI BELİRSİZ PARAYLA FİNANSE EDİLİYOR

Dün bu yılın ilk dokuz aylık cari açık rakamları açıklandı. Buna göre Ağustos ve Eylül aylarında sırasıyla 27 ve 95 milyon dolar cari fazla verilmesine rağmen Ocak- Eylül döneminde toplam cari açık 25,5 milyar dolar oldu.

Yeri gelmişken cari açığın ne olduğunu hemen hatırlatalım…

Hatırlayacaksınız cari açık, bir ülkenin ürettiğinden fazlasını harcaması anlamına geliyor. Dolayısıyla bu yılın ilk dokuz ayında 25,5 milyar dolar ürettiğimizden daha fazla harcama yaptığımızı söyleyelim.

Şimdi gelelim dokuz ayda 25,5 milyar dolar olan cari açığı nasıl finanse ettiğimize…

Bildiğiniz gibi cari açığı olan ülkeler, dünyada cari fazla veren ülkelerden borçlanarak ve mevcut döviz rezervlerini kullanarak cari açıklarını finanse ederler. Ama Türkiye’de durum farklı. Çünkü bu yılın ilk dokuz ayında ortaya çıkan 25,5 milyar dolarlık cari açığın 13,4 milyar dolarlık kısmının ödemeler bilançosundaki net hata ve noksan kaleminden karşılandığını görüyoruz.

ÜRETTİĞİMİZDEN FAZLA HARCADIĞIMIZ PARANIN YÜZDE 52,6’SININ NEREDEN GELDİĞİNİ BİLEMİYORUZ

Peki, “nedir bu net hata ve noksan kalemi” diye sorarsanız cevabı şu; nereden geldiği bilinmeyen dövizlerin kaydedildiği bir hesap oluyor net hata ve noksan. Dolayısıyla ürettiğimizden fazla harcadığımız 25,5 milyar doların yüzde 52,6’sının nereden geldiği bilinmeyen dövizlerle karşılıyoruz. İşte durum böyle olunca bu defa ekonomide şeffaflık ortadan kalkıyor. Kimin dövizi nereden kazandığı veya getirdiği belli olmuyor. Tabii bu durumda ekonomi politikası tasarlamak zorlaşıyor. Bunun yanında kaynağı belirsiz döviz girişi, gelir dağılımının bozulmasına, haksız kazançlara neden oluyor.

GERÇEK BİLANÇOLAR GÖRÜNÜRSE KADINLAR PIRLANTA KOLYE İSTER DİYE PROF. ÜNAL TEKİNALP’IN HAZIRLADIĞI KANUN BİR GECEDE DEĞİŞTİRİLDİ

Peki, niye Türkiye’nin ürettiğinden fazla harcamasının yüzde 52,6’sını bilinmeyen kaynaklardan karşılanıyor?

Karşılanıyor çünkü; hatırlayacaksınız Prof. Dr. Ünal Tekinalp’in hazırladığı küresel hukuk kurallarına uygun Türk Ticaret Kanunu’nun şeffaflık ve denetim hükümleri kanun yürürlüğe girmeden bir gece önce apar topar değiştirildi. Hattâ ekonomiden sorumlu Başbakan Yardımcısı Ali Babacan “Şirketlerin uluslararası denetim kurallarına göre hazırlanan bilançoları yayınlanırsa şirket sahiplerinin karıları pırlanta kolye, pırlanta küpe ister” diyerek bilançoların sansür edilmesini savunmuştu.

Kısaca şeffaflıktan uzaklaşmanın nedenini “para kazandığımızı aman karılarımız duymasın”a getirmişti… İşte bu söylem bugün Türkiye’nin ödemeler bilançosunu anlaşılmaz hâle getirdi.

Anlayacağınız Ali Babacan’ın bilançoların sansürlenmesi için uydurduğu gerekçeden sonra Türkiye’nin ürettiğinden fazla harcamasının yarısından fazlasının nasıl finanse edildiği bilinemiyor. Yani kadınlar pırlanta kolye, pırlanta küpe istemesin diye şeffaflık ortadan kalktı. İster inanın ister inanmayın söylenen gerekçe buydu. ¦ Süleyman Yaşar, Taraf, (12.11.2015)
avatar
TRABZON61
.::Otağ Yetkilisi::.


.::Otağ Yetkilisi::.





Yaş Yaş : 34
Cinsiyet Cinsiyet : Erkek
Nerden Nerden : Trabzon
Lakap Lakap : ¤ۣۜ..¤ ¤ۣۜ..¤ ¤ۣۜ..¤ ¤ۣۜ..¤ ¤ۣۜ..¤
Doğum Tarihi Doğum Tarihi : 01/11/84
İletiler: İletiler: : 1325
Üyelik Tarihi Üyelik Tarihi : 12/04/09




Kullanıcı profilini gör http://ilteris.forum.st/

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Sayfa başına dön


 
Bu forumun müsaadesi var:
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz